BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

AKLI KULLANMAK VEDÜŞÜNMEKLE İLGİLİ AYETLER

AKLI KULLANMAK VEDÜŞÜNMEKLE İLGİLİ AYETLER

Tarih 21/Haziran/2012, 16:53 Editör BİLGE BİLGE

İSLAM IN TEMEL BİLGİ KAYNAKLARI:AKIL-VAHİY-DUYULAr

"Allah,aklını kullanmayanları iğrenç bir hayatın içinde yaşatır"(Yunus suresi100) 

 

       "Rabbimiz ALLAH (c.c.) şöyle buyurmaktadır. "Ne zaman onlara: ALLAHın indirdiklerine uyun' denilse onlar: 'Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız' derler. Ya atalarınız aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?..."(Bakara 170)
          Atalarının izini sürdürmekte ısrar eden beyinsizler, sağır, kör ve akıl edemeyenler, tüm insanlığı da kendileri gibi olmaya zorlamakta .İnanmak, inancını yaşamak isteyen akıllı insana karşı koymak Hz. Musa'ya karşı çıkan Fir’avunun, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e karşı çıkan Ebu Cehillerin özellikleridir. Müslüman akıllıdır. Yani aklını en doğru en güzel şekilde kullanandır.

********************************************

       “Fikirler, bebekler gibi, zamanı gelince bu hayata doğarlar. Bebekler anne karnından, fikirler düşünen beyinlerden.! Onları aklınıza geldiğinde ifade etmez, geciktirirseniz ölü doğar ve bir işe yaramazlar.”
     ******************************
           Kuran’dan akıl ve düşünmek eylemiyle ilgili ayetler...

  ------------------

“Kullanılmayan ‘beyin’ yok sayılır.! Toplumda geri zekalılığın en yaygın sebebi de budur.”
İşte ülkelerin geri kalmasında,bugün git yarın gelde,diğer tarafta kaza olunca bu tarafta trafiğin tıkanmasında ,biz babamızdan böyle gördük te ki temel sorun buradadır..
-------------------

 Üç sey bir kimsede bulunursa,imanin tadini alir :
1- Allah'i ve Resulünü her seyden çok sevmek,
2- Sevdigini Allah için sevmek,
3- Küfre düsmekten,çok korkmak.Ramuz :S/259

Not:Aşağıdaki sayılar:1.sayı sure ismini(numarasını )2.sayı ayet sayısını gösterir.45.surenin 5.ayeti gibi)

45:5 - Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.
49:4 - (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.

40:67 - "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)."

36:68 - Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güçve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?

29:63 - Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardındanyeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah " derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah'a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.

25:44 - Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar.

23:80 - Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

3:190 - Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
4:5 - Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

  • 12:2 - Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.
    12:111 - Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
  • “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir” dedi (Musa). (ŞUARA SURESİ / 28)
  • 10:42 - İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?
    10:100 - Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler.
  • Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (KASAS SURESİ / 60)
  • 8:22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
  • Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır. (ANKEBUT SURESİ / 35)
  • 6:140 - Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir.
  • İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. (ANKEBUT SURESİ / 43)
  • Andolsun onlara: “Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. De ki: “Hamd Allah’ındır.” Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (ANKEBUT SURESİ / 63)
  • 13:19 - Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.
  • Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (RUM SURESİ / 24)
  • 2:13 - Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.(Bakara13)
    2:75 - Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi.
    2:170 - Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?
16:12 - Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
 

        Olumsuz duyguları olumluya kanalize ile, Fâtiha Sûresi'nde belirtilen “sırat-ı mustakîm” (dosdoğru yol) üzere terbiye eden peygamberlerdir. Eğer onların çağrısı ve tebliği din/iman olmazsa, dünya cehenneme döner. Kalbi işlettiren merhamet, hürmet/saygıdır. Hürmet ve merhamet insan kalbinden çıksa, akıl ve zekâvet(zevke düşkünlük), o insanları gâyet dehşetli gaddar canavarlar hükmüne geçirir.1 Bunun örneklerini, insanlık tarihi boyunca, Kabil’den başlayıp Karun, Firavun, Şeddat, Neron, Stalin, Lenin, Mao gibi meşhur zalimler, I. ve II. Dünya savaşlarına sebep olanlar göstermişlerdir.

                                               

AKIL ve ÜSTÜNLÜK

 

                                 Akıl Nedir?

 

                  "İslam alimleri, aklı; 'İyiyi kötüden ayırt edip, iyi olanı yapma ve kötü olandan kaçınma gücü’ anlamında kullanmışlardır." (4) D.İ.V.A II./243

         Aklın bir başka manası ise; "Bilmek, anlamak, şuurlu olmak, duymak, temkinli ve işinde gücünde derli toplu olmaktır." (5) Prof.Dr.Hüseyin Atay, Kur'an'a Göre İman Esasları, Ank. s.101

          

         Akıl ile insan, kendini ve başkalarını bilir. Sadece bilmekle kalmaz, "bildiğini" biliyor olmanın ayrıcalığına erişir. Ki, şuur ya da bilinçli olmak da budur. Kişi, "bildiğinin farkında olmak"la, yaratılışın sırrına erme, hayatın anlamını kavrama imkanına erişir.

         Yüce Yaratıcı, akılla bilinir; din, aklı olanı muhatap alır; İlahi mesaj aklı olana hitap eder.

         İnsan, eşref bir varlık olduğunu da akıl sayesinde anlar.

         Fransız düşünür Garaudy; aklın insana bir lütuf olduğunu belirtirken, kusursuz aklın, sebepler ve gayeleri araştırmanın yanında, her şeyde Allah'ın varlığının ve eserlerinin işaretini, 'ayetini' görmesi gerektiğini belirtir." (8) R.Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, Pınar yay. İst. 1990, s.90

 

         Alexis Carrel'in dediği gibi; "Akıl bu dünyanın en  muazzam gücüdür. O, yeryüzünü altüst etmiş, medeniyetler kurmuş ve yıkmıştır." (11) Dr.Alexis Carrel, age, s.114 Bütün bunlar, aklın bilgiyi kullanması ile olmuştur. Ancak, bilgisiz akıl çaresizdir.

 

 

                                               "Önce Akıl Yaratıldı"

        

         Dini kaynaklarda, önce aklın yaratıldığının anlatılması da aklın önemini gösteren bir ölçü.

         Hz.Peygamber'in bir hadisinde; "Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır. Allah onu yaratınca, "Dön (Bana)" dedi, o da döndü. Sonra da ona, "Geri dön" buyurdu, o da geri, arkasını döndü. Sonra Cenab-ı Hak; "İzzet ve celalime andolsun ki, senden daha şerefli bir şey halk(Yaratmadım) etmedim. Seninle alır, seninle veririm; seninle mükafatlandırır, seninle cezalandırırım..." buyurdu. (12) el-Acluni Keşfu'l-hafa, Daru'l- kutubi'l-ilmiyye, Beyrut-140871988,1/236-237.263)

         Aklı olmayana sorumluluk yüklenmediği gibi, ceza da söz konusu değil.

            Yaratılmışların birbirine üstünlüğü de akılla ve aklın edindiği bilgi ile olur.

            İnsan ancak akıl ile, başka yaratıklardan istifade edecek konuma yükselir.

            Fert ya da toplum, kendilerine verilen aklı kullanma hususunda gereğini yapmaz ise, aklını kullanan başka toplumların istifade alanına girer. İstifade eden mevkiinde olması gerekirken, istifade edilen konumuna düşmek fiilen 'eşref bir varlık' olma özelliğini de kaybetmek demektir.

            Aklın, fonksiyonel, yani kullanılır durumda olabilmesi, doğru bilgi ile desteklenmesine bağlı. Bunun için, ilk insana ilk bilgi yine bizzat aklın ve insanın Yaratıcısı olan Rabb'i tarafından verilmişti.

         'Akıl' sahiplerini muhatap alan, ilahi dinin imkanlarından istifade etmek de, yine aklın kullanılır durumda olmasını gerektirir.

            Kur'an, ancak aklını kullananlar için "hayat kılavuzu" ve yol göstericidir.

            Bu açıdan bakıldığında, Hz. Peygamber'in; "Hiç bir kimse, kendisini hidayet yoluna ileten ya da onu helak olmaktan men eden bir akıl ve tecrübeden daha değerli ve daha üstün bir şey kazanmış değildir" hadisi daha iyi anlaşılır.           

            Kur'an'ın akla verdiği öneme dikkat çeken Muhammed Abduh, Tevhid Risalesi'nde bunu şöyle dile getirir; "Kur'an, akla hitap eder ve fikri uyandırır. Kainattaki eşsiz nizamı, yönetim kanunlarını ve onda tezahür eden hikmet ve kemali bize gösterir. Ortaya koyduğu esasların doğruluğuna yakinen inanmak ve çağırdığı gayeye samimi olarak bağlanmak üzere, akıldan, Kur'an'ın kainatla ilgili olarak söylediği her şeyi titizlikle incelemesi istenir."(13) Sabri Hizmetli, Tevhid Risalesi, Fecr Yayınları, Ankara-1986,s.75

         "Varlık hiyerarşisinde Cenab-ı Hak tarafından, "halife" olmaya ehil ve liyakatli kılınan; böylece de tüm alem kendi hizmetine sunulmuş bulunan insanı yücelten en büyük özellik akıl.." (15) Muhammed Ebu Zehra, İslam Hukuk metadolojisi, çev. Abdülkadir Şener, Ank. ÜİF Yayınları, Ank. 1973. s.319

         Ancak, bilgiye ulaşma ve bilgiyi kullanmada yeri doldurulmaz bir vasıta olmasına rağmen, batı kültüründeki gibi, “aklın tanrılaştırılması tehlikesine” karşı da dikkatli olmalıdır.

"Yunan-Batı aklında ise Allah-insan-tabiat ilişkisi İslam aklındakinden hayli farklıdır. Yunan-Batı aklında insan, İslam aklındaki Allah'ın yerini almıştır.. İnsan aktif, Allah ise pasif konumda tasavvur edilmiştir.. Aklın bu akışı ile insan, "sınırsız" ve "sorumsuz" bir konuma yerleştirilmiştir. "Mutlak fail" makamındadır. Bu da, onun bir tür tanrılık iddiası anlamına gelir. Yunan-Batı aklı’nın temelinde yatan bu tasavvur Latince şöyle formüle edilmiştir; "Homo homini deus"= İnsan insanın tanrısıdır." (16) Mustafa İslamoğlu, Aklın Yeniden İnşası, s.86,87

          Bütün bunların sonucu olarak, "insanlaştırılan tanrılar" ile "tanrılaştırılan insanlar" arasına sıkışan birey ve toplumlar, yaratılış amacından uzak, mutsuz ve huzursuz bir hayat sürmek zorunda kalırlar.     

 

 

                            Dünya ve Ahrette Üstünlük "Akıl"la

“Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik atar(iğrenç hayatta yaşatır”(Yunus suresi100)

 

         Allah'ın, insanlara hayatı kullanma kılavuzu olarak gönderdiği 'Kitap'ta da akıl sıklıkla geçer.

         "Kur'an da 49 yerde akıl kelimesinin geçmesi, onun akla verdiği önemi gösterir. Bu kelimelerin tamamının fiil(Çalıştırılan akıl ) şeklinde geçmesi ise manidardır.

         Amaç sadece akılla ilgili bilgi sahibi olmak değil, onu kullanmak, değerlendirmek, amacına uygun çalışmasını sağlamaktır. Çünkü onun sağlıklı çalışması, insan ve insanlığın inkişafına, mutluluğuna medar olacak; çalışmaması ise, insanın ve insanlığın çöküşünü hazırlayacaktır. Kur'an bütün kötülükleri, aklın sağlıklı kullanılmamasında gördüğü gibi, bütün iyilikleri de onun işlevini yerine getirmesinde görmüştür. Kendisine verilen diğer nimetlerle beraber aklını kullanamayan insanları insan olarak kabul etmemiş, onları hayvanlardan da aşağı saymıştır." (17) Prof.Dr.Y.Fersahoğlu, Kur'an'da Zihin Eğitimi, s.30

         Ayette; "And olsun ki biz, insanı en güzel biçimde yarattık"(95/Tin,4) İfadesi, gerek beşeri mükemmeliyet, gerek biçim, gerekse mana bakımından olabilecek en güzel kıvamı kapsarken, (aynı zamanda) harikulade bir idrak yeteneği ve akıl melekesine sahip olması anlamındadır." (18) el-Alusi, Ru'hu'l-meani,Beyrut,ts. XXX/175)

         Bu aklın, İslam literatüründeki adı "akl-ı selim" dir.

         Bir defasında Rasulullah'ın huzurunda bir adamdan övgüyle bahsedildi. Hz.Peygamber bunun üzerine "aklı nasıldır?" diye sordu.

         "Ya Rasullallah, onun ibadetinden, ahlakından, fazilet ve edebinden bahsediyoruz" dediler.

         O yine sordu; "Aklı nasıldır?"

         "Ya Rasullallah, biz onun ibadetini ve bütün hayırlarını övüyoruz, sen bizden aklını soruyorsun!" dediler.

         Onlara şöyle söyledi; "Ahmak (akılsız) bir abid, cehaleti sebebiyle, günahkarların içine düştüğü günahlardan daha büyüğüne düşebilir."

         Bu ifadeler, her tür fazilete sahip olsalar bile aklı kıt olan kimselerin her an bir tehlikeye düşebileceklerine işaret etmektedir. Başka bir ifade ile aklın, bir insan için her şeyden önce geldiğine dikkat çekilmektedir." (19) Y.Fersahlıoğlu s.204

         "Maturidi'ye göre, insan Allah'ı -hiç vahiy olmadan bile- akıl yoluyla bilmek zorundadır. Yani Allah bilgisinin zorunlu doğası akla dayalıdır.

         Ebu Hanife de; "Allah, insanlığa hiç resul göndermemiş olsa idi bile, insandan yine akıl yolu ile Allah'tan yana bilgi sahibi olması beklenecekti", diyor. (21) Y.Fersahoğlu, age,s.45

         "İnsanın, tüm yaratılmışlar içinde seçkin bir varlık olmasının temel dayanağı, onun, dini emirlere muhatap tutulması ve ahlaki bir varlık olmasının da ön koşulu olan “akıl ve ilim istidadı” ile donanmış oluşudur.

İşte bu sebeple insanın aklının ve hür iradesi ile seçme hakkının önüne bir engel konmaması gerekir ki kişi kendi davranışlarının sorumluluğunu taşıma, mükafatını hak etme ve cezasına müstahak olma durumunda bulunabilsin. 

         İnsan, diğer varlıklar gibi değil.. Onlarda, kendilerine irade imkanı vermeyen bir programlanma söz konusu.. Halbuki insandaki program, kendi kendini iyi ve kötüye yönlendirecek özelliktedir. Ve bu seçme (iradi tercih yapabilme)  özelliğinden dolayı da hak ettiği karşılığı görür.

 

 

                                            Polis katili: Korkuyorum!
Konya'nın Çumra İlçesi'nde trafik polisi Ömer Durmaz'ı şehit eden ve Astsubay Yüksel Durmuş Can'ı sırtından vuran sanık hâkime sordu:

Jandarma ile girdiğini çatışmada ayaklarımdan 5 kurşunla vuruldum. Şimdi ben sakat kalmaktan korkuyorum. Eğer sakat kalırsam beni vuranlardan hak iddia edebilir miyim?http://www.bugun.com.tr/haber-detay/113564-polis-katili-korkuyorum-haberi.aspx

 29:3(Açılımı:29.surenin 3.ayetidir)
---------------------------------------------------------------------------------------
"Akıl padişahı kafesi kırdı mı,
kuşların her biri bir yöne uçar.mevlana
---------------------------------------------------------------------------------------
Bildiklerini
anlat, ama aklı vermeye kalkma, anlatılanları iyi dinle, ama hepsini
doğru sanma. Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez, çok
konuşmakta çok şey bildiğini göstermez. Herkesi kendine eşit gör, her
kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmekte
...korkaklıktır. Cesaret akıldan ...gelirse cesarettir, bilgisizlikten gelirse cehalettir... (Hz. Mevlana)
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 

                HAYATTAN ÜMİDİMİ KESMİ

İnançsızlara sorular

      Akıl ve bilim, yerinde kullanılıp putlaştırılmadığı sürece insana verilen en büyük nimetlerdendir. Fakat herşeyin aşırısı zararlıdır. Akıl ve bilim için aşırılık ise sınırlarının bilinmeyip putlaştırılması ve herşeyi çözebilecek unsurlar olduğu yargısı edinilmesi ile ortaya çıkar.

  Zina konusunu ele alırsak,

  Zina kötü oldugu yargısı bilimden başka hiçbir şeye inanmadığını iddia eden insanların bile verdiği bir hükümdür. Çünkü kimse karısının ya da kardeşinin bir kimse ile zina etmesine razı olmaz ve “iyi yapıyor kendini eğlendiriyor" demez.

  Şimdi soralım zinanın kötü olduğu yargısı hangi mantıksal ve bilimsel gerçeğe dayanmaktadır?

  Eğer bilimsel ve mantıksal bir gerekçe bulamıyorsanız bunların dışında bir değer yargısı kullanıyorsunuz demektir. O zaman “akıl ve bilim herşeyi çözer, bize yeter" iddianızla açık bir çelişkiye düşüyorsunuz.

  Bu çelişkiyi nasıl açıklarsınız?

  Diğer soru ise,

  Madde haricinde herhangi bir şeyin olmayacağını savunan materyalist felsefe gereği ruhun varlığını inkar ediyorsunuz. İnsanın bütün seçimlerini beyinin fonksiyonlarına, mekanik işleyişine bağlıyorsunuz. Şu halde özgür iradeyi nasıl açıklayabilirsiniz. Bilgisayar gibi mekanik bir işleyişin hür iradeyi temsil edemeyeceği açıktır. İnsanın hür iradesi yoksa suç işleyen insanları ne ile suçlayacaksınız, çünkü sizin mantığınızla o kişi beyninin fonksiyonlarının gereğini yapıyor. Ya da hür irade yoktur deyip insanın beyinin mekanik fonksiyonlarının mahkumu olduğunu mu iddia ediyorsunuz.

  Ruh olmadan özgür iradenin neye dayandırılacağını nasıl açıklarsınız?

  *Cevaplar sorunun altında yayınlanacaktır.

ŞTİM

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde 30 yıl doçent ve profesör olarak çalıştı. Ziya Gökalp'in kurduğu en eski sosyoloji kürsüsünde ilk kadın profesör ve kadın başkan olarak bölüm başkanlığı ve Sosyoloji Araştırma Merkezi Müdürlüğü yaptı. Konuğumuz ünlü düşünür ve edebiyatçılarımızdan Cemil Meriç'in kızı Prof. Dr. Ümit Meriç... Bir bilim insanı olarak Ümit Meriç'in hayatına yön veren o değişimde, ilk kırılma noktası nasıl oldu?

Bu tamamen psikolojik bir patlamaydı. 30 yaşındaydım. Biliyorsunuz 30 yaş, insan hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Sebepsiz bir sıkıntı kapladı içimi o dönemde. Buna sebep bulamıyordum. Dünyadan nefret eder hale geldim. Her şey kapkaranlık görünmeye başladı. Sonunda 'bu kadar çekilmez bir dünyada ben niye yaşıyorum' demeye başladım. Ben dini bir terbiye almadan büyümüş, hayatının önemli bir bölümünü agnostik bir insan olarak geçirmiş biriyim. Sosyoloji profesörüyüm. Sorduğum soruların cevaplarını bilimde aradım. Ancak bilimin de yapacağı pek bir şey yok gibiydi. Bunalımlarım büyüdü. Ölmeyi hatta intihar etmeyi bile ciddi ciddi düşündüm. O kadar ümitsizdim ki, hayatın devamı olan ölümden bile ümidi kesmiştim.

Bilim aciz kalınca Allah'a sığındım!

Neydi o sorular?

Ölümden çok korkuyordum. Akademik bir kariyerim olmasına rağmen neden dünyada olduğumuzu sorguluyordum. Her gün güneş doğuyor ve batıyordu. Yaşamaktan var olmaktan öte başka bir şeyin varlığını sorguluyordum.

BİR SABAH EZANIYLA DEĞİŞTİM

Sonra ne oldu?

Böyle düşündüğüm bir gece geçirdikten sonra, gecenin sonunda sabah ezanını ilk defa fark ederek dinlemeye başladım. 'Bu ne' dedim kendi kendime. Ben her şeyi denedim. Sigara içtim, müzik dinledim, gezdim, eğlendim. İçimdeki karanlık gitmedi. 1978 yılındaydı. 31 yaşındaydım. O sabah oturup namaz kıldım. Böylece hayatımın ilk namazını o zaman kılmış oldum.

17 Ağustos depreminin üçüncü gecesi Armutlu'daydık. Daha önce başımı örtmeyi düşünmüyordum. 'Yarın kıyamet kopacak' duygusu geldi. Yatsı namazından sonra iki rekât daha namaz kılmak istedim. Allah'a dua ettim; bu dünyayı bize bağışlaması için dua ettim. O an bir utanç duydum içimde. Sadece deprem gecesi Cenab-ı Allah'a yapmış olduğum duaların kabul olduğunu hissettiğim bir anda Cenab-ı Hakk'a karşı müthiş bir mahcubiyet duydum. Ve dedim ki, "Sen Allah'sın ben kulum. Dualarımı sen kabul ediyorsun, ben senin emirlerini yerine getirmiyorum" dedim. Allah'tan çok utandım. O an başımı örtmeye karar vermiştim. "Beni bana mahcup etme" dedim. O dönemde İstanbul Üniversitesi'nde 3 yıllık Bölüm Başkanlığım bitmiş Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevine başlamıştım.

Kamusal alanda başörtüsü takmak bizdeki laiklik anlayışıyla çeliştiği için üniversiteden ayrılmak zorunda kaldınız.

Laiklik, ilkokul yurttaşlık bilgisi kitaplarında devletin dine ve dindarlara müdahale etmemesi şeklinde tanımlanır. Devlet benim vücuduma devlet üstü alanda müdahale etmek hakkına sahip değildir. Bu benim yaşamamla ilgili bir hakkım, varlığımla ilgili bir hakkım. Allah'ın bana emriyle ilgili bir hakkım. Buna ne çocuğum, ne komşum, ne arkadaşım müdahale edebilir. Laik olan devletimin bana, inandığım dindarlığıma müdahale etmeye hakkı yoktur. Bu laikliğe aykırıdır.

Beşeriyet ruhi patinajlar içerisinde. İslam kendi açmazlarımla ilgili ispata gerek bırakmayan bir kuşatıcılıkla sardı beni. Dolayısıyla gündelik hayatımda buna göre şekillendi. Ben şahsen beşeriyetinde de, bugün içinde bulunduğu açmazlarının, kendi kendisiyle tanışma sürecinin, en uç boyutlara kadar götürerek, faniliğimizin, aslında sadece bedensel bir fanilik olduğunu, ruhumuzun ebedi olduğunu idrak ederek aşabileceği kanaatindeyim. Beşeriyetin önünde başka hiçbir alternatif yok! Bilim bu noktada aciz kalıyor. Zaten ben de içimdeki açmazlarla ilgili çıkış yolu arayışımda bilimin bu acizliğini gördüm.
-----------------------------------------------------------

İSLAM DA BİLGİNİN KAYNAKLARI 10/149

 

AKIL-VAHİY-DUYULAR-SEZGİ-ZAN

     

           İslam dininin kaynağı Kur’an’ı Kerim, duyular, akıl ve vahiy vasıtaları ile elde edilen bilgilere itibar etmiş ve bunları insanın bilgi edinme vasıtalarından saymıştır. Bilginin kaynakları da duyular, akıl ve sezgi olmak üzere üç grupta toplanır.

           Buradan hareketle idraklerimizin bize dış âlemi bildirip bildiremeyeceği, içsel idraklerimizin, görünen varlıklar dışında görünmeyen varlıkların olup olmadığı, verilen bilgilerin ne dereceye kadar doğru kabul edilebileceği Kur’an-ı Kerim bilgiyi üçe ayırmaktadır. Birine ilim, diğerine zan ve üçüncüsüne de kuruntu, yalancılık demektedir.

 

A)-AKIL:150-151   

S-1-Akıl nedir?

v      Akıl, duyu organları aracılığı ile kendisine ulaşan bilgileri değerlendirerek hakla batılı birbirinden ayırabilen, her türlü kavramlar ve fikirler arasında kıyaslamalar yapabilen varlıkları, gaye, imkân ve ihtimal noktasından inceleyip onlar hakkında doğru bilgiler ortaya koyabilen; ancak, bütün varlık ve oluşları kuşatamadığı için sınırlı bilgi verebilen; insan bünyesinde var olan ve bilginin oluşumuna etki eden kuruntular ve çeşitli arzular nedeniyle yanılabilen; bundan dolayı da kendisine ışık tutacak sağlam bir kaynağa muhtaç olan; güzel ile çirkini, faydalı ile zararlıyı bulabilen zihni bir kuvvettir.’

v       İslam alimleri, aklı; 'İyiyi kötüden ayırt edip, iyi olanı yapma ve kötü olandan kaçınma gücü’ anlamında kullanmışlardır."

Biri İsa aleyhisselam ile arkadaşlık yapmak istedi ve beraber seyahate çıktılar. Bir nehrin kıyısında yemek yediler. Beraberlerinde üç ekmek vardı. Ekmeğin ikisini yediler. Hz. İsa nehire gitti. Su içti, dönünce kalan ekmeği bulamadı ve o kişiye ‘Ekmeği kim götürdü’ dedi. Kişi ‘Bilmiyorum!’ dedi.
Hz. İsa arkadaşı ile beraber yola devam etti. Beraberinde iki yavrusu bulunan bir geyik gördü. Hz. İsa geyik yavrularından birini çağırdı, onu kesti, hem kendisi, hem de arkadaşı yediler. Sonra geyik yavrusuna ‘Allah’ın izniyle kalk’ dedi. Geyik yavrusu kalktı ve yürüdü. Hz. İsa arkadaşına dönüp şöyle dedi:  ‘Sana bu mucizeyi gösteren Allah adına yemin veriyorum: ‘O ekmeği kim aldı?’ Kişi ‘Bilmiyorum!’ dedi.
Sonra bir dereye geldliler. Hz. İsa onun elinden tutup su üzerinde yürüdüler. Öbür tarafa geçince ‘Şu mucizeyi sana gösteren Allah’ın hakkı için, o ekmeği kim aldı?’ dedi. Kişi ‘Bilmiyorum!’ dedi.
Sonra bir çöle varıp oturdular.

Hz. İsa toprak ve kum topladı. Sonra ‘Allah’ın izniyle altın ol!’ dedi. Toprak altın oluverdi. O altınları üçe böldü. Sonra dedi ki: ‘Üçte biri benim, üçte biri senin ve üçte biri de ekmeği alanındır!’ Bunun üzerine kişi ‘Ekmeği ben aldım!’ dedi. Hz. İsa da ‘O halde hepsi senin olsun!’ dedi ve ondan ayrıldı.
Hz. İsa ayrıldıktan sonra onun yanına iki kişi geldi. Bu çölde onun yanında altını görünce ondan alıp onu öldürmek istediler. O yalvararak ‘Bunu üçe taksim edelim’ dedi. Biri ‘Birimiz köye gidelim ki bize bir yemek satın alsın, yiyelim!’ dedi.
Birisini köye gönderdiler! Köye giden kişi malın tamamına kavuşmak için, aldığı yiyeceğe zehir koydu. Altının yanında kalan iki kişi ise, o gelince onu öldürdüler. Zehirli yemeği yiyince kendileri de öldü. Mal çölde sahipsiz kaldı. Haram helal demeden yapılan işler insanı bu hale getirir.
Hz. İsa onlar bu halde iken yanlarından geçti ve arkadaşlarına şöyle dedi: ‘İşte dünya budur! Dünyadan sakının!’

S-2-Aklın önemi ve işlevi nelerdir?

              * " KÖRLER ÜLKESİNDE GÖRMEK İDAMLIK  SUÇTUR."(C. ŞAHABETTİN

Doğruyu yanlıştan iyiyi kötüden ayırabilecek özelliğe sahip olup müslüman olmanın temel şartlarındandır.Akıl ile duyular tarafından insan a gelen veriler sentezlenir ve sebep sonuç ilişkisi içerinde ilkelerle varılır.Yani gerçeklere ulaşmada akıl önemli etkendir ve bilim aklın çocuğudur.İnsanın her türlü sorumluluk sahibi ve yaptıklarından hesaba çekilir olmasının temel şartı akıldır.Kur an terminolojisinde akıl:”Bilgi edinmeye yarayan güç”olarak sunulmuştur.


S-3-İnsanların farklı akıllarla donatılmasının sebepleri nelerdir?

S-4-Fonksiyonel akıl ne demektir?Konuyla ilgili 5 ayet yazınız,örnekleyiniz?

 

 

     Her insana farklı farklı da olsa yaratılıştan verilen bir özelliktir. Görülen ve hissedilen şeyler duyu organları vasıtası ile algılanır.Bu algılama sonucunda zihinde oluşan bilgi, aklın desteği ile hedefe ulaşır. Kur’an’da ısrarla birçok ayette fonksiyonel hale getirilmesi istenen melekelerden biri de akıldır. ‘akletme’ anlayışı…dır.

          Allah Teala, insana akıl ve fikir vererek Onun yaratıkları arasında seçkin ve ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını temin etmiştir. İnsan hayrı şerden, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, güzeli çirkinden, hakkı batıldan ayırt eder. Aklın tanımlarından biri: “İyiyi kötüden ayırt eden bir meleke”, diğeri: “İnsanı öbür canlılardan ayırt eden ve teorik bilgileri edinmeye elverişli bir durumda olmasını sağlayan özellik.” şeklindedir. Aklı: “Doğuştan insan zihninde var olan zorunlu bilgiler” şeklinde tanımlayanlar da vardır. (bk. Gazali, İhya, Kahire, 1938, I, 90)

 

-Aklın önemi: 1-Akıl,insanı Ahseni takvim(En güzel insan olma) seviyesine ulaştıran en önemli özelliklerden biri olup ,Allah ın İnsanı muhatap kabul etmesinin temelidir...

 

     Bütün bunlara rağmen akıl tek başına yeterli değildir. Ancak iman ile birlikte bulunan akıl, görevini hakkıyla yerine getirir ve ancak yine böylesi bir akıl aklı selim olabilir. (Enfal, 29) Aksi halde akıl konusunda ifrat ve tefrit yanlışlığı çıkar ki, bu da İslâm’ın beğenmediği ve kabul etmediği bir davranıştır. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, 1/37, 2/1918-2029; Müslim Tercümesi, 10/2570)

        Aklın tek başına yeterli olmadığına en iyi ispat, bu nimeti veren Allah’ın aynı zamanda her millete peygamber göndermesidir.

           Akıl ile insan, kendini ve başkalarını bilir. Sadece bilmekle kalmaz, "bildiğini" biliyor olmanın ayrıcalığına erişir ki, şuur ya da bilinçli olmak da budur. Kişi, "bildiğinin farkında olmak"la, yaratılışın sırrına erme, hayatın anlamını kavrama imkanına erişir.

            Yüce Yaratıcı, akılla bilinir; din, aklı olanı muhatap alır; İlahi mesaj aklı olana hitap eder.

 Alexis Carrel'in dediği gibi; "Akıl bu dünyanın en  muazzam gücüdür. O, yeryüzünü altüst etmiş, medeniyetler kurmuş ve yıkmıştır." (11) Dr.Alexis Carrel, age, s.114

 

KUR’ANDAN AKLIN ÖNEMİNİ VURGULAYAN AYETLER

            “Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır “(45:59)

         "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alaka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)." 40:67

        3:190 - Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.

                  4:5 - Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

          12:2 - Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.

          10:42 - İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?

          10:100 - Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah rezillik yükler.

          10:100 - Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanları, Allah pislik içinde/alçaklıkla yaşatır.

          13:19 - Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.

          16:12 Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır

          13:19 Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.

          2:13 - Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin/halkın inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.(Bakara13)

          2:75 - Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın sözünü işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi.

          2:170 - Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?

    ”Allah katında/Gerçekte canlıların en kötüsü,düşünmeyen,aklını kullanmayanlardır.Allah aklını kullanmayanları iğrençliğin içine atar”(Yunus 100)

          NOT: 2:170   2.surenin 170.ayeti demektir.

         

S-4-Din -bilim –akıl:Konu,amaç,sonuç birliği içinde olabilirler mi?Din İnsanı teknolojiye nasıl teşvik eder?

1- İnsan doğuştan kendisine kodlandığı:Ben kimim?nereye gideceğim?Ölüm den sonra ne olacak gibi anlam arayışına din bilim-akıl ile cevap verebilir.Din sayesinde kendisini ve çevresini tanıyan insan,Evrendeki sistem ve döngünün Allah tarafından yaratıldığını bilir.Bunu verilen düşünme ve yetenekleri sayesinde yapabilir.

2-Din insanı kısıtlamaz sadece bilime,akla ve bilim adamına ilkeler koyar ,mesela yaptıklarını zararlı ve yıkıcı yönde kullanmak yerine iyi ve yararlı yönde kullanmasını ister ve buna sevap gözüyle bakar.

3-“Bizim düşmanımız,Cahillik,yoksulluk ve toplumda ki ayrılık ve kavgalardır;Bunlarla ,eğitim,sanat,Üçü Cehaleti yener “Açık bırakılmış bir kapı;açık bırakanın vardırmak istediği yere çıkar ve O sizi Orada beklemektedir”

4- Din ise;Akla ve bilime teşvik ederek;Bunların ulaşamayacağı konular ve alemler hakkında bilgi verir insanı rahatlatır,On a gerçek doğruyu bildirir.Binlerce kafa sayısınca doğru kirliliğinden kurtarır insanı.Bilime teşvik eder ama bu teşviki nin sonunda varılacak gerçekleri de söyler ki insan bu teşvikçinin sözünün akıl ve bilimle test edildiğinde doğru olduğunu görsün ve inansın.Bunları araştırırken Onların mühendisini unutmasın!Kıymetini bilsin!

5-Din bilimi ve aklı insanı mutlu etmek ve ona değer vermek için araç olarak kullanır.Yaratıcısını tanıyan insan sürekli yararlı güzel işler yapmaya çalışır ya da yapar.Bunun sonucunda bilgi birikimi sürekli gelişir ve teknoloji yakalanır insan lar daha rahat bir hayata kavuşur

6-Din bilimi ve aklı insanın mutluluğu ve hayatı daha yararlı hale getirmesi düzleminde teşvik eder Çünkü Bulduğumuz veya bulacağımız gerçekleri yaratan düzenleyen sistemle yen Allah tır ve insanın bu ufka bakmasını ve bu hedefe varmasını ibadet sayarak ister.Sonra Bu insan Şunu anlar:”Bu Nasıl tesadüf ki hep Tesadüf ediyor”.Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.”

S-3-İslam dininin akla verdiği önemi anlatınız?

1-İslam, Düşünmeyi-araştırmayı ve doğru bilgiye varmayı emreder ,böylece Dini anlamayı ister.Yani İlahi içerikli gerçekler gene Aklın yardımıyla anlaşılır.

2-Kur an,İnsanın aklını kullanarak doğru bilgiye ulaşacağını kabul eder,Özgürce düşünmesini ister ve bu şekilde düşünmesinin önüne engel konulmamasını ve bilimsel bilgi olarak değerlendirilmesini ister.(Kazım Kare Bekir –Çerkez Ethem?,Atatürk e parayı ve Emirnameyi veren?Hintli Müslümanların gönderdikleri?Tarikat şr nedir?

3- Akıl dış dünyayı ve milyarlarca şeyi kavramamıza yarayan pencerelerimizdir.. İmam Gazali”Akıl göz gibidir;Kur an ışık gibidir Işık olmazsa göz görmez ve gerçek doğruyu bulamaz”der.

Allah,Şaşırmış,yanlışlara dalmış,azgınlaşmış,insanlığa Kur an ve peygamberlerle acımış karanlıklarda O na gerçek doğruyu iyiyi göstermiş böylece Ona şefkat ve merhamet göstermiştir.

4- İnsan,Allah ın Evrene koyduğu bilgileri aklı sayesinde kavrar bilir. Bu akıl data/Bilgi olmaktan ziyade buldukları gerçeklerden bu gerçeklerin sahibine gittiğinde değer kazanmakta ve Cennete layık hale gelmektedir..Örneğin Picasso nun resmi ne bakıp buradaki harikalığı biz Resme vermediğimiz gibi Evrenin her karesindeki harikalığı da evrene veremeyiz.

5-Eğer insan,hikmetle varlık alemi­ne baksa edip düşünse, gerçeklerin kendini çeşit­li biçimlerde tezahür ettirdiğini, aklı yeni kapıları açmak üzere davet ettiğini anlar. İmam Ca'fer , "Peygamber insanın dışındaki akıl, akıl insanın içindeki peygamberdir." der.Bu söz,Akıl aklettiğinde varacağı bilginin vahy ile gelen haber ve bilgileri doğrulamaktan başka olamayacağını anlatmak üzere söylenmiştir. Akıl bir ayna gibiyse vahy güneş hükmündedir. Aklın tek başına bir hakikati yan­sıtma gücü yoktur. Güneşten aldıklarını yansıtır. Ancak alabildiklerini doğru ve tümüyle yansıtabilmesi için ay­nanın temiz, parlak, üstünün lekesiz olması lazım. Üze­rini pas tutmuş ayna güneşten aldıklarını yansıtamaz.

6-Akıl kendi başına yol gösterici olamaz, aşkın bir kay­nağa ihtiyacı vardır;Çünkü bilgilendirici özne olmadan,nefsin istek ve tutkularının,nefsinin ve nefsi adına heva ve heveslerini ,haksızlığı,günahı,baskıyı,sömürüyü,yo zlaşmayı, mantıksal gösterebilir,mantıki açıklama getirebilir.Bu çerçevede akıl nefsin aşağılık isteklerinin sözcüsü, avukatı, temsilcisi olur.Bazen,istenen her şeyin aklın gereği olduğunu düşü­nürüz, hakikatte ise asıl isteyen nefstir, nefs-i emmaredir. Bu durumda akıl tutulması"olur.Bir kere akıl tutuldu mu,artık aklı özgürlüğüne ka­vuşturmak, onu bağlandığı istek ve tutkuların zincirle­rinden kurtarmak kolay olmaz. Denebilir ki çağımızda, akıl, kendini kısıtlayan bağ­ bağ­lardan kurtulayım derken yeni bir tutsak­lık içine girmiş bulunmaktadır.Bu da çok değerli olan aklın bir rehbere muhtaç olduğunu gösterir.

7-"Akıl" ile "zeka" farklıdır."Nefsin istekleri (heva)" ile aklın birer gerekleri de aynı değildir. Zeka, şu veya bu işi yapabilme.bece­risidir. Zeka olmadan hayatımızı devam ettirmemiz güçtür, zeka gereklidir, ama yeterli değildir. Akıl ise, başka bir gücün veya kaynağın desteğinde neyi^ niçin yapmamız gerektiğini bize öğreten, gösteren bir rehberdir. Zeka ,donanımlı bir arabaysa ise akıl sürücüdür.. Kapasitesi hayli yüksek olan bu araba sayısız beceri ve maharetle donatılmıştır.Bu araba,Mesela saatte 250 km. hız yapabilsin Fakat arabanın bu yüksek donanımı ve olağanüstü ka­pasitesi kendi başına bir anlam ifade etmez; bunları kul­lanacak bir sürücüye ihtiyaç vardır. İşte akıl bu konumdadır. Sürücü arabayı alır uçuruma doğru da sürebilir, me­safeyi kat ederek hayırlı ve faydalı bir yere de gidebilir. Akıl bu anlamda rehberdir, sürücüdür ama yol haritası, kroki başka mahiyettedir ki, vahy; kendi içsel varlığımız, anlam dünyamız, varlık, bilgi ve başlangıç' ile son konusunda bize verilmiş bir yol haritasıdır, Akıl olmadan bu yol haritasındaki güzer­gahları takip etmemiz mümkün değildir.

8-Modern çağda insanın yüksek kapasi­tede ve son derece donanımlı olduğunu, zeki işler yaptığını söyleyebiliriz. Ama mo­dern insan akıllı değildir. Akıllı olsaydı bu küresel düzey de haksızlıklar vuku bulmaz, ekolojik denge bu ölçekler­de tahrip edilmez, canlı hayat tehdit altına girmezdi.

9-Akıl, Allah'ın bir bağışı olarak kalbin nurudur, Allah'ın nuruyla akleden bir kalb sevgi, merhamet, bilgi ve şefkat yatağı olur.

10- İslam dini,kaynak olarak vahye dayanmakla beraber, akla çok büyük önem verir. Fakat aklı her şey olarak da görmez. Zira, akla dayanan felsefecilerin birbirinden farklı neticelere varmaları ,dünya da ki baskı,kargaşa,cinayet ve ölümler,farklı doğruların olması da gösteriyor ki, akıl kainatın bütün sırlarını çözmek için yeterli değildir. Görme olayında gören bir gözle beraber bir ışığa da ihtiyaç olduğu gibi, gerçekleri görmek için de akıl gözüyle beraber vahiy güneşine ihtiyaç vardır.Çünkü Aklı bazen yanılabilir,kendine ipek böceği gibi koza örebilir.
11- "Akıl mı, yoksa vahiy mi?" şeklindeki bir soru karşısında bir Müslüman "vahyin rehberliğinde akıl" formülünü nazara verir. Yani, ne akıldan vazgeçer, ne de vahiyden. Aklına sahip çıkar, fakat özellikle metafizik konularda mücerret akılla yola çıkmaz, vahyin ışığında aklını kullanır.
12-- Metafizik konularda sadece akılla yol alanlar, gecenin karanlığında önünü aydınlatmaya çalışan ışık böceğine benzer. Vahyin ışığında gidenler ise, gündüz aydınlığında uçan arılar gibidir.
13-Felsefeciler Aklın öğrencileri olup,Tıkandıklarında ya da düşündüklerinde din bunlara ibadet düzleminde motor güç olur,yapılanları ibadetleştirir.Düşünmeyi-hikmeti teşvik eder..

14- Felsefecilerin ve bilginlerin hikmete ermeleri, buluşlar yapmaları,bu düşünen beyinlerin vahiy güneşine kapalı kalmamaları gerekir.. Yoksa, ömürleri ruhsuz, sönük, soğuk,öğrenilenler zulm-baskı-huzursuzluk-tecavüz-pazarlanan vücd lara sebep olacaktır..
15-Allah ın varlığının delillerini anlamak için Akla büyük iş düşer. Kainat kitabına İlahi ilim ve hikmetle yerleştirilen ince manaları araştıran insanlar O nun aklının külliliğini-sınırsızlığını anlarlar.

16-.İnsanı, diğer canlılardan ayıran özellikleri;aklı,düşünebilmesi ve öğrenebilmesi dir.Bu özelliklerinden dolayı cennet veya cehennemle sorumlu tutulur;dolayısıyla aklı olmayanın dini /dinsel sorumluluğu da yoktur.Mesalafeliler,akıl nimetine sahip olmadıklarından yaptıklarından sorumlu tutulmazlar.!Çünkü din akıllı olanlara

17- Allah insanın inanmasını sağlamak ve O nu ikna/tatmin etmek için akli delillere(kanıtlara)sebep gidiş ve sonuçlarını belirterek başvurur.Örneğin:Kur’an da:Göklerin,Ay’ın,yeryüzünün,insanın, ve diğer varlıkların yaratılışından biçimlerinden ve şekillerinden bahsetmektedir.Alemde varolan eşsiz düzen ve intizama/sisteme insanların dikkatlerini çekerek bunların boşu boşuna yaratılmadığını,kendiliğinden oluşmadığını ele alarak insanı ikna,imana ve ibadete davet eder.

18-“ …düşünemiyor musunuz?(Bakara 44) “..Bunu düşünemiyor musunuz?(Ali İmran 65) “ Buna aklınız ermiyor mu?(Enam 32) 24-Denizlerde yüzen, dağlar gibi iri gemileri ,yüzmesinin sistemini kuran O dur. 19- Acı ve tatlı sulu iki denizi birbiri üzerine salarak yanyana getirdi.20- Ama aralarında birbirlerine karışmalarını önleyen bir engel vardır.(Rahman suresi)

19- Ona düşüncesini açıklamayı öğretti.5- Güneşin ve ayın konumları ve hareketleri belirli bir hesaba dayanır.6- Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.7- O, göğü yüksek yarattı ve evrene dengeyi koydu sakın dengeyi bozmayın!. 17- O iki doğunun da Rabbidir, iki batının da. 33- Ey cinler ve insanlar, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşarak kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçınız. Fakat ancak özel bir gücünüz varsa bunu başarabilirsiniz. 60- İyiliğin, iyilikten başka bir karşılığı olabilir mi? 59- Peki, Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?(Rahman)

“Acaba aklınızı kullanıp düşünmeyecek misiniz?"Hud 52) Bunun yanlış olduğuna aklınız ermiyor mu?" derler.(Bakara 76) “190- Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini kovalayışında derin düşünceliler için birçok ibret dersi vardır.(Ali İmran190)

“3- Yedi göğü tabakalar halinde yaratan O'dur. Rahman'ın bu uyarmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?4- Sonra gözünü iki kez daha döndür bak. Göz aradığı kusuru bulmaktan umudu keserek yorgun ve bitkin bir halde sana döner.5- And olsun biz, dünyaya en yakın göğü lambalarla donattık. 15- Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; 21- Allah, rızkını tutacak olursa size rızk verecek kimdir? 23- De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz."(Mülk Suresi)

“Deki,Yeryüzünde gezin sonra peygamberleri kabul etmeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.(Enam11)buyurarak geçmiş milletlerden ve medeniyetlerden kalan eserlerden ibret almamızı

”Onlara Allah’ın indirdiklerine uyun denilince,hayır biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız.”derler.Peki ya ataları hiçbir şey düşünemeyen(beyinsiz) doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi atalarına uyacaklar”(Bakara 170):İnsanın süregelen alışkanlığıdır en zor değiştirebildiği,Atalarından miras kalan düşünce,fikir,Gelenekler akıl süzgecinden geçirilmeden diğerlerine ve sonrakilere aktarılır.K.K bunu düşünerek kabul edilmesini istemektedir.Bu şekilde körü körüne taklitçilik yasaklamıştır.K.K.bir şey bilmeden körü körüne ataların dediklerini yapmayı yasaklar.

İslam dini düşünmeyi(tefekkürü)nafile ibadetten daha üstün saymıştır.”Alimin uykusu,cahilin ibadetinden daha üstündür”/bir saat düşünce üretmek nafile ibadet etmekten daha üstündür.”/Bilgin insan,bir problemin cevabını bulmak için aklını kullandığında;doğru sonuca ulaşırsa iki sevap,yanlış sonuca ulaşırsa 1 sevap alır”. İslam dininin emir ve yasakları%95 oranında akılla anlaşılır ancak bir kısım emir ve kurallar akılla kavranamadığı için akıl O bölgelere ulaşamaz
S-5--Kuran-ı Kerime göre,Allah’ı insanlar arasında en çok tanıyan bilen kimlerdir?ilgili ayeti yazınız?

“..Kulları içinde sadece bilginler(Alimler) Allah’tan gerçek anlamda korkarlar/Allah ı n gücünü ,kuvvetini anlarlar”(Fatır S. 28)Kur’an Evren ve yaşam kitabının yazılı hali,evren ise Kur’an ın sözsüz halidir.K.K. de okuduğumuz evren kitabının sayfaları o kitabın tüm sayfalarının sadece bir bölümüdür.Bilginler bu şaşırtıcı kitabın bölümlerini araştıran kimselerdir.O Yüzden onlar Allah’ı gerçek anlamda bilirler.O nu sanatının eserleri ile bilir,kavrarlar.Yaratıcılığının özelliklerini gördükleri için onun ululuğunun gerçek anlamda bilincine varırlar.Bundan dolayı ondan gerçek anlamda korkarlar,gerçekten sakınırlar ve O’ na gerçekten kulluk ederler.Onların Kulluğu evrenin görkemi karşısında belirsiz heyecana kapılan geçici heyecan değildir.Bilginlerin kulluğu hakiki kulluktur.
S-6-İslam dinin objektif evrensel akla verdiği önemi bir ayetle açıklayınız?

“Yeryüzünde dolaşın peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bakın”(Enam S.11/Nahl S.36)

A)-Peygamberlerin getirdiği evrensel doğruları kabul etmeyen insanların düştükleri acıklı sonuç bu ayette anlatılır.( Diz üstü çökmüş olarak öldükleri, hayattayken perişan oldukları,Mekke’yi yıkmaya gelen fil ordusunun başına gelenler.gibi...)

B)-Peygamberler, insanlığın mutluluğu için değişmez doğruları insanlığa ,öğretmeye çalışmışlardır.Tarihe baktığımızda,İnsanlık çoğu zaman ahlaksal ve erdemsel değerlere önem verdiklerinde mutlu,huzurlu olmuşlardır. Tarihte yaşamış medeniyet ve sistemlerde ,Allah ın dışındakiler,insanlığı mutlu etmek amacıyla ortaya çıktıkları halde hep insanlığa kan kusturmuş,milyonlarca can/hayat bir düşünce uğruna feda edilmiş/edilmekten çekinilmemiş.ahlakın ve manevi değerlerin önemsenmediği bu sistemlerde: insanlara:zülüm,baskı,işkence vs. Yapılmıştır..Çünkü insanlarda hem iyilik potansiyeli hemde kötülük yapma potansiyeli vardır.Eğer insanın aklına doğru yol gösterilmezse bu akıl evrendeki en vahşi yaratıktan daha vahşi olabilir (insanlık birbirinin kurdu olur);Eğer bu akıl erdemsel ve üstün özelliklerle donatılır,mükemmel insanı oluşturmak için kullanılırsa,işte O zaman insan meleklerden dahi üstün olabilir. Eğer insanlık iyi yönde eğitilmezse akla hayale gelmedik kötülükler ortaya çıkar/artar.Netekim,Bizans devletin de ,Fakir/zayıf insanlar arenalarda aç bırakılmış arslan lara atılır,diğerleri seyrederlermiş.Kapkaç/acımadan,gözünü kırpmadan diğerinin hayatını sonlandırmak gibi...İşgal edilen yerlerdeki gibi...


S-3-İnsana davranışlar yaptırma da neler etkilidir?

  Çevre-Çıkar-Kültür-Töre-Kanunlar-Korku-İstek-Gelenek görenek-Topluma ters düşme korkusu-Bilgi-iyi niyet-vicdan-kalp

S-5-Doğruları yapmaya teşvik etmede Bu etkenlerin hangisi daha etkilidir?Neden?Her birini tek tek değerlendiriniz?

      Çevre:Çıkar söz konusu olunca,üst değer sistemi bozulunca ,İnsan çevre ye aldırmamaya başlamaktadır.Yanlış davranış yapanların bir kısmının yüzlerini kapatma ihtiyacı hissetmelerine rağmen diğerlerinin yüzlerini kapatma ihtiyacı duymaması.”Utanmadıktan sonra dilediğini yapabilirsin”(Hz.Muhammed As.)

     Çıkar:İnsanın bir davranışı yapmada önemli etkenlerden/motivasyonlardan birisi de çıkardır.Çıkarı olmayan bir insan bu davranışı kolaylıkla yapmayabilir.

Türkiye`de asker kaçağı sayısı ne kadar? Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül açıkladı...

 


Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül
, askerlik çağındaki yükümlü sayısının 14 milyon 306 bin 525 olduğunu bildirdi. milyonunun tecilli, yoklama kaçağı ve bakaya durumunda olduğunu ortaya koydu.

 

Dini değer olmayınca görüldüğü gibi(Şehitlik-vatan için nöbet beklemenin kutsallığı ,sevabı…)insanlar çıkarları doğrultusunda diğer değerleri kolayca önemsemeyebilirler..Bu yasakları çiğneyenlerin yargılanacak ve ceza alacak olmaları ,bu konuda ki artışı yavaşlatmamaktadır…Töre,gelenek,görenek,bilgi vs insanlara ve akıllara doğru davranış yaptırma da her zaman yeterli olmayabilir.Çünkü başkalarının gördüğü yerde kötülük yapamayanlar,başkalarının görmediği yerde kolaylıkla kötülüklerini yapabilmektedirler.

       Bilgi:İnsan bilgilendikçe ve zekası artıkça ondan hep iyi davranışların sadır olması doğal olarak beklenir.Ancak görülen O ki bilgi artıkça ve bu zeka ile birleştikçe ;bir takım insanların elinde bunlar,insanlığın zararına sebep olacak silah olabilmektedirler.I.II .Dünya savaşları,Hiroşima ya atılan Atom bombası,Sömürgeler,İnsan/köle ticareti,Organ mafyasına karışanlar,

        DİN:O halde bu yukarıda anlatılan sebepleri İbadet,Cennet,sevap bağlamında teşvik eden Din ve dini değerler insanlara doğru davranışlar yaptırma da önemli etkenlerdir.Din,İnsanların imkansızları başarmasında ve ileri atılmasında,vatan-millet-ülke sevgisi oluşturma da hep başat güç olmuştur.Gereği gibi öğrenildiği –uygulandığı yüzyıllarda ve toplumlarda,İnsanlığı ileri götüren ve teşfik eden motor güç olmuşlardır..Bunun tarihen kanıtları çoktur.Böyle toplumlarda kötülükler ve suçlar en aza inerken,iyilik ve değerler alabildiğine gelişmiş ve insanlar iyilik ve doğrularda yarışı olmuşlardır.

       Hukuk ve kanunlar bir yanlış ortaya çıktıktan sonra müdahale ederken Din suçun düşünce aşamasında ortaya çıkmasını önleme de etkendir.Ayrıca Din hem dünya hem Ahret sevabı günahı vaad ederek insanları iyiliklerde geliştirmek ister.

S-4-Akıl her zaman doğruyu bulabilir mi?

 

         -Doğrudan tecrübe edilemeyen şeyler:Şahadet(Tecrube edilen ),Gayb alemi,Vahiy akılla nufuz etmeye anlamaya çalışılır.Bu bilginin güçlenmesi sonucunda bilgiye dönüşür.

              Aklın ulaştığı her bilgi bütün varlık ve olayları kuşatan sınırsız bir bilgi olmadığı gibi insan bünyesinde varolan ve bilginin oluşumuna etki eden kuruntular ve çeşitli arzular nedeniyle yanılabilen de bir bilgidir. Gerçekleri bulmada bağımsız değildir. Allah’ın zatı, sıfatlarının mahiyeti gibi metafizik boyutlu konularda aklın kendi başına bilgi verme imkânı yoktur. Çünkü söz konusu konular hiçbir ölçüye sahip olmayan derinliktedir. Bizim aklımız vasıtası ile kavrayabileceğimiz konular Allah’ın bilmemizi istediği kadar ile sınırlı kalır ve ötesine geçemez. Buna göre Kur’an’ın akıl hakkında verdiği hüküm kısaca şu şekilde ifade edilebilir: ‘Akıl insanlar için bilgi kaynağıdır ancak vahiy çizgisine kadar. Vahiy karşısında aklın görevi onu anlamaktan ibarettir.’

Nakli ihmal etmemekle beraber aklı mutlak bir bilgi kaynağı olarak görenler olduğu gibi; aklı, nakli anlamada bir araç, naklin hizmetinde bir idrak vasıtası olarak benimseyenler de olmuştur. Aklın tanımı ve yetkisi konusunda farklı görüşler ileri sürülmekle birlikte, aklın mutlak gerçeği idrak etmesinin mümkün olmadığı hususunda ittifak edilmiştir. Kur’an’a göre ise akıl ve duyular bizim vahyi anlayabilmemize ve olayları kavrayabilmemize bir vasıta konumundadır. Yani aklın vahyi kavrama noktasında ciddi manada bir fonksiyonu vardır. Yoksa vahyin önüne geçebilecek bir konumda değildir. Yani bu tip bir rasyonalizm anlayışına göre akıl, bilgi edinmede ana kaynakken İslam inancına göre aracı kaynaktır.

*insan aklının vahiyden üstte değil ancak vahyin tespitlerini aramak, sağlamasını yapmak veya deneme-yanılma yoluyla tasdikine gitmek gibi bir konumda olduğunu görürüz

 

Akıl nimeti kendini daha ziyade iki şekilde tezahür ettirir. Bunlardan biri bedihî/açık bilgiler, diğeri ise istidlâlî/çıkarımsal  bilgilerdir. Bedihi bilgiler hiç düşünmeden veya zorlanmadan insanın aklına gelebilen ya da anlaşılması kolay olan bilgilerdir. Ateşin yakıcı, buzun soğuk olması gibi. İstidlâlî bilgiler ise, delillere dayanarak ve özellikle tefekkür/düşünerek ulaşılan bilgilerdir ki, aklın en büyük fonksiyonu bu şekilde tezahür eder. Kur’an-ı Kerim, aklın bu şekildeki özelliğini daha da teşvik etmiş ve böylesi bir akla sahip olanları da genellikle Elbab(akıl sahipleri) lâfzıyla övmüştür.

Akıl konusunda hikmetli görüşler ancak iman ve İslâm ile açığa çıkar. Aksi halde akıl üzerinde çeşitli ifrat ve tefrit olayları meydana gelir ki, bunlar da insanı her an gaflet veya dalâlete düşürebilir.

İfrat konusunda açığa çıkan görüşlerin başında rasyonalizm felsefesi gelir. Aklın herşeyin ölçüsü olduğunu ve aklın herşeyi kavrayabileceğini iddia eden rasyonalistler, İslâm’ın sunduğu vahiy menşeli mesajlarını ve bunların içinde de özellikle gayba iman çağrısını red etmişlerdir. Bilindiği gibi gayba iman İslâm’ın inanç esaslarından biri olup, Kur’an-ı Kerim’de sık sık tekrarlanmaktadır. Ama Kur’an’ı tanımayan bir akıl bu konuları idrak edemez. Vahyi ret edip aklı tek ölçü kabul etmek son derece yanlış olduğu gibi aynı zamanda küfür ve şirk sayılmaktadır. Çünkü Hak sadece Allahtır. Tek mabut yine Allah Teâlâ’dır. Onun dışındaki her arayış ve yönelişler batıldır. (Yunus, 32; Enbiya, 67; Hac, 62; Casiye, 23) Hem zaten ilim, iman etmeyi gerektirir. Batılı bir filozofun deyimiyle “dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topal” sayılmaktadır.

Rasyonalizm, akıl konusundaki ifrat örneği yani aşırılık anlamındadır. Bir de bunların dışında tefrit örneği var ki bunun savunucuları da aklı neredeyse tamamen devre dışı bırakmakta ve insanı âdeta kurulmuş bir robot gibi kabul etmektedir. Müşriklerin iman etmeme konusunda gösterdikleri taassup ve inat bu yüzdendir. Öyle ki ”Onlar bir hayâsızlık yaptıkları zaman, babalarımızı bu hal üzere bulduk, Allah da bize bunu emretti derler. De ki: Allah hayâsızlığı asla emretmez, siz bilmediğinizi mi Allah’a isnad ediyorsunuz.” (Enam, 148; Araf, 28; Yunus, 44, 78; Zümer, 7)

İslâm’a göre iman esastır ama tek başına yeterli değildir. (Ankebut, 1) Eğer insanoğlu iki cihanda aziz/üstün olmak istiyorsa öncelikle tagutu ret edip Allah’a iman etmeli ve imanlarına şirk zulmü karıştırmamalıdır. Ayrıca ve hemen arkasından da Allah Rasûlü’nün sünnetine yönelerek iyi ve salih davranışlarda bulunmalıdır. Yine inanan insan şunu iyice bilmelidir ki Allah ve Rasûlü bir şey hakkında hüküm verdiği zaman inananların başka bir tercih hakkı yoktur. (Bakara, 213, 256; Maide, 68; Enam, 90; Yunus, 57; Nahl, 97; İsra, 105; Enbiya, 107; Ahzap, 36-45; Neml, 12; Mümin, 51; Sebe, 28; Secde, 21; Hucurat, 1; Kalem, 32; Müddessir, 31)

Kur’an-ı Kerim, insanları imana davet ederken hiç şüphesiz öncelikle akıllara hitap etmeyi ve insanı tefekküre yöneltmeyi ideal prensip olarak kabul etmiştir. Ve insanlar da ancak tefekkür sonrası bir olgunluk sayesinde imana ulaşıp iki cihan saadetine ulaşabilir. Böylesi insanlar Kur’an-ı Kerim’de temiz akıllı olarak zikredilmekte, dolayısıyla övülmekte ve iki cihan saadeti ile de müjdelenmektedir. Aklını kullanmayıp dalâlete düşenler ise ebediyyen kalmak üzere cehennem ile uyarılmaktadır. Üstelik aklını kullanmayıp tuğyan ve dalâlette kalmayı tercih edenler, daha bu dünyada yaratıkların en kötüleri olarak vasıflandırılmaktadır. (Bakara, 118, 219, 242, 269; Al-i İmran, 7, 190; Araf, 179, 184; Hud, 114; İbrahim, 52; Nahl, 12, 16, 41, 48, 67, 97; Rad, 4, 19; Enbiya, 30-34, 51, 67; Hac, 65; Sad, 29; Zümer, 9, 18, 21; Kaf, 6-8; Casiye, 13, 20; Enam, 6, 55, 82; Sebe, 9; Fatır, 36-37; Rum, 8; Yasin, 11, 77; Ahkâf, 33; Yunus, 64, 105; Enfal, 22; Mülk, 3, 5, 12, 19; Ankebut, 10, 44; Naziat, 27; Beyyine, 6-7; A’la, 10-11)

Akıl nimetini Allah’ın istediği istikamette kullanmayanların kişilik yapısını ve akıbetlerini Kur’an-ı Kerim açık ve net olarak haber vermektedir. İşte bazı örnekler:

 1- “Ve eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi şu alevli cehennem mahkumları arasında olmazdık diye ilâve ederler. ” (Mülk, 10-11) Bu ayette son derece önemli bir mesaj bulunmaktadır. Şöyle ki Allah’ın huzurunda günahlarını itiraf edenler, eğer bizim aklımız veya kulağımız olsaydı demiyorlar, aksine kulak vermiş olsaydık veya aklımızı kullansaydık derler. Bu da zaten kendilerine Allah tarafından verilmiş olan akıl nimetini doğru kullanmadıklarını açıkça göstermektedir.

2- “Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar hiç şüphesiz ziyana uğradılar. Nihayet beklenen vakit ansızın geldiği zaman bunlar günahlarının yükünü taşıyarak dünyadaki taksiratımızdan, vaktimizi boş yere israfımızdan dolayı yazık bize derler. Onların taşıdıkları yükler ne fena şeydir.” (Enam, 31) Bu ayet de aynı şekilde dünyada aklını kullanmayanların mahkeme-i kübradaki acıklı itiraflarını dile getirmektedir. İşte bu olayları haber veren Allah Teâlâ ehl-i küfür hakkında; ”Bugün özür dilemeye kalkışmayın, çünkü siz yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.” buyurmakta öte yandan Allah Teâlâ; ”Dinlemedikleri halde dinledik diyenler gibi olmayınız.” buyurmaktadır. (Enfal, 21; Tahrim, 27)

3- “Yoksa sen onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? ...” (Furkan, 44)

4- “Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.” (Yusuf, 103)

5- “Andolsun ki biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır onlarla kavramazlar, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler....” (Araf, 179)

6- “Sana bu mübarek kitabı, ayetleri düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Enam, 11; Fatır, 44; Sad, 29)

7- “Onları bırak, yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalasın. Yakında akıbetlerini bilecekler.” (Hicr, 3)

8- “De ki; Allah çok esirgeyicidir. Biz sadece ona inandık ve O’na güvendik. Sizin kimin apaçık bir dalâlet içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz.” (Mülk, 29)

9- “Deli divane kimmiş yakında göreceksiniz. Onlar da görecekler.” (Kalem, 6-7)

10- “İşte bu Kur’an kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim, 52)

11- Biz peygamberimize şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz, ona vahyedilen söz apaçık Kur’an’dır. Onunla diri olanları uyarsın ve inkârcılar üzerine söz hak olsun diye indirilmiştir. (Yasin, 69-70)

12- “Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır demedim mi? Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâlâ aklınızı çalıştırmıyor musunuz?” (Yasin, 61)

13- “Hiç yeryüzünde gezmediler mi ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz. Fakat asıl sinelerdeki kalpler kör olur.” (Hac, 46)

14- “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed, 24)

İşte Kur’an-ı Kerim aklını kullanmayanların kişilik ve akıbetleri hususunda böylesi uyarıcı mesajlar verirken, aklını kullanıp hidayet ve iman üzere olanları da taktir etmekte ve dareyn saadeti ile müjdelemektedir.

1- “Bu kitabı sana indiren O’dur. Bu kitapta iki tür ayet vardır. Muhkemat ki bunlar kitabın özüdür. Diğer tür ise müteşabihattır. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve onun gelişigüzel yorumuna yönelmek için müteşabih olanına tabi olurlar. Halbuki ilimde derinleşenler ise “biz onlara inandık çünkü hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Sadece temiz akıllı olanlar bunlardan ders alır. Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gitmesinde temiz akıllı olanlar için ayetler vardır. Onlar ki ayakta iken, otururken ve yanları üzerinde yatarken Allah’ı anarlar, göklerle yerin yaratılışını düşünürler de “Rabbimiz bunu boşuna yaratmadın sen münezzehsin. Bizi ateş azabından koru”derler.” (Al-i İmran, 7, 191)

2- “Onlar peygambere gönderilen Kur’an’ı işittikleri zaman hakkı tanıdıklarından dolayı gözleri yaşlarla dolup taşar da derler ki: ”Rabbimiz iman ettik, bizi hakka şehadet edenlerle beraber yaz. Zaten Allah’a ve bize gönderilen hakka inanmayacak ne var. Rabbimizin bizi iyi insanlara katmasını umuyoruz. ”Allah da onları bu sözlerinden dolayı içinden ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı. Onlar orada ebedi kalacaklardır. İyi işler yapanların mükâfatı budur.” (Maide, 83-85)

3- “De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıllı insanlar düşünür ve ibret alırlar.” (Zümer, 9)

4- “Rahman olan Allah’ın kulları onlardır ki; yeryüzünde tevazu ile yürürler, kendini bilmez cahiller onlara söz attıkça onları incitmeyecek şekilde cevap vererek selâm derler. Onlara Rabbinin ayetleri hatırlatılınca onların üzerine sağır ve körler gibi kapanmazlar.” (Furkan, 63, 73)

5- “Biz bu misalleri insanların irşadı için anlatıyoruz. Fakat onlara ancak ilim sahibi olanlar akıl erdirir.” (Ankebut, 43)

6- “Biz Müslümanları suçlular gibi tutarmıyız hiç? Size ne oldu, nasıl böyle hükmediyorsunuz? Yoksa biz iman edip de salih amel işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi bir mi tutacağız? Ya da takva sahiplerini günahkârlar gibi bir mi tutacağız? Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük saadet de budur.” (Kalem, 35; Sad, 28; Tevbe, 72)

7- “Allah dilediğine hikmetini verir. Hikmet kime verilirse büyük bir hayra nail olmuş olur. Ancak temiz akıllı olanlar anlar ve düşünürler.” (Bakara, 269)

8- “Sana Rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi o görmeyen gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri anlar ve düşünür.” (Rad, 19)

9- “Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline tabi olurlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerini hidayete eriştirdiği kimselerdir. İşte bunlar temiz akıl sahipleridir.” (Zümer, 18)

 Akıl sık sık belirttiğimiz gibi Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Ancak aklı korumak ve dengeli olan hikmeti devam ettirmek de bir o kadar önemlidir. Bu itibarla İslâm’ın korunmasını emrettiği beş temel esas vardır. Bunlar can, akıl, din, nesil ve maldır. Aklı bozan veya akıllıca düşünmeyi engelleyen her davranış yasaktır. Bilindiği gibi alkol, uyuşturucu, kumar ve benzeri şans oyunları İslâm’da yasaktır. Gerek dünya sağlık örgütü W. H. O ve gerekse ülkemizdeki Yeşilay raporlarına göre Türkiye son yıllarda A. B. D, İsviçre, İrlanda ve Almanya’dan sonra en fazla alkol tüketen ve alkolü teşvik eden ülkeler arasında bulunmaktadır. Son dönemlerdeki bu aşırı alkol tüketim tablosu aslında ülkemiz için endişe verici boyutlara çıkmıştır. Meselâ 1986’lı yıllarda yılda 263 milyon litre alkol tüketen Türkiye, 2005 yılının ilk dönemlerinde ise bir milyar litreyi aşarak genel sıralamada artık dünya ikincisi olmuştur. Dr. Bedri Katipoğlu

Üstelik bu rakamlara korsan üretim dahil değildir. Diğer yandan ülkemizde işlenen suçların % 66’sı, trafik kazalarının % 61’i alkol sebebiyledir.

10- “Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: "Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!" diyecek. (Nebe40)

11-(27-29) O gün zalim, parmaklarını ısırır "Eyvah! der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ân’dan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır."(Furkan27)

Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır. (ANKEBUT SURESİ / 35) "Yoksa sen onların kulaklarının işittiğini ve düşünebildiklerini mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan bile daha sapık yoldadırlar."(Fatır 44) 45- Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? Eğer dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra da güneşi onun belirleyici göstergesi yaptık.

46- Sonra onu yavaş yavaş kısaltarak kendimize çektik.(Furkan 45-46)

Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Temmuz sayısında yayınlanmıştır.

 

AKIL YETER Mİ? Birlikte alkol aldığı arkadaşları öldürdü7 Şubat 2007 hurrıyet/ Altın vuruş yaptı, hayatını kaybetti20 Ocak 2008 07:09 HABER 7 İHA/ Alkollü baba oğlunu öldürecekti 18 Nisan 2008 19:48 haber 7 com/39 yaşında 'alkolden' öldü AKŞAM 28-8-2007“Kızını kumarda kaybetti, yardım istiyor “(26 Şubat 2007 / Pazartesi  milliyet), Adana'da market sahibine "Sattığın bisküvi bayat, inanmıyorsan tadına bak" diyerek ilaçlı bisküvi yediren şahıs, market sahibi bayılınca kasadaki 600 YTL’ yi alıp kayıplara karıştı.” Bankacıdan falcıya 705 bin lira havale

       Falcı erkek arkadaşına büyü yapılmış dedi. Yapılan büyüyü bozmak için falcıya bir servet havale etti... İzmir'de evlilik hazırlığı yaparken kendisini terk eden erkek arkadaşıyla yeniden birlikte olmak isteyen bir bankanın portföy danışmanı, erkek arkadaşına ''papaz büyüsü'' yapıldığını söyleyen falcı kadına büyüyü bozması için müşterilerin hesabından 705 bin lira verdi. Olayın ortaya çıkmasıyla falcı kadının ev, 2 otomobil ve kamyon aldığı eşi ve portföy danışmanı yakalandı. Falcı kadının arandığı bildirildi.

--KUMARDA 27 DAİRE KAYBEDEN ÜNLÜLER!!!

Kimi bir türlü vazgeçemediği bu alışkanlık yüzünden servet kaybetti kimi zor da olsa bu alışkanlığından kurtuldu. İşte kumar yüzünden kabus dolu günler geçiren ünlüler ve başlarına gelenler.

     Kelimenin tam anlamıyla bir kumar tutkunu olan Öztürk Serengil, kaleme aldığı anılarında bu tutkusu yüzünden tam 27 apartman dairesini kaybettiğini itiraf etmişti.

      Serengil, Almanya'da bir gecede 100 bin mark (yaklaşık 19 milyar lira) kaybetmişti.

      Anılarında bu gecenin öyküsünü şöyle anlatmıştı: Sabah uçağa binip, Finlandiya'ya gidecektik. İçimden bir ses, gidip 3-5 bin marklık oyna dedi. Gittim. Önce biraz kazanır gibi oldum ancak 3-5 bin mark, kısa zamanda tükendi. Bir taksiyle eve döndüm. Karım anlamıştı. Bir miktar para da alıp, aşağıda bekleyen taksiyle kumarhaneye geri gittim. Ancak bu para da çok dayanmadı. Yine taksiye binip geri döndüm, karım yine para verdi. Ancak o para da çok dayanmadı. Sonunda artık sabah saatlerine ulaşmıştık. Yine geri döndüm. Taksi kapıda bekliyordu. Bu kez karım beni karşılamadı, tüm parayı kapının önüne bırakmıştı. Hemen aldım, içimdeki ses kazanacaksın demeye devam ediyordu. Döndüm. Tüm para bir anda gitti.

         Geri dönecek taksi param kalmamıştı. Kumarhaneden eve kilometrelerce yol vardı. mecburen yürüyerek döndüm. Eve ulaştığımda karım, elinde biletiyle havaalanına gidiyordu, beni o gün terketti.
          Türk pop müziğinin ünlülerinden
Serdar Ortaç da bir dönem kumar yüzünden zor günler geçirmişti.

“Kedi kanı içen kadın tüyler ürpertti “(internethaber.com 10/2/2010)/ İnsanları akbabalara yediriyorlar! “(internethaber.com 10/2/2010),fırtına,seller,depremde aciz kalan akıl. Marmaris'te 3 kişi evlerinde mahsur kaldı  22 Ocak 2010 15:06 H7COM/“Kızını kumarda kaybetti, yardım istiyor “(26 Şubat 2007 / Pazartesi  milliyet),” SAHTE PLAKAYA DİKKAT Mahkemeye başvuranların büyük bölümünde mükerrer (sahte) plaka uygulamasından etkilendikleri de ortaya çıktı.     19 Şubat 07 Hürriyet)“ “Güya Hollanda'da bir genç kız, annesi Kur'an okurken müziğin sesini kısmamış ve annesiyle tartışarak elindeki Kur'an-ı Kerim'i alıp yere atmış. Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.”

 

 

Hastane morgunda

 

“Baklavayı ucuza getirmek için fıstık yerine bezelye kullanıyorlar(20 ekim 2006 zaman) SAHTE PLAKAYA DİKKAT Mahkemeye başvuranların büyük bölümünde mükerrer (sahte) plaka uygulamasından etkilendikleri de ortaya çıktı.     19 Şubat 07 Hürriyet)“

v       adam öldüren bir katilin cezası nedir?

v       “iki aileyi alkol yıktı”(2-10-2005 sabah)

v      

 

S-4-Akıl doğruyu bulma da yeterli değilse Vahiy ve Peygamberlere neden   ihtiyaç vardır? Doğru doğruya ters düşmez.

Akıl=heva heves…Aklın mutlak anlamda her seyı bilmesi ve çözmesi mümkün degıldır.

İnsan, akıl ve vicdân sahibidir. Şu halde, “Peygamberlere, dine ne ihtiyaç var?” denemez. Zîrâ, akıl, sadece anlama-ölçme-değerlendirme âletidir; ihâta değil. Her şeyin sırrını çözecek, derununu açığa çıkaracak çapta değildir. Gözler ne kadar keskin olursa olsun, güneş olmaksızın eşya görülemez. Şu halde doğru yolu da peygamber ve din olmaksızın bulmak mümkün değildir. Işıksız, ısısız, güneşin vücudu mümkün olmadığı gibi, ilâhlık da tezahürsüz olamaz. Tezahürü ise, resûl, yâni elçilerin gönderilmesi ile olur.3İnsanoğlu akıl, vicdân ve zekâsıyla kendisini eğitip terbiye edecek kudrette değildir. Çünkü, nefsi, bencilliği, egosu, hissi, zâlimliği ve cehaleti ağır basar. Dolayısıyla hâdiselere tarafsız ve âdil yaklaşamaz, bakamaz. Ancak, onu terbiye edip eğitecek din; dini de tebliğ edecek peygamberdir. Peygamberin tebliği ettiği hakikat da dindir.

    Zaten, mimari, hukuk, teknolojinin kaynağı (peygamberlerin mu’cizeleri eliyle beşerin ufku açılmış, hediye edilmiştir), ahlâkın da kaynağı dindir. İlâhî tebliğ; kabiliyetleri “ateşleyici” ilk “kıvılcımdır”; bilâhere yol gösterici kılavuzdur.     Japon ilim adamı; Prof. Dr. Masaru Emoto, “21. yüzyılda en önemli olayın ilimle dinin yeniden buluşması olacağını düşünüyorum. Eğer din olmasaydı, insan aptallaşacak, modern ilim de hiçbir vakit ortaya çıkmayacaktı” şeklindeki tesbitleriyle bu hakikati te’yid eder.4

 

 

S-5-İnsan aklıyla Allah ı bulabilir mi? 

S-6-İbrahim as nin yaptığı çıkarımı anlatınız?

Afrika da,balta girmemiş ormanlarda yaşayanların dinsel sorumlulukları var mıdır?

   Yani Allah bilgisinin zorunlu doğası akla dayalıdır. -"(Maturidi)

            Ebu Hanife de; "Allah, insanlığa hiç resul göndermemiş olsa idi bile, insandan yine akıl yolu ile Allah'tan yana bilgi sahibi olması beklenecekti", diyor. (21) Y.Fersahoğlu, age,s.45

            "İnsanın, tüm yaratılmışlar içinde seçkin bir varlık olmasının temel dayanağı, onun, dini emirlere muhatap tutulması ve ahlaki bir varlık olmasının da ön koşulu olan “akıl ve ilim istidadı” ile donanmış oluşudur.

İşte bu sebeple insanın aklının ve hür iradesi ile seçme hakkının önüne bir engel konmaması gerekir ki kişi kendi davranışlarının sorumluluğunu taşıma, mükafatını hak etme ve cezasına müstahak olma durumunda bulunabilsin. 

            İnsan, diğer varlıklar gibi değil.. Onlarda, kendilerine irade imkanı vermeyen bir programlanma söz konusu.. Halbuki insandaki program, kendi kendini iyi ve kötüye yönlendirecek özelliktedir. Ve bu seçme (iradi tercih yapabilme)  özelliğinden dolayı da hak ettiği karşılığı görür.

“Bir kişinin, kendini ve aklını yaratandan daha akıllı imiş gibi davranması en büyük akılsızlıktır.”             Hamdi Kalyoncu.com

 

“Kullanılmayan ‘beyin’ yok sayılır.! Toplumda en yaygın geri zekalılık da budur.”

“İyi duygularınızı yeterince geliştirmezseniz, aklınızın size kötü işler yaptırmasından kendinizi kurtaramazsınız.”

 

"Tüm sıkıntılarımızın kaynağı aklımız.! 'Akıl' olmasa, hiçbir sıkıntımız kalmaz. Dertlerden kurtulmak için 'akıl'dan kurtulmamız şart!. Aklımızı kaybetmek elimizde olmadığına göre, geriye bir tek yol kalıyor; 'aklı aşmak!.' Bununsa, tek çaresi var; 'Aşk!’ Çünkü; ‘aşık’, ‘aklını', 'aşkı' ile aşmış kimsedir. Şimdi bütün mesele, kime aşık olacağımızda!.”

 

“Evlilik bir anlık zevk için değil, bir ömür huzur içindir. Huzur vermeyen evlilik gerçek evlilik değildir.”

 

“Bedensel lezzetler arttıkça doygunluk ve sonunda bulantı yapar. Kişiyi ağırlaştırır ve alçaltır. Akli, kalbi ve ruhi lezzetler ise ne kadar çoğalırsa o kadar haz verir. Arttıkça insanı hafifletir ve yüceltir.”

 

“İnsan hatasız olmaz. Hiç hata yapmayanlar, hiçbir iş yapmayanlardır.!”

 

“Manevi zeminden yoksun bir ilişkide yaşayacağınız “tatmin” duygusu aşkınızın katili olacaktır.”

 

 

S-8-İslam dogmatik bir din mi? İslam günümüz meselelerine hitap edebilir mi?   

 

s-7-DOGMA NEDiR?DİN-Kültür kuralları dogma olup/olmaması bakımından değerlendiriniz?

    Dogma” mahiyeti itibarıyla “kesin bilgi ve tartışılmaz doğruyu vazeden bildirim”dir; bunu beşer zihni vazeder ve tartışılmasını yasaklar. Bir bilgi veya hüküm açık müzakere, tartışma, tefsir ve tevile açık değilse dogmadır. Sonuçta denen şudur: “Bu böyledir, böyle düşünmek ve inanmak zorundasınız. Aksi yönde görüş beyan edecek olan cezalandırılır.”                                                                                                

 

    İslam düşünce geleneğinin parametresi “dogma” değil, “nass”tır. Nass, tefsire, tyoruma,tartışmaya ve ictihada açıktır. Düşünme ve ifade özgürlüğü, nassın hikmetini ve maksadını anlamak bakımından kısıtlanması mümkün olmayan bir hakkın kullanımıdır. Ve genellikle bir nassın birden fazla ve üstelik birbirine aykırı yorumları olduğundan bu sayede birden fazla mezhep, fırka ve ekol oluşmuştur.(Nas:Kur an ayetleri ve Hadislere denir)
s-1-Doğmatik ne demektir?Hangi anlamalara gelir?Hangi
dinler için geçerlidir?Neden ilk anlamında,İslam dini için geçerli olamaz?
a-körü körüne sorgulamadan inanmak b-mutlak doğrudur
c-Temelde skolastik bir anlayıştır, asla değişmeyeceği ,bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. Kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Dogmatizmin karşıtı septisizm"İleri sürülen düşünce ve ilkeleri araştırmadan, kanıt aramadan, incelemeden, eleştirmeden, tartışmadan doğru ve mutlak hakikat sayan anlayış" olarak da tanımlanabilen dogmatizm her devirde ilerlemenin, gelişmenin karşısında durmuştur. Dogmatizm'in Türkçe'deki karşılığı bağnazlıktır. Aynı mantıkla evrendeki tasarımdan da bir Yaratıcı'nın varlığını çıkarsayabiliriz. Ama o Yaratıcı'nın doğası, bilimin alanına indirgenemez. Anayasanın ilk üç maddesi değiştirilemezse doğmatik midir?

İslam Ve Dogmatizm
1-"Kur'an İnsanlara hitap ederken hiç bir yerde 'dogmatizm' eseri görül­mez. Çünkü Kur'an, ancak insanın şuuruna, akıl ve muhakemesine hitap eder (....)İnanç konularını dahi eleştirel sorgulayıcı şekilde ele alırken nasıl dogmatik olur!

2- İslam Evreni ve içindeki bilim yasalarını yaratanın katından olduğu için İnsanların bilim konusunda söyledikleri ilk aşamaya teşvik ederek tüm bilimlerin en son varacağı ilkeleri her boyutuyla varlığı kavrayan Allah söylemiştir.Bu Bilgi yarışmasına katılmadan önce sonucu söylemek gibidir,Ama bunun test edilerek bu sonuca ulaşılması ve hedefe varılması istenir ve hedef gösterilir.

3-Bilimin değişebilirliği ve son sözü söylememiş olduğu bir ortamda sanki Din bilime ve bilimsel gelişmelere engelmiş gibi körü körüne sorgulamadan inanmak anlamına gelen bu insafsızca yakıştırmayı nasıl yapabiliriz!

4- Müslümanlıkta ahlaki vazifeler, dine dayanmakla birlikte akıl yine en büyük bir konum tutar!

Çünkü İslam'ın temeli akıldır, bütün hitapları akla yöneliktir. İslam'da dogma' yoktur. İslamın,öğrettiği hüküm ve kuralları serbest münazara ve tartışma ,araştırma sonucu kabul edilmesi bu dinin en önemli temel kuralı ve amacıdır

5-Aklı olmayanın dini olmaz”diyen bir din nasıl dogma olur!

6- Kur an in 750 yerinde ,”Aklı kullanmak ibadet sayılırken,”İslam nasıl dogmalara teslim olur!

7-İslam dogmalardan ibaret sayanlar,

Akıl, zekanın çok üstünde ve çok daha derin bir kavrayış şeklidir. Zeka, en bilinen anlamıyla insanın düşünme, gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamıdır. Akıl ise, insana zekanın çok üstünde bir anlayış kazandıran, derin düşünebilme, doğruyu bulabilme ve her konuda çözüm getirebilme yeteneğidir.

İnsana bu yeteneği kazandıran yegane özellik ise imandır. Allah, iman edip Kendisi'nden korkup sakınmalarına karşılık insanlara Katından özel bir anlayış verir.

"Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir." (Enfal Suresi, 29)
Evrim Teorisi Neden "Bilimin Temeli" Değildir?

Evrim teorisinin biyolojinin temeli olduğu iddiasını ortaya atanlar, evrim teorisi olmadan biyoloji biliminin gelişemeyeceğini, hatta var olamayacağını iddia ederler. Aslında bu iddia çaresizlikten kaynaklanan bir demagojiden ibarettir. Bilim felsefecisi merhum Prof. Dr. Arda Denkel bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:

Örneğin, "Evrim Kuramı'nı reddetmek biyolojik bilimlerin, yer bilimlerinin, fizik ve kimyanın bulgularını da reddetmek anlamına gelir" düpedüz yanlış bir önerme. Çünkü iddia edilen türden bir çıkarım elde edebilmek için, önce kimya, fizik, jeoloji ve biyolojinin bulgularını dile getiren kimi önermelerin evrim kuramını içeriyor olması gerekirdi. Oysa bulgular ya da onların ifadeleri kuramları içermezler; ayrıca onları kanıtlamazlarda.

Eğer bu iddia doğru olsaydı, evrim teorisinin ortaya atılmasından önce dünya üzerinde bilimsel bir gelişme olmaması, bütün bilimlerin de evrim teorisinin ortaya atılmasından sonra doğmuş olmaları gerekirdi. Oysa biyoloji, paleontoloji (fosil bilimi) gibi bilim dallarının hepsi, evrim teorisinden önce doğmuş ve gelişmişlerdir. Evrim ise bu bilim dallarına sonradan, zorla kabul ettirilmek istenmiş bir varsayımdır.

Allah'tan "En Hayırlısını" Ümit Etmek

"Ümitvar olmak", durum ve şartlar ne olursa olsun, olaylar nasıl ve ne yönde gelişirse gelişsin Allah'a teslim olmak, hiçbir üzüntüye ve kaygıya kapılmadan olayları neşeyle karşılamak, olayların er geç müminler için en hayırlı sonuca bağlanacağından en ufak kuşkusu olmamaktır. Müminlerin en önemli özelliklerinden biri, daha önce de belirttiğimiz gibi, her işlerinde Allah'a yönelmeleri, Allah'ın yarattığı kadere "gönülden" teslim olmalarıdır. Olay daha önce hiç planlamadıkları gibi geliştiğinde de, çok istedikleri bir şeye ulaşamadıklarında da, çok sevdikleri bir şeyi ya da bir kimseyi yitirdiklerinde de, kısacası her şartta Allah'a yönelir ve olaylardaki güzel ve hayırlı yönleri görürler. Müminlerden "neden böyle oldu?", "keşke böyle olmasaydı" gibi sözleri duymak mümkün değildir. Çünkü onlar en başından Allah'tan razı olmuşlar ve kadere teslim olmuşlardır.

Karnı Tok Mercanlar

Omurgasız canlılar olan mercanlar, sahip oldukları renk çeşitliliği ve yoğunluğu ile adeta renk gösterisi yapan bir canlı türüdür. Fanny Houlbreque adlı bir zoolog ve ekibi, yaptıkları son araştırmayla, bu hayranlık uyandıran renk gösterisinin nedenini ortaya çıkarmışlardır. Yapılan araştırmaya göre mercanlar yalnızca iyi beslendiklerinde canlı renklere bürünebiliyorlar.

Deneylerinde mercanların bir kısmını aç bırakan, bir kısmını da küçük yengeçlerle besleyen zoologlar, mercanların içinde yaşayan ve onlara renklerini veren yosunların, mercanların dengeli beslenmesine paralel olarak hızla çoğaldığını tespit ettiler. Araştırmadan çıkan sonuç oldukça hayranlık uyandırıcıdır. Mercanların iyi beslenmesi sayesinde mercan yosunlarının da iyi beslenmesi, yosunların çoğalmalarına neden olarak mercanları daha güzel renklendirmektedir. Hiç şüphesiz bütün yarattıklarından haberdar olan Yüce Allah, bu canlıları ihtiyaçları olan özelliklerle birlikte ve birbirlerine uyumlu bir şekilde yaratmıştır (
Karnı Tok Mercan Renk Değiştiriyor) .

Kuran'a uyan ve Allah (cc)'a iman eden müminler, Allah (cc)'tan bir nimet olarak üstün bir akla sahip olurlar. Allah (cc)'tan kendisine akıl bahşedilen kişi, zekası ne düzeyde olursa olsun, gördüklerini ve duyduklarını Kuran'a göre değerlendirir, doğruyu yanlış olandan ayırt edebilir ve doğru düşünebilir.

Akıl sahibi kişi, dünyanın en zengin, en güzel, en itibarlı insanı olsa da, tüm bunların kendisine fayda sağlamayacağının, geçici dünya hayatında bir imtihana tabi olduğunun ve bir gün mutlaka ahirette hesap vereceğinin bilincindedir. Ölümün bir son olmadığını, aksine bir başlangıç olduğunu bilir. İşte bu nedenle, akıl sahibi insan, dünyanın geçici zevklerine kapılarak, asıl yaratılış amacını unutmaz; kendisine verilen sınırlı süre içinde Allah (cc)'ı razı etmenin yollarını arar. Bu kararlılık ona, sonsuz akıl sahibi olan Allah (cc)'tan, nimet, akıl ve güzellik kazandıracaktır.

Akıllı insan, doğru düşünebilme nimetine de sahip olur. İman eden ve aklını kullananların en önemli özelliklerinden biri, düşünmüş olmak için değil; sonuç elde edebilmek, fayda sağlayabilmek, doğruyu bulabilmek ve güzel şeyler üretebilmek için düşünmeleridir. Akıllı insan, boş kuruntulara kapılıp şeytanın vesveseleriyle uğraşmak yerine, dünyada kendisine verilmiş olan sınırlı vakti nasıl en hayırlı ve en faydalı şekilde geçirebileceğini düşünür. Bu konuda kendisine Kuran'ı rehber edinir ve Yüce Allah (cc)'ın insanları üzerinde düşünmeye teşvik ettiği konuları kendine esas alır. Bu konuların en başında ise kendisi dahil, tüm varlıkların yaratıcısı olan Allah (cc)'ın büyüklüğünü düşünmek gelir. Akıl sahibi bir insan hayatının her anında Allah (cc)'ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu, Varlığı'nın her şeyi sarıp kuşattığını, tüm varlıklar O'na muhtaç iken O'nun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, evrenin Hakimi ve Sahibi olduğunu, her an her saniye tüm insanları gözlemekte olduğunu, onların akıllarından geçirdikleri ya da söyledikleri her sözü bildiğini, yaptıkları her tavrı gördüğünü ve ezelden ebede kadar her şeyin bilgisini Katında sakladığını aklından çıkarmaz. Kuran'da akıllarını kullanarak düşünen bu kimselerin, Rabbimiz’in büyüklüğünü görerek en doğru olana ve gerçeğe ulaştıkları şöyle ifade edilmiştir:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)


        B)-VAHİY:

                            Doğru doğruya ters düşmez.”

 

        Dinin esası vahiydir. Vahiy olmadan insanlar akıl ile dinin hakikatlarına ulaşamaz. Akıl ise bu vahiy mahsulu olan dini anlamada kullanılır. İşte din vahyin ve aklın birleşmesiyle anlaşılır ve yaşanır. İşte hadisi şeriflerde meselenin bu iki yönüne vurgu yapılmıştır.

       Burada şu soruyu sormak öteden beri âdet olmuştur: Madem ki ulu Allah insana hayrı, faydalıyı ve hakkı şerden, zararlıdan ve batıldan ayırt etmeye yarayan bir akıl vermiştir, peygamber göndermeye ve kitap indirmeye ne lüzum vardır? İnsanlar akıllarıyla dünyada hayatlarını düzenleyip mutlu bir şekilde ve huzurlu olarak yaşayamazlar mı? Ateistler, deistler ve vahye dayalı olmayan Brahmanizm ve Hinduizm gibi beşeri dinler dünyada mutlu bir hayat yaşamak için insana aklın yeterli olduğunu savuna gelmişlerdir. İslam alimleri ise çok önemli bir bilgi edinme aracı olmakla beraber aklın yeterli olmadığını, vahiy ile desteklenmesi ve tamamlanması gerektiğini ispat etmeye çalışmışlar, bu maksatla bu konuda çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bazıları kısaca şöyledir. Vahiy gelmemiş olsaydı bile dinde emredilen şeylerin güzel, yasaklanan şeylerin çirkin ve kötü olduğunu akıl bilebilirdi ama bunların tümünü bilemezdi. Mesela Allah Teala’yı bilirdi, fakat Onun sıfat, fiil ve isimlerini tam olarak bilemez, bu konuda herkes aklına göre farklı bir şey söyler, doğru ve gerçek olan bilinmezdi. İnsan Allah Teala’nın varlığını akılla bulur; ama Ona ibadet edip etmeyeceğini, ibadet edecekse hangi şekilde ibadet edeceğini kestiremez, herkes kendi aklına göre değişik bir ibadet şekli ortaya koyar, bu da çekişmelere ve karışıklıklara yol açardı. (bk. F. Razi, el Muhassal, Kahire, 1323. s. 156.) Razi, Peygamber göndermenin vahiy ile bildirilmemiş olsaydı insanlar ölümden sonra yeni bir hayatın bulunduğunu tam ve kesin bir şekilde akılla bilemezlerdi. Nelerin ahirette ecir ve sevap almaya, nelerin ceza görmeye ve azab çekmeye vesile olduğunu akıl ve fikirle kavrayamazlardı. Özellikle Allah ve ahiret konularında akıl yetersizdir. Vahiyle aklın aydınlanması şarttır. Gazali’nin de dediği gibi akıl temel, vahiy bu temel üzerine inşa edilen bina gibidir. Akıl göz, vahiy ışıktır. Ya da akıl lamba, vahiy onun yağıdır. Hak Teala “Nur üstüne nur” (Nur, 35)
derken akıl ve vahiy nurlarına işaret ediyor. Akıl insanın içindeki Dİn,Dİn ise insanın dışındaki akıldır. Kur’an’da (bk. Rum, 30/30) akla din ismi verilmiştir. Fıtrat sağlam bir dindir. (bk. Gazali, Mearicu’l-Kuds, Kahire, 46) Akılla aydınlanmayan bir din hurafelere boğulur, taassup ve batıl inançlara saplanır. Vahiy ile desteklenmeyen akıl ise sapıtır, azgınlaşır, kudurur, sefahet ve ahlaksızlık bataklığına yuvarlanır, tanrılık iddia eder. Şu halde akli ve fikri hayatın vahiyle desteklenmesi bir zorunluluktur. Her toplum için dinin zorunlu olmasının sebebi budur. Cehenneme atılacak olanlar diyecekler ki: “Eğer vahye kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık, Cehennemlik olmayacaktık.” (Mülk, 10)
Vahiy de, akıl da rehberdir. Kısacası akıl-vahiy ilişkisi şöyle ifade edilir:

    a) Aklı aşan ve akılla bilinemeyen ibadet ve ahiret konularında vahiy insana sağlıklı ve güvenilir bilgiler verir, ebedi mutluluğa giden yolu gösterir.

   b) Akılla bilinen ziraat, sanat, ticaret, iktisat, siyaset, hukuk ve ahlak konularında, vahiy akla yardımcı olur, onu destekler ve tamamlar.

   c) Sırf akılla bilinebilen aritmetik, geometri, fizik, kimya, mantık, astronomi, tıp gibi akli ve tecrübi ilimleri vahiy tavsiye ve teşvik eder. Daha önemlisi bu ilimlerin insanlığa zararlı olacak şekilde kullanılmasını önler.Bilim adamları namazlarını kılmak ve Allah a inanmakla birlikte ,evreni araştırırken,labaratuarda çalışırken Allah ı akıllarına getirirlerse,yaptıkları ibadet hükmüne geçer.İbadet:Allah ın yapınız dediklerini yapmak olduğundan,Evreni araştırmak ve çözmeye yönelik faaliyetler ilk ayet”OKU”
nun kapsamında ibadet hükmündedir.

Bu üç alan nübüvvet bakımından önemlidir. Birinci alanda akıl vahye tabidir. İkinci alanda geniş ölçüde akıl hür ve serbest, üçüncü alanda ise tamamıyla hür ve serbesttir. Bu hiyerarşinin korunması halinde ne kadar hür ve serbest olursa olsun akıldan ve onun ürünü olan ilimlerden fertlere ve topluma zarar gelmez.

.
Kısacası akıl-vahiy ilişkisi şöyle ifade edilir:

a) Aklı aşan ve akılla bilinemeyen ibadet ve ahiret konularında vahiy insana sağlıklı ve güvenilir bilgiler verir, ebedi mutluluğa giden yolu gösterir.

b) Akılla bilinen ziraat, sanat, ticaret, iktisat, siyaset, hukuk ve ahlak konularında, vahiy akla yardımcı olur, onu destekler ve tamamlar,ölçülendirir pozitife kanalize eder..

c) Sırf akılla bilinebilen aritmetik, geometri, fizik, kimya, mantık, astronomi, tıp gibi akli ve tecrübi ilimleri vahiy(Kur an) tavsiye ve teşvik eder. Daha önemlisi bu ilimlerin insanlığa zararlı olacak şekilde kullanılmasını önler. İşte Dinden/Allah tan bağımsız felsefe ve akılların dünya ya katkıları:yakmak,yıkmak,sömürmek,200 milyon insanın ölümü,bombalar…

Bu üç alan nübüvvet bakımından önemlidir. Birinci alanda akıl vahye tabidir. İkinci alanda geniş ölçüde akıl hür ve serbest, üçüncü alanda ise tamamıyla hür ve serbesttir. Bu hiyerarşinin korunması halinde ne kadar hür ve serbest olursa olsun akıldan ve onun ürünü olan ilimlerden fertlere ve topluma zarar gelmez.
1-  İnsan doğuştan kendisine kodlandığı:Ben kimim?nereye gideceğim?Ölüm den sonra ne olacak gibi anlam arayışına din bilim-akıl ile cevap verebilir.Din sayesinde kendisini ve çevresini tanıyan insan,Evrendeki sistem ve döngünün Allah tarafından yaratıldığını bilir.Bunu verilen düşünme ve yetenekleri sayesinde yapabilir.

         2-Din insanı kısıtlamaz sadece bilime akla ve bilim adamına ilkeler koyar ,mesela yaptıklarını zararlı ve yıkıcı yönde kullanmak yerine iyi ve yararlı yönde kullanmasını ister ve buna sevap gözüyle bakar.

         3-Üçü Cehaleti yener “Açık bırakılmış bir kapı;açık bırakanın vardırmak istediği yere çıkar ve O sizi Orada beklemektedir”

          4- Din ise;Akla ve bilime teşvik ederek;Bunların ulaşamayacağı konular ve alemler hakkında bilgi verir insanı rahatlatır,On a gerçek doğruyu bildirir.Binlerce kafa sayısınca doğru kirliliğinden kurtarır insanı.Bilime teşvik eder ama bu teşviki nin sonunda varılacak gerçekleri de söyler ki insan bu teşvikçinin sözünün akıl ve bilimle test edildiğinde doğru olduğunu görsün ve inansın.Bunları araştırırken Onların mühendisini unutmasın!Kıymetini bilsin!

          5-Din bilimi ve aklı insanı mutlu etmek ve ona değer vermek için araç olarak kullanır.Yaratıcısını tanıyan insan sürekli yararlı güzel işler yapmaya çalışır ya da yapar.Bunun sonucunda bilgi birikimi sürekli gelişir ve teknoloji yakalanır insan lar daha rahat bir hayata kavuşur

           6-Din bilimi ve aklı insanın mutluluğu ve hayatı daha yararlı hale getirmesi düzleminde teşvik eder Çünkü Bulduğumuz veya bulacağımız gerçekleri yaratan düzenleyen sistemle yen Allah tır ve insanın  bu ufka bakmasını ve bu hedefe varmasını ibadet sayarak ister.Sonra Bu insan Şunu anlar:”Bu Nasıl tesadüf ki hep Tesadüf ediyor”.Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.”

        17. yy’a gelindiğinde bu anlayış değişmeye başlamış, bilim güçlenmiştir. Fakat bu dönemde de insanlık başka bir girdaba girmiştir. Modern çağ, aydınlanma felsefesi adıyla başlayan bu süreçte, her şeyin merkezi ve başlangıç noktası olarak ‘ben’i, eneyi esas almış, Yaratıcı ve kâinatın varlığı ‘ben’den sonra gelmeye başlamıştır. Bu düşünce Descartes’le başlamış, daha sonra ‘ene’, hâkimiyetini eline almaya başlayınca, çeşit çeşit şirkler ortaya çıkmıştır. İlk zamanlar, Yaratıcıyı inkâr etmeyip ikinci dereceye atan bir felsefe, sonraları tamamen Yaratıcıyı devreden çıkaran bir felsefe hâkim olmuştur.

, Yaratıcıyı can kurtaran gibi istediği şartlarda devreye sokan bir anlayış takip etmiştir. Kant, Darwin, Nietzsche, Marx ise Yaratıcı ile insan ve kâinat arasındaki bağı tamamen ortadan kaldırmışlardır. İnsan aklı sayesinde bilim, teknoloji ve maddî güçlerle her türlü hastalığın tedavi edileceğini, fakirlik ve yoksulluğun kalkacağını, felâketlerin önleneceğini, insanların daha mutlu olacağına inanarak, aydınlanma felsefesini başlatmışlardır.

       Bu felsefeleri (aydınlanma felsefesi), dünya üzerindeki insanların yüzde on beş-yirmisini (maddî anlamda) mutlu ederken; yüzde seksenini esir, köle, mutsuz, hasta etmiştir. Enenin dizginini aldığı ırkçılık, gelişmişlik, modernlik gibi kavramlar üretilmiş, bunların altında bütün dünyaya ait olan maddî her şey sömürülmüştür. Şişen ‘ene’ler, Yaratıcının bütün insanlara, mahlûkatına sunduğu sofra-i nimetleri hoyratça kullanmış ve küresel ısınma dediğimiz vahim sonuca sürüklenm‘Ene’nin dizginini aldığı bu felsefe, gözlenebilir, deney yapılabilir şeylerin haricindeki her şeyi yok saymıştır. Haşir, ahiret, Allah, melek gibi dinî kavramlar gözlenebilir ve deneylenebilir olmadıkları için inkâr edilmiştir. Âlem-i insaniyetin her tabakasına bu zehirli fikirleri akıtan bu dinsiz felsefe, havasta da, avâmda da şecere-i zakkum meyvelerini vermiştir.

Her şeyin sebep-sonuçla ve akıl ile keşfedilebileceğini, insanın abd olduğu fikrini kökünden sökmek istemiştir. ‘Bir takım organik maddelerin birleşiminden meydana geliyorsam, beni bir yaratan yok. O halde yaratıcı olmadığına göre, onun istediği tarzda davranmama da gerek yok. O halde istediğimi yapar ve yaşarım mantığı’, avamda serbestçe ve rahatça işlenebilir günahları doğurmuştur. Dolayısıyla her bir günah Yaratıcıya bir başkaldırıyı, heva ve hevesleri tatmin anlamına gelmektedir. O yüzden her bir günahta küfre giden bir yol vardır.. Müslüman ilim adamlarında, Hıristiyanlıkta olduğu gibi din adamı ve bilim adamı ayırımı olmamıştır. Endülüs’te ders veren İslâm âlimleri aynı zamanda hem din hem bilim adamı olma özelliğini taşıyorlardı. Bu ayrışma, nasıl ki Hıristiyanlık öğretilerinin bir sonucu ise; Müslümanlarda da bu birleşim İslâmiyetin bir sonucudur. Çünkü İslâmiyet akıl ve mantık dinidir. Müslümanlar kâinatın Allah tarafından yaratıldığına inanırlar. Kâinat kitabının cisimleşmiş bir hali olan Kur’ân, kâinatı okumayı, afakî ve enfüsî tefekkürü önerir. ‘Düşünmezler mi?’, ‘Akletmezler mi?’, ‘Bakmazlar mı?’, ‘Görmezler mi?’ gibi Kur’ânî tabirler, Müslüman âlimleri, kâinat tefekkürüne, dolayısıyla bilime yöneltmiştir. Üstelik Müslümanlık, yaşayış itibariyle de kâinattan kopuk olmamıştır. Günlük beş vakit namazın vakit ayarlaması için, Güneşin hareketlerini takip etmişlerdir. Oruç için ayın hareketlerini izlemişlerdir. Eli altında bulunan nimetlere Allah’ın bir ihsanı olarak bakmış, israf etmemiş, böylece dünyada bulunan ve umumun malı olan nimetleri, hoyratça kullanmamışlardır. Dolayısıyla Müslümanlık bilim, din, ibadet üçgeninde hayatı yaşamayı gerekli kılmaktadır.

         Ülkemizde  Sadece hristiyanlığı bilen Ama İslamı bilmeyenler tarafından bilim ve din çatışması üretilmiştir.Mesala Avrupa ya giden öğrencilerimizin bulunduğu bir derste hocası:Hristiyan öğrenciye Neden ateist sin dediğinde:Öğrenci Hristiyanlıkta ki üç Allah inancını-Vaftizi-Hristyanlığın bilime bakışını sebep gösterir;Bu sefer aynı soruyu Türk Öğrenciye sorduğunda “Bende Aynı sebeplerden Ateistim”der,Hocası Ama sizin Allah inacınız böyle değil ki der.(Prf Dr.Mehmet aydın) Bunun neticesinde Din konusunda önyargılı ve  taassup sahibi (dine önem veren Ama Düşünme yöntemini aklını sağduyulu şekilde kullanamayan insanlar),  Yaratıcıyı inkâr eden, şüphelerin kaynağı haline gelen bir anlayış ortaya çıkmıştır.

..     Ülkemiz, komünizm, dinsizlik ve şiddet içeren  tehlikelerle boğuşacaktı. ediüzzaan’ın, din ilimleri ile pozitif ilimlerin birlikte öğretilmesi gerektiğini ifadesi  şöyledir: “Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder” demiştir. Avrupa felsefesi etkisiyle ayrıştırılmaya çalışılan din ve bilimin buluşması gerektiğini söylemiştir. Ne vakit bu ikisi beraber olsa, insanlığın en parlak dönemlerini yaşadığını; ne vakit ayrılsa, bütün dalâletlerin, şerlerin bilimin (dinden kopuk pozitivizmin) yanında yer aldığını dile getirmiştir.

Hz Âdem’den şimdiye kadar iki türlü akım zincirleme olarak düşüncede yayılmış,dal budak salmıştır. İki dal:Biri Peygamberlik ve öğretilerine dayanan bir hayat düzeni,diğeri Sadece Felsefeye dayanan düşünce.Her ne vakit o iki düşünce zinciri beraber olmuş birleşmiş ise, yani Felsefe ve  akıl Din ve din öğretileriyle birlikte ele alındığında Akıl ve bilimlerin dinin teşvikiyle ve ölçülerinde yararlı-ileriye dönük-açılımcı-özgürlükçü-bilime ve bilim adamına değer veren bir ölçüde ele alındığında  İnsanlık alemine parlak ve eşi az görülür mutluluk asırları yaşatmış bağlıları bilimde sanatta edebiyatta –teknoloji ve teknikte İbadet düzleminde zamanların ötesinde ve ilerisinde Eserler ortaya koymuşlardır.İdeal toplum ve mutlu toplum oluşmuştur.Bütün hayır ve ışık zincirleri Peygamberlik ve din de toplanmışken İnsanlık mutlu olmuş; Hatta bu mutluluktan hem müslümanlar hem hrıstıyanlar yararlanmışlar sonra bu tatlı su kaynağı hayvanları bile kana kana içirmiştir.{Fransa Almanya kralı arasındaki olayda muslumanların yardımı}Ne zaman din(İSLAM dini)–bilim akıl ayrılmışsa  şerler(Kötülükler ve sapkınlıklar)dalâletler felsefe zincirinin ürünü olarak insanlığa hep kan kusturmuştur.Kominizm de,sömürgelerde öldürülenler,Soykırımlar,adelet dağıtıcılığına soyunanların katliamları ve sömürmeleri gözler önündedir.O halde Akla önderlik ve rehberlik edecek bir kaynak olmalı ve bu kaynak bütün akılları bilen ve yaratanın ilkeleri olmalıdır.          

 

C-Aklın sınırları var mıdır?Neden?

Bütün varlık âlemi beş duyu ile algılanabilir mi? Duyularla algılayamadığımız varlıkları inkâr edilebilir mi?


      Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan görme duyusu ile, maddî varlıkları görür. Dili ile tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, mıknatısın itme ve çekme kuvveti gibi nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.

        İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar, görmediğime inanmam diyerek bütün varlık âlemini sadece gözleriyle gördüklerine özgüleyerek büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi olmamasına delil olmaz. Zira bu âlemde gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır. Evrenin % 004 ünü çözdüğünü iddia eden insanın görmesi bu kadar sınırlıyken ,göremiyorum ,O halde görmediklerim yoktur”demesi kendisini-ruhunu yok saymasıdır.

      Görmediğim şeye inanmam safsatasının altında aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz kulağın; burun, dilin görevini göremez. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların işlevlerini yerine getirmezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez. Malumdur ki; herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır. Görmediğime inanmam, diyen bir insan, bir eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi,
sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat potansiyelinin ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun ustasını, sanatkârını göremiyorum diyen insan son derece, ilim ve aklıdan uzaklaşmış olur
.

         Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızkı verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?

        Evet, Allah’ın görme organımız olan göz ile görünmemesi, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır. Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de bütün uzay âlemini, cismi ile kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından zıddının yokluğundan dolayı, güneş görülmez ve bilinmez. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan, güneşin varlığını inkâr etmek de nihayetsiz cehalet olur.

          Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile görülmemesine bir derece bakılabilir.
“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”


C)-DUYULAR:

İslamiyetin düşünmeye ve araştırmaya bakışı nasıldır ?


İnsanı bilgiye ulaştıran yollardan birisi, gözlem yapmaktır. İnsan, kainattaki olayların bir izleyicisi ve gözlemcisidir. Kainat, okunmayı bekleyen mana dolu bir kitaptır.

“Göklerde ve yerde neler var, bakın!”
(1)

“Onlar üzerlerindeki gökyüzüne bakmadılar mı ki, biz onu nasıl bina etmişiz ve süslemişiz.” (2)

“Allah’ın rahmet eserlerine bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor...”
(3) şeklinde pek çok ayet, insanın müşahede (gözlem) vazifesine dikkat çeker. Fakat, herkes bu müşahedeyi yapamaz. Ayetin belirttiği gibi, göklerde ve yerde nice ayetler (ibretli şeyler) vardır ki, insanlar onlara uğrar, geçer giderler.” (4)

        Bakmak ayrı, görmek ayrıdır. Herkes kainata bakar ama, herkes kainattaki sırları, manaları göremez. “Onları sana bakar görürsün. Halbuki onlar görmezler” (5) ayeti
, bakmak ve görmek arasındaki farka işaret eder.

        Başkasının göremediğini görenler, kainat kitabının sırlarını elde ederler. Mesela, suda hafifleştiğini hisseden Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bulur. Başına düşen elmadan ilham alan Newton, yerçekimi kuvvetinin farkına varır. Kuşların kanat yapılarını inceleyen bilim adamları, bu bilgilerini uçak sanayiinde kullanarak, insanoğlunu kuşlara arkadaş yaparlar.

        İnsan, dikkatle aleme baksa, her şeyden ibret ve ders alabilir. Kalbinde hayat olan ve alemi ibretle temaşa eden zatlar, her şeyden bir ders alabilirler. Her şeyi abes gören ve küfrün karanlıkları içinde yoluna devam edenler ise, bu engin ve zengin manalardan mahrum kalırlar. Kur’an-ı Kerim, böyleleri için “kör” tabirini kullanır.

“Kim bu dünyada kör ise, ahirette de kördür.” (6)

“Gerçek şu ki, körlük gözün körlüğü değil, sadırlardaki kalplerin körlüğüdür.” (7)

“Beni hatırlamaktan yüz çeviren kimse için sıkıntılı bir hayat vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. Der ki: Ya Rabbi, niçin beni kör olarak haşrettin. Ben (dünyada) görüyordum. Cenab-ı Hak der: Evet, görüyordun. Ayetlerimiz sana geldi de, sen onları unuttun. Bugün ceza olarak unutulacaksın.” (8)

“Basar” gözün görmesi, “Basiret” kalbin görmesidir. Basarı, olmayanlar eşyayı göremez. Basireti olmayanlar da, eşyanın hakikatini müşahede edemez.


     AKLIN PİŞMANLIĞI NELER OLABİLİR?

     * “Biz sizi yakın bir azap hakkında uyardık. O gün  onca kanıtlara rağmen dünya da inanmayan insan  Cehennemi gördüğünde ve yaptıklarını düşündüğünde 'Keşke toprak olsaydım' der.”(Nebe 40)

      * “ O gün her zalim öfkesinden parmaklarını ısırarak şöyle der; "Keşki Peygamber'in yoldaşı olsaydım. "

28- "Eyvah, keşki falancayı dost edinmeseydim!"

29- "Bana Kur'anın mesajı geldikten sonra o beni Allah'ı anmaktan alıkoydu. Zaten şeytan, insanı ayarttıktan sonra yüzüstü bırakır. "(Furkan suresi 27-28-29)


Kaynaklar:
1. Yunus, 101.
2. Kaf, 6.
3. Rum, 50.
4. Yusuf, 105.
5. A’raf, 198.
6. İsra, 72.
7. Hacc, 46.
8. Taha, 124-126.




Şadi Eren (Doç.Dr.)


MELEKLERDE AKIL VAR MIDIR?

Akıl nedir? Akıl, mânevî ve melekûtî âlemlerden süzülmüş ve insana emanet olarak verilen bir özdür, bir cevherdir, bir nurdur. Bu sebeple aklı maddî ve fizikî ölçücükler ile anlamamız ve tarif etmemiz mümkün değildir. Yani, akıl kaç gramdır, ağırlığı ne kadardır, şekli ve sûreti var mıdır, uzayda bir hacim ve yer kaplar mı, eni, boyu, yüksekliği var mıdır, gibi suâller aklı anlamak için sorulan muhal suâllerdir. Çünkü akıl bu âlemden değil, âlem-i nur ve âlem-i melekûtten gelen bir hâssa, bir özellik, bir kabiliyettir. Onun için aklın mahiyetini tam olarak kavramamız bu akılla çok zor. Aklı ancak tezahürleri ile, faaliyeti ile, iş görme şekli ile, neticeleri ile tanımlar; varlığını da yine ancak bu şekilde idrak edebiliriz. Ruh gibi. Nasıl ki, ruhu mahiyet olarak anlayamıyoruz, işlev neticesi ile varlığına hükmediyoruz; ruhun çok önemli bir hassası olan akıl da ruh gibi işlevi ile anlaşılır. Zaten elektrik gibi, ışık gibi, ses gibi birçok olay da yine mahiyet olarak değil, neticeleri olarak, faaliyet olarak tanımlanabilir.

Aklı da tezahürü ile tanımlayacak olursak: Bilme, bildirme, anlama, kavrama, idrak etme, planlama, iyi ve kötüyü ayırma, bilinmeyen şeyler hakkında tahmin yapma, analiz ve sentez kabiliyeti, bilinmeyeni bilinenle tanımlama, şuur ve hissin faaliyetlerini kontrol etme, duyu organlarımız yoluyla gelen bilgileri yorumlama...

Elbette ki, bu tanıma ilâve edilebilecek daha çok unsur olabilir. Zira aklın faaliyet alanı çok geniştir. Akıl aynı zamanda bir nurdur. Aklın nurânî olmasından dolayı maddî sebeplere nüfuz gücü vardır. Meselâ akıl gözün görmediği bir şeyi görebilir. Cismi ile ulaşılmayan Güneş gibi bir büyük kütlenin mahiyetini kavrayabilir. Dünya nınmerkezine akıl yolu ile inerek, orada meydana gelen hadiseler hakkında bilgi sahibi olunabilir. Akıl yolu ile büyük keşifler yapılabilir. Akılların birleşmesi ile daha güçlü işler meydana getirilebilir. İlginçtir, insanlığın keşfettiği birçok husus önceden akıl yolu ile bulunmuş, daha sonra tecrübeler yolu ile doğruluğu test edilmiştir. Meselâ Einstein’in bulduğu E=mc2 formülünün ancak yıllar sonra atom bombasının keşfi ile doğruluğu ispatlanmıştır.

AKLIN MERTEBESİ VAR MIDIR?

     Akıl bir cevher gibidir. İşleme yolu ile mertebeler kazanır. Nasıl ki Güneş, zahiren bakıldığı zaman sadece beyaz bir ışığa sahipmiş gibi gözüküyor. Ve kesif/yoğun veya şeffaf maddeler üzerinde bu ışık tezahür ediyor, kendini gösteriyor. Ancak mahiyet itibari ile dikkat edildiğinde beyaz ışıktan öte daha gama, x, mor ötesi gibi daha birçok ışık mertebelerini kapsıyor. Aynen onun gibi, nuranî ve melekutî/ruhsal bir mahiyete sahip olan akıl da idrak, kavrama, bilme, anlama, ayırt etme gibi özellikleri açısından mertebeler taşıyor.

        Aklın en yüksek mertebesi ise şu kâinat sarayının Yapıcısı, Yaratıcısı, İdare edicisi, Düzenleyicisi olan Allah’ı tanımak ve iman etmektir. İman ettikten sonra ise O'nun emirlerine sıkı sıkı sarılmak, yasakladığı fiil ve davranışlardan uzak durmaktır. Doğruyu yapmak, Hakk’a itaat etmek, iyi ve güzel şeyler için çalışmak gibi bütün olumlu işler akıl tarafından istenilen yapılması gereken faaliyetlerdir. Zaten örfî mânâda bu yönde aklını kullanan insanlara “akıllı adam”, tersi yönde hareket edenlere ise “akılsız adam” gibi tanımlamalar yapılması da oldukça dikkat çekici bir durumdur.

PEKİ, AKIL SADECE İNSANLARA MI VERİLMİŞTİR?

Diğer mahluklarda akıl var mıdır? Şeytan, cinler ve melekler de akıl sahibi midir?

      Cinler ve insanlar imtihana tâbi tutuldukları için akıl verilmiştir. Şeytan ve meleklerin de akla sahip oldukları açıktır. Kur’ân’da bildirilen Âdem’e (as) secde hâdisesi açıkça gösteriyor ki, hem melekler, hemde şeytan akıllı ve idrakli, şuurlu, hisli mahlûklardır. Üstelik Âdem (as) ile imtihana bile tâbi tutulmuşlardır. Şeytan bu imtihanı kaybetmiş, melekler ise kazanmışlar. Hatta melekler Allah’ın emrini yerine getirip secde ettikten sonra bir kez daha şükür secdesine gidip, iradelerini Allah’ın emri doğrultusunda kullanmışlardır. Elbette ki bu secde bilerek, görerek, idrak ederek, kavrayarak yapılan bir secdedir. Cenâb-ı Hak da muhakkak ki akıllı, bilgili, emrini yerine getiren, itaatkâr bir melekler topluluğuna secde emri vermiştir. Hatta melekler Âdem Aleyhisselâmın arzda/yerde halife olmasına hafif bir itiraz etmişler, Allah’ın kendilerini arzda görevlendirileceği hissine kapılmışlardır. (İşârâtü’l-İ’caz, s. 245)

         İtiraz edebilen, arzda halife olmayı ümit eden, Allah’ı tanıyan, Allah’a sonsuz itaat eden, Allah’ın emirlerini yerine getirmekten safi bir lezzet alan melekler gibi muazzam bir ümmetin, akılsız ve idraksiz olması mümkün müdür? Elbette ki değil. Üstelik bu lâtif mahlûklar nuranî oldukları için bütün cüzleri ile görüp, bilebilir ve idrak edebilir. Bir anda yüzlerce yerde bulunabilir. Yüzlerce farklı işi bir iş gibi yapabilir. Güneşin ışık ve ısısı ile binlerce mekânda bulunması gibi, melekler de nurânî vücutları ile sayısız yerlerde bulunabilir.

           Melekler hem sorumlu, hem vazifeli, hem akıllı, hem de irade sahibi mahlûklardır. Bu durumu da yine Âdem Aleyhisselâma secde hadisesinden anlıyoruz. Cenâb-ı Hak orada meleklere ve şeytana secde etmelerini emretmiştir. Bu emir elbette ki akıllı, şuurlu ve idrakli mahlûklara yapılmıştır.

Şeytan emre muhalefet etmiş ve secde etmemiştir. İradesini kötü yönde kullanmıştır. Melekler ise Âdem Aleyhisselâmın hilâfetine hafif bir itirazları olmalarına rağmen emre itaat ederek, iradelerini iyi yönde kullanmışlardır.

Bu hadisede irade açısından üç grup mahlûk ortaya çıkmıştır.

1. İradesini tamamıyla kötü yolda kullanan: Şeytan.

2. İradesini tamamıyla iyi yönde kullanan: Melekler.

3. Her iki yöne de kullanan: İnsanlar.

Bu sebeple şeytan ve meleklerin makamları sabit kalırken, insanlarda ise insî şeytanlardan, peygamberlere kadar bir mertebe meydana gelmiş.

 

 

 

 

Bu haber 50890 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

10.SINIFLAR DİN DERS NOTLARI

İSLAM HUKUKUNDA(ŞERİATİNDE )SİGARA

İSLAM HUKUKUNDA(ŞERİATİNDE )SİGARA İSLAM FIKHINDASİGARA

KUR'AN NEDENARAPÇA GELDİ?

KUR'AN NEDENARAPÇA GELDİ? KUR AN NEDEN ARAPÇA İNDİRİLDİ?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 49
Haber 867
Yorum 120
Haber Okuma 1128961
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi