BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
AHLAK VE DEĞERLER L3

AHLAK VE DEĞERLER L3

Tarih 10/Şubat/2010, 18:20 Editör BİLGE BİLGE

L3 ü5- ve ü7 ,ü2


DEĞERLER(AHLAK VE DEĞERER)L3 ü5- ve ü7 ,ü2

 " KÖTÜLERE  ACIMAK İYİLERE   ZULÜMDÜR. " ( SADİ )      * "ŞEYTAN  HİÇ BİR GÜNAHI , GÜNAH DİYE YAPTIRMAZ. " ( SAİD   SOLMAZ  )

    S-1-Ahlak nedir?

Bir davranışı yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o davranış ahlakidir;Eğer iyi hissetmiyorsan o davranış ahlaka aykırıdır” , “Neyin doğru neyin yanlış olduğunu  tarif eden ve öğreten ilkeler”

       Din,İnsanın kendine özgü şahsiyetiyle sonsuz kainat arasında kurduğu belirli bir ilişkidir.ahlak ise,bu ilişkiden doğan sürekli bir hayat düsturlarıdır.(Tolstoy 1998 ,97)

          S-2-Ahlak kavramı bağlamında dinin amacı nedir?                                                                                                                                                    

 İslam dininin temel hedefi, mükemmel bir ahlâk sistemi ortaya koymak ve insanların buna uygun bir hayat yaşanmasını sağlamaktır. Amaçlanan davranışların yapılmasının sonunda:Güvenli,huzurlu,mutlu toplum oluşturmaktır. Bu amaca uygun olarak da İslam dininin kaynağı olan Kuran da ve Hz. Muhammed'in(s.a.v.) davranışlarında mükemmel bir ahlak örneği,sürekli vurgulanmıştır

               Mükemmel bir ahlak sistemi kurmak ve buna uygun bir hayat yaşanmasını sağlamaktır.Toplumsal barış ve mutluluğun ancak faziletli,erdemli,yüksek ahlaki amaçları hedef edinmiş insanlarca oluşturulacağını vurgulamıştır.İnsanlara dünya ve ahrette mutlu olmanın ilkelerini koyar.

        İnsanlarda iyilik ve kötülük potansiyel olarak vardır.İslam ise bu potansiyellerin iyi olanını teşvik eder insanı bilgi ve din yoluyla mükemmelleştirmek ister.Yani herkesi iyi ,kötüyü  daha az kötü yapmaya çalışır.Bu yönden peygamberlerin Ahlaken bozulmuş toplumlara gönderilmesi önemlidir.İslam ın belirlediği Ahlaki ilkelerden sapma,toplumdaki huzuru ve güveni sarsar.Bu da mutsuzluğu getirir.

           Kur an da sık sık “İman edin sonra da doğru ve güzel,yararlı davranışlar yapınız”denir.Bu da Davranışlara yansıyan imanın önem kazandığını gösterir.

          Seküler ahlakın amacı insana menfaat hissi kazandırmaktır.Çıkarı için çalışan insanlar ise;zayıflara zarar verir böylece çatışma çıkar.İslam ahlakının amacı ise,Allah rızasının gerektirdiği erdemleri kazanmaktır.Seküler ahlakın amacı para kazanmak,çıkarını,gücünü kullanarak sosyal statüsünü güçlendirmektir.Çıkarlarının peşine kuralsızca düşenlerden oluşan toplumda ise kavga,şiddet,saldırı çıkar. Yani Müslüman’ın her davranışı Müslüman’ca olamayabileceği gibi;İnançsızın da her davranışı;Dine aykırı değildir.

               .  Din toplum  halinde nasıl yaşanması gerektiğine dair temel ilke ve prensipler belirle­r.Yani ahlâk prensipleri,dinin inanç ilkelerinden çıkarılır.. Buna göre, İla­hi kudret yarattığı insanlara bu ahlak duygusunu ektiği gibi, ayrıca gön­derdiği kitaplarla da bunları yeniden düzenlemiş, unutulanları hatırlat­mış ve kitaplar göndererek bildirmiştir. Yani ahlâk kuralları, insanların hem fert hem toplum olarak hayatlarını düzenlemeleri için Allah'ın in­san tabiatına ektiği ve kitaplarıyla ortaya koyduğu buyruklardır; onun insanlardan nasıl davranmaları gerektiğine dair talepleridir. İlahi emirler aracılığıyla insanlardaki potansiyel duygular mükemmelleştirilmek istenir. Bu emirler kâmil bir insan olabilmek için, gereken eylemler ve duygularla bezenmeyi sağlayacak olan ilkelerdir. Bu hedeften sapma sonucunda ortaya çıkan ahlakilikten uzaklaşma durumu ise hem ferdi hem de toplumsal huzur­suzluğu ve mutsuzluğu doğurmaktadır. Dinler tarihine baktığımızda, peygamberlerin sadece inanç bakımından değil, aynı zamanda ve ahla­ken de ölçüyü kaçırmış topluluklara gönderildiğini görmekteyiz. Bu ne­denle bütün peygamberlerin en önemli görevleri "güzel ahlakı anlat­mak" olarak belirlenmektedir.

         S-3-Ahlak toplumdan topluma değişim gösterir mi?Her yerde geçerli ahlak kodları var mıdır?

  Bir toplumda güzel görülen ahlak başka toplumda yanlış kabul edilebilir.İlahi dinlerden doğmuş ahlak ise kişilerin duygu,çıkar,istek ve düşüncelerinin üstündedir.Bir kural yapan kişi çoğunlukla kendi aleyhine kural maddesi koymaz;O zaman insanların yaptıkları kurallar gerçek objektif kural olmayabilir.

          S-4-İslam Ahlakının İnsanı teşvik ettiği ilkeleri nelerdir?(Peygamberimizin belirlediği ilkeler)

        ADAP-EDEP: Yeme içme,sohbet,yolculuk,gibi hayatın çeşitli alanlarıyla ilgili davranış ve görgü kurallarına,öğüt verici sözlere denir..

         Ahlak karakter ve şahsiyet oluşumunda önemli etkendir..Öfkeyi ,üzüntüyü dengeli kılar.Karakterli ve şahsiyetli,edepli,bilgilerini hayatına aktaran insan yetiştirmek eğitimin amacı olup aynı zamanda ahlakında amacıdır..Kurttan,kurt doğar ilkesi ahlaki bağlamda düşünüldüğünde kurtlar insanlığa hizmet eden insanlar olabilmektedir.

          İnsan kendisindeki ahlaki potansiyelleri geliştirdiğinde meleklerden üstün olabileceği gibi;Kendisindeki kötülük potansiyellerini geliştirdiğinde hayvanlardan daha vahşi olabilir.                İnsan çamurdan yaratılmıştır;Her an çamurlaşabilir”

       Kendine yapılmasın ı istemediğin bir davranışı başkalarına yapma” ,  “Müslüman elinden ve dilinden başkalarının güvendiği insandır”.” Müslüman kendisiyle arkadaşlık yapılan ve başkalarıyla arkadaşlık yapabilendir,başkalarıyla kötü ilişkiler kuranlar da hayır yoktur.”

         Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için  de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz” , “İman etmediğiniz sürece Cennete giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.Birbirinizi hangi davranışlardan dolayı seveceğinizi size söyleyeyim mi?,aranız da selamlaşmayı yayınız.”

      Müslüman Müslümanın kardeşidir,O na zulmetmez.O nu tehlikede (Zalimin elinde)yalnız bırakmaz.Kim bu dünya da bir müslümanın ihtiyacını giderirse Allah da O nun ihtiyacını giderir.”

       Küresel ahlakı gerçekleştirmek,Çünkü küresel ahlak olmadan küresel düzen olmaz.Güçlüler zayıfları ezer sömürür ve köle olarak çalıştırır.

      Dürüstlük,alçak gönüllülük,yardımlaşma,sözünde durma,borcunu zamanında ödeme,üretici ve yararlı olma,utanma,acıma,İnsanları sevme,Barışçıl olma,doğrulara bağlılık,adaletli olma,hoşgörülü olma,yardımsever olma,içten samimi olma,şefkatli olma,alçak gönüllü diğer gam olma,Uzlaşmacı olma, Kur'ân'da ahlak ile ilgili pek çok kelime ve kavram yer almaktadır. Mesela, birr (iyilik), takva (Allah’tan sakınma ve dini hassasiyetle yaşama), amel-i salih (iyi-hayırlı işler yapma), istikamet (doğruluk), hüsün (güzel düşünceli ve güzel davranışlı olma), hayr (iyi), ma’ruf (iyilik) gibi iyi ahlaklı olma; ism (günah), dalâl (sapkınlık), fahşâ (çirkin söz ve davranış), münker (kötü), bağy (isyankârlık), seyyie (günah iş), hevâ (nefsin boş arzularına uyma), fısk (günahkârlık), fücûr (günah işlemek), zulüm gibi kötü ahlaklı olmayı ifade eden birçok kavram vardır.

               Kur’ân’da ahlaki vazifelerle dinî emirler bir arada zikredilmiştir. Hiçbir ahlakî emir yoktur ki, dini veya imanî bir emir olmasın. Örneğin namaz, oruç, hac ve zekat nasıl bir dini vazife ise, sağlığı koruma, aileyi yaşatma ve başkalarına yardım da birer dini görevdir. İnsan öldürme, içki içme ve zina yapma nasıl birer kötülük ise, sağlığını korumama, gıybet, dedikodu, insanların ayıplarını araştırma da haramdır.

                 İslam,Bağlılarından Hedeflediği mükemmele yakın davranışları göstermesini bekler. Zile basma,evlere girme,kapının önünde durma şekli adabı,hasta ziyareti ve adabı,yemek adabı,akrabalık ilişkileri,laf taşımacılık,kaş göz işaretiyle insanları çekiştirmek,kardeşlik ilişkileri,Borçlanma konusundaki tavsiyeler,yeşillendirme,yaşanılan yerleri güzelleştirme,Çimlere basmama(Ağaç dikin),Temizlik,Dürüstlük,sağlam iş yapma ,iyi çığır açma,kötülüğü 3 aşamalı önleme çabaları ,Evreni düşünme yani evrensel ahlaka uyma,şüphe ve kuruntudan uzak olma,ümitsiz olmama,alay etmeme,gelen haberleri sorgulama,her şeyde doğru olmaya çabalama,kibirlenmeme,tembel olmama,çevreye ve temizliğine dikkat etme,iyi dost edinme,büyücülük,falcılıktan uzak olma,yalandan uzak olma,ölçü tartıda dürüstlük,akıl tutulmasından,taassuptan uzak olma,iç temizliğine sahip olma,          Bunları canlı ve dinamik hatırda tutmak için  ibadet ve duaların emredilmesiyle bu bütünlüğe yaklaşılmasının emredilmesi

        İslam Ahlakının amacı,Seven sevilen,güvenen ve güvenilen bir toplum oluşturmaktır.Yanlış bir şey istenmedikçe nefsimize ağır gelse de Devlet güçlerine itaat emredilmiştir.Çünkü mutlu toplum ve Birey kuralların yaşandığı toplumda oluşur.Devletin hoşuna gitmeyen kurallarına itaat etmeyen toplumun bireyleri kuralsızlığa düşer ki o zaman,başkasının hakkına saygı,kurallara uyma gibi davranışlar ortadan kalkar.

        Yaptığının hesabını vermeyeceğine inanan insan yakalanmadıkça her türlü kötülüğü yapar.Başkasına zarar vermenin,hayvanlara doğaya zarar vermenin vicdani kaygısını hissetmez.Zengin ama mutlu olmayan bireyler bu düşüncede ki insanların ürünüdürler.

         Küçük mutlulukların adamı olmak ve kanaatkar olmak.Başkalarını mutlu ettiğinde mutlu olan bireyler bunun doyumsuz hazzını yaşarlar.

          İslam ahlakı,İçgüdülerin dizginlenmesini ve insandaki enerjinin topluma ve insanlığa yararlı üretkenliğe dönüşmesini ister.

        Zahmetlerde rahmet,elem ve acılarda baki lezzetleri bilmek.

        İnsanlar da din ahlakından uzaklaşmanın sonucunda ortaya çıkacak kötü ahlakın ve kötülüklerin sonucunda İnsanlar tekrar İslam ahlakına sarılacaklardır.Çünkü insanlar yapmasa da her kes ahlaklı ,dürüst,yalan söylemeyen,helal süt emmiş insanlarla arkadaşlık kurmak istemektedirler.

        Peygamber sav bir savaştan dönerken “Şimdi küçük mücadele(cehdden)büyük mücadeleye gidiyoruz”buyurmuştur.Burada asıl cehd ın insanın nefsiyle mücadele ederek olgun ahlakı yakalayacağı anlatılır..”İçini temizleyen kurtulur”

           “Bir insan iyilik yaptığında sevinç kötülük yaptığında üzüntü duyabiliyorsa  artık O gerçek mümindir”Yani kişinin ahlakının bilgi düzeyinden davranış boyutuna çıkması Önelidir.

           Başka bir hadiste”Asıl güçlü(Yiğit) kızgınken öfkesini yenendir”buyrulur.

          İnsanda sınırlanmamış ,kızgınlık,istekler,akıl gibi unsurlar ölçülendirildiği oranda insan doğru ahlakı yakalar.

           Bir düşünüre göre Halkın ezici çoğunluğu Faziletleri alışkanlık haline getirmedikçe huzurlu bir toplum oluşturulamaz.Huzurlu bir toplum için sadece kanunlar ve güvenlik güçlerinin güç kullanması yeterli olamamaktadır.Bundan dolayı her bireyi Allah korkusu(Dağın tepesinden düşme korkusu gibi) ve İnancıyla yetiştirmek gerekir.Bunun yanında Ahiret inancını ve dünya daki yaşantımızın ahrette nasıl karşılık bulacağını da öğretmek gerekir ki O zaman suç ve kötülüklerin en az olduğu huzurlu bir topluma doğru yönelmiş oluruz.Ahlaki davranış toplumdaki bir çok sorunu çözer;Çünkü İnsanların birbirlerine kötülük yapmadığı ya da davalı olmadıkları yerlerde Hakimlerin yükü azaldığı gibi Güvenlik güçlerinin enerjileri de daha verimli alanlara yönelecektir.Bu işlemler için harcanacak maliyetler de en aza inecektir.

         S-5-İslam ahlakının kaldırmayı amaçladığı davranış ve özellikler nelerdir?

              “Eğer beni inorganik maddeler yarattıysa hesap vermek zorunda olmayacağımdan canımın istediğini yaparım,anlayışı toplumun içine girmiş bir kurttur.Bu bireysel yanlış bencilliği ve daha başka kötülükleri getirir.

        İslam dini ve Ahlakı Sorgulayan,düşünen,başkalarının haklarına dikkat eden,modern ve medeni insanlar yetiştirmek ister.İslam ahlakının mücadele ettiği şeyler şunlardır: Fakirlik, cahillik ve İnsanların birbirleri ile kavga etmeleri'. Bu Önerilerin sahibi sonunda  tımarhaneye atılmıştır….

           Ahlakın amacı:Maddi ve manevi yönden İnsan ruhunu yüce özelliklerle bezemek geliştirip kontrol etmektir.Olumsuz duygu ve davranışlarını gidermek ve iyiye kan alize etmektir.                                                       

      Doğrunun ölçüsü nedir?Kime göre doğru doğrudur?Oysa insan üstü ve tarafsız bakan bir göz herkes için gerçek doğruyu koyabilir.

 

GIYBET-Su-İ ZAN,TECESSÜS?

  "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: ‘Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?’ ‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir!’ dediler. Bunun üzerine: ‘Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!’ açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: ‘Ya benim söylediğim o kişide varsa, (Bu da mı gıybettir?)’ dedi. Aleyhissalatu vesselam: ‘Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir.’1 şeklinde mukabelede bulunarak gıybeti tarif etmiştir.
           Kur’ân-ı Kerim’de,
gıybet, ölmüş kardeşinin etini yemeğe benzetilerek haram kılınmıştır. "Ey iman edenler zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır.

           
“Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Çokca tövbeleri kabul eden ve rahimdir(İnsanları seven-acıyandır)" (Hucurat sûresi, 12).

            SONUÇLAR:Artık hem hayra hem de şerre vesile olan televizyon, internet gibi basın yayın organlarıyla insanların ayıp ve kusurları milyonlara mal edilmekte, milyonlar o ayıplara ve gıybete şahit tutulmaktadır. İnsanlar bu küresel günahtan nasıl tövbe edeceklerini, bu cürmün vebalini nasıl taşıyacaklarını düşünmeli ve kendilerine gelmelidirler.
          Kardeşine dil uzatma ve karalama ise, ters tepen bir silaha benzer. Kişi ekseriyetle bu davranışın ya hemen, ya da ölmeden önce cezasını görür.Peygamberimiz,”
Başkasındaki bir hatadan dolayı onu ayıplayan kişi aynısını çekmedikçe ölmez”buyurmuştur.

           Gıybet çoğu zaman kendisini sû-i zanla besler ve insanlar, sû-i zan besledikleri kişileri gıyabında çekiştirirler. Gerçekten gıybeti tetikleyen veya hazırlayan günahların başında, mü’min kardeşinin davranış motifleri hakkında temelsiz kuşkulara dayanan kötü düşünce ve tahminden ibaret olan sû-i zan gelir. Neticede bir fasid daire meydana gelir ki, bazen sû-i zan gıybeti, bazen de gıybet sû-i zannı doğurur. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.) "Sû-i zandan sakınınız. Zira sû-i zan sözlerin en yalanıdır…"11 buyurmuştur.”Kardeşinde gördüğünü hayra yor”buyrulmuştur.
              Peygamber Efendimiz (s.a.s.)
"Müslümanların mahremlerini ayıplarını araştırmayın. Her kim mü’minlerin ayıplarını araştırıp ifşa ederse, Allah da onun ayıplarını ortaya döker, evinde bile olsa onu rezil eder."13

         Gıybetten Korunma Çareleri: günahlardan uzak durmaktır. Evet hüsn-ü zan, esas olmalıdır. Herkes başkasının kusurlarına, kendi kusurları adesesinden bakmalıdır. 3 şu ayette ifade edilen mesuliyet duygusu ve hassasiyete sahip olunmalıdır. Herkes, her ne konuşur, her ne yaparsa bundan Allah’ın haberdar olduğunun ve bunların hesabını vereceğinin bilincinde olmalıdır. Zira Yüce Allah: "Görmez misin ki Allah göklerde ne var, yerde ne varsa bilir! Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüleri mutlaka Allah’tır. Beş kişi gizli konuşsa altıncıları mutlaka Allah’tır. Bundan ister daha az, ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O, kendileriyle beraberdir. O, ileride kıyamet gününde, yapmış oldukları işleri onlara tek tek bildirecek, dilerse karşılığını da verecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilir." (Mücadile sûresi, 7)

               . Evet, Cenab-ı Hak, bize şahdamarımızdan daha yakındır. Nefsimizin bize fısıldadıklarını bilir. Her şeyi bilmesine rağmen bizi gözetleyen ve her konuştuğumuzu ve yaptığımızı kaydeden şahitleri ve melekleri görevlendirmiştir. Kıyamet gününde her şeyin kaydedildiği defterler bize arz edilecek ve yaptıklarımızla, söylediklerimizle yüzleşecek ve hesabını vereceğiz. (Kâf sûresi, 17-18)  4- Sohbet ve toplantı adabına riayet edilmeli, özellikle mâlâyaniden uzak durulmalıdır. 5- Gıybet ve benzeri Allah’ın razı olmadığı günahların işlendiği ortamlarla karşılaşıldığında, mümkünse insanlar, hikmet ve güzel öğütle ikaz edilip emr-i bi’l-maruf yapılmalıdır. Eğer bir mü’minin buna gücü yetmiyorsa derhal gıybet ortamını terk etmelidir. Aksi takdirde aynı günahı işlemiş olur. (Bkz.: Nisa suresi 140; En’âm, 68)  7- İffetimize sahip çıktığımız gibi dilimize mukayyet olmalıyız.

          Gıybetin Caiz Olduğu Birkaç Husus. haksızlığı bertaraf etmesi için şikayette bulunmak, bir hâkime derdini anlatmak gıybet olmaz. b) Etrafına zararlı bir kişiye karşı, onunla ortak çalışmak isteyen ve sana danışan bir kardeşini uyarmak. C- Açıktan içki içer ve bundan utanmazsa, fenalıktan sıkılmıyorsa, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyorsa, içki içiyor demek gıybet olmaz. Ancak açıktan içki içiyor, sıkılmıyor diye bu kişinin diğer kusurlarını ortaya dökmek gıybettir.

        Gıybetin dünyadaki cezasına gelince   Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Müflis kimdir?" diye sordu. Bunun üzerine sahabe efendilerimiz "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Müflis kimdir?" diye sordu. Bunun üzerine sahabe efendilerimiz "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir."Peygamberimiz:”O nu bunu gıybet etmiş hakkını yemiş olan kişinin ahrette sevaplarını başkalarına veren kişiye müflis denir”buyurmuştur…

          Hadislerinde, gıybet edenlerin akıbetini şöylece tasvir eder: "Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı. ‘Ey Cebrail! Bunlar da kim?’ diye sordum. ‘Bunlar, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir.’ şeklinde cevap verdi."
            Gıybetin dünyadaki cezasına gelince öncelikle toplumda ve fertler arasında kardeşliği ortadan kaldırır ve böylece yardımlaşma gibi hayırları engeller. Ayette öldürmekten daha beter olarak anlatılan fitneye sebep olur.

             Ayrıca başkalarının kusurlarını araştırıp ortaya dökmek ters tepen bir silaha benzer. Böyle kişiler dünyada kimin ayıbını ve kusurunu ifşa etmişlerse Allah onları evlerinde bile olsa benzer bir şekilde rezil eder. Allah Resûlü "Her kim, Müslüman kardeşini bir günah yüzünden ayıplarsa, onu kendisi de işleyinceye kadar ölmez."22 buyurmuştur.

            Gıybet eden kimse öncelikle tövbe etmeli ve Allah’tan mağfiret dilemelidir. Akabinde ise, gıybetini ettiği kişiyle, haksızlık ve zulüm ettiğinden dolayı, ayrıca helalleşmesi gerekir. Helallik istenen şahsa durum olduğu gibi anlatılmalıdır. Mesela: "Senden şu kadar haksız yere şunu aldım; seni gıybet ettim..." vs. gibi.

        Sonuç: Özetle belirtirsek Müslüman’a yakışan gıybet etmemek, gıybet ettiğinde yahut isteyerek gıybeti dinlediğinde ise, ‘Rabbim beni ve gıybetini ettiğim kişiyi bağışla.’ diye yakarmak ve gıybet edilen adama rastgeldiği zaman da onunla helalleşmektir. Zira gıybet, kardeşlik duygularını, birlik ve dirliği, ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi yok eden, dinamitleyen bir münafık ameli ve münafıkça bir günahtır.
S—5-İslam ahlakı, insan doğasına neden uygundur?                                                                                              .          Allah sizi Annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmezler olarak çıkarttı”(Nahl suresi78) Hayvanlar yaşayacakları ortama uygun şartlarla donatılıp yaratılırken ve doğar doğmaz uyum sağlarken insan için uzun yıllar ve eğitim gerekmektedir.Eğer çocuk iyi şeyler öğretilirse iyilik üzere büyür gelişir,dünya ve ahrette mutlu olur.Bu bağlamda Peygamber (s.a.v.)efendimiz,”Babanın evladına vereceği en güzel hediye güzel bir terbiyedir”,”Çocuklarınıza asil insan muamelesi yapınız ve onlara ikramlarda bulununuz ve güzel terbiye(eğitim) veriniz” ,”İnsan öldükten sonra Amel defterinin kapanmamasına sebep şeylerden birisinin de geride bırakılan güzel terbiye edilmiş yararlı evlat olduğunu”buyurmuştur.

       Peki İnsan doğasının fabrika ayarlarında kalarak virüs bulaştırmadan geliştirilmesi nasıl olacaktır?

           Hz Ali ,”Çocuklarınızı kendi yaşayacakları zamana göre yetiştirip terbiye ediniz”demiştir.

        S-6- Allah bir şeyi iyi olduğu için mi emretmiştir?O şey iyi olduğu için mi Allah emretmiştir?                                                                                                                               Eğer bir şey iyi olduğu için Allah emretmiş ise O zaman Allah insanların iradeleriyle kısıtlıdır.Bir şeyi Allah emrettiği için iyi ,yasakladığı için kötüdür.İyi ve kötü nitelikleri varlıklara sonradan yüklenmiştir.Bu yönden Allah ın iradesi ne yönde tecelli etmişe İyilik kötülük O yöndedir;Çünkü iyi ve kötü başlangıçta tersi anlamlarla yaratılırlardı.Ancak,Allah ın emrettiklerinin bir hikmeti vardır;Allah abes ve boş gereksiz işlerle uğraşmaz.Bundan dolayı İslam ve Allah ın emirleri sırf güzellik ve güzelliğin kaynağıdır…(İnsan aklına iyi olarak gelen ve insanın bilemediği gerçek iyinin daha kapsamlısı İslam da vardır ve islamın çocuğudur,onun için İslam fıtrat dinidir…

      S-7-Doğrunun ölçütü ve kaynakları nelerdir?;İyilik kötülük nedir İyiliğe ulaşmak  ve kötülükten korunmak nasıl mümkün olabilir?Hayatı nasıl yaşamalıyız?

         Mantık nasıl doğru düşünmenin kurallarını öğretiyorsa ahlakta bize doğru yaşamanın kurallarını öğretir.Ama iyi nin ne olduğunu bilemezsek nasıl iyi insan oluruz?Kendimizi tanımaz;hatalarımızı göremezsek nasıl kendimizi düzeltip iyi insan olabiliriz?

        Akıl,toplum,vicdan,din ,Felsefe,İnsan doğası(fıtratı)bunlar iyiliğe ışık tutan kaynaklardır…En doğru ve yanılmaz iyiyi bize hangisi verebilir,yaşam dan ve dünya dan örneklerle bunları görebiliriz.!!!

       Akıl,Evrendeki bütünü göremediğinden ve çıkarlar üstü düşünemediğinden gerçek doğrunun kaynağı olmasında eksiktir.Toplumda ki iyi ve güzel olarak gördüğümüz bir çok davranış gerçekte dinden doğmuştur.Mesela Din de “yalan söylemeyiniz “ayeti toplumsal kültürde yalan söylersen güvenilirliğini kaybedersin,sevilmezsin”-“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar”-“Araba da unutulan çanta dolusu parayı günlük 60 tl ücretle çalışan şoförün sahibine vermesinin temelinde ,bu insanın içinde yaşadığı kültürün;kültürün de önemli öğesi ve motor gücü olan dinin etkisi büyüktür..Din bu şekilde  kültüre dönüşür.İyinin ölçüsü toplum olamaz çünkü doğru toplumdan topluma değişir.(İdam konusunun her toplumda farklı cezalar şeklinde uygulanması…)Acaba iyilik toplum için iyi olan mıdır?Ahlak mı toplumu oluşturmalı ,Toplum mu ahlakı oluştur malı?

       Allah tan ayrı olarak ahlak düşünülebilir mi?Allah tan ayrı düşünülen ideolojilerin insanlığı sürüklediği sonlar nelerdir?Afrika-açlık-obezler,İki tane dünya savaşı ve bu savaşların sonuçlarında:Ölen insanlar,Sömürülen fakir ülkeler-Onların sömürülmesinden elde edilen zenginlikler,İşkenceler ve akla hayale gelmeyen aletler,Irak taki organları zenginlere peşkeş çekilen çocuklar,Hayvan ve insanlara yapılan akla hayale gelmedik işkenceler…

     Yaratıcı güç insanların içlerine ahlaki duyguları ekmiş;yani ona göre dizayn etmiştir.O halde ahlaka uygun yaşamak insanın doğasına uygun yaşamaktır.

      İnsan aklı gerçek doğru ahlakı bulabilir mi?İnsanlar ben merkezci egoist ve sadece kendi duygularını tatmine yönelirken,daha geniş düzeyde ise toplumsal ve evrensel düzeni bozmaktadırlar.Böylece adalet ve düzen yerine zulümler baskılar ve adaletsizlikler yayılmıştır.İşte insan aklı evrensel düzen ve ahengi kavrama da  sınırlı kaldığından  veya kavrasa bile buna uygun davranmayı başaramadığından evrensel (külli) akla  ihtiyacı vardır.Böyle bir akıl da kural şeklinde olur.Böyle bir kural da ancak evreni ve içindeki insanı  en iyi tanıyan birinin kuralı olabilir.İşte bu kural da peygamberlerin getirdiği dinlerdir.

      Allah in koyduğu ahlak ilkeleri dışındaki Ahlak kuralları, dünyayı bir kaosa sürüklemiştir. in­sanların hepsi için geçerli olacak, herkesi gerçek mutluğa eriştirecek ev­rensel ahlak kodları olmalıdır. Genel olarak saygı, güvenilir olmak, sorumluluk, adil ol­mak, şefkatli olmak gibi hususlar, evrensel ahlakın genel ilkeleri olarak kabul edilmektedir.Yalan söyle­memek,kendine davranılmasını istediğin gibi başkasına davranmak, hırsızlık yapmamak, aldatmamak, başkalarına iftira atmamak,zina yapmamak, ensest ilişkilerde bulunmamak, tecavüz etmemek, adam öldürmemek, çevreyi tahrip etmemek gibi yapılması uygun olmayan davranışlar ahlak ilkeleri olduğu gibi; dürüst olmak, iyiliksever olmak, aile ve arka­daşlara sadakatli olmak, güçsüz ve zayıflara yardım etmek, çevreyi ko­rumak yapılması gereken ahlak kodlarıdır.Bunlar en mükemmel manada İslam da ve Kur an da var olup;Peygamberinin yaşantısıyla pratiğe dökülmüştür.

değil ! - Foto

İnanılır gibi değil ! - Foto

Kullandığı otomobilin arkasına iple bağlı köpekle giden sürücü tepkiye neden oldu. Köpek koşmakta zorlanırken, sürücü tepkilere aldırış etmedi. »

 

Pes! Aynı günde, 2 ayrı şehirde, 3 kez..Elektronik takibe ilginç örnekler takıldı. Adana'da bir hasta hiç muayene olmadan 100 defa ameliyata alındığı belirlendi. Başka bir hastaya ise aynı gün içinde Yozgat Sorgun ile Tokat Turhal'da 3 kez muayene yapıldığı belirlendi. (CİHAN)

Yetkililer, yaptıkları hesapla vatandaşın 113 kilometre mesafedeki 2 ilçede 3 defa muayene olmasının mesai saatleri içinde mümkün olmadığını tespit etti. Yolsuzluk yapan hastanelerden devlet zararının tahsili için müfettişler görevlendirildi. BİR HASTAYA 93 DEFA MR ÇEKİLMİŞ, Bir hasta 1 yılda 2 bin 500 defa hastaneye gidip tedavi olmuş. Bir gün içinde hem Tokat hem Yozgat'ta muayeneden geçmiş. (CİHAN) 23.Mayıs.2009 11:48:52

Karpuzun yeneceği kalmadı

Karpuzun yeneceği kalmadı

Çukurova'da, çiftçilerin rekolteyi artırmak için kabak aşılı karpuzları tercih etmesi, karpuzun eski tadını kaçırırken, tüketicinin tepkisine sebep oldu. »30.Mayıs.2009 12:07:16 haber7

 

     S-8-Doğru davranış oluşturmada neler etkilidir?

            Eğer insanlarda Dini terbiye olmazsa,Toplumda baskı,şiddet ve zulüm ,rüşvet olur.Bundan dolayı Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını karşıladığımız bu yönde eğitim verdiğimiz gibi Dini terbiyelerini ihmal etmememiz gerekir.Eğer anne baba çocuklarına dini ve ahlaki terbiye de ihmal gösterirse,Onlar bizzat çocuklarından eziyet ve zulüm görürler.Bunun örnekleri toplumda görülmektedir.Dini ve ahlakı yönden eksik terbiye edilmiş bir çocuk herkese olduğu gibi anne babasına da saygısızlık ve şiddet gösterebilir.Büyükler ahlaklı yaşantılarıyla çocuklara örnek olmalıdır.Büyüklerin söyledikleriyle yaptıkları,okulda öğretilenler ile toplumda ve pratik hayattakiler uyumlu olmalı :böylece insanlar ruhsal çatışmalara düşürülmemelidir.Mesela:Anayasamızda ve okullarda “Din ve vicdan özgürlüğü öğretiliyorsa,bu kanun maddesi olarak konulmuşsa bunun gerçek hayattaki yansımaları tersi olmamalıdır.Kimse dini ve ahlaki tercihlerinden dolayı zorlamaya ve baskıya uğramamalıdır,Herkes inandığı düşünce ve dininin gereklerini özgürce uygulayabilmelidir;aksi halde din ve vicdan özgürlüğünden,Laikliğin dindarlığın teminatı oluşundan bahsedilemez...

            Gençler akıldan ziyade hisleriyle hareket ederler bir dk. lık intikam ya da  zevkleri uğruna tüm hayatlarını karartabilirler.80 yıl hapis yatarlar.En iyi hayattan en acınacak hayata düşebilirler.Hapse girmek çok kolay iken çıkmak çok zordur.

          Gençlerimizin ibadet ahlak ve itaatten çıkması sadece kendisine değil,ailesine,çevresine ve toplumuna  zarar ziyanlara yol açabilmektedir.Hastane ve hapishaneler gençliğini  kötüye kullanmış insanların feryatlarıyla inlemektedir.Hapishaneler gençlik taşkınlığıyla meşru olmayan hayatın tokatlarını yiyen gençlerle doludur.  Manevi eğitim eksikliğinden meyhane köşelerinde çözüm arayan gençler az değildir.Gençler toplumda taşkınlık yapmaya ve zulm yapmaya yatkın olabilirler,gözleri sadece amaçlarını görür,toplumsal hayatın düzenini bozabilirler.Bu tür davranışlara tek çare,İyi bir Din eğitimi,Cehennem ve sonrasında etkin kontrol ve yeterli cezadır..Eğer Cehennem fikri olmazsa güçlü olan haklıdır ilkesiyle O gençler zayıflara ,ihtiyarlara dünyayı Cehenneme çevirirler.Allah a ve ahrete İman herkese hükmetmesi gibi gençlere de hükmetmeli böylece bir çok sorun çözülmeli ve anarşi yıkıcılık ve saldırı önlenmelidir.Çocukları kötülükten korumanın en güzel yolu onları ahlaklı ve imanlı olarak yetiştirmektir.Eğer teknoloji ahlaklı insanların elinde olmazsa Dünyanın sonu yaklaşmış ve şiddet ölümler,işgaller baskılar artmış demektir.

          İnsan İlahi sınırlar içinde kaldığı sürece hayatın bilim,ve ahlak alanı dahil hiçbir alanında sorun yaşanmamıştır.Ne zaman insanlık İlahi sınırlar dışına çıkmışsa o zaman insanlık arasında zulüm baskı adaletsizlik yaygınlaşmıştır.

         Din zaman ve mekana göre değişmeyen temel Evrensel ,kalıcı  ve sağlam ahlaki esaslar getirmiştir.İslam İnsanın yemesinden içmesine ,konuşmasından susmasına ,gezmesinden eğlenmesine,çalışmasından dinlenmesine,uyumasından uyanmasına,öksürmesinden aksırmasına, en ince ve güzel prensipleri koymuştur.Yani o na veya buna göre hayat değil İlahi kurallara uygun hayat sunmuştur.

       İman Bireyi ve toplumu ibadet ve inançla terbiye ederek  ahlaklı olmaya yönlendirir.Ayette:”Şüphesiz namaz insanı çirkinlikten,fuhşiyattan ve azgınlıktan uzaklaştırır”-Namazın bu faydasının görülmediği durumlarda ise:”Vay O namaz kılanların haline “denilerek namazın bilinçli ve hayata etki edecek şekilde kılınması gerektiği ifade edilir.

       İnsan aklı İlahi kurallar olmadan gerçek ahlaki değerleri bulabilir mi?                                                                                         .     Kanun,Polis,Ceza,Din(Ahiret inancı,sevap günah),utanma,toplum baskısı,otokontrol,kalp temizliği,İnsan fıtratı.

      Her tarafta şiddetin,terörün,zulmün,insan haklarına tecavüzün,baskının,yalanın,hilenin,entrikanın,kısaca insan ruhunu karartan her türlü kötülüğün hakim olduğunu görüyoruz.Aile içi iletişimin kopma noktasına geldiği,boşanmaların hızla arttığı,İntiharın arttığı,gençlerin uyuşturucu batağına  saplandığı ve ahlakın giderek bozulduğu bir dönemde yaşıyoruz.Eziyet zulüm ve baskılar toplumda en zayıftan başlamaktadır.Burada Kadınlar toplumda

 Ezilen ve sömürülen,tacizden şiddete ,öldürmeye varan baskılar görüyorlar.Organları satılan çocuklar,açlıktan kaburga kemikleri sayılan insanlar varken diğer tarafta yolda yürüyemeyecek kadar obez olan insanlar vardır.Sırf Arzularının(Heva ve heveslerinin) peşinde kuralsız koşan insanlar topluma kötülük edebilmektedir.”Dinsiz bir hayatın meyvası merhametsiz katı bir hayattır.”İşte bu durumda daha önce yaşanmış ve tecrübe edilmiş insanlığı mutluluğa ulaştırmış Kur an ve İslam ahlakının önemi anlaşılmaktadır.

        Eğer insanların kalplerinden Ahiret inancı kaldırılsa O zaman toplum bir mikrop yuvası haline gelir;mikrop üretir.Toplumun idaresi zorlaşır.Ortaya çıkan yaraları saran bir şey olamaz ve bu boşluk başka bir şeyle dolmaz;Çünkü Kilit yapan akıl ise O nu kıracak da akıldır.Böylece insan aklı ile hayvandan daha vahşileşebilir.Çünkü onun doğasında çamur vardır her an çamurlaşabilir.(Anahtarlarını yaptığı evleri soyan hırsızın çilingir çıkması haberi…02 Şubat 2010 17:19 h7com)

       “Kalbim temiz” anlayışı ahlaka ve davranışa dökülmedikçe önemsizdir.Çünkü İnsanların kalplerinin temizliği davranışlara dökülmedikçe bilinmez.Esas olan İnsanın kalbi gibi elinin dilinin,fiillerinin de temiz olmasıdır.Yoksa İnsanların kalplerini Allah tan başka kimse bilemez.İnsanlar da kalbe değil ele,dile bakar.

         Ahlaki sorumluluğun en bariz ifadesini, "Oku kitabını, bugün nefsin sana hesap görücü olarak yeter… Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü yüklenemez." (İsra sûresi, 14-15) ayetlerinde buluyoruz.

        "Bir millet kendilerinde bulunan (güzel meziyet)i değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez." (Enfal sûresi, 53)

         "Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz." (Dehr sûresi, 9)

         Kişinin kendi nefsine uyguladığı ahlaki yaptırımları tövbe, hatayı düzeltme ve kaza etme, günah ihtimali olan yollardan uzaklaşma şeklinde sayabiliriz. Kur’ân, insanların can, mal ve namuslarının korunmasını, insanın şeref ve haysiyetine uygun bir sosyal düzenin kurulmasını ahlaki bir zaruret saymıştır.

         Kur'an insanı namuslu olma,cesur olma ve her şeyin en güzeline uyma (hikmetten oluşan güzellikler manzumesi)gibi bir yapıya ulaştırmak için:Allah’a iman, hrete iman ve Allah sevgisini dikkatlerimize sunar. Allah’a iman tanımayı, o da Allah’ı sevmeyi gerektirir. Allah’ı seven bir insan, onun sevdiği davranışları yapmak için gayret gösterir, sevmediği davranışlardan da uzaklaşır. Böylece kulluk bilinci içerisinde en yüksek insani mertebeye ulaşır, kâmil bir insan olur. Al­lah’ı seven bir insan, bütün insanları ve varlıkları da Allah için sever. Varlıkları ve insanları düşman değil dost olarak düşünür.Bu da insa­nın kendisiyle, toplumla ve tabiatla barışık olmasını sağlar.

         Bir işletmede işçilerinin sağlık sorunlarıyla yakından ilgilenen patron bunu işçilerin sağlıklarını korumak için değil üretimin artması/Karlılığının artması için yapıyor olması ahlakın kaynağının gerçek kaynağını gösterir..

       Bütün peygamberlerin aynı ahlaki ilkeleri getirmeleri buna karşılık filozofların bu konularda tartışma içinde oldukları ve Peygamberlerin getirdiklerinin açık ve net uygulanabilir doğrular olması bize Ahlakın gerçek kaynağının din olması gerektiğini gösterir.Çünkü İnsan denen çok düzenli aynı zamanda karmaşık kadar mükemmel bir varlığı yaratan onun duygu ve eğilimlerini fiziksel ve ruhsal özelliklerini bilen Allah,Dolayısıyla O nun mutlu bir hayat yaşaması için de gerekli tutarlı, en güzel kuralları koyacaktır.Yaşamış olduğumuz problemlerin çözümlerinin bizi en iyi tanıyan varlığın koyduğu prensiplerde olduğu unutulmamalıdır.

B.Peygamberlik

         Peygamberlik mutluluğun ilahi fihriste sidir. Kur'an'da anlatıldığı şekliyle bü­tün peygamberler insanlar için güzel örnektir. Ancak Kur'an'da bildiri­len Allah'ın ahlakını bütün insanlığa Mz. Muhammed (s.a.v.) göstermiştir. Bunun için onun yüksek bir ahlak üzere olduğu vurgulanır. O halde Kur'an'ın insanları mutlu edecek ahlak kodları Hz. Muhammed'in şah­sında ve davranışlarında toplanmıştır. Zaten Kur'an-ı Kerim de insanları Hz. Muhammede tabi olmaya davet ediyor. Allah sevgisinin ona tabi olmayı gerektirdiği­ni vurguluyor.

        Ahlaki davranış oluşturmada Peygamberimizin ahlaki tescillenmiştir.Çünkü Kur an da”Sen İnsanlar için muhteşem ahlakı olan  rol modelsin”denilmiştir.O halde toplumda sevilmek ve iyi bir insan olmak için örnek alınması gereken peygamber efendimizdir.Onun Ahlakı Kuran Mucizesinin kendisinde toplanmış ve bunun ahlaka dönüşmüş halidir.Her bir ahlaki davranışta gene o en iyi olanı yapmış ve göstermiştir.Bunu dost düşman herkes söylemektedir.Amcasını öldüren vahşiyi affedecek kadar yüksek ahlaklı olmuştur.

    

S-15-Suçların oluşması ve önlenmesi sürecinde,Ahlakın,kanunların ve polis gücünün etkisini karşılaştırınız?                                                                                             .           Kanunlar ve Polis,Suçu baskı korkutmayla engellemeye çalışır,Suç ortaya çıktıktan sonra ceza verir.Ama suç ortaya çıkmadan insanları bundan vazgeçiremez.Ahlak ise İnsanın içindeki Polis Olup “Allah beni her yerde görüyor”(İhsan)düşüncesiyle;suç ortaya çıkmadan ve kendi isteğiyle ,O nu engeller,suça yönelimi,düşünce aşamasında durdurur.

          Doğru olan,devletin ya da toplumun uygulayacağı yaptırımdan korkulduğu için değil vicdanlardaki yasakçının etkisi ile ahlaki davranmaya yönelmektir.Diğer ifadeyle dindarlık gibi ahlakiliğin de makbul olanı, içten geleni yani gösterişsiz olanıdır.Nitekim Yılardır;içki kumar,uyuşturucu ile mücadele edilmekte ve başarıdan çok geriye gidildiği gözlenmektedir.Sonunda bunları kullananlar her yıl katlanarak artmaktadır.En  etkili söylemler,Felsefi cümleler bile insanları bunlardan vazgeçirmeye bu konuda pozitif davranış oluşturmaya yetmemektedir.Hatta bazen bu kötülükleri önlemeye yönelik etkinliklerin bunları özendirdiği,arttırdığı bile gözlenebilmektedir.O halde tarihen tecrübe edilmiş ve bu kötülükleri kaldırmada başarılı olmuş;İslam ahlakının insanlara yeterince verildiği bir eğitimin yapılması gerekir.Sonrada etkili denetim ve faaliyetler gerekir.

       Ahlakla bezenmiş ve bezenmemiş iki grubu karşılaştırırsak;İnançsız/kuralsız 20 kişiyi kontrol etmek;İslam ahlakıyla yetişmiş 10.000 kişiyi kontrol etmekten daha zordur.(Kanunsuz eylemlerde verilen zararlar,Cep tel.i için trenden atılanlar,gözlerine şiş sokulanlar,bıçaklananlar,Kavga süsü verilerek hırsızlık yapanlar,Kitabına uydurarak devletin mallarını haksızca alanlar,yerlerde sürüklenenler,Bu insanların başıbozuklukları,Devletimizin polisine,askerine,öldürmeye yönelik saldırmalar,Ahlakın gereğini vurgular.)O halde Din ve ahlak öğreten insanlar ve kurumlar desteklenmeli,Gizli güvenlik görevlisi olan din eğitmenlerine destek olunmalıdır.Çünkü bunlarda suçları önlemeye yönelik görev yaptıklarından emniyet güçlerimize yardımcı olmakta bazen de suçları engellemekte, önemli fonksiyonlar icra etmektedirler.(Erzurumlu Naim hoca nın bir taşkınlığı önlemesi gibi,Devletin huzur ve güvenliğini sağlamak için görevlendirdiği insanlara silah çekenler,ölümlerine sebep olanlar hep bahsedilen ahlaktan yoksun insanlardır.);Çünkü Din suçu çıkmadan Ahiret inancıyla engellerken,Kanun ve polis suç ortaya çıktıktan sonra onun yargılar.

 

S-9-“Kalbim temiz, din İçte olmalı, benim vicdanım önemli”Gibi İfadelerin ahlaklı davranmakla ilişkisi?

         1-Kalplerinin temiz olduğu,Allah tarafından kanıtlanan Peygamberler bile kendilerini bu konuda güvende görmemişlerken  ve Hayatları boyu böyle kalmak için çaba sarf etmişken sonrakilerin kalpleri acaba peygamberlerinkinden daha mı temiz ki,Kalp temizliğini eylemleriyle değil de ,dilleriyle ifade ediyorlar. O ,Ahlakı ve böyle olmayı;kötülüklere karşı bir ömür boyu  tetikte bekleyerek sağlamışken,bu gün için bir çok yanlışları olan insanların kalpleri bu ortamda nasıl temiz olabilmekte? 2-Hem insanın kalbinin temizliği davranışlarıyla bunu dışına yansıttığında belli olur; Eğer bunu yansıtmıyorsa bizim O insanın kalbinin temizliğini görebilmemiz mümkün değildir! 3-Aslında kalbim temiz ifadesi şeytanın insanların tembelliğine uydurduğu,dürttüklerinin içselleşmiş ve koyun postuna bürünmüş halidir,bu vesveseye kapılan insan daha sonra bunu kabullenmekte, mantığa büründürmektedir.4-.Kalbim temiz diyenlerin ,bunu her zaman temiz tutmaları güçlendirmeleri için devamlı kaynaktan beslenmeleri gerekir.Bu ,ibadetler ,dualar ile canlı tutulmadığında bir zaman sonra sönüp gitmekte ve böyle diyenlerin ne hallere düştüklerini herkes görmektedir.Mesela yıllardır kalbim temiz dediği halde Paranın cazibesi karşısında,bundan vazgeçip ülke kaynaklarını çalan,rüşvet alan insanların olması bu düşüncenin tutarsızlığını vurgulamaktadır.5-Kalbin temizliği bunu davranışlara dökmekle olur.Hayat arabasını kullanırken gerekli yönlendirmeyi yapmayarak;viraja giren arabanın direksiyonunu kalbim temiz diyerek çevirmemek insanı kötülüklerin uçurumuna götürür.İslam ahlakını gıdalara benzetirsek;Bunların bize yarar sağlaması için bu gıdaları yememiz gerekir,kalbim temiz diyerek gıdalara dokunmazsak,yada elimizdeki suyu ağzımıza götürmezsek bunun bir yararı olmaz.6-Hem insanın mühendisi bunun için ibadet ve doğru olmayı emrederken Ondan daha mı iyi biliyoruz ki kalp temizliğimiz için başka yol seçiyoruz..      7-Kalp temizliği başlangıç olarak güzeldir ama geliştirilmezse körelir sonra yok olur.Dolayısıyla; İbadet ve dua, kalp temizliğini,ahlâkı hem canlı tutar, hem de sürekli geliştirir. 8-Ahlak insanın beynindedir" yaklaşımı, esasen, ahlakı toplumdan dışlamak ve vicdanla­ra hapsetmek isteyenlerin hilesidir. Bir kişinin kalbinin temiz olup ol­madığını, vicdan ve vahiy ölçeği yardımıyla ancak Allah bilir. Önemli olan, kişinin, hem kalbinin hem de elinin ve dilinin temiz olmasıdır. Zi­ra diğer insanlar kalbe ve niyete değil ele ve dile bakarlar ve bakmalıdırlar.

     S-9- Neden Ahlaki ilkelere ihtiyaç duyulmuştur?

            İnsanların toplu halde yaşamaları,ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaması ,düzenli yaşama isteği,sağlıklı ve mutlu olma isteği…vs toplumda ahlakın ve imanın ne denli gerekli olduğunu vurgular..

            İslam ahlakının ve Allah rızasının  kalktığı toplumda,Merhametsiz acımasız bir yaşam doğar.

            Dini ahlakta,güç kuvvetten değil haklılıktan gelir.Yani güçlü olan değil haklı olan güçlüdür.Seküler ahlakta ise yaşam bir mücadeledir,büyük balık küçük balığı yer.İslam ahlakında ise hayat yardımlaşma ve dayanışmadır.Kendi iyiliğinden önce toplumun iyiliğini düşünmek vardır.(“Kendin için istediğini kardeşin için de istemedikçe olgun Müslüman olamazsın”Dini ahlakta Aile mutluluğun en üst seviyede yaşandığı yerdir.Eşler birbirlerine Allah ın emanetidirler.Bir bütünün iki yarısıdırlar.Bundan dolayı İslam ahlakının yaşandığı aile ,Cennetten bir bahçe olur…  Bu mutlu Cenneti huzur yuvasını bozacak ve kurutarak çorak araziye çevirecek zina İslam da yasaklanarak ,aile ve çocukların mutluluğu garanti altına alınmış olup Aileye yönelik her türlü saldırı ,iftira yasaklanmıştır.                                                                                                                               .         Işık hızını geçme gayretleri iyi insanların elinde olmazsa dünya nın sonu felakettir.

    s-10- Ahlakı  ve toplumu bozulmaktan korumak için neler yapılmalıdır?

         Toplum olarak büyük ahlaki kirliliğin içerisinde bocalamaktayız;Ancak bu bataktan kurtulmak için pek çaba göstermiyoruz..Ailede ve okulda öğretilenlerle  toplumun yaşayışında ve ekranlardaki yaşantılardaki uyuşmazlık görülüyor.”Vicdan ile cüzdan arasında şıkışanların Cüzdandan yana tavır koymaları toplumdaki bozulmayı hızlandırmıştır.

       *Ahlaki davranışı ahlaki olmayandan ayıran hususlar nelerdir?

               İbadet ve ahlak güzelliği ile İnsan yaşamı ,sürekli yenilenen bir iman tazeleme  süreci olmaktadır.İnsanın ruhunun  ibadet ve dua vasıtasıyla  sürekli beslenmesi  gerekir ki  bu bağ devamlı olabilsin.İbadet ile dua ahlaki duyarlılığı  canlı tutar olgunlaştırır.

         Ahlak ilkeleri insanların uymadıklarında toplumdan tepki almalarından daha öte bir öneme sahiptir.Ahlak ilkelerine de uymak ibadettir.İbadet te insanın ruhunu yücelten kabiliyetlerini geliştiren meyillerini temizleyen,fikirlerini genişleten  ve sistemleştiren,cinsel dürtülerini,kızgınlığını dengeleyen ve sınırlayan bir hal üzere olmaktır.İnsan bu bağı kurabildiği oranda mükemmel insan ve vatandaş olabilir.

Eğer İnsana bu ahlaki duygu verilmeseydi İnsan hayvan olarak kalırdı.Çünkü İnsanı  hayvandan ayıran özellikleri sadece akıl ve düşünme olmayıp ,iyiyi yanlıştan ayırma ve aklıyla iyi olanı yapmasıdır.

        İşte bu özelliğinden dolayı Evreni tanıma,çözme güzelleştirme ve güzel davranma görevi hayvanlara değil insana verilmiştir.Bundan dolayı güzel ahlakın gelişmesi insanın kötü duygularla mücadele etmesiyle sağlanır.Dinlerin baştan beri öğretilerine bakılırsa güzel ahlakın ilkelerinin yerleştirilmesine çalıştıkları görülür,bu bağlamda peygamberler Modern ve medeni insan toplum yetiştirmede, üstatlar olmuşlardır.

      Mutluluk bakımından,Ahlak duygusu sadece bu dünya değil ahrete de yöneliktir.

       İnsanın  biyolojik hayvan konumundan insan konumuna çıkmasını sağlayan Ahlaki değerlerdir;Yoksa yeme içme vs konularda İnsan ile hayvanlar aynı süreçlerden geçmektedirler.Ahlaka uyan insan doğasındaki iyi potansiyelleri geliştirirken kötü potansiyellerden de-aslandan kaçan ceylan gibi-kaçacaktır ,böylece dengeli insan ve dengeli,mutlu toplum oluşacaktır.

       Öğretilen ahlakla toplumdaki reel ahlak arasında farklılık olmamalıdır.Eğer ahlaksızlık artarsa toplumda çöküş başlar güven kalkar,anarşi ve robinhudluk mantığı altında mala ,cana saldırı olabilir.

  

  S-11-Meslek ahlakı-savaş ahlakı olmalı mı?Olmadığında neler olabilir?

       Gazeteci,doktor,öğretmen, bilim adamı,işçi memur,patron…her branş sahibinde ahlak olmalı mı?

     Sadece din ilimleri ile meşgul olmak taassuba;Sadece fen bilimlerini bilipte din bilimlerini bilmemek insanları hile ve şüpheye düşürür.İkisinin insanlara birlikte öğretildiği  toplumlarda akıl ve duyguları aydınlanmış ahlaklı medeni ,hak hukuk bilen,çalışkan,nitelikli,vatanının çıkarını kendi çıkarının üstünde tutan,ben ölsem de vatanım sağolsun böylece ben mezarımda Cenneti seyredeceğim diyen  insanlar yetişecektir.

       İstanbul'da büyük operasyon 41 gözaltı: , özel ve kamu hastanelerinde görev yapan bazı doktorlar ve SGK'da fatura onay biriminde çalışan bir doktor ile ''yüksek miktarlı faturaların kesintisiz bir şekilde ödenmesini sağlamak suretiyle SGK'yı 2006 yılından beri zarara uğrattıkları'' tespit edildi. 3 yıldır yürütülen soruşturmada Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı tarafından belirlenen ve 3 doktordan oluşan bilirkişi ekibinin, 10 bin hastanın dosyasında yaptığı inceleme sonucu tespit edilen dolandırıcılıkta, cerrahi işleme gerek olmayan hastalara ameliyat yapıldığı, bazı hastalara gerekmediği halde fiyatları 1000 ile 10 bin lira arasında değişen ''Servikal disk protezi'', ''omurilik kafesi ve vidası'' gibi medikal malzemelerin takıldığı tespit edildi. Operasyonda gözaltına alınan bazı doktorların banka hesaplarında 500 bin ile 1 milyon TL arasında kaynağını açıklayamadıkları para bulundu.

S-12-Robinson da ahlak olmalı mı?

       İnsan toplumda olduğu gibi yalnızken de ahlaklı olmalıdır,Gereğinden fazla doğaya zarar vermemeli,kendine zarar vermemeli,kötü duygu ve düşüncelerden içini temizlemeli.

S-13-Hukuk Ahlak-din ilişkisi nedir?

       Ahlaka aykırı bir davranış aynı zamanda Hukuka da aykırıdır dolayısıyla dine de aykırıdır.Ancak dine aykırı her davranış Ahlaksızca değildir.Mesela Adam öldürmek ve yalancı şahitlik yapmak dine,hukuka,ahlaka aykırıdır ,ancak ibadet etmemek ahlaksızlık değildir.

      Hukuk toplumu huzurlu düzenli kılmak için oluşturulmuş kurallardan oluşurken,Din de ahlakta gene aynı amaçtadır.Çünkü hukuka aykırı davranış toplumun huzurunu bozarken  aynı zaman da bu davranış dine de aykırı olup,toplum düzenini bozar.

       İbadetini yapmayan bir insan Allah hakkını yapmamış olur karşılığını Allah tan alır.Ancak Toplumda saldırganlık,şiddet rüşvet,ilaç yolsuzluğu gibi yanlışları yapanlar bu üç kavrama aykırı davranmış olur.Bunu yapan insanlar hem dünya da hem ahrette karşılığını alırlar.Aynı zaman da ahrette bunun hesabını verirler.

1.  Her ahlaksızlık günahtır  ancak her günah ahlaksızlık değildir. Hukukla ahlak arasında doğrudan bir ilişki ve bağ vardır. Zira iki­sinin de amacı hak ve adalettir. Ahlaksızlık da aynen haksızlık gibi bir zulümdür.

2.   Ahlaka aykırı her davranış mutlaka bir düzeni bozar: Karıncanın hukukuna karşı ahlaksızlık,kainatın ve çevrenin düzenini bozar ve kainatı rezilleştirir.İnsanın hukukuna karşı ahlaksızlık ise hem insanlar arası düzene ve hem de kainatın düzenine aykırıdır.                                                                                                                                                                                                                        3-Toplumsal alandaki günahkârlığın yani kamusal alandaki ahlaksızlığın ise iki yönlü sonucu vardır. Hem diğer insanlara karşı hem de Allah'a karşı hesap vermeyi gerektirir. Bu ne­denle bu ahlaksızlık aynı zamanda kul hakkı ihlalidir.

     4.-Buna karşılık insanların hukukuna karşı ahlaksızlığa devlet de yaptırım uygulayabilmektedir.(Hırsızlık,tecavüz..)

 

     S-14-   Mütecaviz ahlaka karşı ne yapılmalı?

              Eğer insanlar toplumda kötülüklere müdahale etmezlerse O kötülük tüm topluma zarar verir. “Küçük yılanlar birer kobra olurlar”    ”Gördüğün Kötülüğü Önce elinle düzelt buna gücün yetmezse dilinle düzelt buna da gücün yetmezse içinden tepki göster.”.

       Zira emr-i ma'rûf ve nehy-i münker, mü'minin en önemli vazifesidir. Aksi hâlde sonuç, hem kendisi hem de içinde yaşadığı toplum için ölüm demektir. Bu mânâda olumsuzluklara 'dur' diyebilmek, canlanma sebebi olurken duyarsızlık, insanı ölümün eşiğine getiriyor. Duyarsızlık,dünkü hassasiyetlerine bugün duyarsız kalan ve sükût durmak suretiyle etrafında yeni yeni olumsuzlukların yeşermesine zemin hazırlayanların hastalığı!
         Bulaşıcı bir hastalıktır duyarsızlaşma; tedavi adına adımların atılmadığı yerde birbirine bakarak kararan üzümler misâli kitleleri kırıp geçirir! Onun içindir ki Habîb-i Kibriyâ Hazretleri, bu hastalığın genellikle yayıldığı yere musibetleri/felaketlerin sağanak olup yağacağını ifade edip herkesi ikaz ediyor.1
          Kitlelere kaliteli birey oluşturmak  adına iyi rehberlik yapıldığı takdirde dünyanın kıvamı, Allah ve Resûlü'nün müjdelediği çizgiyi işaret ediyor.
 Her hastalık gibi duyarsızlığın da çok açık belirtileri vardır. Bilindiği gibi din muâmeledir ve bir mü'min, mü'minliğini muâmelesiyle(Davranışlarıyla) belli eder. Duyarsızlığa müptelâ olmuş bir mü'minin oturmasından kalkmasına, giyiminden kuşamına, yemesinden içmesine kadar hemen her adımında bu hastalığın belirtisini görmek mümkündür.

             Duyarlılık çok önemlidir,bundan dolayı Allah,kesim esnasında besmele çekilmeyen etin yenmeyeceğini Yüce Beyanı'nda açıkça ve defalarca ifade etmektedir.2 Aynı zamanda kazancını helâl yollarla tedarik etmesi, Zira dinin yasak kılmış olmasına rağmen haram yolla boğazdan girenler, sadece maddî bedeni tahrip etmekle kalmaz, aynı zamanda kalb ve ruh dünyamızı da perişan eder. Onun içindir ki, "Haramla beslenen vücudun yeri ceh. 3 Yediği ve içtiği haramdan müteşekkil birisinin, duasının kabûl görmeyeceği hususu da yine Efendimiz'e ait bir ikaz. ! O hâlde yeme ve içme meselesinde Allah ve Resûlü'nün hassasiyetini/duyarlılığını hayatına taşıyamayan bir mü'minde bu hastalığa ait çok işaret var demektir. İnsan,Allah ve Resûlullah'ın çizdiği sınırlar içinde olduğunda bu ,insana ayrı bir kıymet kazandırır; âdeta Cebrail as onu, semâvî bir merasimle getirmiş ve mü'mine lutfetmiş, mü'minliğinin alâmeti olarak ona giydirmiş gibidir!

           Duyarsızlıklarımızda nefis ve Şeytan'ın işini kolaylaştıran unsurlar da yok değil; sebebi ne olursa olsun, ekran ve sayfalarına taşımak suretiyle haramın reklâmını yapan, hâl ve hareketleriyle onu daha sevimli gösterme gayreti içine girenler bu vebalden ve sonuçlarından mesuldürler… Unutmamak gerektir ki harama(kötülüklere) duyarsız kalmak, veya günahların işlendiği zeminlerde bulunmak suretiyle onun işlenebilir olduğunu fiilen tescil edip haramın yaygınlaşmasına zemin hazırlamak da ayrı bir mesuliyettir ki, bu durumda olanları Kur'ân, o işi yapan mücrimlerle aynı kefeye koymaktadır. insan, içinde bulunduğu toplumun anlayış ve kabullerine zamanla alışıyor ve ilk günkü tepkisini çoğu zaman veremez hâle geliyor ki, benzeri bir durumla karşı karşıya kalmamak için, zaman zaman meseleye dışarıdan bakmak veya dışarıdan başka gözlere baktırmakta fayda var.Bunun iş hayatında ki adı, İşletme KÖRLÜĞÜ dür...

             Ahlaki çöküntünün Tedavisi nedir?Ahlakı ve güzel davranışları besleyen Kaynaklardan uzak kalmamaktır. Bilindiği gibi olduğu yerde sâbit kalan bisikletin düşmesi mukadderdir. Aynı şekilde ateşi sönen sobanın, bir müddet sonra ortama ayak uydurarak içinde bulunduğu ortamla sıcaklıkta eşit hâle geldiğini bilmeyen yoktur. Kendini yenileyemeyenlerin, kendileri olarak kalmaları da öyledir!. Habeşistan'a hicret eden öncülerden Ubeydullah İbn Cahş örneği asla unutulmamalıdır. İbn Cahş, her türlü kötülüğün potansiyel hedefi hâline gelmiştir. Ve çok geçmeden o, uğruna hicret ettiği düşünceyi terk etmiş ve yeni muhatap olduğu kültürün tesirinde kalıp onu benimseyerek Hristiyan olmuş ve ne acı ki bu hâl üzere Habeşistan'da vefat etmiştir.17
              Önceki Toplumlarda sosyal çöküntü şöyle gerçekleşmiştir:Onlardan
birisi bir diğerini olumsuzluk üzerinde ilk gördüğünde, "Ey filan! Allah'tan kork ve yapageldiğin bu kötülükten vazgeç! Çünkü o, senin için helâl değil." derdi. Ancak ertesi gün olup da yine aynı adamı aynı kötülük üzerinde görünce bu onun, dün ikaz ettiği aynı şahısla oturup haramı işlemesine ,haram şeyleri içmesine de mâni olmazdı. Artık o da onunla birlikte haramı yer içer, dostluğunu devam ettirir ve aynı cürmü birlikte irtikab ederdi.

            Hayır! Vallahi de sizler, marufu emredip münkerden nehyetme vazifenizi yerine getirmeli ve zalimin elinden tutarak onu da hak çizgisine çekmelisiniz.19
            Velhasıl duyarsızlık, bir düşünce kaymasıdır; "
Bir toplum (değişik iç deformasyonlarla) kendi kendini değiştirmedikçe, Allah ona lütfettiği nimetlerini değiştirecek değildir." (Enfâl sûresi, 8/53) Demek ki değişen, değiştiriliyor. Öyleyse duyarsızlığımızı imanın enginliğinde tedavi edip değiştiğimiz yönlerimizi değiştirmek, bizim için en önemli vazife. Unutmamak gerektir ki dünyayı değiştirecek olanlar, yürürken herhangi bir değişikliğe maruz kalmayanlardır!
 

        Emri bilmağruf Nehyi-i Anil Münker El-emru bi'l-ma'rûf ve'n-nehyu ani'l-munker”                  .            İslam din ve ahlakına uygun olan davranışları toplulukta yayma ve yaşatma, aykırı olanlarını engelleme faaliyetidir. a) El ile, yaptırım kullanarak yapacak olanın, b) Diğerlerini yapacak olan kişilerin bilgi ve ahlak bakımından buna yeterli olması gerektiği anlatan bir kavramdır..
            c) Daha iyi yapacağım diye daha kötü yapma ihtimali varsa bu ihtimalin göz önüne alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır…

         Hiç Kimse İnanç ve davranışlarından dolayı kınanmamalı,alay ve hakarete uğramamalı,Müteca

Viz davranışlara da müsamaha gösterilmemeli,tepki gösterilmeli ki bir daha yapılmasın yapanlar da buna cesaret bulamasın ,bu davranış tekrar etmesin.Psikoloji de bir kural vardır:İyi davranışlar desteklenirse pekişir,kötü davranışlar desteklenirse kötü yönde pekişir..

          Kötü ahlaka karşı toplum yaptırım uygulamalı,Otokontrol sistemi geliştirilmeli,Herkesin başına polis dikmekten ise,Her kesin için Allah sevgisini ve korkusunu yerleştirerek Herkesi kendisine polis ve bekçi yapmak daha akılcıdır..

        

   S-14-Neden Ahlaki temele dayanmadan yükselen medeniyet tarihte görülmemiştir?

          Bir toplumu modern ve medeni yapan unsur;Sadece bilim ve teknolojide yükselmesi değil aynı zamanda bilim ve teknolojiyi insanlığın mutlu olması için kullanılmasıdır.bunu sağlama da en önemli etken ahlaktır..Bilim ve ahlak birbirini tamamlayan iki önemli etkendir..                                                                                                                                  S-15—Bilim ve bilim adamında ahlak olmalı mı?olmadığında neler olabilir?

            Ahlak olmadan bilim ve teknolojinin insan yararına kullanımı zordur..;Ayaksız bir yılana ,gözsüz akrebe yenilen insana ,küçük kurttan ipek,küçük zehirli böcekten bal yedirmek insanın gücünün değil Allah ın insana merhametinin ve lutfunun göstergesidir..Yoksa insan bu hayvanlara emretseydi,kendi yararına kullanmak isteseydi onu hiç biri dinlemez ;Zorlandığında da küçük kılıcını insana batırırdı.O nun için,İnsan evreni,tabiatı incelerken incelediği bu laboratuarın sahibini unutmamalıdır.Sonra bulduğu bu sonuçları insanlığın yararına kullanmalıdır.Bu bilinçten yoksun insanların ellerinde bilimler insanlığın zararına kullanılabilmektedir.Mühendisliğin,tıbbın,astronominin,biyolojinin insanlığın yararına kullanılması gerekirken bazen insanlığın zararına kullanıldığı gibi..

          Bilimsel ahlak, Evreni ve tabiatı incelerken nesnel olarak bilgi sunmayı gerektirir,Yoksa bilim diye kişinin yorum ve ideolojik görüşlerinin sunulması değildir.Evren sadece süslü nakışlardan oluşmuş bir yapı değildir,onun ötesinde  nakışları yapan biri vardır.

     

            Bilim Allah a inandığında gerçek manada insanlığa yararlı olmuştur.Çünkü bu laboratuarı, yaratandır çözülmesini isteyen..Evrenin oluşumunu sebeplere,tesadüflere dayandıran bilim hep insanlığa bela olmuştur.(İnsan ticareti,sömürgeler,organ ticareti,ırak işgali,Atom bombası,esir kampları,Kızılderili kıyımı,çevre kirliliği,ozon tabakasının delinmesi,Dünya ya en çok zararlı gaz salınımını yapanların en çok bilime sahip olanlar olması…)

          Bilimi dinsizliğe alet eden yaklaşımların ürünleri ortadadır.iki dünya savaşında bilimi insanları n ölümüne ve bir o kadarının da sakatlanmasına  hizmet eden bir araç olarak kullanma hatasına düşmüşlerdir.Allah tanımazların ellerinde bilim ölüm ve yıkım makinesi olabilmektedir.

         Bilim sosyal hayattan dışlanmaz ancak Ahlaki ölçüleri olması gerekir.Ahlaki boyutta kullanılmalıdır.Bilimi insanlığın yok olması için kullanmak cinayetten öte bir şeydir,Bilim,Ölçüsü ve değeri olmayanların elinde insanlığın felaketine kullanılabilir.

         Aslında insan Tertemiz duygularla yaratılmış ve onun doğası her zaman iyidir ve iyiden yanadır,Ancak daha sonra yanlış eğitim kültürle bozulan doğası insanlığa zarar veren bir yapıya dönüşebilmektedir.(Fıtrattan sapma)Çizgi filmlerdeki iyi kötü mücadelesinde iyiden yana olmamız,düşen birine yardım etmemiz… gibi.

       Bilgilerini banka hortumlamakta kullananlar,bir şeyler elde ederken tüm insanlığın ve sonraki nesillerin hakkı olan tabiatı bozanlar,Bilimi kendi şahsi çıkarlarında kullanarak diğer insanların haklarını gasp edenler,sorumsuzca bilgilerini kullananlar hep dini-ahlaki ilkeleri önemsemeyen insanlar içerisinden çıkmıştır…Ne var ki hırsızlık cinayet ve saldırı artmış olmakla birlikte gelişen teknoloji bunları önlemede yetersiz kalmıştır.Alarmlar,hırsızlığı önlemede yetersiz kaldığı gibi dinden bağımsız olarak”iyi insan”yetiştirme” çabaları yeteriz kalmıştır..

          Bilim, Allah ın evrende tecelli eden isimlerinin ,,insanlarca sistematzie edilmiş” halidir.Çünkü Evren Allah ın sanatının yazısız hali iken insan evrenin küçük örneği olup Kur an evrenin yazılı halidir.İnsanın bütün bilgileri Allah ın yarattığı Evren kütüphanesindendir.İnsan evrenden bulduklarını İslam ölçeğinde yararlı amaç için kullanmalıdır.

     

     Bilim; insanlığın varlık aleminin sırlarım çözmeye yönelik ortak ara­yışlarının ürünüdür.Bilim yapacağım derken Ahlak ilkelerini yok etmeye çalışmak,İslam ahlakının yerine ideolojileri toplumu koymak İnsanı mutlu etmez,Bunun örnekleri toplumumuzda çok açık olarak görülmektedir.!Orta çağ Hıristiyanlığının ve kilisenin yanlış uygulamalarını bilip te İslam ın bilime okumaya teknolojiye verdiği önemi bilmeden ;Ortaçağ karanlığını baz alarak İnsanların bilimsel çalışma yapabilmeleri için dinden ve inançtan bağımsız olmalarının gerektiği safsatasının yayılması ve bunu yayanların bu günkü –toplumdan dinin gitmesiyle –ortaya çıkan kötülükler de ,en az yapanlar kadar payları vardır…Nitekim İnançlı bilginlerin tarihte bilime ve medeniyete katkıları birazcık araştıranlara gülen yüzünü hemen gösterecektir…BİLİM ADAMI ATEİST OLUR,SAFSATASI SADECE SÖYLEYENLERİN DİN KONUSUNDA Kİ ECHELİYETLERİNİ GÖSTERMESİ BAKIMINDAN BİR GÖSTERGEDEN ÖTE BİR ŞEY DEĞİLDİR..HEM BİLİMİN KURALLARINI YARATANI ONDAN BAĞIMSIZ DÜŞÜNMEK,ARBAYI FABRİKASINDAN VE MÜHENDİSİNDEN BAĞIMSIZ DÜŞÜNMEK KADAR KORKUNÇTUR…

       Ateizmi savunmak ve yaratılışı reddetmek ;bununla İslam ahlakını ve düşüncesini yıkmaya çalışmak,insanları mutlu etmemekle birlikte karanlıklara sürüklemekte,Böyle yapanlarda insanları kendi karanlıklarına çekmeye çalışmaktadırlar bunu ilk kez yapan ve buna karşı evrim teorisini öne süren Charles Darvin oldu. Darwinizm, ateistlerin asırlardır cevap veremedikleri "canlılar ve insan nasıl var oldu?" sorusuna, sözde bilimsel bir cevap getirdi. Doğanın içinde, cansız maddeyi canlandıran ve sonra da ondan milyonlarca farklı canlı türü türeten bir mekanizma olduğunu iddia etti ve pek çok kişiyi bu dü­şünceye inandırdı.

       Bazıları ,tarih ve sosyolojinin Marx ve Durkheim, psikolojinin ise Freud tara­fından ateist temellerde açıklandığını zannediyorlardı. Oysa bu görüşle­rin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yı­kıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki yeni bilgiler, tespit ve sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti. Ne var ki, etkileri hala sürmekte ve karşımızda aşılmaz bir duvar olarak durmaktadır.  Kendisi gitti ama insanlığa Yüzyıllarca kan kusturucu etkileri:Esir kampları,sömürgecilik,kölelik,Cinsellik ticareti,tecavüzler,yağmalamalar,iki dünya savaşı ve milyonlarca insanın ölümü,hala hasta doğan ve bu hasatlığı yüzyıllarca çekecek olan Hiroşimalar gibi eserlerini geride bıraktı.

          Son 25 yılın güncel ve aktüel araştırmaları, daha Önceki insanların seküler ve ateist düşünürlerinin, Yaratıcı hakkındaki tüm varsayımlarını ve düşüncelerini tersine çevirmiştir. Modern düşünürler, bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlar; aksine bilim, evrende akıl almaz derecede geniş bir "büyük tasarım" ol­duğunu keşfetmiştir.

             İslam,Evreni,bilim ada­mı gibi incelemez;Ama bir bilim adamının evreni "inanç" temelinde incelemesi için ona yol ve yöntem gösterir.Aklın gördüklerinden ve bulduklarından bu varlıkların görünmeyen sahibini bulmasında ;akla rehberlik eder,tıkandığında elinden tutar Bir çiçeğin nakışlarını,rengini, kokusu­nu incelerken bizi Allah a ulaştıracak ba­kışı önümüze sunar. Eserden müessire,sanattan sanatçıya ulaşmamız gereğini anlatır. Ger­çekte kâinat, okunmayı bekleyen bir kitap gibidir. Kitap yazarını göster­diği,resim ressamını gösterdiği gibi,şu kâinat kitabı dahi yazarını göstermelidir.

            Bilimi ve diğer alanları Öncelikle insanla birlikte düşünmeliyiz.Ahla­kın varlığı ve hükmettiği alanlar, insan var olalı beri konuşulmuş, geliş­tirilmiş ve tartışılmıştır.Ahlak ve bilim, insanın varlık alanıyla doğru­dan ilgilidir. Her ikisi de, insanın olgunlaşmasına yönelik kurallar sun­maktadır. Ahlak, insanın manevi alanda olgunlaşmasına yö­nelik ilkeler ortaya koyarken, bilim de maddi gelişimin sınırlarını çiz­mektedir. Her ikisinin de ortak amacı, insanı yüceltmeye yöneliktir.Maddi alandaki bilgiler Ahlak çerçevesinde kullanılmadığında insanlığın başına bela olmakta;zarar vermektedir,Hiroşima’ya atılan bomba,toplumdaki karışıklıklar,cinayetler bunun örneklerindendir.

             Ahlâk insanlık için kaçınılmaz bir değerdir; uygulanmadığında nelerle karşılaşacağımızın örneklerini görmekteyiz… Varlık aleminin sorgusu, Varlıkların  ve Allah'ın isimlerinin anlaşılabilmesi, iyi ve kötü kav­ramlarının analizi için gerekli olan bilimsel bilginin, aynı zaman da ahlâ­ki olma gibi bir görevi vardır.Bilimin ve bilim adamının ahlaklı olması ve bunu içselleştirmiş olması gerekir.

             Kur'ân-ı Hakîm ise, Zâriyat suresinin 56. ayetinde insanın yaratılış maksadını şu ifadelerle açıklar: "Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım". Yukarıdaki "ibadet etsinler" kastıyla,"beni bilim yoluyla tanısınlar" an­lamı çıkmaktadır. Evrendeki kanun ve yasaları düzeni keşfederken bunların kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek ve söylemek bilimsel ahlakla uyuşmaz.Çünkü Kur an da çokça Evrendeki yasalardan bahsedilerek bunların tesadüfen olmadığı bu sistemleri kuran ve yöneten varlığın olduğu hatırlatılmakla birlikte “Yaratan Rabbinin adıyla Oku”denilerek bu bilimsel yasaların öğrenilirken, yaratanının unutulmaması istenmektedir.Nitekim Peygamberimiz(S.a.v.) de sık sık:”Allah ım Varlıkların gerçek bilgisini bana öğret “diye dua etmiş,Bilim konusuna dikkat çekmiştir.

           Bilimsel çalışmalar yapılırken,Bir hadiste, "Ben an­cak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" gerçeğinin unutulmaması da önemlidir.Kur an da “Bilginlerin önemine özellikle dikkat çekilmesi ve toplumda üstün olduklarına vurgu yapılması” da İslamın bilime, bilim adamına verdiği önemi gösterir;Ancak bu bilginlerin,bilgilerini yararlı olarak kullanması için; İslam ahlakını kuşanmaları gerektiği de vurgulanır.Nitekim:Muz ülkesinde ,250 Usd lik bir kalp kapakçığını 1250 USD ye alma,Erkeklere doğum ameliyatı masrafı yazma,Kadınları prostat ameliyatı yapılmış gösterme,yeterli parası olmadığı için İnsanları ölüme terk etme,hastaların hastane hastane dolaştırılması,Kimya profesörünün bu bilgisiyle,uyuşturucu imalathanesi açması,Ölmüş profesöre maaş bağlanması ve öğrenciler tahsis edilmesi,Morgda ki ölülere kötülük edilmesi,Ahlaktan yoksun bilginlerin Devletin araç ve gerecini özel işlerinde ve çıkar sağlamak için çalıştırması,….Hep bilim adamının ahlaklı olması gerektiğine vurgular.

            Bilim adamı,bilim ahlakı gereği kendi düşüncelerini değil bilimsel bulguları insanlara sunmalı İşte bu durumda Zaten her bir bilim kendi sistemleri gereği bu sistemleri kuran varlığı bize bildirecektir.Oysa bilim dediğimiz şeye bazen İnsanlar kendi görüşlerini katabilmektedir. Bazı bilim adamları, kâinatı inceleyip, elde edilen sonuçları kendilerince yorumlayabilmektedir.Böyle bir durumda Din, bilim karşıtmış gibi sunulmaktadır,Oysa Burada Bilim din değil;Kişinin yorumu ve din karşıt olabilmektedir.

               Bilindiği gibi en genel anlamıyla biyoloji, canlılar bilimi demektir.Bu alanda çalışanlar, canlılar dünyasını incelerken, kendi yorumlarını, felsefî ve ideolojik tercihlerini biyoloji bilimi adına bize sunabilir.Bi­zim yapmamız gereken, biyologlara değil,biyolojinin diline kulak ver­mektir. Nitekim,Aynı konuyu inceleyen bir biyolog, yaptığı incelemeyi Allah in varlığına bir basamak yaparken, diğer bilim adamı, tam tersi bir yaklaşımla,Bunların tesadüfen oluştuğunu söylemekte bunu inançsızlığa basamak yapmaktadır.Bu, biyolojiden çok biyologun değerlendirmesidir.Yani aslında biyo­lojinin dili Allah'ı anlatmaktadır. Bilimsel ahlak bunu gerektirirken, Bazen bi­lim dünyasındaki baskılar sebebiyle, İslam dini hakkında bilgi eksikliği ve yanlış bilgilenme ,Hurafemsi anlayışlar sebebiyle(Bilim adamı inançsız olur ..gibi)bize sadece eserlerden söz etmekte, Yaratıcı’dan söz etmemektedir.Biyoloji bilimi, canlıları bir obje olarak değerlendirir ve inceler,Bu kadar mükemmel tasarımı yapan ve bilen bunu bu şekilde düzenleyen,Bu doğrultuda seçimde bulunan olayların arkasındaki varlığı göremez.Dolayısıyla burada bilime kulak verilmelidir.Bilim ahlakı:Bir bilim adamının özgür ol­masını,ahlaki değerlere sahip olmasını,pozitif anlayış taşımasını,takdir et­mesini,değişime açık olmasını,önyargılardan sıyrılmasını,araştırıcı olmasını,bilgisini içselleştirmesini ve bilginin yüceliğinin korunmasını gerektirir,bulduğu bilgileri,objektif,nesnel,kendi yorumlarını katmadan öğretmesini gerektirir…

          Aklın ışığı modern bilimler; vicdanın ışığı din bilimleridir.Biri öğretilip diğeri öğretilmediğinde; birinden taassup, diğerinden hile ve şüphe doğar.".

                Dünyada ilk insana 'bilgi' Öğretilmiş olmakla, asıl kaynağın Allah'a ait olduğu anlaşılmakta; böylece insanların her türlü keşif, icat ve buluş­larının esasen var olan tüm kural, kuram, teori ve yasaların; mikro kozmostan makro kozmosa kadar atomlardan galaktik sistemlere kadar kâi­natın her tarafına sinmiş ve yayılmış olan bilgilerin, araştırmacılar tara­fından ortaya çıkarılmasından başka bir şey değildir. Buradan çıkan çar­pıcı sonuç şudur: Allah'ın bilgisi haricinde hiçbir fiziksel, kimyasal, bi­yolojik, jeolojik; özetle hiçbir bilgi olamaz. Kepler doğmadan önce de Kepler Kanunları uygulanıyor ve gezegenler güneş etrafında belirli pe­riyotlarla dolanıyorlardı. Edison'dan önce de elektrik vardı. Einstcin'den Önce de uzay- zaman boyutlarının o harikulade esnek ve ahenkli denk­lemleri geçerliydi.                                                                                                     

C. Kainat ve Vicdan

        İki çeşit kanun vardır.. Tabiat yasaları olarak bilinen sözsüz yasalar,Birde bu yasaların yazılı hali olan İnsan ve toplum hayatını düzenlemeye yönelik,Kur an öğretileridir.Tabiat/Fıtri  kanunlar, Müslüman olup olmamaya bakmadan herkese geneldir;Bunun gereği olarak Kim çalışırsa Allah zenginliği nimeti,teknolojiyi ve dünya daki üstünlüğü O na verir.Uçurumun kenarına,ev yapan,sınava çalışmayan Müslüman da olsa Allah O na başarı vermezken;Bunların tersini tedbir ve çalışmayla yapan kişi müşrik bile olsa Allah ona bunların sonuçlarını verir... Tabii Allah Müslümanların OKU masını,Araştırmasını ve İnsnalığa katma değer katmasını emreder;Bunu yapan insan yaratılmışlık amacına uygun ve Allah ın emrine uygun yaşamış olur;İnandığı için sonuçlarını hem bu dünya da hem de Ahrette Alır…Bunu yapmadığında dünya da ezilmek,horlanmak ,muhtaç olmak ve ahrette de sorumlu tutulmak gibi karşılıklar alır…

                Evren, Allah'ın varlığının işaret levhalarıyla ile doludur. Evren Büyük kitap;Kur an da Onun yazılı halidir. Kur'an ile Kâinat aynı kitabın farklı ifadeleri dir.

     SONUÇ:O halde insanlık İslam Ahlakının yaşam biçimine muhtaçtır.Çünkü Peygamber ne söylemişse yüce yaratıcının bildirmesiyle söylemiştir ve yaratıcı her konuda söylenecek son sözü söylemek üzere O nu seçmiştir.Ayrıca her bir peygamber İnsanlığa farklı bir sanat ve bilim dalında önderlik yapmış,ışık tutmuş ve insanlığın bilim de sanatta ,teknolojide gelişmesinin fitilini ateşleyerek bunları İnsanlığa hediye bırakarak gitmiştir….

              Tarih peygamberimize yapılan hakaretleri kaydetmiştir,Ama O nun söylediği bir tek hakaret cümlesi  ve tek çirkin söz yoktur.Çünkü  O bizim için her konuda engüzel örnektir.

Bu haber 2286 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

DİNSİZLİĞİN SONUÇLARI(TOPLUMA/DÜNYAYA GETİRDİĞİ BELALAR)

DİNSİZLİĞİN SONUÇLARI(TOPLUMA/DÜNYAYA GETİRDİĞİ BELALAR) Dinsizliğin Toplumlara Getirdiği Belalar

ÇARESİZLİK NEDİR!!!!!!(bilirmisiniz)

ÇARESİZLİK NEDİR!!!!!!(bilirmisiniz) http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.resimmotoru.com/data/media/30/savas_caresizlik.jpg&imgrefu...

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 49
Haber 867
Yorum 120
Haber Okuma 1151146
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi