BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
DİNİN TEMEL KAVRAMLARI

DİNİN TEMEL KAVRAMLARI

Tarih 09/Ekim/2016, 21:46 Editör BİLGE BİLGE

KAYNAK:"DİNİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ"MEB 2009 DİN DERS KİTAPLARI-(T.C.MEB 2009 DİN ÖĞ. GEN. MÜD. YAY)

DİNİ ANLAMAK İÇİN BİLİNMESİ GEREKEN KAVRAMLAR 

 

        “HER FERT DİNİNİ,DİYANETİNİ,İMANINI ÖĞRENMEK İÇİN BİR YERE MUHTAÇTIR.ORASI MEKTEPTİR”

                                                                   (Mustafa Kemal Atatürk)

 

 

1-ACBİ -ZENEP:Kuyruk sokumu ,kemiğin altında bulunan toplu iğne büyüklüğündeki kemik.Tanım:İnsanın ilk yaratılışında ve öldükten sonraki dirilişinde  bedeninin çekirdeğini veya özünü  oluşturduğu kabül edilen madde,bir tür genetik şifre…syf 3

 

2-AFİF:İffetli,namuslu,,doğru,zinadan ve zinaya götüren haram yollardan sakınan erkek.AFİFE: İffetli,namuslu,,doğru,zinadan ve zinaya götüren haram yollardan sakınan kadın. Syf 6

 

3-AHKAMİ ŞERİYE:1 Şeriat hükümleri,dini kurallar .2-Kur an ı Kerim ve hadislere dayanan hükümler,emir ve yasaklar.3-Allah –insan,İnsan-insan,İnsan-hayvan,İnsan-eşya…arasındaki ilişkileri düzenleyen Kur an ı Kerim ve Sünnete ait hükümler.9 L4 70

 

4-AHKAM-I KURAN:1-Kur’an ı Kerim in hükümleri 2-İbadetler ,İnsanlar arası ilişkiler,suç ve bu suçlara uygulanacak yaptırımlarla ilgili ayetlerin  yorumunu konu alan bilim dalı(FIKIH)

 

5-AHSEN-İ TAKVİM:1-Allah tarafından insanlara verilen en güzel şekil,yaratılışındaki  fiziksel-psikolojik-fiziksel güzellik.2-Allah ın ,insanı yerine getirmesini emrettiği  sorumluluklarını taşıyabilecek bir donanım  ve yeterlilikte yaratmış olması “Biz İnsanı Ahsen-i takvim üzere yarattık)38/47-48) s10

 

6-ALEVİ:1-Hz Ali ve Fatıma soyundan gelen 2-Hz Ali ye özel ilgi ve sevgi besleyen ,O na taraftar olanlara verilen isimdir…

 

7-ALEVİLİK:1-Hz Ali ye bağlılık noktasında birleşen çeşitli dini ve siyasi grupların ortak adı 2-Hz Ali ye bağlılık ve O nun yolundan gitmeyi ilke edinmiş ve bu yorumu kabul eden ekolün adı.

 

8-ALEYHİSSELAM:”Selam,esenlik,huzur,barış,güven,sevgi ve bağlılık onun üzerine olsun”analmında peygamber için kullanılan  dua cümlesi syf15  L1 syf

 

9-ANARŞİST:Başta devlet olmak üzere bütün baskıcı kurumları ortadan kaldırmayı öneren öğreti. Anarşizme göre devlet egemen sınıfın çıkarlarını korumakla görevlendirilmiş gereksiz bir kurumdur. Özgürlüğü gerçekleştirmek için en başta devlet yıkılmalıdır. Devlet hiçbir zaman yeni bir toplum çağını başlatmak için kullanılamaz. Baskı yerine özgür işbirliği, korku yerine kardeşlik ve sevgi gerçekleştirilmelidir. Devlet yerine işbirliğinin doğuracağı dernekler ve bu derneklerin birleşmesiyle meydana gelen federasyonlar kurulmalıdır. Devlet ile birlikte her türlü baskıcı kurum yok edilmelidir. http://www.felsefe.gen.tr/anarsizm_nedir_ne_demektir.asp

10- Bu  madde harf sırasına uygun yerlerine konulmuştur..

11-AMİN:”Allahım!Kabul et,duamızı kabul eyle,dileklerimiz yerine gelsin”anlamında duaların arasında ve sonunda kullanılan  bir söz.”Sizden biriniz namazda amin dediğinde Meleklerde semada amin der”(Hadis)

 

12-ARİF:Bilen,bilgili,çok anlayışlı,sezgili,herkesin anlayacağı kadar açık söylenmeyen sözün gerçek anlamını kavrayan.

                     “  Cahilin fahrı(Övünmesi),Cem-i mal iledir(Mal toplamak ile)

                      Arifin izzeti(Bilge nin değeri),kemal iledir”(Ahi)

      Allah ı ve yaratmış olduğu  varlıkları gerçek yönüyle bilen kişi.”Anadolu alim değildir,fakat ariftir.”(N.S.Banarlı) s21

 

13-ARRAF(FALCI):Gelecekten haber verdiğini  ve gaybı bildiğini iddia eden ,kahin ve falcı.İslam sadece gaybı Allah ın bileceğini vurgulamıştır…Buna bağlı olarak gaybı bilme iddiasında bulunanlar(arraflar-Falcılar)kahinler kınanmıştır.Falcılığın ve Araflığın her türlüsü yasaklanmıştır…Peygamber efendimiz a.s”Kim bir arrafa(Falcıya)veya kahine gider de onun söylediklerini kabul ederse,Muhammed e gelen dini inkar etmiş olur(Hadis)

 

14-AŞURE:Kameri aylardan muharrem ayının 10.günü. Aşurenin Önemi; bugünde peygamberlerin ve inananların eriştiği nimetleri saygı ve teşekkürler anmak içindir. Aşure gününde Adem peygamberin tövbesi kabul edilmiştir. Hz. Nuh’un gemisi Cüd-i Dağına oturmuş. Hz. İbrahim Nemrutun ateşinden kurtulmuş. Hz. Musa Yahudilerle beraber Firavunun zulmünden kurtularak Kızıldeniz’i geçmiş. Hz. İsa dünyaya gelmiş. Hz Peygamberin torunu Hüseyin bugünde karbelada şehit edilmiştir. Bütün Müslümanlar bu olaydan derin üzüntü duymuştur.muharrem ayının 9-10 veya 10-11. günlerinde oruç tutmak sünnettir. “Kim aşure günün oruç tutmak isterse tutsun, istemeyen tutmasın” (hadis) s 26

 

15-AŞK: Sevgi , muhabbet, gönül vermek, candan sevmek… “Aşk imiş her ne var alemde, / ilim bir kılü kal imiş (fuzuli)” bir kimsenin sevdiğine candan bağlanması sevdiğinden başka kimseyi gözünün görmemesi. İnsanın sadece Allahı mutlak anlamda sevip ona tüm benliğiyle bağlanması, hayatının her anında allahı hatırlayıp tüm eylemlerine ve davranışlarına onun sevgine yansıtması, varlığına Allhın isteklerine göre anlamlandırması. İlahi ve beşeri olmak üzere 2Ye ayrılır. Gerçek aşk ise, Allah aşkıdır. Çünkü allahı bilmenin tanımanın yollarından biri de aşktır. Gerçek aşka ulaşmak için hz peygamber a.s’nin de aşk derecesinde sevilmesi gerekir. Kuranda allahı gerçek anlamda sevmenin hz peygambere bağlılıktan geçtiği vurgulanmıştır. Aşıklar yaratandan ötürü yaratılanı sever. Bu aşk güzele değil, güzelliğedir. Varlıklarda ortaya çıkan Allahın sani isminden türemiş sanatkar ismini kudretini rahmetini, lütfünü ibretle seyretmektir. Bu aşka bazen mecazi aşkla ulaşılır. mecazi aşk gerçek aşkın köprüsüdür.  S 26

 

16- AYET: İz, belirti, nişan, eser, delil, kesin kanıt, ibret.  Tanım: Allahın varlığına ve birliğine işaret eden her şey. “göklerde ve yerlerde yaratılanlarda gece ve gündüzün peş peşe gelişinde akıl sahipleri-araştıran sorgulayanlar için ayetler vardır.” (kuran 3 / 190) Tanım 2: surelerin içinde yer alan başından ve sonundan özel işaretlerle ayrılan bir veya birkaç cümleden oluşan ilahi söz. Kurandaki ayet sayısı 6666 dır. “ Allah ayetlerini öğretmek insanları temizlemek(ruhsal, fiziksel, çevresel) ve onlara kitabı (bilgiyi) ve hikmeti (görünen arkasındaki görünmeyen gerçek ) öğretmek için insanlardan bir peygamber göndererek müminlere lütufta bulunmuştur.; halbuki daha önce apaçık sapıklık içinde bulunuyorlardı. (3/164) s27

 

17-AYIP: eksiklik, noksanlık, kusur, utanılacak şey, utanç veren söz ve davranış. Toplumun ahlak kurallarına aykırı olan utanılacak durum ve davranış. “kim bir müslümanı bir hatası sebebiyle ayıplarsa, o kişi aynı günahı hatayı işlemeden ölmez. (hadis) “Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıplarını örter” (hadis) s28

 

18- AZAP: bedensel ve ruhsal sıkıntı, çile, eziyet, ceza. Şiddetli acı hissi. “azap, saçlarıma ak/yüzüme çizgi serdi; /ruhumu çırılçıplak/ soyup çarmıha gerdi “ (N. F. Kısakürek ) Tanım: suç olarak kabul edilen davranışlara uygulanan yaptırımlar. Amaç: suçu önlemek, caydırıcı olmak ve suçluyu ıslah etmektir. Hangi suçlulara ve hangi davranışlara hangi cezaların verileceği ve hangi davranışların suç sayılacağı konusu hem dinlerin hem de hukukun alanına girer. Allah’ı tanımayan ve emirlerine karşı gelenlere dünya ve ahrette verilecek ceza. “Ey Rabbimiz! Bize dünyada ve ahrette iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.” (bakara suresi 201. ayet) s29

 

19-BAKİ: ölümsüz, devamlı, kalıcı, ebedi, sürekli, bütün varlıklar yok olduktan sonra da zatıyla var olacak varlık. “yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.” (kuran 55/22-28) s32

 

20- BASAR: Allahın her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilip görmesi.Gördüğünden dolayı her yapılanı yazar ve her yapılana adaletle karşılık verecektir.Yani Cehenneme ve Cennete ,İnsanları Allah göndermez;İnsanlar yaptıklarından dolayı Cennete veya Cehenneme giderler. S33

 

21- BASİRET: bir şeyin iç yüzünü bilme. Sezgi, gerçeği kavrama. Tanım: hakikati fark etme, doğru yolu tanıma, gerçeği yanlıştan ayırma yeteneği. “imanı olmayanın basireti yoktur” (İ.h.bursevi) Allaha bilinçli bir şekilde kul olmanın ilk sonucu olarak elde edilen hak ile batılı, doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü birbirinden ayrıma gücü. S33

 

22-BATIL:L1 Yok olup giden, gerçek ve doğru olmayan temelsiz, boş şey, gerçeğe aykırı ve devamlı olmayan demektir. “mallarınızı aranızda batıl (haksız, kanun ve kurallara aykırı) yollarla yemeyiniz. (bakara Suresi 188) Tanım: Allah’ın peygamberler aracılığıyla bildirmiş olduğu dine uymayan her türlü inanç, fikir, duygu, kanaat, tutum ve davranış. “De ki hak geldi, batıl yok oldu. Batıl zaten yok olmaya mahkûmdur.” (Kuran 17/81) S34

 

23-BATIL DİN:L1 gerçek olmayan din, Allah’tan geldiği şekilde korunamamış ve insanla bozulmuş din. Kurucusunun adıyla anılan vahye dayanmayan dinler. S34

 

24-BEYYİNE: Açık ve kesin delil, kanıt. Bir şeyi ispata yarayan veya açıkca gösteren delil. Ehl-i kitap kendilerine apaçık beyine geldikten sonra dinlerinde ayrılığa düştüler. (Kuran 98/4) S39

 

25- BİDAT: peygamberden sonra ortaya çıkan, dini bir kanıta dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlar. “Allah, bidat sahibinin amellerini o kişi bidatini terk edene kadar kabul etmez.” (Hadis) s40

 

26-BUĞZ: bir kişiyi yapmış olduğu kötülükten dolayı kin besleme, husumet. “Ey Allah’ın kulları! Birbirinize haset etmeyin, buğuz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, kardeşler olun.” S41

 

27-BÜYÜ: tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlar. Din dışı dua ve hareketlerle insan psikolojisinde etki yapma. İslam her türlü büyü ve büyücülüğü yasaklamış, haram kılmıştır. “Yedi büyük günahtan sakınınız. Allah’ ortak koşmak, büyü yapmak, haksız yere insan öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, namuslu kadınlara iftira atmak.” (Hadis) S43

 

28-CAHİL: L1bilgisiz, Hakk bilgisinden yoksun olduğu için gerçeğe aykırı olarak inanan ve hareket eden, Allah’a ve dinini tanımayana denir. “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” (Bakara 67) Affedici ol, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir ( Kuran 7/ 199) “Cahili olduğunuz bir konuyu alim (bilgin-uzman) kişilere sorunuz.” (Hadis) S44 Cahiliye: Hz. Muhammedin peygamberliğinden önce insanların yaşadıkalrı ve özünde, putlara tapma, soy sopla övünme, hukuksuzluk, kibir ve zayıfları ezme, insanların kendi elleriyle yaptıkalrı putlara tapmaları ve yemeleri gibi olumsuzlukları barındıran sosyal ve kültürel ortam. “ Cahiliyeden kalma her türlü çirkin adet kaldırılmıştır.” (Hadis)  S44

 

29- CAHİM: L2 Çok kızgın, alevi ve şiddetli ateş. “Kim Allah’ın emirlerine karşı azgınlık gösterir, dünya hayatını ahirete tercih ederse onun varacağı yer şüphesiz cahimdir.(Kuran 79/37-39) “ Allah!ın ayetlerini kabul etmeyip, tarihte kaldı. Tarihte kaldı diyenler inanmayan ve yalanlayanlar cahimin içinde kalacaktır.(Kuran 5/10) S44

 

30- CAİZ: din, yasa, örf, adet ve törelere göre yapılmasında sakınca olmayan işlenmesine izin verilen şey.

 

31-CAMİ: L3Toplayan, bir araya getiren, içine alan muhabbet, mescit. “ Sizden biriniz Cuma namazı için camiye gitmeden önce gusül abdesti alsın. Müslümanların ibadet için toplandıkları dini ve pozitif ilimlerin üretildiği  Atatürk’ün  Kurtuluş Savaşı’nı camilerden başlattığı, insanları Kurtuluş Savaşı’na inandırdığı her türlü konunun konuşulup çözüm arandığı yer.  “Bir kişinin camiye sürekli olarak gittiğini gördüğünüzde onun mümin olduğuna tanıklık ediniz.” ( Hadis)  S45

 

31-CEMAAT:L4 s70 “Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kal/ Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.” (Y.K.Beyatlı) Tanım: Müslümanlığın din kardeşliği esasına dayalı olarak sevgi ve saygı temelini gerçekleşmesini istediği birlik ve beraberlik. “ Cemaatte Allah’ın rahmeti (güç, birlik, huzur, yardımlaşma, kaynaşma, medenileşme) ayrılıkta ise azap vardır.” (Hadis)  “Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınandan 27 kat daha üstündür.” (Hadis) S47

 

32- CENABET: L1 Cinsel ilişkide bulunmak  veya başka sebeplerle zevk duyarak cünüp olma hali.Cünüp olup ta yıkanmamış kimse.Pis,kötü,hoşlanılmayan kimse veya şey ”Cenabet kimselerin bulunduğu eve rahmet melekleri girmez”   S47

 

33- CEVAMİULKELİM:L1 Az sözcükle çok manayı anlatma sanatı. Kuran ayetleri ve peygamberin hadisleri cevamiulkelimdir. (her asra, mekana, zamana hitap eden evrensel kurallar ve ayetlerdir.)  Tanım: Az kelimeyle çok zengin anlamlar içeren sözler söyleme sanatı. Peygamberin hadisleri ve Kuran ayetlerine denir. “Bana cevamiulkelim verildi.” (Hadis) “Ateş çıkaranlara yemin olsun.” (Adiat Suresi 1-2) Bu ayete göre ateş çıkararak hızla ve suratle yerde, havada, denizde giden araçlar ve bilmediğimiz, ileride bulunacak araçlar kastedilmiştir.”Ey İman edenler,!Eğer cenabet iseniz yıkanınız”(Kur an  5/6)S49

 

34- CİHAD:L4 Cihad, çalışmak, çabalamak, gayret etmek anlamında Kur’ânî bir mefhum. Türkçe’ye de cehdetmek şeklinde geçmiş. Bugün, cihad-ı mânevî geçerli. Kılıç yerine kalem, ilim ve fikir silâhları kullanılır.Bütün bir hayatı içine alacak şekilde nefsimiz ile ruhumuz arasında verdiğimiz sürekli mücadelenin adıdır cihad.”2 

         Aynı kökten gelen içtihad ise, meşakkati yüklenerek olanca tâkatı göstermektir. "CİHAD:Sadece savaşla kısıtlanamayacak kadar yüce bir şeydir.Allah adına,sevgi adına,toplum adına inançlı insanların yaptıkları her şeydir.

     Peygamberimiz (asm) bir büyük savaştan dönüşte, “Küçük cihaddan büyük cihada döndük” diyerek cihadı ikiye ayırmıştı. Ashabından birisi büyük cihadın ne olduğunu sorunca, “Kişinin nefsine, hevâ ve hevesine karşı gerçekleştirdiği savaştır ki, bu cihadın en büyüğüdür” buyurdu.3 Nefis planında cihad, dini öğrenmek, bildiğini hayata geçirmek, başkalarına anlatmak, Allah’ı ve dinini insanlara anlatırken başa gelen zorluklara sabretmek sûretiyle olur.

       Sevgi, fazilet gibi güzel hasletler, fen ve modern ilimlerle donanıp, terakkînin en müthiş düşmanı olan cehalet, fakirlik ve fikrî ihtilafa karşı verilen mücadele; i’la-i Kelimetullah’tır, Allah dinini yaymaktır.

       Söz ve fiille bütün kuvvetini harcayarak çalışma, yorulma, aşırı gayret etme. İyiliğin yerleşmesi ve kötülüğün ortadan kalkması, cahilliğin fakirliğin ayrılık tohumlarının kaldırılması, Allah’ın tün kullarının nimetlere ulaşması için maddi ve manevi tüm imkanlarını kullanarak gayret sarfetmek. (Kuran 49/15) Düşmanlara karşı vatanı savunmak amacıyla silahlı mücadele vermek. “Amellerin en üstünü;  vaktinde kılınan namaz, ana babaya iyi davranmak ve Allah yolunda cihad etmektir.” (Hadis) “Gerçek mücahid(GAZİ), kendi nefsiyle kötü arzularıyla ve tutkularıyla cihad edendir.” (Hadis) Gazi Mustafa Kemal Atatürk);  S50

      En geniş anlamıyla cihad, Allah yolunda bir ömür boyu istikamet çizgisinde yaşamak, kulluk şuur ve görevini hakkıyla yapma hususunda ciddi gayret göstermek, nefis ve şeytanı ile çarpışmak, Allah ve resulünün koyduğu ölçüleri nefsinde yaşamak ve yansıtmak, İslam’ın güzelliğini diğer insanlara ulaştırmak için dini tebliğ etmek, ilahi mesajı bütün insanlığa duyurmak, İslam ülkesini ve Müslümanları düşmanların her türlü tehlike ve saldırılarına karşı savunmak ve gerekirse, vatanı,namusu uğrunda onlarla savaşmak” demektir. Bu anlam çerçevesinde, cihad’ın bir “manevi cephesi” birde “maddi cephesi” bulunmaktadır.

 Bu manevi cephe, müminlerin ilim ve iman ile donatılmasını, bilinçli ve basiretli olmasını, İslamı nefsinde ihlasla yaşayan örnek bir müslüman modelini gün ışığına çıkarmalarını gerektirir (Zümer Sûresi, 2-3; Bakara Sûresi,41). “Maddi cephe” ise, maddeten terakki etmek(gelişmek-ilerlemek), ekonomik anlamda güçlü olmak, ilim ve teknolojide yol kat etmek ve düşmanların taarruz ve ihanetlerine karşı kültür mücadelesinde, siyasi ve askeri sahada güç ve üstünlük sağlamak ve gerektiği zamanlarda savaş üstünlüğünü sağlayacak her türlü silah ve donatımda en ileride olmak zaruretini ortaya koymaktadır.(Vatanını üstünleştirmektir) 

       İslam literatüründe, ayet ve hadislerin çerçevelediği anlamlarda cihad kavramı aşağıda sıralanan görev ve sorumlulukları içinde toplamaktadır:
1. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde dini nefsinde ömür boyu yaşama çabası, Allah yolunda samimi kulluk gayret ve ciddiyeti, nefse ve şeytana karşı mücadele vermek, nefs-i emmarenin tahakkümünü kırmak,
2. Hakkın hatırını üstün tutma ve hakikati/hukuku hakim kılma gayreti,
3. Dini emirlerini öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek,
4. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak,
5. Güçlüklere karşı göğüs germek, kaba hareketlere karşı sabır göstermek,
6. İslam’ı tebliğ, ilahi mesajı bütün insanlığa duyurma aşk ve gayreti,
7. Düşmanlara karşı ilmi ve fikri mücadele, ilim ve teknolojide etkinlik ve üstünlük sağlama,
8. Maddeten terakki ederek ekonomi ve kültür savaşında güç ve üstünlük kurmak,
9. Devleti basiretle yönetmek, çıkarcılara, vurgunculara fırsat vermemek,
10. Başka ülkelerin siyasi, ekonomik ve askeri tahakkümleri altına girmemek için say ve gayret göstermek,
11. Düşmanın her türlü ihanet ve saldırılarına karşı önceden gereken her türlü tedbirleri almak,
12. Savaş zarureti ortaya çıktığında, düşmandan korkmamak, kaçmamak, bütün güç ve gayreti ile savaşa katılmak ve Allah’a güvenmektir.

    Bu geniş çerçeveyi yanlış bir biçimde değerlendirmek veya kasti bir şekilde yanlış yorumlayarak cihad kavramını sadece “savaş” anlamına tahsis etmek gerçeği yansıtmayacağı gibi, Kur’an ve sünnette ifade edilen anlam ve kapsam bakımından da eksik, yanlış ve yetersiz olacaktır.

35-CİNCİLİK: L2 Cinlerle uğraşmayı, muska ve büyüyle meşgul olmayı meslek edinme. Cinciler, gizemli bazı kelimeleri okuyup üfürerek gelecekten haber vermeye çalışıp ilme, akla, islama aykırı hareketlerde bulundukları için üfürükçü olarak da anılırlar. Cincilik büyük günahlardandır. S50

 

36- CUMA NAMAZI: L4-2Cuma günü öğle namazı vaktinde cemaatle kılınması zorunlu olan namaz. Cuma gününde Müslümanlar namaz için bir araya gelirler; okunan hutbeyi dinlerler; bireysel ve toplumsal sorunlara ilişkin birbirlerine çözüm önerilerinde bulunurlar. Müminlerin Cuma namazına gusül abdesti alarak, güzel kokular sürerek, temiz elbise ve çoraplarını giyerek bir bayram neşesiyle gelmeleri İslam dininin güzel gördüğü davranışlardandır. Yaşadıkları toplumun ve tüm dünyadaki insanların huzuru ve kardeşliği için dua ederler. Hz peygamber ilk Cuma namazını Medine’ye hicreti sırasında “Ranuna” denen yerde kıldırmıştır. İslam alimleri 5 vakit namazlar beraber Cuma namazına da devam etmenin önemini belirtmişlerdir. Ayrıca Cuma namazını terk etmenin büyük günahlardan olduğunu vurgulamışlardır. “Ey iman edenler! Cuma günü Cuma namazına çağrıldığınız ( ezan okunduğu ) zaman, Allah’ı anmaya koşun; alışverişi bırakın…” (Kuran 62/9) S52

     Kim zaruret olmaksızın 3 Cuma namazını terk ederse, Allah onun işini gücünü rast getirmez.” (Hadis) (Kuran 2/173)

 

37-CÜNÜP:L1 Cinsel ilişki veya başka sebeplerden dolayı cinsel tatmine ulaşarak meni gelmesi  sonucunda  boy abdesti alması gereken kişi.Eşiyle cinsel ilişkide bulunan kimse.Cünüp kişiler ibadet edemez,yüzünden Kur an okuyamaz,Kabe yi tavaf edemez.Cünüplükten temizlenme hemen mümkün değilse;İki ezan(Namaz)arasında temizlenmek gerekir.   S 53

 

38-DABBETÜL ARZ: Kıyametin büyük alemetlerinden kabul edilir. Neml Suresi 82. ayette “Dabbe” diye adı geçen yaratık. “Kıyametin alemetlerinden 3 şey ortaya çıkınca dana önce iman etmiş olmayan kimsenin iman etmesi fayda vermez. Bunlar: güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetül Arz’ın ortaya çıkmaları.” (Hadis) S56

 

39- DALALET:doğru yoldan sapma, şaşırma. “De ki: kim dalalette ise çok merhametli olan Allah ona zaman verir. Sonunda kendilerine vadolunan şeyi-ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi) , veya kıyameti-gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve topluluğu daha zayıf olanın kim olduğunu çok geçmeden görecekler. (Kuran 19/75) Hakk’tan yüz çevirip batıla yönelme, bocalama, tereddüt etme. İlahi buyruklara aykırı davranma. “Dalalette bırakıp da insanı/ yapma arzın en korkulu hayvanı/ Unutturma doğruluğu, vicdanı/ Bizi sana layık kullar eyle. (O. S. Orhon) S56

 

40- DARUL ERKAM: L1-2Mekke döneminde ashabı suffe görevi gören peygamberin dini ve pozitif, kültürel eğitim verdiği kurum. S57

 

41- DARUSSELAM: selamet yurdu, barış, huzur, güven ortamının olduğu yer. Anarşi kargaşa bozgunculuğun olmadığı yer. Cennet gibi hayatın dünyada yaşandığı yer. “Şüphesiz ki Allah sizi Darusselama davet ediyor. O dilediği kimseleri dosdoğru yola iletir. (Kuran10/25) S57

 

42-DARUŞŞİFA: L3 Sağlık yurdu hastane, tımarhane, akıl hastalarının tedavi edildiği yer. “Nice nice imaretten, daruşşifadan/ Asırlar boyu dua almış;/ Şimdi, öbür dünyadan/ Eserlerini seyre dalmış;/ Büyük insan/ Sinan.. (A.N. Asya) S57

 

43-DECCAL: Çok yalan söyleyen, fesat çıkaran, düzenbaz, sahtekar, hilekar olup kıyametin yakınlaştığında ortaya çıkacağı olağanüstü yeteneklerle insanları sapıklığa sürükleyeceği, Tanrılık iddiasında buluncağı söylenen varlık. Hz. Peygamber Deccalden haber verdi ve inananları uyardığı rivayet edilmiştir.”Mahluk Deccal oldu, insan haşarı/ Asla bilen yoktur hayırı şerri/ Teber çekip şu mağaradan dışarı/ Çıkalım bakalım nice olursa olsun (Pir Sultan Abdal) S58

 

44- DEDE:L3-4 Bektaşi tarikatında şeyh baba. Mevlevilik tarikatında çile doldurup dervişlik derecesine erişmiş kişi. S58

 

45-DEFİN: L4Ölüyü gömme, İslam inancına göre bir insanlık borcu ve saygı ifadesi olarak ölü yıkanır ve kefenlenir. Cenaze namazı kılınır, kabre götürülür, sağ yanı üzerine ve yüzü kıbleye dönük biçimde gömülür. “Ölülerinizi defnetmekte acele edniz.” (Hadis) S58

 

46- DELİL: Yol gösteren, rehber, iz. Bir konu hakkında olumsuz veya olumlu hüküm vermeye götüren şey, bir davayı ispat etmeye yarayan kanıt. “İnsanlara hayır yollarını gösterme konusunda, delil olan kişi sanki onu işlemi gibi sevap alır.” (Hadis) “Siz davalarınızı bana getirirsiniz, biriniz haksız olduğu halde delilleri daha iyi anlatır. Ben de dinlediğim şekilde hüküm veririm. Kime kardeşinin bir hakkını vermiş olursam onu almasın. Çünkü haksız yere alınan şey ateşten parçadır.” (Hadis) S58

 

47- DERGAH:L4 Bir tarikat şeyhiyle o tarikata mensup dervişlerin toplanıp ibadet yaptıkların kendilerini ilmen, manen, kültürel, medenilik bakımında geliştirerek eğitim gördükleri yer. “varalım doğru raha/ Yüz sürelim dergaha/ Yalvaralım Allah’a/ Gelin Allah diyelim” (Derviş Himmet) S59

 

48- DERVİŞ:L4 Tarihte bir şeyhin gözetiminde bir tarikata girip tekkede hizmet ederek ibadetlerle meşgul olan kendini biraysel ve ahlaki özelliklerle geliştirmeye gayret eden nefsini arındırmaya gönlünü zenginleştirmeye, iradesini güçlendirmeye çalışan kimse. Dervişler Anadolunun Müslüman ve Türkleşmesinde etkin görevler yapmışlar. S59

 

49- DİNDAR: Dinin emirlerine hakkıyla uyan ve içtenlikle yerine getiren kişi. Mütedeyyin, dini bütün. “Deve gibi kinciliği terkeyle/ Kindar olmaz dindar olan demişler” ( Havai) S60

 

50- DİYANET: L3Türkiye’ de İslam diniyle ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle ilgili devlet kuruluşu; Diyanet İşleri Başkanlığı: 1924 yılında kurulmuş, yurtiçi ve yurtdışındaki Müslüman türk topluluklarını imkanları ölçüsünde din hizmeti vermeye çalışmış, camii işlemlerini disiplin içinde yürütmeye çalışmıştır S61

 

51-DÜRZİLİK: L3 Şiiliğin İsmaliye kolundan çıkan Fatimi halifelerinden el Hakim’in veziri Hamza B. Ali tarafından kurulan bir mezhep. Hamza Bin Ali mezhebin peygamberi olduğunu iddia etmiştir. S63

 

52-ECEL:L3 Kurana göre dünyanın, medeniyetlerin, toplumların varlıkların ve insanların belirlenmiş süreleri. “Her topluluk için bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman bir an olsun onu ne geciktirirler ne de öne alabilirler.” (Kuran 7/34) “Ey iman edenler! Belirli bir ecele kadar (vakte kadar) borç alıp verdiğinizde onu şahitleriyle yazınız. (senetleşiniz) (Kuran Bakara 282) S65

 

53: EHL-İ BEYT: L3-4“Peygamberin kızı Hz. Fatıma, damadı Ali, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin ve eşini içine alan aile üyelerine denir.” (Kuran 33/33-34) S67

 

54- EHL-İ DÜNYA: Dünyaya tutkuyla bağlanıp zevkine sefasına düşkün olup dine ve dini emirlere karşı duyarsız, Ahiret bilinci ve hesap verme duygusu olmadan yaşayanlar S67

 

55-EHL-İ SÜNNET:L3 İslam dininin temek konularında Hz Peygamberin sünnetine ve sahabelerinin yoluna uymayı ilke edinenlerin izlediği yolu ve yöntemi benimseyenler. Eşariyeve maturidiye gibi inançla ilgili mezheplerin ortak adı, Ehl-i sünnet vel cemaat. S69

 

56- EKREM: En şerefli, en asil, cömert, bağışı ve affı çok olan, şeref ve cömertlikte hiçbir benzeri olmayan. “Sizin Allah katında en Ekrem olanınız Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak onun  koruması altına girenlerinizdir. (Kuran 49/13) “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı embriyodan yarattı. Oku, Ekrem olan Rabbin kalemle yazmayı öğretti.” (Halak Suresi) S69

 

57-ENANİYET: Kendini beğenme, bencillik, egoistlik, büyüklenme başkasına tepeden bakma, kişinin kendi çıkarlarını, başkalarının haklarını göz ardı ederek veya çiğneyerek üstün tutması. S74

 

58-ESFELİSAFİLİN: İnsanın, görev ve sorumluluklarını kasten terk edip yaratılış amaçlarından uzaklaşarak, Allah katında değer kaybetmesi sonunda düştüğü manevi sosyal konum. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu esfelisafilinle gönderdik. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.” (Tin Suresi 5-6) S77

          Dünyaya para kazanmak, mal mülk biriktirmek ve yiyip içmek için geldiğini düşünenler, kazanır, biriktirir yer içer, sonra da hayatın içine eder giderler." 

 

59- EŞARİLİK: Hasan El Eşari’nin inanca ait konularda ayet ve hadislerden çıkardığı görüşleri kabul edenlerin bağlı olduğu ekol (mezhep). Temel ilkeleri şunlar: 1-Allah’ın birliği, sıfatları ve isimleri konusunda ayet ve hadisler esastır. 2-Cennetlikler Allah’ı ahirette göreceklerdir. 3-Kuran Allah’ın sözüdür. Yaratılmış değildir. 4-Kulun iyiliğine olan şeyleri yaratmak Allah için zorunlu değildir. 5- Büyük günah işleyen günahı helal saymadıkça dinden çıkmaz. 6-Allah’ın zati ve subuti sıfatları vardır.  S80

 

60-EYVALLAH: Erenlerin kullandığı, Allah razı olsun, Allahaı smarladık, evet doğrudur anlamına gelen kelime. S82

 

61- EZAN DUASI: Ezandan sonra okunması sünnet olan dua. Hz. Peygamber bunu tavsiye etmiştir. Allahümme rabbe hazihid davetit taammeti. Vesseleti kaimeti. Ati muhammedenil vesilete vel vazilete veddereceter rafiate. Veb ashü makamen mahmudenillezi ve atte innele la tuhlifül miad (Ay bu mükemmel çağrının ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Rasulüm muhammed’e lütuf, yüksek dereceler ve vesileler. Onun, söz verdiği makam mahmuda (cennetin yüksek yeri) eriştir. Sen mutlaka verdiği söze yerine getirirsin. S83

 

62-FACİR: Günaha dalan günahkar, isyankar, azgın, ahlaksız, edepsiz, zina yapan, islamın emirlerini çiğneyen. “mümin günah işlerse sanki üzerine bir dağ idüşecekmiş gibi hisseder; facir ise günah işlediği zaman sanki burnuna bir sinek konmuş gibi önemsemez.” (Hadis) “O gün kıyamet günü bazı yüzler kapkara olacak. Onları karanlık bürümüş öylesine üzgün ve dertlidirler. İşte onlar kafir ve facirlerdir. (kuran 80/42) S84

 

63- FAİZ: Hizmet ve emek karşılığı olmaksızın paranın kullanılmasını karşılık olraak elde edilen dinen uygun görülmeyen kazan. “Allah alım satımı helal, faizi haram kılmıştır.”  (Kuran 2/275),"Faizle zenginleşmeye çalışanlar fakirleşirler"(Hz.muhammed as.) Kapitelist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olan paranın fiyatı kiralanan paranın kira bedeli. (Kuran 2/278) S84

      FAİZ:ÜRETİLMEYEN FAZLALIKTIR!  Üretime yuklenen fazla deger olup;üreticiyi de tüketiciyi de sömüren bir etkendir.(Üreticinin faiz giderlerini,maliyete yansıtması...vb   ),Faiz,ihtiyaçlının  borcunu/yukunu azaltmamakla  birlikte,borcunu  daha da arttırır.

 

64- FAKİH: Din bilgini, fıkıh ve hukuk uzmanı. Allah’ın koymuş olduğu kurallara uygun davranan kişi. Sorulara cevap veren ve çözüm üreten kişi. Tanım: Dini yükümler konusunda derin anlayış ve kavrayışı olan, insanın lehindeki veya aleyhindeki hükümleri delilleriyle ortaya koyabilecek ölçüde fıkıh ilmince uzmanlaşan kimse. “Allah bir kimse hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar.” (Hadis) S84

 

65-FAL: "Kim falcıya gider de fal baktırır ve falcının dediklerini doğrularsa; Hz. Muhammed’e indirilen vahyi inkar etmiş olur.” (Hadis) "Her Müneccim yalancıdır "S85

 

66-FARAKLİT: İncil de Hz İsa’nın kendinden sonra geleceğini müjdelediği peygamber. Ahmet adlı bu peygamber Muhammed’dir (Kuran 61/6) S85

 

67- FASIK: Allah’ın emirlerine aykırı davranan, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık haline getiren kimse, günahkar. Dinin bir kısmını veya hepsini inkar eden kişi. Münafığa denir. Fasık denilen ve açıkça günah işleyen kimseler.“Müslüman’a sövmek fasıklık, onu öldürmek küfürdür.” (Hadis)  Size bir fasık haber getirdiğinde onun doğruluğunu araştırın. Aksi halde bilmeden bir topluma kötülük yaparsınız, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz. (Kuran 49/6) “Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin… belki alay edilenler alay edenlerden daha hayırldır…  (Kuran 49/12) S86

 

68-FELSEFE: Hikmet, Hikmet sevgisi. İnsanın aklı ölçüsünde ebedi ve külli varlıkların mahiyet ve sebeplerini bilmesi. Varlık, bilgi ve değer alanlarıyla ilgili problemleri, akılcı, tenkitçi yöntemlerle inceleyen ve temellendiren bilgi faaliyeti. S91

 

69- FESAT: Bozukluk, karışıklık, yolsuzluk, kokuşma, yozlaşma çürüme, insanlar arasında fitne çıkarıp hayat tarzlarını ve huzurunu bozma. Hak ve adaletin ortadan kalkmasını bir sonuç olarak toplumda oluşan kargaşa (Bakara 11,28/77,21/22 Bakara 205) S92

 

70- FIKIH: İbadet, cezalar muamelatla ilgili dini hükümleri Kur an-ı Kerim ve Hz Peygamberin sünnetinden çıkarılan ayrıntılı delillerle/kanıtlarla bilme. İslam hukuku, kişinin günlük hayatta ve ahirette yararına olacağı şeyleri bilmesi. Kaynakları: Kuran, sünnet, icma, kıyas (Kuran 9/122) S95

 

71-FISK: Hak yolundan sapma. Allah’ın emirlerine itaatsizlik, büyük günahlar işleme ve küçük günahta ısrar etme, vahiy değiştirme, yalan söyleme, kötü söz söyleme, uyuşturucu kullanma,Müslümanın canına kıyma, emeği sömürme, kamu malını korumama, kişilikleri renciden etme, sihir ve büyü yapma (Kuran 6/121, Bakara 59,49/7) S96

 

72- FITRAT:İnsanın yaratılıştan sahip olduğu fiziki ve ruhsal  özellikler. Ahlak, huy, karakter. İnsanın yaratılışında bulunan ve hayatı anlamlandırma çabalarına yön veren çalışmakla elde edilemeyen ve inanmayı da içeren insanın doğuştan getirdiği yetenek. Fıtratına uygun davrarnan kişi hem kendisiyle hem de çevresiyle barışık yaşar. (Kuran 30/30) “Dünyaya gelen her insan fıtray üzerine doğar. Sonra ana babasını Yahudi, hristiyan, Mecusi veya yaşanılan kültürde yetiştirir. S97   

   ffitrat ilahi program ve İLAHİ  yazilimdir.bir seyi fitratina uygun kullanmak onu verimli kullanmaktir.fitratina aykiri kullanmak zulum olup,bu aykirilik arttikca zulüm ve şerrin dozaji artar."Her seyin bir fitrati yaratilis amaci /ilahi programi/fabrika ayarlari vardir."Allahtan daha guzel boya vuracak kimdir"ayeti ondan daha guzel fitrata uygun yaratan olur mu demektir.bir şeyin fitratina donmesi, formatlaması ilahi yazilimın yuklenmesidir.En iyi formatı da Allah ceker.  


    Varligi fitratinin disında kullanmak, zulümdür. (   foklari derileri icin oldurmek,hayvanlara fazla  yük yüklemek,yaratıldıkları amaçların  dışında  kullanmak(boğa güreşleri  vs) gibi )

 

73-FİTNE: Deneme, bozgunculuk, karışıklık, kargaşa, geçimsizlik, güvenliği bozma (Kuran 9/48) Zulüm, işkence, azap, baskı. Şeytanın zayıf ruhlu kişilere aşıladığı inanç kuruntu.. (Kuran 8/25) Fikirleri şiddete başvurarak bastırma (Kuran 29/10) (Kuran8/26) S99

 

74-FUHUŞ: Söz ve fiilde çirkinlik, edep ve ahlak dışı söz ve davranış. Din, ahlak, iffet ve haya sınırlanırı aşan cinsel suçlar ve davranış bozuklukları (Kuran 7/33, 29/28-29, 17/32, 24/19, 16/90) Evlilik dışı cinsel ilişki.S100

 

75-GAFLET:Ne yaptığını bilmemek,dalgınlık,bir şeyi bilerek terk etme.Günah ve sevap konusunda dikkatsiz davranma,kalp katılığı,kolayca kandırılabilecek kadar saf olma.(19/39),(21/1),(36/6)s103

 

76-GAYB:Akıl ve duyular yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen,henüz içinde yaşanılmayan yer,öldükten sonra dirilme,cennet,cehennem,hesap günü gibi insanın duyu organları ve akıllarıyla haklarında bilgi edinemeyecekleri ortam.Bakara 3,49/18  syf 105

 

77-GAZİ:Mücahit,gaza yapan,savaşa katılan kimse.Savaşta başarı kazanan komutan ve hükümdarlara verilen isim.”Allah 3 kişinin duasını kabul eder:Gazinin,misafirin ve babanın duası(Hadis) syf106

 

78-GILMAN:L2 Cennete giren kimselerin hizmetiyle görevlendirilen kimseler.Mü minlerin ergenlik-buluğ çağına ermeden ölen Anne babaları Cennetlik olduğunda onlara hizmet edecek olan çocukları..Kafirlerin buluğ çağına ermeden ölen ve Cennette hizmet edecek kimse.Kur an 52 /24 syf106

 

79-GUSÜL:   Cünüplük,nifas,hayız, gibi manevi kirlilikten niyet ederek kurtulma,kuru yer kalmayacak şekilde bütün vücudu yıkama.Farzları:Ağza,burna su vermek tüm bedeni yıakamak.Kur an 5/6      s107

 

80- GIYBET.Kendimiz hakkında söylendiğinde hoşumuza gitmeyecek sözleri başkasının /Müslümanın arkasından konuşma.Kur an 49/12. SYF106

 

81-GÜNAH:Suç,kabahat,isyan,israf,fesat.Dinin emir ve yasaklarına aykırı olarak yapılan söz,iş ve davranışlardır.İslam hukukunda "günah" yasak-işlenildiğinde cezayı gerektirecek kavram olarak ta adlandırılır.Kırmızı ışıkta geçmek günahtır,denildiğinde hem hukuken hem de dinen yasaktır,cezayı gerektirir ,femektir.AHİRETTE  İNSANIN HELAK OLMASINA SEBEP OLACAK 7 BÜYÜK GÜNAH  ŞÜNLARDIR:1-Allah a şirk koşmak 2-Sihir ve büyü yapmak 3-Allah ın öldürülmesini yasak kıldığı cana /yaşama kıymak 4-yetim malı yemek 5-Faiz alıp vermek 6-İffetli ve dürüst bir hanıma/kıza zina iftirasında bulunmak.SYF:108 "Evrendeki her şeyin yokolması, Allah katında bir müslümanın öldürülmesinden daha küçük bir şeydir"(H.Ş) 

 

82-HAFIZ:”Kur an ı baştan sona ezberleyerek yaşayan kimsenin Allah anne babasına ahrette bir tac giydirir”(Hadis)s114

 

83-HAK DİN:Allah tan peygambere geldiği gibi aslını koruyan ;Allah ın inanç,ibadet,ahlak ve hayatın diğer alanlarıyla ilgili hiçbir değişikliğe uğramadan varlığını sürdüren ;Özüne insan düşüncesinin karışmadığı bozulmamış din ,İslam.syf115

 

84-HALİFE:Birinin yerine geçen vekil,vekili olduğu kişi adına görev yapan kimse.Peygamberden sonra Onun yerine devlet başkanlığına geçen yöneticilerin ortak adı.Bakara 30 syf117

 

85a-HANİF:L1    Doğruya ve Hakk’a bağlanan gerçeğe dönen gusül abdesti alan şirk ve sapıklığı hiçbir zaman iyi görmeyen, bütün beyniyle Allah’a yönelen kişiye denir.   “İbrahim ne bir Yahudi ne de bir hristiyandı. O hanif bir müslümandı. Müşriklerden değildi.” (Kuran 3/67)   SYF 121

85b-HAK:inkârı mümkün olmayan sabit şey, doğru, doğruluk, adalet, hikmet, hikmete uygun vuku bulan hüküm, görev, gerekli, ahenk, uyum, uygunluk, pay, hisse, kısmet ve vâr olma" anlamlarına gelen hakk kavramı, Allah'ın isim-sıfatı olarak; gerçekten var olan, varlığında şüphe bulunmayan, varlığı, ilah ve rab oluşu hak olan, eşyayı vâr eden, gerçek anlamda mülk sahibi olan, yok olmayan hakkı açıklayan ve âdil olan demektir. "...   "...Gerçekten ancak Allah apaçık hak'tır." (Nûr, 24/25). "Eğer, hak, onların arzularına uysaydı gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar bozulur giderdi..." (Mü'minûn, 23/71);    doğru-gerçek (Yûnus, 10/4)   batılın zıddı (İsrâ, 17/81)....  "...O'nun sözü haktır..." (En'âm, 6/73); "Bilin ki gerçekten Allah'ın va'di haktır." (Yûnus, 10/55); "Allah, gökleri ve yeri gerçek olarak yarattı..." (Câsiye, 45/22) 

 

86-HUŞU:L3  Boyun eğme, alçak gönüllü olma, Allah’a duyulan saygının bir gereği olrak başta namaz olmak üzere ibadetlerin yerine getirilmesi sırasında kulun sukunet ve vakar içinde bulunması. Müminin her an ve her yerde Allah’ın kendisini gördüğü bilincinin içersinde tevazuyla hareket etmesi ve gönlünü her türlü kötülükten arındırması. “Rablerine kavuşup ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz kılmak ağır gelir.” (Bakara 45/46) syf 147   ktp 43

 

87A-İFFET "haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak" anlamına gelen iffet, ahlâkî bir terim olarak, kişiyi bedenî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten koruyan erdem demektir."Allah, yoksul olmasına rağmen iffetini korumaya çalışan mü'min kulunu sever" (İbn Mâce, Zühd, 5) ktp syf43 ayette 

87 b-İTİKAD:iNANÇ,inanma dır. Allah'ın varlığını  insan,sınırlı haliyle kavrayamayacağından ;sınırsız olanı kavramanın yolu imandır.Bunu sağlamak için Kur'an ,görülen alemden Allah'ın varlığına kanıt/delilller  sunarak insanın göremediği Allah'a inanmasını ister.(Deveye bakmazmısınız,nasıl dizayn edilmiştir?  Gaşiye Suresi, 17),   (Bakara suresi  26.ayet:  Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.      )    ,( MULK SURESİ 3.AYET:       Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, ne yücedir. Rahman'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha ona çevirde bir bak, görebilirmisin bir yarık bir çatlak. )

    ),    (   .İNSANIN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER... Yaratan Rabbinin adıyla oku! (96/1)

O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.(96/2)
MÜRSELAT 20,21,22,23 . Ayet
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?(77/20) 

Onu sağlam bir yerde oturttuk. (77/21) 

Belli bir süreye kadar. (77/22) 

Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.(77/23)



 

88-YAKİN  Aksine ihtimal olmayan ,şüphenin zıddı ,Ölüm ,hayatın sonu.”Sana yakin gelene kadar ibadet et”(Kur an 15/99)L3 ktp syf30prg2  MEB sözlük388.İbadet :Allahın yapınız dediği her şeyi yapmak;yapmayınız dediği herşeyden kaçınmaktır...

 

89-HAZRET: Saygı ve yüceltme ifadesi olarak değerli ve yüce kabul edilen kişilerin isimlerinin başına getirilen unvan. Syf 131

 

90- HAYA: Kişin Allah’a olan içten sevgi ve saygısından dolayı kötü, çirkin, ahlak dışı ve günah olan davranışlardan rahatsız olup kaçınması. “Haya imandandır” (Hadis) Syf 131

 

91- HAYIZ: Syf 131

 

92- HEVA: Arzu, istek, meyil etme. Kişinin dinini dikkate almaksızın arzuladığı şeylere yönelmesi. Akıl ve dince kötü görülen şeylere karşı eğilim. “Gördün mü hevasını Tanrı edileni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” (Kuran 25/43)

 

93-HIDIRELLEZ: İlyas peygamberin her baharın başlangıcında karada ve denizde darda kalanlara yardım amacıyla buluştuklarına inanılan 6 mayıs’a gelen gün.  Syf 133

 

94- HIRS: Bir şeye çok düşkün olma, şiddetli arzu. Bir amaca ulaşma konusunda kişinin bütün benliğini saran tutku, açgözlülük, tamahkar olma. “Yahudi ve Hıristiyanları Allah’a ortak koşanlardan daha hırslı olarak hayata sarılmış göreceksin. Onlardan her biri binlerce yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşaması azaptan kurtarmaz” (Bakara 96) Syf 134

 

95- HİDAYET: Doğru yolu gösterme, bulma, rehberlik yapma. Allah’ın insanlara kendi yolunda gidebilecek akıl, düşünme, öğrenme, hatırlama gibi yetenekler vermesi ve insanların bunları kullanarak doğru yolu bulması. Günahlarla iç içe yaşayan bir insanın dindar hale gelmesi.

        “Bir ömürdür içiyorsun bırak artık şunu! Der. 
         Derviş Ahmet bu hidayetle hemen tövbe eder. (M.AKİF.ERSOY)
      Müslüman olmayan bir kimsenin İslam dinine girmesi. “Bu kitap ki doğruluğu konusunda hiç şüphe yoktur. Allah’tan gereği gibi sakınanlar için bir hidayettir.” (Bakara 2) Syf 137

 

96- HİKMET: Taö isabet kaydetmektir.Allah’ ı gereği gibi bilme bilgisi. Felsefe, bilgelik. İnsanın varlıkların hakikatini, gerçek yüzünü, gücü oranında bilip ona göre hareket etmesi. “Kime hikmet verilmişse ona bol hayır verilmiştir” (Bakara 269)” Allah’a dayan, sa ‘ye sarıl, Hikmete ram ol, / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.. (M.A.ERSOY)  “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (Kuran 16/125) Syf 138

 

97- HİLFULFUDUL: M.S. 580li yıllarda Arap kabileler arasında süre gelen savaşlar sonucunda ortaya çıkan anarşi ortamında, can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi gibi amaçlarla, toplumda sözü geçen, saygın ve iyi niyetli kişilerin önderliğinde kurulan efendimizin de üye olduğu barış cemiyeti-sivil toplum örgütü. Bu örgüt tarihsel bir örgüt değildir. İnsanlar farklı dünya görüşlerine sahip olsalar da, temel ahlaki ilkelerde haksızlığı engellemek için uzlaşmalarının toplumsal zorunluluk olduğunun bir göstergesidir. Mekke’de zulme uğrayan insanların haklarını zalimlerden almak için yaklaşık 20 yaşlarındayken de peygamberimizin üye olduğu erdemli ve faziletli insanların sözleşmesi anlamına gelir. Syf 139

 

98- HURAFE: Doğru olmayan, asılsız akla gerçeğe aykırı, batıl dinlerden ve halk arasında uydurulan masaldan kalma inanışlar. “Hurafeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar;/ Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar.. (M.A.ERSOY) Kuran ve peygamberin sünnetiyle çatışma halinde olan her türlü düşünce inan., davranış ve bidat. “ Çalış dedikçe şeriat çalışmadın, durdun,

   Onun hesabına birçok hurafe uydurdun
   Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya
    Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.. (M.A. ERSOY)
Syf 145

 

99- HURİ: Cennette yaşadığına inanılan ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış müminlere hizmet için verilecek cennet kızları. “Allah’tan gereği gibi sakınanlara iri gözlü huriler veririz” (Kuran 44/54) syf 145

 

100-HUTAME: Cehennemin 7 katından biri. (Kuran 104/1-8) syf 147

 

101-HÜTHÜT: Hz. Süleyman ile Sebe kraliçesi Belkıs arasında haber götüren cin veya kuş. Hüthüt, sebeyi bir kadın yönettiğini ve onlara dini inançları hakkında bilgi getirmiş. Syf151

 

102-IRZ: İffet, namus. “Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan

                                   Hey sıkılmaz! Ağlamazsan bari gülmekten utan
.. (M.A.ERSOY) syf 152

 

103-İBLİS: Allah’ın rahmetinden ümit kesen, hayırdan yoksun, hayırsız. “Ey insanoğulları! Beni bırakıp iblisi ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır.” (Kuran 18/50) Syf 154

 

104- İCAZUL KURAN: Kuran’ın sahip olduğu hem edebi üstünlük hem de içerik zenginliği nedeniyle benzerinin meydana getirilememesi özelliği. Syf 156

 

105- İCMA: Bir konuda fikir birliği etme, ortak karar verme. Hz. Peygamberin vefatından sonraki dönemlerde fıkıh (Hukuk) /bilginlerinin (alimlerinin) bir konuda görüş birliğine varmaları. “Benim ümmetim hata üzerine icma etmez.” (Hadis)

      “Kitabı, sünneti, icmayı kaldırıp attık/
       Havası maskara yaptık avamı aldattık.. (M.A. ERSOY) syf 156

 

106-İCTİHAT: Dini konularda kıyas yoluyla yeni sonuçlar elde etme.Müslümanların peygamberin zamanında olmayan ,Kur an da ve sünnette cevabı geçmeyen bir konuda Kur an ve sünnette geçen ana ilkelere göre olayların dinsel yorumunu vehükmünü bulmaları için İslam ın koyduğu bir kuraldır..Mesala Peyg zamanında kredi kartı yoktu,organ bağışı yoktu,trafik kuralları yoktu,....vs sorunların dinsel hükmünü çıkarmak için İslamın koyduğu ana ilke olup Dİnin  temel kaynaklarındandır..

    “Dini bir meselede Kuranı kerim ve sünnette bir çözüm bulamadığınızda konuları birbirine kıyaslayarak içtihat ediniz.” (hz. Ömer). Ayet ve hadislerin değinmediği ve kapalı geçtiği hukuki konularda metotları kullanarak bu konuların dini değerlendirilmesinin yapılması.  “Müctehit içtihadın da doğru sonuca varabilirse 2 sevap, içtihadında yanılırsa 1 sevap alır.” (Hadis)

Syf 157

 

107- İFFET: Cinsel konularda ahlak kurallarına bağlı kalarak insanın namusunu şerefini ve haysiyetini koruması (kuran 24/33) syf 158

 

108- İFRİT: Cinlerin reisi, en kurnaz olanı. “Cinlerden bir ifrit sen yerinden kalkmadan balkısın tahtını sana getiririm dedi.” (Kuran 27/39)

 

109- İHLAS: Tutum ve davranışlarda sadece Allah’ın hoşnutluğu gözetme. Sözün öze uyması riyakar ve ikiyüzlülükten uzak olma. “Rabbim! Beni azgınlığıma karşılık dosdoğru yoldan çıkardığın için yemin olsun yeryüzünde kötülükleri insanlara güzel göstereceğim; ihlaslı kulların hariç; Hepsini saptıracağım.” (Kuran 15/39-40) syf160

110- İHSAN: İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanırlar. (Hz. Ali) insanın her zaman ve her yerde Allah beni görüyor ve görülüyorum mantığıyla işlerini, ibadetlerini ve davranışlarını yapmasıdır. “Şüphesiz Allah adaletli olmayı, ihsanda bulunmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder. Kötülük yapmayı ve haddi aşmayı yasaklar. Tutmanız için size öğüt verir.” (Kuran 16/90) syf 161

 

Halife Hz. Ömer gece gezerken bir evin önünde durur ve ev halkı arası da geçen şu konuşmayı duyar.

-"Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştırdın mı?"

"Hayır anne! Halifenin süte su karıştırılmasını yasakla­dığını bilmiyor musun?""Kızım, senin de düşündüğüne bak! Gecenin bu saa­tinde halifenin nereden haberi olacak? O şimdi yatağın­da mışıl mışıl uyuyordur."

"Anne! Halife uyuyor olsa da Allah da mı uykuda? Ha­limizi insanlardan saklayabiliriz ama her şeyi görüp bilen Allah'tan nasıl saklayacağız?"

       Rivayet edilir ki, konuşmayı işiten Hz. Ömer, oğlu Â-sım için bu kızı ailesinden istemiş ve davranışı Allah ka­tında ayrıca ödüllendirilmiş olan bu kız, dünyada da ön­ce halife Hz. Ömer'in evine gelin olmuş; ardından ada­letli yönetimiyle "İkinci Ömer" diye anılan Emevî Halife­si Ömer b. Abdülaziz'in anneannesi olmakla şereflenmiş-
        -Aziz Mahmut Hüdai ve Kimsenin görmediği yerde tavuk kesme olayı...
 
111-İKRA
H: İğrenme, tiksinme, bir şeyden hoşlanmama. (Gıybet ayeti 49/12) syf 163 “Allah ümmetimi hata, unutma ve ikrah nedeniyle yapmak zorunda kaldıkları şeylerden sorumlu tutmaz” (Hadis) syf 164

 

112:İKTİSAT: Orta yol tutma aşırıdan uzak olma. Yeme, içme, giyim, kuşam, sevgi, alışveriş, eşya kullanımı harcamada cimrilikten uzak durarak tutumlu davranma. “İktisat geçimin yarısıdır.” (hadis) “İktisat eden fakir düşmez.” (Hadis) syf 165

 

113-İMAM: Büyük İslam bilgini ve mezhep kurucusu. Önder, lider rehber, devlet başkanı. Cemaate namaz kıldıran kişi. “Kim alim ve takva sahibi bir imamın arkasında namaz kılarsa sanki peygamberin arkasında namaz kılmış gibi olur.” (Hadis) syf 166

 

114- İMAN: Allah’ın peygamberinin getirdiği her şeyi kabul etme.Gönülden inanma. (Bakara 285) syf 167

 

115-İNKAR(KÜFÜR): Reddetme, tanımama, inanmama. Ateist ve inanmayanlar Allah’ın nimetlerini bilirler, sonra da onu inkar ederler. (Kuran 4/150-151) syf 170

 

116- İNŞALLAH: Allah izin verirse, isterse, dilerse, kısmet olursa anlamlarında dua cümlesi. Bir işin, Allah’ın dilemesi ve izne bağlaı olarak gerçekleşebileceği belirtmek amacıyla öncesinde veya sonrasında söylenmesi gereken söz. Bir mümin iş yapacağı zaman Allahın gözetiminde olduğunu hissetmelidir. (kuran 48/27) syf 171

      
         “İnşallah’ın mânâsı ve önemi nedir? ‘Allah nasip eder inşallah’ gibi bir cümlede yanlışlık olabilir mi?”

 İnşaallah kelimesi, Allah’ın geleceğe dönük cümlelerimiz arasında ve üslûbumuz içinde kullanmamızı istediği bir vahiy kelâmıdır. İnsan her ne kadar cüz’î irade sahibi ise de, üstadın ifadesiyle:“âlemin en mükemmel meyvesi ve arzın halifesi ve emanet-i kübrânın hâmili olan insanın sergüzeşt-i hayatiyesi, her şeyden ziyade, kaderin kanununa tâbidir.”1 Yarınımızın planlamasını yaparız; fakat planımızı yürütmek için gerekli adımları Allah’ın inayetiyle atarız, işimizin sağlıklı ve verimli yürümesi için Allah’a dayanır, Allah’a tevekkül ederiz. Bu duru ve samimi inancımızı “inşâallah” kelimesi ifade eder.

          Kalem suresinde ,bir şey elde edebilmek için kesin konuşan ve Allah ın o konuda ki iradesini devre dışı bıraktığını düşünen insanların başlarına gelenler ,bizlere örnek olarak sunulur ve bir şey yapacağımız zaman"İNŞEALLAH"(Allah izin verirse,Allah tan bir mani keder,kaza bela olmazsa dememiz öğretilir.

17- Biz, vakti ile "bahçe sahiplerini-şehrin zengin ve güçlülerini-"- sınadığımız gibi, onları da sınadık. Hani onlar (bahçe sahipleri) sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.18- Onlar İNŞEALLAH demiyorlardı.19- Ancak onlar uyurken Rabbin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de.20- Bahçe simsiyah olmuştu.21- Sabahleyin birbirlerine seslendiler.22- "Haydi ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin" diye.23- Derken yürüdüler ve şöyle fısıldaşıyorlardı:24- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanımıza sokulmasın."25- Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.26- Fakat bahçeyi görünce "Herhalde biz yolu şaşırdık " dediler.27- "Hayır doğrusu biz mahrum bırakıldık."(Kalem suresi)

       

      Yahudi ve müşriklerden bazıları Peygamber Efendimiz’e (asm) mağarada üç yüz yıldan fazla yatan gençlerin hikâyesinin ne olduğunu, Zülkarneyn hakkında ne bildiğini ve ruhun ne olduğuna dair sorular sormuşlardı. Peygamber Efendimiz (asm) de o an cevap vermemiş, her gün kendisine gelerek âyetler indirip duran Cebrâil’in (as) bu sorularla ilgili de derhal âyetler indireceği kanaatiyle, “Yarın gelin, cevap vereyim” deyivermiş, ancak “inşâallah” dememişti.

     Fakat Cebrail’in inmesi ve vahyin gelmesi haftalarca gecikti. Peygamber Efendimiz (asm) bundan müteessir oldu. Nihayet haftalar sonra Hazret-i Cebrâil (as) gelince Peygamber Efendimiz (asm) bunun sebebini sordu. Hazret-i Cebrâil (as) de sırayla Meryem Sûresi’nin 64. âyetini, Kehf Sûresi’nin 23. ve 24. âyetlerini ve Duhâ Sûresi’ni indirdi.

     O an indirilen âyetleri buraya alalım:

   “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Gelecek olan, geçmiş olan ve ikisi arasında bulunan ne varsa O’nun ilminde ve kudretindedir. Rabbin hiçbir şeyi unutmuş değildir.”2

    “Hiçbir şey hakkında ‘Yarın bunu muhakkak yapacağım’ deme. Ancak ‘İnşâallah’ deyip, Allah’ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnadır. Unuttuğun zaman da, yine Rabbini an ve ‘Umulur ki, Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir’ de.”3

    Görüldüğü gibi Cenâb-ı Allah, gelecekle ilgili konuşmalarımızda “Allah dilerse, Allah izin verirse, Allah nasip ederse...” gibi mânâlara gelen “İnşâallah” kelimesini söylememizi şart koşuyor. Çünkü gelecek bizim elimizde değil. Gelecek Allah’ın takdirindedir. Gelecekte nasıl bir tecellî gerçekleşeceğini bilmiyoruz. Sadece olmasını arzu ettiğimiz şeyler söz konusu. İşte bunları konuşurken Allah’ın dilemesi şartına bağlayarak konuşmamız gerekiyor. Ki, “İnşâallah” kelâmı bize bunu sağlıyor.

    Bu pencereden bakınca, “Allah nasip eder inşallah” cümlesinden şu manayı çıkarmak mümkün: “Allah dilerse nasip eder”.

     Öte yandan bu cümle ile kastedilen, Cenâb-ı Hakk’ın nasip etmesini büyük bir arzu ile istemekse, bunda da bir yanlışlık yoktur elbette. Burada önemli olan, bu kelime ile, gelecekle ilgili bir şeyler yapmayı kendi üzerimizden atan bir tembelliği veya kendi yapabileceğimiz şeyleri Allah’a havâle eden vurdumduymazca bir havaleciliği kastetmemeye dikkat etmeliyiz.

     “İnşâallah” kelimesi kararlılığımıza gölge düşürmüyor. Bilakis, “Allah’ın dileği ile örtüşmesi halinde ben kararlıyım” mânâsını içeriyor. Oysa bazen kararsız olduğumuz ve hattâ olumsuz düşündüğümüz bir meselede de-–sırf muhataptan kaçmak için—“inşâallah” deyip geçiyoruz. Bu yanlıştır. Çünkü bu durumda bu kelâmı bir kaçış cümlesi olarak kullanıyoruz. Muhatabımız da çileden çıkıyor. “İnşallah’la maşallahla olmaz!” gibi nezaketsiz sözler sarf ediyor. Bu nezaketsizlikte bizim de payımızın olduğunu unutmamalıyız.

Dipnotlar: 1- Özler, s. 434 2- Meryem Sûresi: 64 3- Kehf Sûresi: 23, 24

 
117-İNİTHAR: insanın kendini öldürmesi canına kıyması kişinin ölümle sonuçlanacağını bilerek giriştiği olumlu veya olumsuz bir fiilin doğrudan doğruya veya dolaylı sonucu olan her ölüm olayı. İntihar etmek en büyük günahlardandır. “Kulum intihar etmek suretiyle acele etti; bende ona cenneti haram kıldım” (Hadis) syf 172

 

118-İRADE: Aklın düşünüp

 karar vermesi, yapılması veya yapılmaması eşit olan davranışlardan birini beğenip tercih etmesi. Allah için zorunluluk düşünülemez. Syf 173

 

119-İRFAN: Bilme, sezgi, anlayış, kavrayış. Allaha içtenlikle ibadet eden insanların ilahi hakikatleri sezmesi, ilahi sırlara ve gerçeklere ulaşması ve bu yolla elde edilen bilgi.

              “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır,

              Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.. (M.A. ERSOY) syf 174

 

120- İRŞAD:Dini konularda yeterlilik sahibi kişilerin, insanları, dünya ve Ahiret mutlulğunu elde etmeleri için hak ve hakikata, doğru yola, Salih amele ve her çeşit iyiliğe çağırarak onların  her türlü kötülükten uzaklaşmasını sağlama gayreti. “Yolunu kaybetmiş olan kardeşini irşad etmen sadakadır.”  (Hadis) syf 175

 

121-İSLAM: Şirkten ve şirk ahlakında uzaklaşıp Allahın birliğini ve hz. Peygamberin hakk oluşunu kabul ederek peygamberin sözüne uyup teslimiyet gösterme.”Ey Allahım! Kalbimi İslam üzerine sabit kıl. Ben Rabb olarak sana, din olarak İslam a razı oldum.(Hadis) “Kim islamdan başka bir dine girecek olursa, kabul edilmeyecektir ve ahrette de en büyük zarara uğrayanlardan olacaktır.” (Kuran 3/85) “Allah katında Allahın tek kabul ettiği din islamdır.” (Kuran 3/19) syf 176

 

122- İSTİAZE: Sığınma, güvenme, bağlanma. Ezubillahimineşşeytanirracim (kavulmuş şeytandan ve şeytanlaşmışlardan, cinlerin şeytanlarından ve şerlerden Allaha istiaze et.” (Hadis) “Kuran okumak istediğinde kavulmuş şeytanın şerrinden Allaha istiaze et.” (Kuran 16/98) Syf 179

 

113-İSTİĞFAR: Adım adım ve derece derece yükselme veya inme.Allahın verdiği sağlık, mal vs nimetlere karşı nankörlük ederek bu nimetleri isyan yolunda kullanma. (Kuran 7/182) “Allahın bir insana istemediği günah işlemeye devam etmesine rağmen dünyalık olarak kişinin sevdiği şeyleri bağışladığını görürseniz bilin ki o istidractır..” (Hadis) syf 180

 

114- İSTİHARE: İnsanın yapmak istediği bir şeyi hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için olaylara vakıf olan kişilerle yapılan istişare, fikir alışverişi. Kişinin kararsız kaldığı mübah bir iş için 2 rekat namaz kılıp dua ettikten sonra hayırlı olanı belirlemek üzere rüyada manevi bir işaret alma arzusu. Hz. Peygamber istihareyi tavsiye etmiştir. “İstihare yapan zarar etmez, pişman olmaz. İktisatlı davranan kimse de muhtaç düşmez.” (Hadis) syf 181

 

115- İSTİNCA:Tuvaletten çıkınca temizlenme,idrar yollarında ki sıvıların kalmaması ve namaza engel pisliğin olmamasıdır. syf 183

 

116- İSTİVA: Allahın her şeyi hükümran ve egemen olması, yarattıklarını istediği gibi yönetip yönlendirmesi. (Bakara 29) syf 185

 

117-İZZET: Değer, itibar, şeref, yücelik,üstünlük, büyüklük. Kişinin insani değerlerle bezenerek geçici dünya menfaatleri karşısında onurlu, Müslüman olmayanlar karşı vakarlı davranması. Syf 186

 

118-KABİR ZİYARETİ: Ölümü hatırlama, ibret alma, ölü de olsa akrabalık bağlarını gözetme. Kabir üzerinde namaz kılınmaz. Kurban kesilmez. Mum yakılmaz, ölüden yardım beklenmez. “Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü kabir ziyareti size ölümü hatırlatır. Syf 187

 

119-KADER: Allahın sonsuz ilmi ve gücüyle başlangıçtan sona kadar evrende olacak her şeyi programlaması, bilmesi, varlıkları istediği bir biçimde yaratması ve insanların özgür iradelerine göre yapacakları her şeyi bilmesi, takdir etmesi,. Bir kısım yaratıkların sorumluluğu yoktur. Allah, evrenin düzeniyle ilgili kurallar koymuştur. Güneşin doğması batması gezegenlerin hareketleri gel git, evrenle ilgili tüm yasalar Allahın belirlemiş olduğu kadere göredir. Bitkiler ve hayvanlar içinse zorunlu ve içgüdüsel bir plan yaratan Allah onlara sorumluluk yüklememiştir. İnsansa sorumlu varlıktır. Onun cinsiyeti, rengi, ana baba seçimi ve eceli Allahın ezeldeki bilgi ve kaderine göredir. Bu konuda seçme hakkı verilmemiştir. İnsanın davranışları konusundaysa Allah, peygamber ve kitap gönderip verdiği akıl nimetiyle ona doğru tercihler yapma konusunda yardım olmuş, zorlamamıştır. Kişi akıl ve iradesiyle ne isterse Allah onu yaratır “Dilemek kuldan, yaratmak Allah’tandır.”

 

120- KAFİR: İnkar eden, tanımayan, reddeden. (Kuran 4/140) gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şükretmeyen, nankör hakkı gerçeği tanımayan Allahın varlığını ve birliğini inkar eden, Allah’ı tek ve eşsiz kabul etmeyen, peygamberlerin 1ine yada hepsine inanmayan kuran 1 ayetini yada hepsini reddeden Allahın göndermiş olduğu emir ve yasaklarla alay eden dinin ve peygamberlerin önemsizliğine inanan. (Kuran 4/151–140 Bakara 276 5/57) syf 190

       Hiç bir değer yargısı tanımayan,değerleri az bir pahaya satandır."Nefsini ilah edineni (Hiç bir değer ve kanun tanımayanı,Başkalarının görüşlerine yer vermeyeni,bir doğru vardır O da benimkidir diyeni)gördün mü?(Ayet)

 

121-KALP: İman, küfür, sevgi, nefret, cesaret, korkaklık, iyilik ve kötülük gibi duyguların merkezi. İmanın merkezi. Bilgi elde etmenin yolarından biri olan duyu. “Şüphesiz maddi gözler kırılmaz. Fakat göğüslerdeki kalpler kırılır, kör olur.” (kuran 22/146) syf 193

 

122-KARZ-I HASEN: hiçbir kişisel kazanç veya çıkar gözetmeksizin ihtiyaç sahibi kişilere Allah rızası için verilen borç, karşılıksız verilen para. (Kuran 64/17, 57/18) syf 195

 

123- KAZA: Allahın kulları için belirlemiş olduğu şeyleri zamanı ve yeri gelince tek tek ortaya çıkması. Uygulanıp gerçekleşmesi. Zamanında yerine getirilmemiş dini görevlerin sonradan yerine getirilmesi. Hiçbir ibadetin kazası vaktinde yapılan bir ibadetle eşdeğer değildir. (Bakara 185) syf 197

 

124-KERAMET: Herhangi bir peygambere iman edip onun getirmiş olduğu din, Allah ı görüyormuşçasına yaşayan farzlara vaciplere noktasına kadar dikkat eden Salih mümine bağışlanan olağanüstü durum. Syf201

 

125-KISAS: Aynısıyla karşılık verme, eşitleme. (Kuran 5/45) Kasıtlı adam öldürme ve yaralamalarda suçlunun işlemiş olduğu suça aynı cinsten denk bir cezanın verilmesi. Kurana göre adam öldürmek en büyük suçtur. Bu suçu işleyen kendi dokunulmazlığını kaybeder. Öldürülen kişiyle kan bağı bulunan akrabaları katilden kan bedeli almazlarsa veya af yoluna gitmezlerse kısas isteğinde bulanabilirler. ”Allahın öldürmesini yasakladığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Kim ki haksız yere öldürülürse onun velisine kısas konusunda yetki verdik. Onlar da bu kısası uygulama konusunda aşırı gitmesinler. (Kuran 17/33) syf 204”

 

126a-KUR AN KISSALARI:Kur an da geçmiş milletler ve peygamberlerle ilgili anlatılan olaylar olup;İbret ve ders alarak aynı hataya sonraki insanların düşmemelerini sağlamak için anlatılan kıssalardır.Kur an göre,İnsanların hak-hukuklarına dikkat etmeyen milletler yok olmuş yıkılmış,iyiler ve ilahi emirlere uygun yaşamış toplumlar varlıklarını medeniyetlerini sürdürmüştür.Bu kıssalar vasıtasıyla İnsanların iyilikten yana bir tavır sergilemelerini öğretmeyi amaçlamıştır.

126b-KUTSAL:Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken kabul görmüş; bozulmaması, dokunulmaması gereken, üstüne titrenilen değerlerdir. Kutsal, felsefe de Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olandır. Kişilerin manevi yönden değer verdiği, koruduğu; dinî görüş ve inançlardan oluşmaktadır...Örnek:Bir defter kutsal değilidir,ancak O na kutsal ifadeler yazarsanız O,kutsallaşmış olur.

--Modern insan ve seküler hayat kutsal üretiyor ancak adını kutsal koymuyor.Mesela:Para,başarı,kaynaklar kapitalist insanların kutsalllarıdırlar..                                                     
--Peygamberimize hakaret edenlerin yaptıklarına"biz de insan hakları vardır,ifade özgürlüğü vardır"diyerek savunmak aslında "Bizim kutsallarımızda diğerinin kutsallarına hakaret etmek vardır"demektir.
 

127-KIYAS:Haklarında açık hüküm bulunmayan bir meselenin hükmünü ,aralarında ortak özellik ve benzerliğe dayanarak  Kur an ı Kerim ve Sünnette hükmü bulunan bir meseleye göre belirleme…

      “Ey Ebu Musa,Hüküm verirken önüne benzer meseleler  geldiğinde olayları birbirine kıyas et”(Hz Ömer)Bir şeyin haram ya da helal olduğunu belirlemede kullanılan ;Kur an-sünnet,İcma dan sonra başvurulan 4.Kaynak.İslam fıkıhçılarının(Hukukçularının )Kaynaklardan çıkarımları..

       Ayet ve hadislerin sayısı sınırlıdır,gelişen yeni olayları çözüme kavuşturmak için ayet ve hadislerden yararlanılır.

      -Kıyas yoluyla yeni meseleler çözüme kavuşur.

      -Bu sayede İslam dini hayatın her alanında görüş belirtir ve ilmi yönden çalışkan ve üretken bir toplum oluşturmuş olur.

      -Belirli öncüllerden hareketle benzer olay ve olgular arasındaki sebep sonuç, ilişkilerinden  de yararlanarak mantıksal sonuçlar elde etme yöntemi.Bu sistem İslam’ın geleceğe dönük yüzünü ,İslam’ın Her asırda geçerli olacağını,Dinin Evrene dönük yüzünü ve Evrenselliğini,Zaman,mekan üstülüğünü gösterir..syf206

 

128-KOVUCULUK:Bir yerde konuşulan sözleri başka birilerine götürme.Toplumun huzurunu bozan,kavgalara sebep olan,İnsanları bir birine düşüren bir davranış bozukluğudur.”Kovuculuk yapan Cennete giremez”(Hadis)syf 208

 

129-KUMAR:Şans ve becerinin tek başına veya birlikte  söz konusu olduğu bir olay veya yarışmanın ya da belirsiz bir olayın  sonucu üzerinde bahisleşme,iddiaya girme, ve bu yolla para kazanma,menfaat elde etme.”Ey İman edenler!İçki ,Kumar,(Tüm uyuşturucu ve kumarlar),tapınmak için dikilen  heykeller,,fal okları(Şans oyunları)Şeytan işi pisliklerdir.Bütün bunlardan kaçınırsanız ,bireysel ve toplumsal huzuru yakalarsınız” (Kur an 5/90)Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan  ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal veya para verme ya da alma.Kur an ve sünnette Kumar en büyük günahlardandır.Kumar nedeniyle yıkılan aileler,,insanlar arasında bozulan dostluk ve ilişkiler kumarın  bir kısım zararlarıdır.Kardeşliğe ve birlikteliğe önem veren İslam,Kumarla birlikte ;Kumar oynamaya sevk eden yol ve sebepleri de yasaklamıştır.”Bir kimse şaka bile olsa ,gel seninle Kumar oynayalım derse, bu sözünden dolayı sadaka versin”(Hadis)syf 209

 

130-KÜFÜR: Örtme, gizleme, inkar etme, inanmama. Allahın varlığını veya birliğini inkar etme, dinin kutsay saydığı gerçeklere inanmama yada İslam’ın hak dini olduğunu inkar etme. Allah’a inanmayan veya onun yüce otorite, kendinin veya tüm evrenin mutlak hakimi ya da ibadet edilecek tek tanrı olarak kabul etmeyenlere denir. “İman ettikten sonra tekrar küfre dönüp, küfürde ileri gidenler var ya Allah onların tövbelerini kesinlikle kabul etmeyecektir.” (Kuran 3/90) syf 211

 

131- MAAZALLAH: Tehlikeli bir durum veya kötü bir haber karşısında tek sığınılacak varlık allahtır. Onsan başka sığılacak kimse yoktur anlamında dua cümlesi.  (Kuran 12/23) syf 219

 

132-MAHREM: Gizlenmeye değer şey. Saygılı, herkesin bilmesi gerekmeyen şey. Kan bağının yakınlığından dolayı birbirleriyle evlenmeleri yasak olan akrabalar.  Syf 221

 

133-MALAYANİ: Anlamsız, yararsız söz ve iş. Boş şey. Konuşan kişiye veya dinleyenlere bu dünyada ve ahrette yararı dokunmayan gereksiz söz ve davranışlar “Kişinin malayani terk etmesi Müslümanlığını güzelleştirir” (Hadis) syf222

 

134-MARİFET: Derin düşünme yolula bir şeyin anlaşılması veya ilhama dayanan aracısız bilgi, irfan. “anladım ki işi, sanat allahı aramakmış; / marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.. (N.F.KISAKÜREK) syf223

 

135:MARİFETULLAH: Allahı gereği gibi bilip tanımaya çalışarak ona bağlanma. Marifetullah sahibi olanlara arif denir. Takvalı müminler marife sahibi olabilirler. Allahın isimleriyle, sıfatlarıyla ve fiilleriyle tanımaya çalışma, isimlerinin ve fiillerinin anlamlarından çıkan manaları kavramaya gayret ederek bu anlamları davranış haline getirme. Syf223

 

136-MARUF: Kuran ve sünnete uygun olan dinin ve aklın güzel gördüğü her şey. Bu görevin yapılmasıyla toplumsal huzur, güven ve barışın oluşacağına dair birçok ayet ve hadis vardır. “Siz tüm insanlık için gönderilmiş en hayırlı ümmetsiniz; maruf emreder kötülüklere engel olursunuz ve Allaha iman edersiniz. (kuran 3/110) syf 223

 

137-MAŞALLAH: Allahın istediği olur. Allah nazardan saklasın, Allah korusun gibi anlamlara gelen beğenme ve dua cümlesi. “Bahçene girdiği zaman maşallah, kuvvet Allaha mahsustur.” Demen gerekmez miydi? (Kuran 18/39) syf 224

 

138-MATURİDİLİK: Elmaturidi adlı imamın kuran ve sünneti yorumlaması sonucu ortaya çıkan ekol. Maturidi, aklı bilgi kaynağı olarak yeterince kullanmış bir İslam bilginidir. Görüşleri: 1-Allah akılla bilinir. Fakat dini emir ve ibadetler ise akılla bilinemez. 2-Allahın zatından ayrılmayan sıfatlar vardır. 3- cennete giden müminler allahı görecekler. 4- büyük günah işleyen yaptığı günahın haram oluşunu inkar etmedikçe dinden çıkmaz.  Syf225

 

139-MECELLE: İslam Hukuku kurallarına ve bu konuda değişik çalışmalara dayanarak hazırlanmış olan ilk medeni kanun çalışması. Sosyal ve ekonomik şartlardaki değişmeler yeni ihtiyaçlar dikkate alınmıştır bu hukukta. 16 kitap 1851 maddeden oluşmuştur. Sayf226

 

140-MEDRESE: ders yapılan yer, okul, mektep. İslam tarihinde dini ilimlerle sosyal ve fen bilimlerinin üretildiği yüksek öğretim seviyesindeki eğitim öğretim kurum, fakülte. İslamın yayılmaya başlanmasından itibaren camiler, ibadethane ve eğitim faaliyetlerinde kullanılmış, daha sonra medreseler kurulmuştur. Syf228

 

141-MENİ: Sperm ,erlik ,bel suyu döl suyu.”O insan,rahme dökülen  meniden bir damlacık değil mi dir?”(Kur an 75/37)  İnsan ve hayvan gibi canlılarda soyun devam etmesi için üreme organından gelen yapışkan sıvı madde. Meninin şehvetle cinsel ilişki sonucu  vücuttan çıkmasıyla cünüplük gerçekleşir..Gusül abdesti almak Farz olur.İki namaz arasında cünüplükten temizlenmesi gerekir.”Meni geldikten sonra, mutlaka gusül abdesti almak gerekir”(Hadis)    syf 230

 

142-MERHABA: Günaydın ve hoş geldiniz anlamında selamlaşma sözü. Allah sana bolluk ve rahatlık, huzur ve afiyet versin. Misafir karşılarken ‘buyur evmin senin için geniş ve rahat bir yer olacak. Burada dostluk bulacaksın. Kendini rahat hisset.’ Anlamında selamlama ve karşılama sözü. Hz. Peygamber yanına gelenleri ‘Merhaba, Ey falan.. (Ümmühali) diye karşılardı. (Hadis) syf 231

 

143-MESCİD-i AKSA:Kudüste bulunan kabeden sonra Müslümanların kutsal saydıkalrı en önemli 3. mescit. Süleyman peygamber tarafından yapılmıştır. Diğer adı Beyti maktistir. Mekkeye uzaklığından dolayı bu adı almıştır. Müslümanlar 1,5 yıl mescid-i aksaya yönelerek namaz kılmışlardır. Miraca peygamber buradan çıkmıştır. (Kuran 17/1) “Mescid-i aksada kılınan bir rekat namazın sevabı, diğer yerde kılınan 500 rekat namazın sevabından daha çoktur. (hadis) syf233

 

144-MEŞRU: Yapılmasına dinen izin verilmiş, dine uygun olan şey. İslam hukukunda farz, vacib, sünnet ve mübah olan tüm davranışlar. “Yöneticilere itaat anca meşru konulardadır.” (Hadis) syf235

 

115-MEVLA:Rabb, efendi, sahip, terbiye eden, birinin işini üzerine alan veli. “Şüphesiz ki Allah müminlerin mevlasıdır. Kafirlerin mevlası yoktur.” (Kuran 47/11) syf 236

 

116-MEZHEP: Gidiş yolu, yöntem, ekol. Tanım: İsalm kültüründe dini ilimlerde uzman olan bir müçtehitin, dinin ayrıntılarına ilişkin konularda kendine özgü kural ve metotla meydana getirdiği görüşler topluluğu, içtihatlar. İslam tarihinde hukuki, siyasi ve itikadi bütün görüşler ve akımlar hakkında mezhep kavramı kullanılır. Syf 238

 

117-MEZi:Cinsel içerikli şeyleri düşünmek,bakmak, veya cinsel arzulara yoğunlaşmak, sonucu insanın erkeklik organından  gelen şeffaf,yapışkan, sıvı.”Mezi geldiğinde insan cünüp sayılmaz.Gusül abdesti alması gerekmez.”Meni gelmesinden dolayı gusül,Meziden dolayı abdest almak gerekir(Hadis) syf 238

 

118-MİHİR: Müslüman bir erkeğin nikah sırasında enleneceği hanıma verdiği / vereceği mal,paraya denir. İslam dininde mihiri kadının yalnız başına ayakta durabilmesinin ekonomik güvencesi olarak kabul edilmiş. Miktarı kişilerin ekonomik durumu ve sosyal konumuna bırakılmıştır. İslam Hukukuna göre sadece kızın hakkıdır. Bu sebeple babası veya ailesi başlık parası veya başka bir adı altında para alamaz. “Mihrin en hayırlısı ödemesi en kolay olandır.” (Hadis) syf 238

 

119-MİNBER: Cami ve mescitlerde imamın üzerinde hutbe okuduğu, basamaklarla çıkılan yüksekçe yer. Syf239

 

120-MİRAS: Ölen kimsenin, hukuken akrabası olan kimselere belli ölçüler içersinde paylaştırılmak üzere bıraktığı para ve her türlü taşınılır taşınılmaz mallar. “ana baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin bir payı olduğu gibi kadınların da ana bana ve akrabalarının bıraktığı mirastan payları vardır.” (Kuran 4/7) syf240

 

121-MİSYONER: Kendini bir fikrin yayılmasına adamış, hristiyen yayılmacılığını ifade eder. Hristiyanlığın dışında bugün yahova şahitleri, Bahailer, Hindular, Budistler misyonerlik faaliyetlerinde bulunurlar. Syf241

 

122-MUAMELAT: İslam fıkhının alım satım kiralama, şirketler, anlaşmalar, yitik mallar, emanetler, kefalet, gasp, bağış, vasiyet, miras davalaşma, suçlar ve cezalar gibi insanlar arası ilişkileri düzenleyen bölümü. Bireyin toplumla ve birbirleriyle olan hukuki, idari, mali, iktisadi ve beşeri ilişkileri düzenleyen bölümü. Syf242

 

123-MUHARREF DİN: Allah tarafından gönderildiği halde aslı bozulan zamanla insan sözü karıştırılarak tevhit inancından uzaklaştırılan din. Syf245

 

124-MUHKEM AYET:yoruma gerek olmadan okunduğu gibi anlaşılan ayet. Syf245 (Kuran 3/7)

 

125-MUHSİN: güzel davranan, bağışlayan, ikram eden, iyilik eden davranışlarında kuran ve sünneti esas alan toplumu kabul ettiği üstün değerlere aykırı hareket etmeyen allahı görüyormuş gibi bilinçli bir şekilde ona ibadet eden kimseye denir. (Kuran 3/134) “Her kim ki Muhsin olarak Allah mutlak anlamlda teslim olursa şüphesiz ki o çok sağlam bir kulpa sarılmış demektir. (Kuran 31/22) syf 246

 

126-MUKABELE: Hafızların camii ve mescitlerde cemaate dönerek KURAN-ı kerim okurken cemaatin de Mushafları açarak takip ettikleri, karşılıklı okuma. Syf247

 

127-MURAKABE: Kişinin kendi iç alemine bakması. Yaratılış amacı üzerinde düşünmesi. Tasavvuf yoluna giren kişinin ahlaken gelşip ruhen olgunlaşması için iç alemini kontrol altında bulundurmaya Allahla birlikte olma bilincini diri tutmaya ve Allahın kendisini gördüğünün farkındalığın güçlendirmeye çaba harcaması syf 249

 

128-MUSHAF: Fatiha suresinde nasr suresine kadar tüm kuran surelerini içine alan katiplerce yazdırılmış okunmasıyla ibadet sevabı kazandıran kutsal kitap. Syf250

 

129-MUTAASSIP: Kendi din ve görüşelrini ideolojilerini tutmakta aşarı gitmekle birlikte başka din ve düşüncede olanlara düşmanlık gösteren ilerleme ve yeniliğe karşı çıkan kendi görüşü doğrultusunda insanları kalıpları sokmaya çalışanlara denir.syf 251

 

130-MUTASAVVIF:İslamı, ahlaki değerlerini hayata katmayı ön plana çıkaran insanın benliğini karartan, inançsızlık, cimrilik, korkaklık, kin, haset ve dedikodu gibi kötü davranışlardan kişiyi uzaklaştırmaya çalışan İslam ahlakını ve prensiplerini huy haline dönüştürmeyi amaçlayan tasavvuf yoluna giren kişi. Syf252

 

131-MÜCAHİT (GAZİ): Gayret eden, çalışan. Din, can, mal, akıl, namus güvenliğini sağlamak için çalışan, vatanı uğrunda düşmanlarla savaşan, bireysel toplumsam, evrensel kötülüklerle mücadele edip adaletin her yerde egemen olması için gayret eden ve tüm çalışmalarında Allah rızasını gözeten kimse. (Kuran 4/95) İç dünyasını eğiterek güzelleştiren bu amaçla içini karartan her türlü olumsuz düşünce ve davranışı yenen; nefsinin aşırı isteklerinden uzaklaşıp Allaha manevi olarak yaklaşabilmel için peygamberi örnek alan kimse. “Gerçek mücahit, nefsinin kötülükleriyle mücadele edendir.” (Hadis) syf 255

 

132-MÜÇTEHİT: Kuran ve hadislerde açıkça karşılığı bulunmayan yeni konulara kuran ve sünnet çerçevesinde yeni çözümler bulabilmek için çalışan, çözüm üreten, İslam hukuk bilgini, fıkıh alimi. Müçtehitliğin şartları kuran, Arapça, sünnet, İslam kültürü, İslam tarihi ve İslam hukukçularının görüşlerini çok iyi bilmek, güzel ahlaka sahip olmak gerekir. “Müçtehit, içtihat yapıp da doğru görüşü bulabilirse 2 sevap, içtihadında yanılırsa 1 sevap alır. (Hadis) syf255

 

133-MÜFESSİR:Kuran’ın akıl, bilim, felsefe, hadisler, kültür, sünnet çerçevesinde insaların anlayacağı şekilde açıklanmasına denir. Syf257

 

134-MÜFSİT: Toplumun birlik ve baraberliği yok etmek için karışıklık çıkaran, bogunculuk yapan münafık, fitneci veya başlanan bir ibadeti bozan, dinin onay verdiği hukuki bir işlemi gerçersiz kılan iş, söz, davranış. Namazda konuşmak, abdestliyken vücuttan kan çıkması müfsit olup, ilki namazı, ikincisi abdesti bozar. “Yeryüzünden hiçbir zaman bozgunculuk isteme. Şüphesiz Allah müfsitleri istemez.” (Kuran 28/77) syf 257

135-MÜLHİT: Dinin gönderdiklerine inanmayan, Allahın isimlerine ve anlamlarına aykırı yorumlar yapan dinin özünü bozmaya be buna bağlı olarak insanları yanıltmaya çalışan kişi. Syf 258

 

136a--MÜMİN: İnanan, iman eden, gönülden bağlanan, güven veren, güvenilen.  Allah katında peygamberleri aracılığıyla gelen her şeyi tereddütsüz olarak doğrulayan ve kabul eden kişi. (Kuran 8/3-4) syf259

 136b-MÜSLÜMAN:Allah ın ve peygamberlerinin getridiklerine gönülden inanan ve bunları içselleştirmeye,davranış haline getirmeye çalışan ve bu konuda ilerlemeye çalışan Her yerde ve her durumda Allah varmış gibi düşünerek ona göre davranan,Yani Allah a ve peygamberine inanan Ondan gelenleri kabul ederek,bunları davranışlarıyla yaşamaya çalışan kimseye denir.

      Bir şeyin isminin belli bir şey olması ,O şey in sıfatının(özelliğinin de) aynı özelliğe sahip olması anlamına gelmez.Ancak isim ile özellik özdeşleşirse bu iki  şey arasında uyum ve sağlıklı bir sonuca ulaşırız...Mesela bir kişinin isminin Müslüman olması ancak davranış ve özelliklerinin buna uymaması O kişinin müslüman ismine sahip olsa da sıfatının farklı olduğunu gösterir...İsim sıfat uymuyorsa buna mü min denir..Kendisini Müslüman kabul edip içki içen bir kimsenin özelliğiyle inandığı değerler arasında uyumsuzşuk vardır..  

137-MÜNAFIK: Kalbiyle inanmadığı halde diliyle Müslüman olduğunu açıklayan fakat gerçekten inkarcılardan olduğunu gizleyen kimse. Müslümanlar arasında entrika peşinde koşan, ayetleri ciddiye almayan, namaz kılmaktan kaçınan, kişiliklerini açıkca ortaya koyamayan, Müslümanlara tuzak kurup inkarcılardan yana tavır koyan korkaklığı topluma yayan, İslami değerlerle alay eden, emanete hiyanet eden, sözünde durmayan kimseler. (Kuran 9/67) syf 262

 

138-MÜNKER:İşenmesi doğru olmayan, akılca da kötü ve çirkin kabul edilen şey. İftira, inkarcılık, yalan söyleme, başkasının hakkını alma, zina, haksızlık, dedikodu münkerden sayılmıştır. “Kim bir münker görürse onu eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse içinde tepki duysun. Bu imanın en zayıfıdır.” (Hadis) syf263

 

139-MÜRŞİT:İslam dininin göstermiş olduğu yoldan sapan kişileri İslami hayat tarzına döndürmeye çalışan, olgunlaştıran, belirli ilmi ve ahlaki niteliklerle donanan alim, kişi. Syf 265

 

140-MÜŞRİK:Allah’ı inandığını söylediği halde, birçok tabiat olayının yaratılmasını ve idaresini Allah dışında bir takım güçlere bağlayan ve bu güçleri kutsallaştırarak, Allah’a ortak koşan kimse. Şeytanı, tutkularını, atalarını, nitelikli sayılan bazı kişileri, allahı sever gibi sevip sayan onlara mutlak itaat eden kimse. İbadetlerini davranışlarını Allahtan başkasının rızasını kazanmak için riyakar kimse. (Kuran 12/106-15/94)syf268

 

141-MÜTEVATİR: Toplumdan topluma kesintisiz olarak aktarılan, nakledilen bilgi. syf269

 

142-NASS:Kuran ve hadislerde bir konu hakkındaki açık hüküm ve bunu gösteren sözler. “ Nassın olduğu yerde içtihada gerek yoktur.” (mecelle) syf275

 

143-NAZAR: Göz değmesi, nazara gelme, kuran nazardan  bahsetmiş, peygamber de nazarın gerçk olduğunu bildirmiş. Paygamber nazardan korunmak için Allaha sığınmayı felak ve nasr sureleri başta olmak üzere bazı dualr okumayı önermiştir. Nazardan korunmak için mavi boncuk, at nalı, sarımsak gibi nesnelerle içinde ne yazılı olduğu bilinmeyen acayip birtakım şifrelerle yazılmış muskaları takmak batıl inançtır. “Nazardan Allaha sığınırız. Çünkü nazar gerçektir.” (Hadis) syf276

 

144-NECASETTEN TAHARET: ;Pislikten arınma, dince pis sayılan, elle tutulabilen, gözle görülebilen, ağırlığı ve hacmi olan kan, sidik, dışkı ve leş gibi şeylerden bedeni, elbiseleri ve namaz kılınacak yeri temizleme. Peygamber müminlere bunun için sık sık banyo yapmalarını tavsiye etmiştir. Syf278

 

145-NEFİS: Kötü huy ve çirkin davranışların kaynağı. İnsanın istek ve arzuları sürekli günah işlemeye eğilimli olup, dine aykırı davranışları yapmaktan sakınmıyorsa buna nefsi emmareh, yaptığı kötülükten pişmanlık duyuyor, vicdanen rahatsız oluyorsa buna da nefsi levvame denir. İnsanın Allaha olan yakınlığı ibadet ve ahlakta tam bir ilahi aşka dönüşmüşse nefsi mülhime denir. İstek ve arzular Allahın emirlerine tam tabi olup, kişi şehvetlerini ön plana çıkarmıyorsa nefsi mutmaine adı verilir. Allahtan gelen her türlü kaza ve balaya razı olup sabreden nefse; nefsi radiye, Allahın razı olduğu kulun manevi haliyse nefsi mardiye olrak ifade edilmiştir. Her türlü istek ve arzularını vahye tabi kılan, basit tutkularını dizginleyen ve hayatında model olarak Hz Muhammedi örnek alan nefis ise nefsi kamile olarak adlandırılır. Syf279

 

146-NEUZUBİLLAH: İmana ibadeti, ahlakı tehlikeye sokucak şeylerden veya yaratılmışların şerlerinden Allah sığınmak amacıyla “Allaha sığınırız, Allah korusun” anlamına gelen dua sözü. Syf281

 

147-NEZAFET: Temizlik, saflık, paklık. “Nezafet imandandır.” (Hadis) syf281

 

148-NEZAHET: Ahlaken temiz olma, kötü huy ve davranışlardan uzak durma, nazik ve kibar olma. Syf281

 

149-NİFAK=MÜNAFIK: Nikah, evlenmelerine engel bulunmayan ve belirli şartlar taşıyan erkek ve kadının beraberce bir hayat sürmek için şahitler önünde gerçekleştirdiği evlilik anlaşması. Şartları: özgürce eş seçimi, mutlu bir yuva için İslam hukukuna göre ana babanın rızası, sosyal, ekonomik ve ahlaki denklik, ilan, mihirdir. “Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi terk ederse benden değildir.” (Hadis) syf282

 

150-NOEL: Hristiyanların Hz İsanın doğum günğ olarak kabul ettikleri gün dolayısıyla yaptıkları bayram. Kiliselerce oratk kabul edilen noel günü ve isanın doğum günü kesin olarak belli değildir. Noel putperestlikten hristiyanlığa geçiş yapan büyük konstantin M:S 313 noelle ilgili kutlamaları hristiyanlığa sokmuştur. Syf284

 

151-NÜBÜVVET: Allahın gönderdiği vahiyleri, emir ve yasakları alıp insanlara dinin gerçeklerini duyurmak, söz, tutum ve davrnaışlarıyla açıklama makamı olan peygamberlik. “benim gönderilişimle beraber nübüvvet sona ermiştir.” (hadis) syf 287

 

152-NÜZULÜ-L KURAN: Kuran ayetlerinin indiği olay ve sebeplere denir. Syf 288

 

153-PAGAN: Hristiyanların, hristiyanlığı kabul etmemiş toplulularına verilen ad. Syf 294

 

154-PANTEİZM: Yaratanla yaratılan şeyler arasında ayrım tanımayan, tanrıyla kainatın tek varlık olduğunu iddia eden ve eski yunana dayanan doktrin. Syf 294

 

155-PUT: İnsan ya da insan üstü güçlere sahip olduğuna inanılan varlıklara, aşırı sevgi ve saygıdan kaynaklanan ve tapınmak için yapılan heykeller. İslamdan önce putlar sevilen ve yüceltilen insanların ölümüyle onların heykellerinin yapılması sonucunda orataya çıkmıştır. Syf 296

 

156-RABB: Yetiştiren, besleyen, büyüten, olgunlaştıran, düzenleyen, estetik yapan, yaratılanları boş bırakmayıp terbiye eden, rızk veren, ihtiyaçlarını karşılayan, onları gözetim altında tutan, hayatlarını devam ettirmeleri için tabiat kanunlarını yaratan, Allah katından kanunlar gönderen allah’a verilen isimdir. (O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin rabbidir. Yalnızca ona kulluk et ve ona ibadette devamlı ol. – Kuran 19/65-.) syf297

157-RADİYALLAHU ANHÜ: Sahabelerden birinşn adının anıldığında veya İslam büyüklerinin adının geçtiğinde onların hizmet ve katkılarını hayırla anıp dua etmek için kullanılan r.a ile gösterilir. Syf 298

 

158-RAHİBE: Dünyadan el etek çekerek manastırda yaşayan hristiyan kadın, rahip. Hristiyanlıkta, budizmde ve Mecusilikte kullanılır. İslamda dünyadan etek çekmek yerine 2 kanatlı kuş gibi yani dünya ve ahrete önem vermek vardır. Syf 299

 

159-RIZK: Allahın tüm canlılara kendi katından verdiği yenilen, içilen, giyilen ve maddi, manevi, yararlanılan mallar. Çocuklar, eşler, ilim ve iman gibi şeylerin hepsi. Rızk elde etmek için çalışmak ibadettir. Syf307

 

160-RİYA: İnsanların arasında şöhret, çıakr sağlamak veya manevi bir konum elde etmek amacıyla gösteriş için ibadet veya iş yapma. Allah rızası için yapılması gereken ibadetleri ve güzel davranışları kendini beğendirmek için Allahtan başkası için yapma. “Sizin için en çok korktuğum şey; küçük şirk yani riyadır.” (Hadis) syf308

 

161-RUH:İnsanda ve hayvanda canlılık unusuru, hayat, can, öz. “Ruh taşıyan hiçbir hayvana atış yaparak hedef etmeyiniz.” (Hadis) syf309

 

162-RUHBANLIK: Dünya işlerinden tamamen uzaklaşarak manastırlarda kiliselerde ve insanlar uzak yerlerde kurulan ibadet yerlerine de sırf Ahiret işleriyle meşgul olma, dünyadan el etek çekme, rahiplik, keşişlik. Efendimiz s.a.v islamda ruhbanlığın bulunmadığını belirtmiştir, ruhbanlık hristiyanlığın ortaya koyduğu bir yaşayış ve anlayış tarzıdır. Syf309

 

163-RÜYETULLAH: Bazı kuran ayetleri ve hadislerde bildirildiğine göre Allahın mümin kulları tarafından cennette görülmesi. Ehl-i sünnete göre bu mümkündür. “o gün öyle yüzler vardır, Rablerine bakıp parıldarlar. (Kuran 72/22-23) “Siz bulutsuz bir gecede biribirinize sıkıntı vermeden ayı nasıl ki dolunay halinde görüyorsanız Rabbinizi de öyle göreceksiniz. Syf312

 

164-SADAKA-i CARİYE: yol, köprü, çeşme, camii, aşevi, hastane ve okul gibi hayır kurumları. Tanım: Müslüman bir kişinin insanlığın yararlanması için ortaya koyduğu keşifler ve bilimsel çalışmalar. İnsanlığa sunulan dini bilimsel, kültürel tarihi eserler. Kişinin ölümünden sonra da kendisinin rahmetle anılmasına sebep olacak nesil yetiştirmek gibi anlamlar içerir. “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır, fakat dünyada yapmış olduğu şu 3 şeyin sevabı devam eder. Bunlar; sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilmi ve bilimsel her şey, kendisini hayır duada bulunacak evlat.” (Hadis) syf 315

 

165-SADAKAT: Sevdiği birisini yalnız Allah rızası için sevme, maddi bir çıkar gözetmeme, sevdiği kişiye içtenlikte davranma ve kendisine iyilikte bulunun kişinin iyiliğini hiçbir zaman unutmama. “İnsanına sadakat yaraşır, görse de ikrah / Doğruların yardımcısıdır Hz Allah.. (Ziya Paşa) syf315

 

166-SADIK: Doğru, yalan söylemeyen, sözleri ve davranışları birbirine uyan, içi dışı bir olan. “Ey iman edenler! Allahın emirlerine uyarak onun korumasına girin ve sadıklarla beraber olun..” (Kuran 9/119) syf 315

 

167-SAF: Cemaatle namaz kılan müminlerin imamın arkasında kıbleye paralel olarak yaptıkları düzgün sıralardan her biri. Efendimiz namazda safların düzgün ve sık olmasını istemiş. Aralarda boşluk bırakılmamasını, cemaate erken gelmeyi teşvik etmiş, ilk safta namaz kılmanın daha sevap olduğunu belirtmiştir. “Safları düzgün yapınız. Çünkü saların düzgünlüğü namazın güzelliğindendir.” (Hadis) syf317

 

168-SAHABE: Arkadaş, dost. Peygamber efendimiz zamanında yaşamış, onu görmüş, onun sohbetinde bulunmuş, ve Müslüman olarak ölmüş kimse. Sahabenin çoğulu ashaptır. “Sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” (Hadis) sahabeler efendimizin ilminden ve ahlakından yeterince yararlanmış dinin yayılmasında etkileri olmuş, işkencelere göğüs germiş ve kuranı kerimin ifadesiyle Allahın razı olduğu kimseler arasına girmişlerdir. “Sahabelerime küfür etmeyiniz. Sizden biriniz Allah yolunda uhud dağı kadar altın bağışlasa, onların yaptığı en küçük bağışın bile sevabına ulaşamaz.” (Hadis) syf319

 

169-SAHİH HADİS: İslam dininin emir ve yasaklarına uymada titiz davranan, temel inanç konularında kuran ve sünnete uygun bir anlayışa sahip olan, duydukları hadisleri aynen aktarabilen ravilerin, aralarında kopukluk olmadan birbirlerine aktardıkları, diğer güvenilir ravilerin rivayetlerine aykırı olmayan ve hiçbir kusuru bulunmayan hadis. Syf 319

 

170-SAHİHİ BUHARİ: El buhari tarafından hazırlanan ve en sahi hadislerden meydana gelen hadis kitabı. Syf 319

 

171-SAHİHİ MÜSLİM: El kuşeyri tarafından hazırlanan en sahi hadislerden meydana gelen hadis kitabı. İmam Müslim hayatı boyunca topladığı hadislerden oluşturduğu hadis kitabına denir. Syf 320

 

172-SALAVAT (SALATU SELAM): Allahın rahmeti bereketini Hz. Muhammedin iman edenlerin üzerine olsun anlamında “Allahümme salli ala muhammedin ve ala ali Muhammed” biçimindeki dua veya “Sallallahu aleyhi vesellem” demektir. “Kıyamet gününde benim dostluğumu ve yakınlığımı kazanacak olanlar, bana en çok salavat getirenlerdir.” (Hadis) syf321

 

173-SALİH: İnancından, niyetinde, sözlerinde ve davranışlarında dosdoğru olan ve hayatının her anında doğruluğu benimseyen kimse. “Yemin olsun ki tevrattan sonra zeburda da yeryüzüne Salih (dürüst, doğru, kaliteli iş yapanlar) kullarım mirasçı olacaktır.” (Kuran 21/125) syf  

174-SALİH AMEL:İçten davranış,gösterişsiz eylem ve hareket.Tanım:Dinin yapılmasını emrettiği,yararlı,güzel,insanları olumlu yönde değiştirmeye yönelik ve kendisiyle sevap elde edilen iş.İnsanların yalnızca Allah ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla  yaptığı ve uygulamada Hz peygamberi örnek aldıkları yararlı söz ve davranışlardır.”Kim Allah a (Tertemiz bir biçimde)kavuşmayı istiyorsa ameli Salih yapmaya devam etsin”(Kehf suresi110)  ,Allah hanginizin daha güzel amelisalih yapacağını denemek için ölümü(Sizin ölmenizi)ve hayatı(Sizin yaşamınızı)yarattı(67/2)  Amelisalih kapsamına:Allah a iman etmek üzere başta olmak üzere en yüce davranışlar  girdiği gibi insanlara yolda sıkıntı veren  taşları yoldan kaldırmak ,yaşlılara yardımcı olmak,yer vermek,yetim ve yoksulların ihtiyacını gidermek ,trafik kurallarına uymak,ders çalışmak,buluşlar yapmak,deney-gözlem yapmak,okumak,düşünmek,bilimsel faaliyetler,araba kullanmayı öğrenmek,Kur an okumayı öğrenmek gibi çok geniş yelpazede toplumsal ve insani gelişmeye katkı sağlayan her türlü güzel ve yararlı davranışlara amelisalih denir.”Allah a iman edip ameli Salih işleyenlerin ,ameli Salih yaparken karşılaştıkları zorluk ve sıkıntılara katlananların ve bu yolda bir birbirlerine hakkı(doğruyu)gerçeği –sabırlı olmayı tavsiye edenlerin dışında ki insanlar zarardadır.(103/2-3Asır suresi)s18

 SALİH AMEL: İyi, güzel, yararlı iş. Dayanaklarını kuran ve sünnetten alan, imanı güçlendirmek için niyetli olarak yapılan tüm güzel davranışlar, inançlar, ibadetler ve insanlığın faydasına yapılan işler. “Düşün zamanın akıp gidişini, gerçek şu ki insan ziyandadır. Ancak inanıp Salih amel işleyenler, bu yolda birbirine doğru ve gerçekleri tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Kuran 103/1-3) syf 321

 

175-SARIK: Namaz kılarken daha çok sevap olduğundan dolayı imamın ve cemaatin başına taktıkları sarılı takke.  Syf 323

 

176-SEFİH: Akılsız, beyinsiz, bilgisiz, cahil, kıt görüşlü, düşüncesiz. İslam dinine ve aklın gereklerine aykırı davranan ve harcamalarda bulunan  toplumun  yaşayışına aykırı davranarak değer yargısını kabul etmeyen. “Allahın sizin için geçim yaptığı mallarınızı sefillere vermeyin.” (Kuran 4/5) syf325

 

177-SELAM: Barış, emniyet, güven, kurtuluş, doğruyu bulma, Müslümanların birbirlerine iyi niyet ve saygı, sevgi içinde bir hayat, başarılar dilemeleri, görünür görünmez kazadan korunmalarını istemelerini bildirmek üzere söylenen söz. “Allahın iyi kulları kendilerini sataşıldığında dar kafalı kimselere selam derler.” (Kuran 25/63) “Küçük büyüğe, yürüyen oturana, azınlık çoğunluğa selam verir.” (Hadis) syf 327321SELAM:Barış,huzur,güven,sevgi,birliktelik,bağlılık anlamlarına gelir.SELAMÜN ALEYKÜM:Sana ve Ailene-Çevrene,Barış,huzurlu,güven,sevgi ,birlikte(Ailenle-Arkadaşlarınla) bir yaşam dilerim.Allah sana ve ailene merhamet etsin(Mutlu huzurlu,barış içinde bir yaşam dilerim.Allah seni ve aileni görünür görünmez kaza belalardan korusun,zihin açıklığı dilerim…)”Size birisi selam verdiğinde siz ona (Aleyküm selam ve rahmetüllahi)diyerek daha güzeliyle veya aynısıyla selamlayınız”(Kur an 4/86) s15

 

178-SELEFİYE: Allahın sıfatları ve fiilleri başta olmak üzere inanç konularına ait olan ayet ve hadisleri yorumsuz olduğu gibi iman eden ehl-i sünnet mezhebi. Syf 327

 

179-SETRİ AVRET: Müslüman erkek ve kadınların namazda yada dinen evlenmesi yasak olmayan kişilerin yanında örtmeleri gereken yerleri örtmeleridir. Erkeklerin evret yerleri göbek ve diz kapaklarının altına kadar olan yerdir. Kadınların ise yüzleri elleri ve ayakları dışında bütün yerleri avret kabul edilir. Syf328

 

180-SİHİR: Hile, aldatma, insana yönelik olarak bir takım gizli güçlerin yardımı ile belli bir amacı gerçekleştirmek için çeşitli biçimlerde uygulanan ve etkili kabul edilen eylem. “İnsanı helaka düşürten 7 büyük günahtan kaçının; Allaha hiçbir varlığı ortak koşmayın, hırsızlık yapmayın, zina etmeyin,  kimseyei haksız yere öldürmeyin, sihir yapmayın, cihaddan (vatan savunmasından) kaçmayın, insanların namusuna iftirada bulunmayın.” (Hadis) Bedenlere, ruhlara, gönüllere etki eden insanı hasta eden karı ile kocanın arasını açan bir takım dökümler, yazıları, tılsımalrı, ayinler. İslam dinine göre sihir yapmak yada yaptırmak kesinlikle haramdır. Sihrin her türlüsünden uzak durulması gerekir. “ Bir düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan şirke girer.” (Hadis) syf 331

 

181-SUFİ: Dünaya olduğundan fazla değer vermeyen, kalbi Hz. İbarhim gibi dünyaya ait kaygılardan uzak olduğu halde Allahın emirlerine uyan kişi. Her an allahla birilikte olma bilinci taşıyan, sürekli Allah zikreden kendisini onun yoluna adayan kişi. Syf 332

 

182-SÜLEYMAN PEYGAMBER: Kuranda adı geçer. İsrailoğullarına gönderilmiş. Hükümdar peygamber olup islamın yöneticilere bakan yüzü, hz. Davutun oğlu, kuş ve hayvanların dilinden anlayan (Bize ufuk açan) , cinleri hizmetinden çalıştıran hükümdar peygamberdir.  Yahudiler kültürel ve sosyal açıdan onun zamanında gelişmiştirler. Syf 333

 

183-SÜNNET: Hz. Peygamber S.a.v’nin sözleri, davranışları ve sahabelerinin yapmış olduğu olumlu davranışları onaylaması. Hz. Peygamber efendimizin sözlerine kavl-i sünnet, davrnaışlarına fiil-i sünnet, sahabelerinin yaptığı olumlu şeyleri onaylamasına ise takrir-i sünnet denir. “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (Hadis) “Size 2 emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar; Kuran-ı kerim ve benim sünnetimdir.” (Hadis) Sünnet-i müekkede, sünnet-i gayri müekkede (Cuma namazına erken gitmek, güzel koku sürmek, gayrimüekkedeye örnektir.) (peygamberin namazı cemaatle kılması, selamlaiması, dişleri temizlemesi gibi farz ve vacib dışındaki ibadetler müekkedeye örnektir.) syf334

 

184a-SÜNNETULLAH: Allahın insanlara iman, güzel ahlak, çalışma, gayret gösterme gibi sebeplerle vermiş olduğu nimetleri artırması, ahlaksızlık, inkar ve tembellik gibi olumsuz tutum ve davranışlar nedeniyle cezalandırması. Allahın evren içindeki canlı cansız tüm varlılarla ilgili koyduğu kurallar. Tabiat kanunları, evrende meydana gelen olaylar, dünyanın dönmesi, güneş sistemindeki hareketler, rüzgarın esmesi, suyun 100 derecede kaynaması, yerçekimi, yükseklere çıkıldıkça düşen oksijen sünnetullahtandır. Syf 335

 

184b-SÜPHANELLAH:Allah ın her türlü eksiklik(Üreme-yeme içme-ölümlülük)lerden ,kusur ve ayıplardan uzak olması.”Kim namazdan sonra 33 kere süphanellah,elhamdülillah,Allahü ekber derse,Yüce Allah o kişinin günahlarını affeder”(Hadis) –Ani durumlarda kullanılan süphenallah-bismillahirrahmanirrahim gibi şaşkınlık eden dua cümlesi.”Süphenallah ben kesinlikle insanların karşısında eğildiği ve aşırı sevgi beslediği putlara tapan değilim”(Kur an 12/108)

 

185a-SURE:Kur an ın her biri diğerinden  besmeleyle ayrılmış 114 bölümden her biri.

 

185b-ŞARİ: Kanun koyucu din gönderen, helali haramı belirleyen. Syf 337

 

186a-ŞEFAAT: Birinden başkası adına ricada bulunma, aracı olma, kusurlarının bağışlanması dileme. Syf 338

 

186b-ŞEHVET:Şiddetli arzu.Kişinin insan olarak ulaşmak istediği  şeylere karşı duyduğu sınırsız arzu ,dünya nimetlerine karşı aşırı istek.s339.”Daha sonra başka bir toplum geldi ve  namazı boş verip kendi şehvetlerinin ,dünyevi  tutkularının peşine düştüler. Böyle yaptıkları içinde çok yakında azgınlıklarının karşılığını görecekler”(Kur an 19/59) s339

 

186c-ŞEHİT:Şahit ve tanık olan.Allah ın dinini n tüm insanlığa ulaştırılması ve bu uğurda ortaya çıkan engelleri kaldırırken ve vatanı-kutsal değerleri,namusu,kötülüğün –cahilliğin-fakirliğin yok edilmesi için mücadele ederken,Dinin kutsal saydığı ,mal,can güvenliği,  Allah yolunda ölen veya öldürülen Müslüman.”Allah yolunda öldürülmek ,Şehide karıncanın ısırması kadar bile acı vermez”(Hadis)Allah ve yukarıdaki değerleri uğruna öldürülenlere şehid denilmesinin nedeni,Onların Cennetlik olduklarına Müslümanların şahitlik etmesi,meleklerinde de imanlı öldüklerine şahitlik etmeleri,Allah huzurunda her zaman diri oldukları ,peygamberlik makamından sonraki makam olması sebebiyledir.”Ümmetimin şehitleri azdır,Allah yolunda şehit olanlardan ayrı olarak koleradan,karın ağrısından,yangından ,suda boğularak,,deprem ve göçük altında kalarak, ölen mü minler şehittir.Doğum esnasında ölen mü’min kadın da şehittir”-“Doğum ile birlikte kadının günahlarını Allah bağışlar”(Hadis)

 

187-ŞER: Kötü, fena iş. Bu dünyada hukuki yaptırımları ve kınamayı ahrette cehenmmem azabını ve Allahın kızgınlığını gerektiren kötü sözler inançlar, davrnaışlar. “ Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olabilir. Sevip hoşunuza giden bir şey de sizin hakkınızda şer olabilir.” (Kuran 2/216) syf 340

 

--188-ŞERİAT:

                 ŞERİAT NEDİR?

   

  KUR’AN –SÜNNET-İCMA-KIYAS-TASAVVUF-ŞER-U MEN GABLENA-İSTİHSAN-EVREN YASALARI-ALLAH IN İNSANİ OLARAK BELİRLEDİĞİ YASALAR-BİYOLO K YASALAR-İslâm Şeratının Kaynakları:
  Şerîat hükümleri Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan başka fer'î deliller adı verilen istihsan, maslahat, örf, önceki şeratler, sahâbe kavli, istishab gibi delillere dayanılarak müctehitlerce bir sistem halinde açıklanmıştır.

 

    Bu kavram öncelikle akademik olarak açıklanacağından ,cahilce,bilgisizce ön yargılı fikirler dikkate alınmayacaktır..

 

 

ATATÜRK ÜN YAPTIĞI DÜZENLEME VE DİNSEL RİTÜELLER(ŞERİ EYLEMLER)

       A T.C.CUMHURİYETİ 1921 ANAYASASI

 

      Anayasada düğümlü kalan noktaları açıklayayım: 20 Ocak 1921 günlü Anayasanın yedinci maddesiyle 21 Nisan 1924 günlü Anayasanın yirmi altıncı maddesi Büyük Millet Meclisinin görevlerini saptar.

    1921 Anayasasına göre,Meclisin ilk görevi olarak, "din buyruklarının yürütülmesi (Ahkâm-ı şer'iyenin tenfizi)" vardır.

İkinci nokta baylar, yeni Anayasanın ikinci maddesinin başındaki: "Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir." tümcesidir.

        B-ATATÜRK ÜN DUALARLA AÇTIĞI MECLİS: ATATÜRK'ÜN DUALARLA KURDUĞU CUMHURİYET.: 1. Tanrının lütfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. .

2-Vatanın istiklâli, yüce Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayatî görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisinin açılış gününü cumaya rastlatmakla o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacıbayram Veli Cami-i Şerifinde Cuma namazı kılınarak Kur’anın ve namazın nurlarından dafeyz alınacaktır. Namazdan sonra Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Cami-i Şeriften başlayarak meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığınca askeri birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

  ŞERİAT NEDİR?

Şeriat:Düzen,yasa,su yolu,dinsel kurallar,Kur an hükümleri,Hz Muhammed in yaşadığı İslam,Kanun,İslam hukuku,İslam dini,

a.       (şeri:at) din b. Kur'an'daki ayetlere, Hz. Muhammed'in sözlerine dayanan İslam kanunu, İslam hukuku.

b.      şeriat    Müslümanlıkta dinsel yasa ve kurallar.

  Şeriatçı    a. Dinin esaslarını sadece dinî hayatta değil, hukuksal, ekonomik ve siyasal düzenlemelerde de geçerli kılmak isteyen, şeriat yanlısı kimse.şeriatın kestiği parmak acımaz    

 “Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanmak gerekir” anlamında kullanılan bir söz: “Ben bir şey yapamam, şeriatın kestiği parmak acımaz, ne yapayım, Allah acısın.” -M. Ş. Esendal. T.C.T.C.Türk dili sözlüğü

Şeriate uygun, dinî; dine/hukuka uygun anlamlarına gelmektedir. (bk. Şeriat) (İ.P.) 

   Tasavvuf şeriatın dışında veya fevkinde bir şey değil. şeriata elma dersek tasavvuf çekirdeğidir ki o çekirdek içinde elma ormanları saklar. çift kanattan maksut zahir ve batın dır. korku ve ümittir. mazlumu sevmek zalime buğzetmektir.

 

 

HACI BEKTAŞ TASAVVUFUNDA DÖRT KAPI KIRK MAKAM

“Kırk bin kırk dört tabakat meşayih evliyalar

Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir”

“Şeriat, tarikat yoldur varana,

Hakikat, marifet andan içeru”

“Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat

Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde”

Harabî’nin anlatımı da batınî bir yorumu vermektedir:

“Şer-i şerif inkâr olunmaz ama, şeriat var şeriattan içeri,

Tarikatsız Allah bulunmaz ama, tarikat var tarikattan içeri.

 

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=1244

Şeriat koyan anlamına gelmektedir. (bk. Şeriat) (F.K.)

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=1179

Şeriat, Sözlük olarak suyolu, içme yeri ve kanun anlamına gelir. Dini bir terim olarak ise şeriat, iman eden müminlerin gitmesi gereken yol, Allah tarafından konulmuş olan hükümlerin bütünü, yani bütün emir yasak ve sair hüküm ve icaplarıyla Hz. Peygamberin Müslümanlara bildirip uyguladığı din demektir.

      Suyun kaynağına ulaştıran yol. İnsanların kana kana su içtikleri kaynak, takip edilmesi gerek açık ve doğru yol. Kuran ve sünnet anlamlarına gelir. Kuran ı kerimdeki ayetlerden peygamberin sözlerinden çıkarılan dini kurallar. Oruç, hac, zekat, cihad, nikah, vb. amel ve uygulamaya yönelik hükümler. Allahın gönderdiği din.

          “Her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı.” (Kuran 5/48)

             “Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun ,

                onun hesabına birçok hurafe uydurdun..

              Sonra da zavallı bir tevekkül sokuşturdun araya ,

                  Çevirdin dini Maskaraya..                               (M.A.ERSOY)

 

 

   A-  TASAVVUFİ ŞERİAT:

  HACI BEKTAŞ TASAVVUFUNDA DÖRT KAPI KIRK MAKAM

     Alevî-Bektaşî öğretisi, dört ana tema üzerine oturmaktadır. Bu dört ana tema: “Şeriat, Tarikat, Marifet ve Sırr-ı Hakikat”kapılarıdır. Her kapının on makamı vardır. Bunun içindir ki bu algılayış Bektaşî felsefesinde dört kapı kırk makam biçiminde formüle edilmiştir. Bu düşünce ilk önce Ahmet Yesevî tarafından “Fakirname”de dile getirilmiştir. İnancı dört bölüme ayırarak öğrenme kolaylığı sağlamak hedeflenmiştir. Bu görüş daha sonra “Makalat”ta da aynı şekilde ifade edilmektedir.  Yunus Emre tarafından da aynı şekilde terennüm edilen “Dört Kapı Kırk Makam” anlayışı Türk İslam tasavvufunun temel anlayışını oluşturmuştur:

“Kırk bin kırk dört tabakat meşayih evliyalar

Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir”

“Şeriat, tarikat yoldur varana,

Hakikat, marifet andan içeru”

“Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat

Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde”

Harabî’nin anlatımı da batınî bir yorumu vermektedir:

“Şer-i şerif inkâr olunmaz ama, şeriat var şeriattan içeri,

Tarikatsız Allah bulunmaz ama, tarikat var tarikattan içeri.

Gördüğün şeriat şeriat değil, gittiğin tarikat tarikat değil,

Marifet sandığın marifet değil, marifet var marifetten içeri.

Vech-i Harabiyye gel eyle dikkat, Hakk’ın cemalini eylesin rüyet,

Sadece Hakk vardır demek değil hakikat, hakikat var hakikatten içeri.”

 

>  HACI BEKTAŞ TASAVVUFUNDA DÖRT KAPI KIRK MAKAM  >  Şeriat Kapısı

Şeriat Kapısı

       Hacı Bektaş Velî’ye göre şeriat; “Bir anadan doğmaktır.” Alevî gelenek ve göreneklerini ve Alevî şeriatını incelediğimizde temelinde tasavvuf ve bilgelik yattığını görürüz. Cem ayini, musahiplik (kişilerin kardeş olması), tevella teberra (Allah için, haklıdan yana, haksızlığa karşı durmak), semah (her şeyin durmayıp Allah’ı zikrettiği gibi zikretmek), ocakların ulularının ziyareti, matem yası (Allah için canını verenleri anmak), lokma dağıtmak gibi şeyler bunun açık örnekleridir.

     Alevîlik bir tasavvuf yolu olduğu için her kavramın ve bu kavramla dile getirilen fiilin birden çok anlamı vardır. Bu katlı anlamlar kişinin ruhî açıdan olgunluk mertebesine göre birden değil, zamanla ve ilimle açığa çıkar, zihin dünyasında belirir. Örneğin bir arı; şeriat kapısındayken sıradan bal yapan bir böcektir; tarikat kapısındayken, arılıktan çıkar ve onun insanın, doğanın ve Allah’ın hizmetinde çalışan bir varlık olduğu belirir; marifet kapısında ise arının neden sürekli bal yapan bir varlık olduğu anlaşılır ve ders alınır; hakikat kapısında ise arı kalmamış, arı, insan, doğa ve Yaratıcı bir olmuştur.

      Şeriat kapısındaki kişi aradığı soruların cevabını bulmak ve aydınlığa giden yolu aralamak için kendisine bir pir (pirini) bulur. Şeriat kapısındaki kişi ruhî dünyası, henüz karanlıkta olduğu için kendisine uygun bir pir seçmekte zorlanacaktır. Ancak pirlik makamına gelmiş bir usta kendisine gelen her talibi irşat edebilme yeteneğine sahiptir. Bu arayışlar süresinde yeterli çabayı ve azmi gösterirse kişi, eninde sonunda kendisine uygun bir yol gösterici usta-pir bulur.

Şeriat kapısının makamları “İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, haramdan uzaklaşmak, ailesine faydalı olmak, çevreye zarar vermemek, Peygamberin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak,  yaramaz işlerden sakınmak”tır.

Tarikat Kapısı:

Dört Kapı Kırk Makam inanç ve felsefesinde ruhsal tekâmülün ikinci kapısı olan Tarikat Kapısı, Hacı Bektaş Velî’nin diliyle; “ikrar verip bir yola girme” kapısıdır. Bu kapıda yola girmek için pir, talibin olgunluk derecesini ölçmek için onu sınar. Bu sınav, çeşitli biçimlerle olabilir. Kişi bu sınavı başarırsa, o zaman tarikata (yola) alınır; “Alevî bilgelerinden Melulî, Bektaşî tarikatına girmek ister. Kendisine tâbi kılınan imtihan şöyledir: Yakın bir köye gidip orada anadan üryan soyunarak kendi köyüne kadar yürümesi istenir. Bu imtihanla Melulî’nin toplumsal baskıları ve horlanmayı ne oranda aştığını; ahlâk anlayışının ne olduğunu bilmek isterler. Melulî tarikata girmek için kendisinden isteneni yapar. Melulî’deki bu cesareti gören Bektaşî dervişleri hemen Melulî’yi yarı yolda karşılar ve kendisine yeni elbiseler verirler.

Bağdat şehrinin valisi olan Cüneyd-i Bağdadi, gençlik yıllarında tarikata girmek ve bir yola bağlanmak ister. Ustası Şibli, yola girmek için valiliği bırakıp Bağdat sokaklarında dilencilik yapmayı göze alıp alamayacağını sorar. Cüneyd-i Bağdadi bunu kabul eder ve eski yaşantısına dair ne varsa hepsini terk etmeye hazır olduğunu ispat eder. Bağdadi’ye piri Şibli tarafından önerilen ve bir çeşit imtihan niteliğinde olan bu öneriden maksat, Bağdadi’nin valilik yaptığı yıllarda edinmiş olduğu büyüklük hırsını (nefsini) törpülemektir.

Tarikat piri tarikata bağlanmak isteyen talibi çoğunlukla sözlü olarak da uyarır. “elme gelme, gelirsen dönme, gelenin malı dönenin canı‚ Bu yol ateşten gömlek, demirden leblebidir, bu yola girmeye karar vermeden önce bir daha düşün” derler.

Hacı Bektaşî Velî bu yolun ne denli zor ve çileli olduğunu, her kişinin değil, er kişinin sürebileceğini söyler. Yolun (tarikatın) inceliğini şöyle anlatır: “Yolumuz barış, dostluk ve kardeşlik yoludur. İçinde kin, kibir, kıskançlık, ikicilik gibi huyu olanlar bu yola gelmesinler.”

Tarikat kapısının özelliklerinden biri de bu kapıda ikrar verip musahip (ahiret ve yol kardeşi) tutulmasıdır. Musahip evli ve yola girmek isteyen çiftler arasından olur. Yine geleneksel olarak ikrar, pir, mürşidin ve rehberin de yardımcı olduğu bir ayin eşliğinde yapılır. Yola girenlere pir yolun duasını verirken diğer yandan da onlara öğütler verir. Onları kâmil ve olgun insan olma yolunda manevî yönden hazırlar. Toplum içerisinde olgun ve örnek insan olma yolunda ilerletir.

Tarikat kapısının makamları “Tövbe Etmek, bir mürşide talip olup ikrar vermek, temiz giyinmek ve manevi temizlik, iyilik yapmak ve iyilik yolunda savaşmak, Hakk yolunda hizmet etmeyi sevmek, haksızlıktan ve kul hakkından korkmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak, nimet dağıtmak, cömert olmak,  özünü fakir görmek, turap olmak”tır.

Marifet Kapısı

Marifet kapısı, ilahî aşkın dervişin gönlünde tutuştuğu ve kâmil insan mertebesine kadar kendisine mürşitlik edeceği ruhî ve manevî bir tekâmül aşamasıdır. Bu aşamadaki insana derviş denir.

Hacı Bektaş Velî’nin sözleriyle ifade edersek,“Marifet, Hakk’ı kendi özünde bulmaktır.” Bu mertebeye gelmiş kişi, neye yönelirse o alanda başarı elde eder. Eğer zahirî ilimlere verirse kendini öğrenme aşkıyla bir âlim olabilir, batınî ilimlere verir, dervişlik yolunda ilerlerse bir mürşid-i kâmil olup insanları irşat edebilir.

Şah İsmail, ocaktan gelen bir insan olduğu için çok erken yaşta tarikata girer, usta mürşitler tarafından eğitilir ve hızlı yol alır. Kısa zamanda tarikatın başına geçer. Şah İsmail’in dervişliği ve sufiliğinin yanı sıra bir hükümdarlığının da olması, tamamen içinde doğduğu sosyal şartlarla, doğrudan alakalıdır. İçinde yaşadığı şartlar marifetini, hükümdarlığa yöneltmesine neden olmuştur. Diğer taraftan bir tarikat şeyhi olması nedeniyle, tarikat kurallarını yeniden koymuş, bulunduğu tarikata bir dizi yenilikler getirmiştir. Nefesleri aynen Yunus Emre gibi, dergâh ve tekkelerde talipleri irşat amaçlı okunmaktadır.

Marifet kapısının makamları “Edepli olmak, bencillik, kin ve garezden uzak olmak, perhizkârlık, sabır ve kanaat, hayâ, cömertlik, ilim, hoşgörü, özünü bilmek, ariflik”tir.

Hakikat Kapısı

Dört Kapı Kırk Makam öğretisinin son kapısı olan Sırr-ı Hakikat Kapısı, Hünkâr’ın deyimiyle, “Tanrı’yı kendi özünde bulma”makamıdır. Bu kapıda, can gözünü perdeleyen perdeler bir bir açılmış, hakkı da batınî ve zahirî dünyayı da görür olmuştur. Bir insana baktığında onun bulunduğu makamın derecesini hemen anlar vaziyete gelmiştir. Hallac-ı Mansur’un‚ “Ene’l-Hakk” diye seslendiği kemalet makamıdır. İnsan, sonsuz âlemin değil, en ufak canlının da aynası olduğunu ve onları yansıttığını bilir. Büyük ozan Muhyî’nin dediği gibi:

Her ne varsa bu âlemde, hepsi mevuttur Âdem’de

Ben de sığar iki cihan, ben bu cihana sığmam”

Bu kapıya gelip Hakk’la hak olmuş kişi, hakikatin dil yoluyla anlatımının mümkün olmadığı bilir ve gerçeği mecaz ve sembollerle anlatmaya çalışır.

Bu kapıya ulaşmış insan, varlığın sürekli bir tekâmül içerisinde olduğunu anlar. Kalıplaşmış dinlerdeki ceza, yargı, cennet, cehennem, sırat köprüsü gibi kavramlar farklı anlamlar taşır. Hepsi de bu dünya hayatında olmaktadır. Sırat köprüsü, ölümden sonra geçilecek, kıldan ince kılıçtan keskin olduğu tabir edilen bir köprü değil, dünya hayatında insanın ruhsal tekâmülünü tamamlayarak, aslı olan nura kavuşmak anlamına gelir. Cennet ve cehennem ise dünya yaşantısındaki ruhî hâlin sembol diliyle anlatımıdır. Eğer kişi tekâmülünü tamamlamak yerine nefsî dünyanın karanlığına batmış, hayatın cezbesinden ve varoluşun sonsuz deviniminden habersiz yaşıyorsa, cehennemi; can gözü açılıp, ruhu aydınlık ve esenlikle dolu yaşıyorsa cenneti dünyada yaşıyor demektir.

Hakikat kapısının makamları “Alçakgönüllü olmak, kimsenin ayıbını görmemek, yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek, Allah’ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek ve yöneltmek, gerçeği gizlememek, manayı bilmek, Tanrısal sırrı öğrenmek, Tanrısal varlığa ulaşmak”tır.

Makala

Prof. Dr. Esat Coşan tarafından yayımlanan Makalat’ın aslı Arapçadır. Velayetname’de Said Emre’nin Makalat’ı Türkçeye çevirdiğisöylenir. Oldukça zengin bir nüsha özelliğine sahip olan bu eserin manzum ve mensur olarak kaleme alınmış nüshaları da bulunmaktadır.

Hacı Bektaş Velî’ye ait olduğu kesin olarak ileri sürülen en önemli eserlerden biri olan Makalat, dört kapı-kırk makamilkesine bağlı olarak kaleme alınmıştır. Bu anlayış, Ahmet Yesevî’nin “Fakr-nâme”siyle hemen hemen aynıdır. Dört kapı (şeriat-tarikat-ma’rifet-hakikat) kırk makam, genellikle Türk mutasavvıflarının kabul ve takip ettikleri bir manevî eğitim anlayışıdır.

 

ŞERİAT:SÜNNETULLAH: şeri :İslam hukukuyla ilgili.

 

ŞERİAT KONUSUNDA YANLIŞLAR:

----Şeriat, etimolojik açıdan geniş yok, pınarın gözü / Pınarın gözüne giden yol anlamına geliyor.. Teknik anlamda ise Şeriat Hukuk, meşruiyetin kaynağı demek. Yani “Gayrimeşru” dediğiniz zaman “ Şeriata uygun değil” demiş olursunuz. Teolojik anlamda ise bir dinin emir ve yasakları demektir. Yani dini anlamda meşruiyeti ifade eder. Yani içki içmekle bir Müslüman dinden çıkmaz ama, bu iş vejeteryan olduğunu söyleyip arkasından da köfteye bayıldığını söyleyip arkadaşlarını köfte partisine davet etmeye benzer. Sosyalist olduğunu söyleyip tefecilik yapan adamın durumuna düşer sonra kişi.kafasını bozmuş birileri, şeriatı, herkesi belli bir dinin, hatta belli bir mezhebin elinde, onun ruhbanları tarafından topluma dayatılan, karşı çıkanların acımasızca cezalandırıldıkları, ellerinin kollarının kesildiği bir düzen gibi, diktatörlük gibi göstermeye çalışıyor. Kendi ideolojileri İslamdan daha yüce, Allah(cc)den daha merhametliler ,Yani din devleti olacak, herkes belli bir dinin politikacılar tarafından yorumlanan ve din adamları kadrosu tarafından oluşturulacak bir yönetim mekanizması olarak görmeye/göstermeye çalışıyor.. Burada asırlardır Hristiyanların ve Yahudilerin, Sabiilerin, hatta Ezidilerin (Şeytana farklı bir misyon yükleyen inanç topluluğu), Mecusilerin yaşadığını unutuyorlar.. Müslümanlar asırlarca Hindistanı, İspanyayı, Balkanları, Afrikayı yönetti, ne oldu?
---Bir müslümana Sen dininin kurallarını  seviyormusun? diye sormak,Bunun Hinduya “inek eti yiyor musunuz“ diye sormaktan ne farkı var. Ya da bir erkeğe “hamilemisiniz” diye sorulur mu? İnek eti yiyen hindu, ya Hindu değildir, ya da dinine ihanet ediyordur. Dinine ihanet eden biri ise ne kadar sadık olabilir!.

    Kuralsız bir din, Allahsız bir İslam olmaz.. Halksız demokrasi isteyenler kutsalı olmayan bir din dayatmak istiyorlar bize. Dinimizi, kendi ideolojik ve politik standartlarına indirgemek istiyorlar..

----Osmanlı'nın Yeniçerileri "Şeriat isterük!" diye ayaklanırken, gerçekte istedikleri şeyin ne kadar cahiliyseler, bugünün bu konuda bilgisiz Yeniçerileri de "Kahrolsun Şeriat!"diye koro halinde tempo tutarken, düşmanı oldukları şeyin o kadar cahiliydiler.Dinî bağlamda bunun anlamı şudur: Şeria(t),ed-dîn'den tarihin her hangi bir anında bir topluma, bir peygamber(vahiy/kitap) aracılığıyla açılan yoldur; yani Şeriat, 'din' değil 'tedeyyün'dür. Lugat anlamında Şeria(t); canlıları hayat kaynağı olan suya götürürken; dinî anlamda Şeria(t) insanları ilahi hakikate bağlamaktadır."Şeriat,pırıl pırıl parıldayan ve akarken kıyılarını verimli kılan güzel bir nehirdir."

---        Bizde genellikle tek başına "şeriat" sözcüğü kullanılır ve bununla bir "İslam şeriatı" kastedilir. Oysaki tek başına "şeriat" sözcüğü "düzen" demektir. Bir İslam şeriatı olduğu gibi bir Hıristiyan şeriatı da vardır; Yahudişeriatı da vardır; Budist şeriatı da vardır. Hatta "demokrasinin" de bir şeriat olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yaygın bir biçimde "şeriat" sözcüğü kullanılır ve bununla İslam şeriatı kastedilir.İslamiyet'in 4 "kaynağı" olduğu kabul edilir. Bunlardan birincisi; hiç kuşkusuz "Kuran"dır. İkincisi; Hz. Muhammed'in "söz", "davranış" ve "sessizliği"ni anlatan "Hadis"tir ki; bu konuda çok sayıdaki Hadis kitaplarından ancak çok azı "muteber" yani "doğru" kabul edilir. İslamiyet'in diğer iki kaynağı; (kimi mezhepler tarafından İslamiyet'in kaynakları arasında sayılmayan) "icma" ya da "icma-i ümmet" ve "kıyas"tır.Peki, hal böyleyken; "şeriat" konusundaki bunca tartışma nedendir? Toplumumuzun son birkaç yüzyılında; "şeriat isteriz" diye sokaklara dökülenler acaba ne istiyor?

 Bir "şeriat tehdidinden" söz edenler; neyin tehdidini hissediyor?

 Bir "şeriat tehdidinden" korkanlar acaba neden korkuyorlar, niçin korkuyorlar?

Bugün, "düşünsel" bir cihada/Çabaya, bu ümmetin geçmişten çok daha fazla ihtiyacı var. Bilmediğinin düşmanı olan aldatılmış cahil yığınları bir yana bırakacak olursak, "Yaşasın menfaatlerimiz!" diyemedikleri için "Kahrolsun Şeriat!" diye tempo tutanları "insanın mutluluğu" önünde ciddi bir engel olarak görmüyorum; benim asıl endişem,"Yaşasın Şeriat!" diyenlerin, Allah'ın iradesine uygun yeni bir hayatın inşası için gerekli gayret, birikim ve "temsil kabiliyeti"nden yoksun olmalarından kaynaklanıyor.    www.mustafaislamoglu.com
"...Hemen şuna benzer itirazların ileri sürüleceğini biliyorum:`Kimse İslam`a hakaret etmiyor, mahkum edilen, aleyhinde konuşulan, kınanan şey siyasal İslamdır, şeriattır, şeriatçılıktır, din istismarıdır.` Dinin istismar edilmesi zaten İslam`a göre de haramdır, samimi bir dindar bunu yapamaz. Ama dini yaşamayı, yaşamanın bir parçası olan davranışları istismar saymak da `istismar` kavramını istismar etmek olur....Şeriat ve şeriatçılığa gelelim. Türk Dil Kurumu`nun sözlüğüne göre şeriat `Kur`an ayetlerine dayanan müslümanlık yasasıdır`. İslami kaynaklarına göre `din, şeriat ve millet`kelimeleri, farklı bakış açılarından aynı şeyin üç ismidir; yani şeriat dindir, İslam`dır. Buna göre şeriat kutsaldır, dinin ya bir parçası veya tamamının adıdır,

      `Başkalarına dayatmamak, bütün vatandaşları ona mecbur etmemek şartıyla müslümanın, dinsel kurallarını hayatına uygulaması ve buna imkan verilmesini talep etmesi de` yine inancının tabii bir sonucudur..."  ( Hayrettin KARAMAN- Yeni Şafak:2005-11-18)

         Nüfus kâğıdında ‘Dini: İslam’ yazdığı halde İslam dinini, şartlarını ve prensiplerini öğrenemeyenlerin bir kısmı bu cümleyi benimsemişler, bir kısmı ise oldukça temkinli yaklaşmışlardı.

      Dinini bilmeyenler ile  dine karşı çıkanlar aynı Allah’a c.c. sığınıyor ve Allah’u tealanın hükümlerinden de korunmak istiyor…Yani askerlikten kaçan bir kişinin, jandarma komutanlığına sığınıp “beni şu askerlikten koru” demesi kadar saçma ve gülünç bir olay…
Demek ki; otuz yıl değil 130 yıl da okusa, insan yine bazı konuların cahili olabiliyor.
• Keşke insanlar, cahili oldukları konularda hiç konuşmasalar. Değil mi?...Allahın tüm hükümlerine’, daha da açıkçası İSLAMA tümüyle karşıdırlar… 58 seneden beri “şeriat geliyooor”, “irtica hortluyor”, “rejim elden gidiyoor” gibi çığırtkanlıklarla, milleti korkutup durdular. Yarım asır geçti, ne gelen vaar, ne de giden... Bu arada İnsanların özgür tercihleri olan İslam dinine İrtica diyerek hakaret etmek !Dini özgürlüklere ve tercihlere saygısızlık demek olmaz mı?

     İslam’a direkt olarak karşı çıkamayanlar, ‘uyduruk sloganlarla’ ve bir takım devletlerdeki o yörelerin an’aneleriyle karışan ve batıl âdetleriyle bulaşan islam ile alakası olmayan şeyleri İslam diye yuttururular..O ülkelerdeki bizlerden farklı olan ‘zorla namaz kıldırma’ ve ‘zorla çarşaf giydirme’ gibi uygulamalarını, sürekli nazara verirler. Yüce Allah teala bizleri sınamak için bir takım emirler ve yasaklar ferman edecek, sonra da zorla uygulatacak. Olur mu böyle bir imtihan?...Eğer Allah c.c. öyle olmasını dileseydi, kâfirlere ve kendisine isyan edenlere bir kaşık su bile vermezdi. Üstelik kâfirlerin ve müşriklerin durumlarına üzülen habibi Muhammedi s.a.v. Yüce Allah şu âyeti kerime ile teselli ediyor. “Habibim, bırak onları kendi hallerine. Yesinler, içsinler, eğlensinler, dünya nimetlerinden nasiplerini alsınlar, emelleriyle oyalanadursunlar. Sonra bilecek (!) onlar…” (15. Sure, 3. Âyet. 263. S.)

     İslam'daki devlet yönetimi şer'i değil, toplumsal bir durum arz eder. Şeriata göre; halifenin, yöneticinin, hakimin ve müftünün makamlarının ayrıcalıkları yoktur. Fakat, şeriat onların ödev ve sorumluluklarını belirlemiştir. Batıdaki durumun aksine, halifelik teokratik bir sistem değildir. Teokratik sistemde, Tanrı hükümlerini doğrudan doğruya yöneticilere bildirir. Halk otomatikman itaat etmek ve boyun eğmekle yükümlüdür. Böyle bir sistemde halk yöneticiyi, Tanrı buyrukların düşmanı dahi bilse karşı çıkamaz. Yönetenlerin her hal ve davranışları dini hüküm şeklindedir. Buna karşılık İslam'da günahkar yöneticiye boyun eğmek caiz değildir. Eğer yöneticinin yaptıkları sürekli olarak şeriata aykırılık teşkil ediyorsa, halk onu iktidardan alma hakkına sahiptir. Nasıl ki, ümmet ve temsilcileri onu bu makama getirmişlerse aynı şekilde, menfaatleri gereği onun yönetimine son verme hakkına da sahiptirler.
                                                                  Prf.dr.  Muhammed Abduh (1845-1905) 

TARİHİ UYGULAMA DA ŞERİAT:

         Aslında İslam, tüm insanlığa bir düzen ve sistem getirmiş bir dinin adıdır. İslam düzeninin en güzel uygulama örneğini Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu İslam toplumunda görüyoruz. Medine-site devletinde Yahudi, Hıristiyan, Müslüman ve müşrik-ateistler, vatandaşlık nimetini hep birlikte paylaştılar.İslam şeriatının temelleri ve dayanakları da Kuran ve Sünnettedir. Mesela Hz. Peygamber bizim için en güzel örnektir.[1][2] Kuran ise bizim için bir hidayettir, ışıktır.[2][3] ve Kuranda insan adına, birey ve toplum adına her şey vardır. [3][4]Aslında yönetim, idare ve siyaset ile ilgili hükümleri bulmak için Kuran’ı baştan sona kelime kelime okuyup araştırma yapmak gerekir. Onun için bugün kanun dedikleri şey, İslam şeriatında Allah’ın muradını bulmaktan ibarettir. Ben bir İslam hukuku profesörü olarak, İslam şeriatını, hiçbir ama hiçbir sistem, rejim ve düzen ile mukayese dahi etmek istemem. Çünkü İslam hukuk düzeninde mantık var, muhakeme var, akıl ve bilim var. Eşyanın tabiatı ile uyum ve ahenk var. Diğerleri ise insan iradesi ve insan ürünü, istek ve arzular. Zira İslam’ın ortaya koyduğu ve Müslümanların inanıp kabul ettiği, ellerinde KURAN diye dayanak bir kitap var. Sosyalizm, komünizm, liberalizm, şu izim veya bu izim, ne olura olsun, Allah aşkına bana söyler misiniz, bunlardan hangisinin bir kitabı var?

      İslam doğaldır, doğal ile yapay arasında fark vardır.Evet, Allah nizamı ile kul düzeni arasında Allah ile kul arasındaki fark kadar fark vardır. Demokrasi, demokrasi diyorlar, bin bir çeşit demokrasi var.Kuran İslam’ın ve İslam şeriatının bir hayat kitabıdır.Kuran, kâinat düzenini kurup yaratan, insan, hayvan, bitki ve cansız varlıklara görev verip yaşatan Allah kelamı olan bir yasalar toplamıdır, hükümler birliğidir ve her şey için ve her kes için yol gösteren bir delil kitabıdır.Ruh-beden, din-bilim dengesini kuramayanlar, birey-toplum dengesini kuramaz ve insanın hukukunu bulamazlar.Kuran, onu kabul edip inananlar için ve anlayıp hüküm çıkaranlar için bir iğne ucu kadar bir boşluk bırakmadan, birey ve toplum hayatını, fert ve devlet düzenini anlatmıştır.İslam’dan ve İslam şeriatından bahsedebilmek için Kuran terminolojisine vakıf olmak gerekir. Ama bugünkü Müslümanlardan ve İslam dünyasından söyleyip söz ederseniz, örnek verirseniz yanlış yaparsınız. Zira kışın, karın içinde kabak bitmez. Çünkü bu mevsim, Müslümanların mevsimi değil, nöbet sırası Müslümanlarda değil.Öyle iddia edildiği gibi şeriat isteriz deyip sokaklara da dökülmüyorlar. Sokaklara dökülenler, kahrolsun şeriat diyenlerdir.Oyunları, entrikaları, dine olan kini, nefreti ve öfkeyi, dünyadaki inananlara karşı yapılan zulümleri hep biliyor.

          İNSANIN ZORUNLU OLARAK UYDUĞU ŞERİAT: Bütün insan ve canlılar bu Evren yasalarına(Şeriatına)göre yaşamaktadırlar.

      BİYOLOK YASALAR --TASAVVUFİ ŞERİAT--TOPLUMSAL YASALAR-BİYOLOK YASALAR  --PSİKOLOJİK YASALAR-FİZİKSEL YASALAR--EVRENSEL YASALAR (SÜNNETULLAH)--…O  halde İnanmasa bile herkes Allah ın koyduğu düzen ve sisteme uymak zorunda kalmakta ve orada yaşamaktadır.zira Evreni yarattığını ve düzenlediğini iddia eden Allah bunu insanın evrendeki varlığının başlangıcından itibaren sürdürmektedir..

İnsan karşı çıksa da Allah ın Evrene ve kendi vücuduna koyduğu fıti(doğal),Evrensel şeriat(Evre n yasaları)na uygun yaşamak ve o yasaların içinde yaşamak zorunda kalmaktadır.Mesala,İnsan bu dünya dan başka yerde yaşayamadığı gibi,O nun koyduğu evren yasaları içinde yaşayarak hava almakta,ihtiyaçlarını gidermektedir ve O nun koyduğu dini kurallar(Şeriat)kapsamında mecburen ölmektedir.Ölüm şeraitini (Kuralını)koyan o dur..Gene İnsanın anne rahminde oluşumu ,doğumu,çocukluğu ,gençliği,yaşlılığı ve hayatının en verimsiz haline gelmesi de Allah ın koyduğu şeraiti-insan yaşamının evreleri-kuralına göre olmaktadır..

         ****Bu gün ülkemizde, bizler halk olarak, İslam ın  % 95’ten fazlasını zaten yaşıyoruz ve uyguluyoruz. (Bazı önemli kurum ve kuruluşlar hariç.) Namaz, oruç, iftar, bayram, hac, zekât, kurban, cami, ezan, yardımlaşmak, ilim tahsil etmek, askerlik, sünnet olmak, çalışmak, asrın gerektiği teknolojiye ulaşmak için gayret sarf etmek, seçim yapmak, adalet ile hareket etmek,ölmek,doğmak,iklimler,dünyanın ,gezegenlerin dönmesi,dürüstlük ve sair uygulamalarımızın her biri, şeriatın/islamın hükümleridir.

 

DİĞER DİNLERDE ŞERİAT:

Şeriat: Prensip, kanun ve tarz mânâlarına geldiğine göre Budistlerin, Musevîlerin, Taoistlerin ve diğer pek çok inanç mensuplarının da birer şeriatları olacaktır. Meselâ Yahudilerin “Halacha” dedikleri ve daha ziyade “millî” bir vasfa sahip olan şeriatları yalnızca kendilerini ilgilendiriyor.

PEYGAMBER VE KUR ANIN HÜKÜMLERİ:

İslâm dininin hükümleri ve hakikatleri; Allah’ın (cc) dîninin ve kânûnlarının gereği olan davranışlar; Allah’ın kitabında ve Resûlullah’ın (asm) hadislerinde bulunan bilumum emir ve düzenlemeler; Kur’ân’da ve hadislerde yer alan emir ve yasaklar; haramlar ve helâller; İslâm fıkhının ilgi alanına giren farzlar, vâcipler, sünnetler ve nâfileler ve dînin emir ve tavsiyesi olan davranışlar bütünü mânâlarına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, Allah’ın bozulmamış dîninin kural ve kâideleri, usûl ve esasları, şekil ve şartları demektir. Üstad’a göre şeriat; Allah’ın, gölgesiz, perdesiz ve doğrudan doğruya birliğinin ve kayıtsız-şartsız terbiye ediciliğinin tasarrufu olarak yüksek “hitabından” ibarettir.1 Şeriat; doğrunun, hakkın ve hakikatin ta kendisidir. Amacı insanları topyekûn fazilete, Allah’a kul olmaya ve insanlığın yüksek duygularını yaşamaya yöneltmektir. Yoksa bazılarının zannettikleri gibi şeriatı zahirî bir kışır ve siyasî bir kabuk saymak doğru değildir. Şeriat nazarında sıradan bir vatandaş ile en büyük bir âlimin, gönül ehli bir veli ile devlet başkanının hak ve özgürlükler bakımından farkı yoktur. İnsan, insan olduğundan saygındır, ekremdir, mükerremdir. İnsan yeryüzünün halifesidir.2

    İslâm şeriatını Hazret-i Muhammed (asm) İlâhî vahiy yoluyla getirmiş ve ilk önce bizzat kendisi yaşamıştır. Bundandır ki, onun (asm) bütün davranışları bizim için rehberdir, kılavuzdur ve Sünnet-i Seniyyedir. Her bir Sünnet-i Seniyye, şeriatın bir parçasıdır.

      Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına riâyet etmenin ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir îmânı gerektirdiğini kaydeden Üstad’a göre sünnete uymanın doğrudan doğruya Resûl-i Ekrem Efendimizi (asm) hatıra getirdiğini, o hâtıranın da kişiyi doğrudan Allah’ın huzûruna taşıdığını belirtir.

    O halde şeriat adabı(saygı-küçüğe sevgi,fakire yardım,çıkarsız sevg,bütün kötülüklerden Allah için uzaklaşmak,doğru olmak,doğrulardan yana olmak,her yerde Allah ın gördüğü bilinç ile davranmak..gibi), Allah’ın vahyinden gelip hayatın tamamını kapsayan düsturlar bütününden başka bir şey değildir. Yaşandığı her yeri güzelleştirir. Yaşanmadığı her alanda da yokluğu ve boşluğu hissedilir. Her iş onunla olgunlaşır ve kemale erer. Onsuz işler tamamlanmaz ve eksik kalır. şeriat adabında insanlığın gayesi ve vazifesi; Allah’ın emrettiği ahlâk ile ahlâklanmak ve yüksek seciye ve meziyetlerle donanmakla beraber, acizliğini bilip Allah’ın kudretine sığınmak, zayıflığını görüp Allah’ın kuvvetine dayanmak, fakirliğini hissedip Allah’ın rahmetine güvenmek, ihtiyacını bilip Allah’ın zenginliğinden ummak, kusurunu görüp mağfiret için Allah’a istiğfar etmek ve noksanlığını anlayıp Allah’ın kemalini yüce bilmektir.6  syf 340  

       Şu durumda, Allah'ın hayata müdahalesinin iki boyutu inkar edilemez biçimde ortaya çıkıyor:
      1. Tüm ilahi müdahalelerde hiç değişmeyen ve hep aynı kalan temel nedenler,amaçlar ve ilkelerdir; ki, "Bugün size dininizi tamamladım"(5:3) ayeti bunu ifade ediyor.    

      2. Bu sabit ilkelerin farklı zaman ve zeminlere uygun ve uyarlanmış olarak 'teklif edilen' özel yol,pratik uygulamalar ve yöntemlerdir. İşte Kur'an'daki "Sizden her nebi için bir şeriat açıkladık" (5:48) ibaresi bu anlamı ifade ediyor.
       Şeriat'ın etimolojik anlamı, "canlıları suyun kaynağına götüren işlek ve geniş yol" olduğuna göre, 'şimdi ve burada' yaşayan insanları, yaşadıkları çağdan suyun kaynağına götüren yol nasıl bulunmalı? Çünkü,dünkü yol, dün yaşayan insanların kendi yaşadıkları zaman ve zeminden, yani onların 'şimdi ve burada'sından kaynağa giden yoldu.         

Farklı bir ifadeyle:İlahi kelamın lafzı "suyun" karşılığıdır. O lafızların ahlaki hedefleri ise o suyun "kaynağıdır". O kaynağa giden "yol" ise, tabiatıyla "sudan" daha fazla, "suyun kaynağıyla" yani "ahlaki hedeflerle "ilgili hükümlerdir. Söz konusu "ahlaki hedefler" ise, Allah'ın "ne dediğinden "daha çok "ne demek istediğini" tesbitle ilgilidir ve yapılacak en önemli görev budur: Allah'ın ne dediğinden yola çıkarak ne demek istediğini, yani muradını tesbit etmek.
      
ŞERİAT KONUSUNDA ÖNYARGI VE BİLGİSİZCE SÖYLENENLER

 

---İslam ın önemsendiği TOPLUMDA FİZİK, KİMYA,BİYOLOJİ  GİBİ BİLİMLER YASAKLANACAK,:)

----MÜSLÜMAN BİR KADIN, ERKEKLERE ÖZGÜ GİYSİYİ , ÖRNEĞİN KOT PANTOLONU, GİYEMEZ ...:)

--AYAKTA GİYİNMEK YASAK OLACAKTIR,:)

---SARI VE KIRMIZI RENKLİ ELBİSELERİMİZİ GİYMEK YASAK OLACAKTIR, EVET ISLAMI SISTEM  GALATASARAY'A GICIK ...:D...

---GERÇEK MÜSLÜMAN'A EĞLENCE YASAKTIR, HZ. RESUL EŞİ AİŞE ANNEMİZLE İLE KOŞU YARIŞINA GİRMİŞ, ÇALGI ÇALANLARI EŞİ OMUZUNA YASLANARAK İZLEMİŞTİ...DÜNYADA DURMADAN AĞLICAZ MI YAHU! AYDA MI YASIYO BU ADAM! 

---ŞERİAT'A  GÖRE GÜLMEK YASAKTIR,AĞLADIKÇA AĞLAMAKTA BÜYÜK YARAR VARDIR,... :)

---ŞERİATA GÖRE TAVLA OYNAMAK TANRI'YI İNKARDIR,... :)

--İSLAM ŞERİATI FUTBOLU HOŞ GÖRMEMEKTEDİR:)

--" GÜZELE BAKMAK SEVAP " DEĞİL  GÜNAHTIR,

---KADININ ÇALIŞMASI KIYAMET ALAMETİDİR, :)

--DOKTOR BİLE OLSA ERKEĞİN KADINA DOKUNMASI YASAKTIR, :)

--GÖK GÜRÜLTÜSÜNE MELEKLERİN KAMÇILARININ SEBEP OLDUĞU ANLATILACAKTIR,:)

--ŞERİATTA KADINLA ERKEK EŞİT DEĞİLDİR, HUKUK ÖNÜNDE EŞİT,Bedensel güç ve ruhsal yönden,evladına  sevgisi yönünden kadın erkek eşit değil;Hatta kadın bir adım öndedir..

 

 



ve görüyoruz. Ülkedeki ve dünyadaki provokasyonları-kışkırtmaları duyuyoruz, görüyoruz ve okuyoruz. Müftünün keçisi çalınır, müftü keçi çaldı diye yazar medya, terör ve anarşi estirir dünyada derinler ve ajanlar, fakat sorumlu tutulur Müslümanlar…"Şeriat isteyenler" deniliyor. Hayır, hayır, şeriat istenmez, yaşanır. Zira şeriat bir mevsim gibi kendisi gelir. İlkbaharın ve yazın, mevsim mevsim gelişi gibi gelir. Cemre düşer havaya, suya ve toprağa, ısı, ışık, nem verir çekirdeğe ve tohuma, çimlenir yeryüzü, yeşil yeşil olur her taraf…İşte İslam böyle gelir, şiire, edebiyata ve sanata, dine,   hukuka ve ahlaka gelir; artık her şey ve her yer İslam olur ve İslam şeriatı olur, horozlar bile öterlerken ezan okur gibi öterler orada, İslam şeriatı, işte böyle gelir, evirir, çevirir ve değiştirir. Onun için İslam’da devrim yok, ihtilal yok, isyan yoktur, vur, kır, öldür ve baskı yoktur. Bunları yapmak ise haramdır. Çünkü insana saman çöpü kadar baskı yapılan bir yerde ne din, ne hukuk ve ne de insanlık kalır. Zira İslam’da zorbalık ve despotluk yasaktır.[1][9] 

Dayatmadan bahsediliyor, hemen söyleyelim ki, İslam’da asla dayatma yoktur. İslam, dileyen inansın, dileyen inanmasın; isteyen iman etsin, isteyen küfretsin diyen bir dindir.[1][10] İsteyen örter, isteyen açar; buna devlet bile karışamaz. Çünkü inanmak ve inanmamak, örtmek ve açmak bir hukuk olayı değildir. İslam’da devlet hukuktan ibarettir. Namaz ve oruç gibi ibadetlere de kimse karışmaz. Zorla ibadet, ibadet olmaz, gönülsüz namaz göklere ağmaz. Onun için İslam’da namaz ve orucun çetelesi tutulmaz. Orada burada ve medyada çıkan yurtlardaki zorla namaz ve oruç haberleri ise ya bir cehalet eseri ya da provokasyondur; başka bir şey olamaz.

Evlilik dışı ilişki denilen zinaya, alkollü içki tüketilmemesi, denilen içki içmeye gelince, İslam dinine girip Müslüman olan bir kimse nikâhsız cinsel ilişkiye girmez ve giremez. İslam’da nimet-külfet dengesi vardır. Evlenmek de son derece kolay, serbest ve hatta sevaptır. Evlenmek için konulmuş bugünkü zor, pahalı ve resmi prosedür İslam’da yoktur. İçki meselesine gelince, İslam düzeninde Müslümanım diyen içki üretmez, alıp satmaz ve içmez. Fakat başka dinden olanlara mesela Hıristiyanlara bunların hepsi serbesttir. İçki ile dini arasında sıkışıp kalan Müslüman, isterse dinini terk eder, Hıristiyan olur, içki içme hürriyetine kavuşur, bunun başka bir yolu da yoktur. Çünkü içki ile zina, hukuk ağırlıklı bir olaydır, aileyi, toplumu ve devleti dejenere eder- yozlaştırır, eritir ve çürütür. Bunun dışında İslam ve Müslümanlar hakkında söylenenler, hep iftiradır veya uzaktan kumandalı derin görevlilerin eylemi ve işidir. 

Allah Hz. İbrahim’e ben seni insanlara imam (lider-idareci-yönetici) yapacağım dedi.[1][11] Ey inananlar! Allah’a, itaat ediniz; Rasüle ve sizden olan emir sahiplerine (yöneticilere) itaat ediniz.[1][12] Ey inananlar! Kendiniz, ana-babanız ve akrabalarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti yerine getirenler olunuz.[1][13] İslam yönetim kültüründe biat, bir seçimdir. Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, insan öldürmemek, iftira atmamak, iyilik ve doğrulukta yönetime sadık kalmaya söz vermektir.[1][14] Kim böyle bir yönetime biat edip seçerse o, Allah’a biat etmiş ve ona söz vermiş olur. Çünkü ayette gerçekten sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar, buyrulmaktadır.[1][15]  Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.[1][16] Ebu Zer Hz. Peygamber’e başkanlık nedir diye bir soru sordu Hz. Peygamber de ona başkanlık bir emanettir, diye cevap verdi.[1][17] Bunlar bilinmeden İslam şeriatı bilinir mi?

Bireyi temsil eden ev ile tolumu temsil eden cami arasında bir uyum vardır. Öğretmenin sınıfta söylediği ile imamın hutbede dile getirdiği bilgi arasında çelişki yoktur. Çünkü İslam toplumunda din-bilim çatışması yoktur. Mektep, medrese, kışla, meclis ve fabrika aynı tempolarla yollarına devam ederler.  Aynı vücuttaki solunum, sindirim, dolaşım ve boşaltım sistemlerinde olduğu gibi, doğal bir iş bölümü ve doğal bir iş ve çalışma hayatı vardır. 

İslam’da devlet, bugün olduğu gibi, merkeziyetçi, güdücü-polisçi, takipçi ve formcu değildir. Hele hele ahlakı bile ahlak polisi ile yürütecek kadar büyümüş ve toplumun her alanını kaplamış hiç değildir.

 

           İslam için ve İslam şeriatı için en güzel örnek, Kuran’ı ilk uygulayan Hz. Muhammed’dir dedik.

     ÖRNEKLER:“

-------Velisi olmayan kimsenin velisi, sultandır (Devlet başkanıdır)

--”Kim, borçlu olduğu halde vefat ederse, o borcun ödenmesi bana aittir. ----"Kim de bir mal bırakırsa o da varislerinindir.”[1][24], dedi Hz. Peygamber. --- "Kim ölü bir toprağı ihya ederse, o toprak onundur. Haksız dökülen ter için bir hak yoktur"[1][25]

http://www.enfal.de/oe98.htm   KAYNAK :Osman Eskicioğlu, DEÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi

         Bir takım Kurallar:İBADETLER: İbadette niyet şarttır.    SÜNNETÜLLAH :Evrende de işleyen doğal yasalar

----MASUMİYET:"Suçu ispatlanmadıkça herkez suçsuzdur"

----SUÇUN ŞAHSİLİĞİ:"Herkes kendi işledği suçtan sorumludur;Evladın suçunun cezası babaya;Babanın cezası evlada verilmez"

-------ZARAR VERME:"Zarara zararla karşılık verilmez"

-----VATAN"Vatan sevgisi İmandandır" İTAAT:"Günah ve yasak şeylerde Mahlukata itaat yoktur"

----DAVALAR:"İnsanların içindekini Allah bilir,Hakimler görünürdeki kanıtlara göre karar verirler"

-----Suç iddia eden ispatla yükümlüdür"

     ----Kesin bilgi şüphe ile ortadan kalkmaz"

    ----"-Açık iki bilgiden daha açık ve net olanı tercih edilir" 

      ---"Günahlığına-yasaklığına delil olmayan her şey mübah-serbesttir"-

  ----"Bazı şeyler sözsel olarak ortaya çıkmaz;fiili olarak ortaya çıkar ,çocukta olduğu gibi

  ----"Kişi kendi ikrarına göre muamele görür. Onun bu ikrarı ne bir başkasının hakkını ibtal ve ne de başkasına bir borç yükler.
       Beraat-ı zimmet asıldır. Borçlu olmamak asıldır. Borç ileri süren, ispatla mükelleftir.

  • Def'-i mefasid celb-i menafiden evladır. Zararın defi, faydanın celbinden evladır.
  • Ezmanın tağayyürü ile ahkâm tağayyür eder. Zaman değişince hükümler de değişir.
  • Ukudda itibar makasıt ve maaniyedir, elfaz ve mebaniye değildir. Sözleşmenin amaç ve anlamı göz önüne alınır, söz ve yazılışı değil.
  • Şekk ile yakin zail olmaz. Kuşku, kesin bilgiyi gidermez.
  • Kadim kıdemi üzere terk olunur. Eskiden varolanın (yeni bir etken ortaya çıkmamışsa) aynen devam ettiği varsayılır.
  • İçtihat ile içtihat nakzolunmaz. İçtihat içtihatla bozulmaz.
  • Zarar-ı ammı def için zarar-ı hass ihtiyar olunur. Özel zarar, genel zarara tercih edilir.
  • Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnu olur. Alması hukuka aykırı olanın vermesi de hukuka aykırıdır.
  • Beynel tüccar maruf olan şey beynlerinde meşrut gibidir. Ticari örf ve adetler ticari sözleşmelerin şartı gibidir.
  • Kelamın i'mali ihmalinden evladır. Söze bir anlam vermek, yok saymaktan iyidir.
  • Beyyine hüccet-i müteaddiye ve ikrar hüccet-i kasıradır. Kanıt herkesi, ikrar ise sadece ikrar edeni bağlar.

    Şayet insanlara iddia ettikleri (her şey) verilseydi, bir topluluğun mallarını ve kanlarını da iddia ederlerdi. Beyine davacıya, yeminde davalıya gereklidir.

      - Emanet ile ilgili bir dava esnasında delil getirmeden, yemin eden emanetçinin sözü geçerlidir.
   - Bir kimse şarta bağlı bir şey yapmayı üstlense bu şartta bir fiilin geçerliliği için gerekli olsa, bu hüküm bakımından öncelik kazanır. Yapılması üstlenilende lahik hükmünü alır. Önceki şart sonraki için bir sebep teşkil eder.-

------Akdin aslına dâhil olan fesat ile füruna dâhil olan fesadın arası ayrılır.--Zahiran sabit olan bir ilim ile kesin olarak sabit olan ilmin arası ayrılır.---Tevakkuf halinde mevcut olan aslında var olan gibidir.- Vekile izin vermek sahihtir; bu icazet vaktin zamanına dayandırılır.---Lafız iki manaya gelse biri diğerinden daha açık, diğeri daha gizli olsa açık olan kapalı olandan üstündür.---

 

EVRENSEL YASALAR (SÜNNETULLAH)

 

      “Şeriat ikidir: Birincisi; âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın ef’al ve ahvalini (fiil ve hallerini) düzenleyen ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi; insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve sekenâtını (hareketlerini ve duruşlarını) tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir.” (s. 810)

        Baharın gelmesiyle budaktan fışkıran yaprağın açması da, sonbaharda yine aynı yaprağın daldan ayrılarak toprakta çürümesi de şeriatın kaideleri gereğidir. Okyanuslardaki su miktarına yakın kütlelerin dünyamız üzerinde gezdirilmesi ile yerküremizin kalbinde fokurdayan mağmaların da şeriatın kanunlarına bağlı olduğuna inanır Müslümanlar. Allah'ın sonsuz kudret, hikmet ve rahmeti olmasa, tepemizden denizler ve altımızdan yanardağlar bize hücum ederlerdi. şeriat, Rabbimizin yaratılışı ihtiva eden bütün kanunları mânâsına gelir.. “Birincisi, âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın fiil ve hallerini düzenleyen ve Allah ın konuşucu özelliğinden  gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve işlemlerini düzenleyen İrade sıfatından gelen büyük şeriatı.fıtriyedir…” Şu tarife göre insan ve tabiatı alâkadar eden herşey şeriattandır… Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Cehalet karanlık gibi herşeyi örter. İlim ise güneşe benzer. Eşyanın hakikatini öğrenmemize yardımcı olur.Şeriatın karşı olduğu, Anarşi, terör, diktatörlük, fuhuş,silahlı isyan, çatışma ve sefaheti(alçak)davranışlardır.Yani Allah ın gönderdiği her güzel şey İslam ın(Allah ın şeriatının)emridir. Düzen, adalet, barış, güzellik, medeniyet, doğru hürriyet, refah Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. ve paylaşım isteyen herkes aynı zamanda İslam ın kurallarına uymaya çalışmış olur,yani İslam kuralları demek olan Şeriat  çirkin şey de Allah ın yasakladığıdır.

 

  

       ---Şeriat tartışmaları bu eksende yürütülürse, birçok şey çok daha kolay anlaşılır, netleşir, aydınlanır ve şu anki görünümüyle adeta tam bir kördövüşü haline gelen kilitlenmeden de çıkılır. Özellikle, Üstadın  tabiat diye isimlendirdiği şeriat, o tarifin kapsadığı alan, bilimlerin okuyup anlamaya çalıştığı kâinat kitabını içine alıyor. Astronomiden coğrafyaya, fizik, kimya ve biyolojiden matematiğe, botanik ve zoolojiden tıp ve eczacılığa... tüm fenler, semâ, arz ve canlılar âlemi sayfalarındaki sırları keşfe çalışıyor. Her bir bilim dalı, kendi alanındaki varlıklara ve işleyişe dair Yaratıcının koyduğu fıtrî kanunları tesbit çabalarına paralel olarak gelişiyor. Ve her bir fennin/fen bilimlerinin özü, esası, dayandığı nokta, Allah’ın güzel isimlerinden en az birine istinad ediyor. Üstadın verdiği örneklerle, mühendisliğin hakikati Adalet ve Mukaddir(her şeyin ölçüsünü taktir eden) isimlerine; tıbbın nihayeti Şâfî(şifa veren ve şifa yöntemlerinin kurallarını evrene koyan) ismine; fenn-i hikmet (felsefe) Hakîm ismine dayanıyor. (özler, s. 415 ve 1020) Aynı mânâlar, tarihten antropoloji ve sosyolojiye, psikolojiden iktisat ve siyasetbilimine, bilumum beşerî ilimler için de geçerli. Onlar da “insan-ı ekber” olan âlem kitabının sema ve arzdan sonra üçüncü cildini oluşturan “küçük âlem” insanla ilgili fıtrat kanunlarını inceliyorlar. Günümüz medeniyeti, bütün bu kanunları okuyup keşfeden kolektif aklın, onlardan istifade ederek geliştirdiği ve ayrıca Peygamber mucizeleriyle işareti verilip nihaî hudutları çizilen teknoloji ve hayat standartlarıyla meydana geldi. Bunun sosyal hayattaki tezahürleri ise bireyi, hak ve özgürlükleri, insan hukukunu, demokrasiyi öne çıkarmakla olur. Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. Onun için, Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya... giden Müslümanların ortak tesbiti, İslâmın birçok prensibinin oralarda çok daha iyi yaşandığı yönünde. Gerçi eksik ve kusurlar elbette ki var ve yanı sıra, özellikle dış politikalarda hegemonya ve sömürü yer yer hâlâ hükümferma; ama kendi iç düzenlerinde, adı konulmamış bir “fıtrî şeriat düzeni”ni büyük ölçüde uyguladıklarını söylemek, her halde yanlış olmaz. Sonuçta, medeniyetin hasenatı, iyilik ve güzellikleri olarak ortaya çıkan herşey, yaratılış âleminde hakim kılınan fıtrî şeriata ve beraberinde semavî dinlerin getirdiği değerlere dayanıyor.

Şeriat hakkında böyle cesurca yazanların sair yazılarını ve geçmişte neşrettiklerini incelediğinizde, bunların Kur'ân'ı bilmedikleri gibi, aktüel tefsirlerden de haberdar olmadıklarını, İslâm tarihini ve Peygamberimizin (asm) hayatını hiç bilmediklerini anlıyorsunuz. Şu daracık yazının çerçevesinde şeriatın tarifini yapacak değiliz. İslâm daki “Tevhid” inancını kavramak gerekiyor. Herşeyi yaratan, her zaman onları idare eden, ihtiyaçlarını karşılayan Allah’ın ilmi ve kudreti dışında tek bir zerrenin dahi hareket edemeyeceğine inanmayan insanlar, İslâm şeriatını anlayamazlar.

 

ve görüyoruz. Ülkedeki ve dünyadaki provokasyonları-kışkırtmaları duyuyoruz, görüyoruz ve okuyoruz. Müftünün keçisi çalınır, müftü keçi çaldı diye yazar medya, terör ve anarşi estirir dünyada derinler ve ajanlar, fakat sorumlu tutulur Müslümanlar…"Şeriat isteyenler" deniliyor. Hayır, hayır, şeriat istenmez, yaşanır. Zira şeriat bir mevsim gibi kendisi gelir. İlkbaharın ve yazın, mevsim mevsim gelişi gibi gelir. Cemre düşer havaya, suya ve toprağa, ısı, ışık, nem verir çekirdeğe ve tohuma, çimlenir yeryüzü, yeşil yeşil olur her taraf…İşte İslam böyle gelir, şiire, edebiyata ve sanata, dine,   hukuka ve ahlaka gelir; artık her şey ve her yer İslam olur ve İslam şeriatı olur, horozlar bile öterlerken ezan okur gibi öterler orada, İslam şeriatı, işte böyle gelir, evirir, çevirir ve değiştirir. Onun için İslam’da devrim yok, ihtilal yok, isyan yoktur, vur, kır, öldür ve baskı yoktur. Bunları yapmak ise haramdır. Çünkü insana saman çöpü kadar baskı yapılan bir yerde ne din, ne hukuk ve ne de insanlık kalır. Zira İslam’da zorbalık ve despotluk yasaktır.[1][9] 

Dayatmadan bahsediliyor, hemen söyleyelim ki, İslam’da asla dayatma yoktur. İslam, dileyen inansın, dileyen inanmasın; isteyen iman etsin, isteyen küfretsin diyen bir dindir.[1][10] İsteyen örter, isteyen açar; buna devlet bile karışamaz. Çünkü inanmak ve inanmamak, örtmek ve açmak bir hukuk olayı değildir. İslam’da devlet hukuktan ibarettir. Namaz ve oruç gibi ibadetlere de kimse karışmaz. Zorla ibadet, ibadet olmaz, gönülsüz namaz göklere ağmaz. Onun için İslam’da namaz ve orucun çetelesi tutulmaz. Orada burada ve medyada çıkan yurtlardaki zorla namaz ve oruç haberleri ise ya bir cehalet eseri ya da provokasyondur; başka bir şey olamaz.

Evlilik dışı ilişki denilen zinaya, alkollü içki tüketilmemesi, denilen içki içmeye gelince, İslam dinine girip Müslüman olan bir kimse nikâhsız cinsel ilişkiye girmez ve giremez. İslam’da nimet-külfet dengesi vardır. Evlenmek de son derece kolay, serbest ve hatta sevaptır. Evlenmek için konulmuş bugünkü zor, pahalı ve resmi prosedür İslam’da yoktur. İçki meselesine gelince, İslam düzeninde Müslümanım diyen içki üretmez, alıp satmaz ve içmez. Fakat başka dinden olanlara mesela Hıristiyanlara bunların hepsi serbesttir. İçki ile dini arasında sıkışıp kalan Müslüman, isterse dinini terk eder, Hıristiyan olur, içki içme hürriyetine kavuşur, bunun başka bir yolu da yoktur. Çünkü içki ile zina, hukuk ağırlıklı bir olaydır, aileyi, toplumu ve devleti dejenere eder- yozlaştırır, eritir ve çürütür. Bunun dışında İslam ve Müslümanlar hakkında söylenenler, hep iftiradır veya uzaktan kumandalı derin görevlilerin eylemi ve işidir. 

Allah Hz. İbrahim’e ben seni insanlara imam (lider-idareci-yönetici) yapacağım dedi.[1][11] Ey inananlar! Allah’a, itaat ediniz; Rasüle ve sizden olan emir sahiplerine (yöneticilere) itaat ediniz.[1][12] Ey inananlar! Kendiniz, ana-babanız ve akrabalarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti yerine getirenler olunuz.[1][13] İslam yönetim kültüründe biat, bir seçimdir. Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, insan öldürmemek, iftira atmamak, iyilik ve doğrulukta yönetime sadık kalmaya söz vermektir.[1][14] Kim böyle bir yönetime biat edip seçerse o, Allah’a biat etmiş ve ona söz vermiş olur. Çünkü ayette gerçekten sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar, buyrulmaktadır.[1][15]  Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.[1][16] Ebu Zer Hz. Peygamber’e başkanlık nedir diye bir soru sordu Hz. Peygamber de ona başkanlık bir emanettir, diye cevap verdi.[1][17] Bunlar bilinmeden İslam şeriatı bilinir mi?

Bireyi temsil eden ev ile tolumu temsil eden cami arasında bir uyum vardır. Öğretmenin sınıfta söylediği ile imamın hutbede dile getirdiği bilgi arasında çelişki yoktur. Çünkü İslam toplumunda din-bilim çatışması yoktur. Mektep, medrese, kışla, meclis ve fabrika aynı tempolarla yollarına devam ederler.  Aynı vücuttaki solunum, sindirim, dolaşım ve boşaltım sistemlerinde olduğu gibi, doğal bir iş bölümü ve doğal bir iş ve çalışma hayatı vardır. 

İslam’da devlet, bugün olduğu gibi, merkeziyetçi, güdücü-polisçi, takipçi ve formcu değildir. Hele hele ahlakı bile ahlak polisi ile yürütecek kadar büyümüş ve toplumun her alanını kaplamış hiç değildir.

 

           İslam için ve İslam şeriatı için en güzel örnek, Kuran’ı ilk uygulayan Hz. Muhammed’dir dedik.

     ÖRNEKLER:“

-------Velisi olmayan kimsenin velisi, sultandır (Devlet başkanıdır)

--”Kim, borçlu olduğu halde vefat ederse, o borcun ödenmesi bana aittir. ----"Kim de bir mal bırakırsa o da varislerinindir.”[1][24], dedi Hz. Peygamber. --- "Kim ölü bir toprağı ihya ederse, o toprak onundur. Haksız dökülen ter için bir hak yoktur"[1][25]

http://www.enfal.de/oe98.htm   KAYNAK :Osman Eskicioğlu, DEÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi

         Bir takım Kurallar:İBADETLER: İbadette niyet şarttır.    SÜNNETÜLLAH :Evrende de işleyen doğal yasalar

----MASUMİYET:"Suçu ispatlanmadıkça herkez suçsuzdur"

----SUÇUN ŞAHSİLİĞİ:"Herkes kendi işledği suçtan sorumludur;Evladın suçunun cezası babaya;Babanın cezası evlada verilmez"

-------ZARAR VERME:"Zarara zararla karşılık verilmez"

-----VATAN"Vatan sevgisi İmandandır" İTAAT:"Günah ve yasak şeylerde Mahlukata itaat yoktur"

----DAVALAR:"İnsanların içindekini Allah bilir,Hakimler görünürdeki kanıtlara göre karar verirler"

-----Suç iddia eden ispatla yükümlüdür"

     ----Kesin bilgi şüphe ile ortadan kalkmaz"

    ----"-Açık iki bilgiden daha açık ve net olanı tercih edilir" 

      ---"Günahlığına-yasaklığına delil olmayan her şey mübah-serbesttir"-

  ----"Bazı şeyler sözsel olarak ortaya çıkmaz;fiili olarak ortaya çıkar ,çocukta olduğu gibi

  ----"Kişi kendi ikrarına göre muamele görür. Onun bu ikrarı ne bir başkasının hakkını ibtal ve ne de başkasına bir borç yükler.
       Beraat-ı zimmet asıldır. Borçlu olmamak asıldır. Borç ileri süren, ispatla mükelleftir.

  • Def'-i mefasid celb-i menafiden evladır. Zararın defi, faydanın celbinden evladır.
  • Ezmanın tağayyürü ile ahkâm tağayyür eder. Zaman değişince hükümler de değişir.
  • Ukudda itibar makasıt ve maaniyedir, elfaz ve mebaniye değildir. Sözleşmenin amaç ve anlamı göz önüne alınır, söz ve yazılışı değil.
  • Şekk ile yakin zail olmaz. Kuşku, kesin bilgiyi gidermez.
  • Kadim kıdemi üzere terk olunur. Eskiden varolanın (yeni bir etken ortaya çıkmamışsa) aynen devam ettiği varsayılır.
  • İçtihat ile içtihat nakzolunmaz. İçtihat içtihatla bozulmaz.
  • Zarar-ı ammı def için zarar-ı hass ihtiyar olunur. Özel zarar, genel zarara tercih edilir.
  • Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnu olur. Alması hukuka aykırı olanın vermesi de hukuka aykırıdır.
  • Beynel tüccar maruf olan şey beynlerinde meşrut gibidir. Ticari örf ve adetler ticari sözleşmelerin şartı gibidir.
  • Kelamın i'mali ihmalinden evladır. Söze bir anlam vermek, yok saymaktan iyidir.
  • Beyyine hüccet-i müteaddiye ve ikrar hüccet-i kasıradır. Kanıt herkesi, ikrar ise sadece ikrar edeni bağlar.

    Şayet insanlara iddia ettikleri (her şey) verilseydi, bir topluluğun mallarını ve kanlarını da iddia ederlerdi. Beyine davacıya, yeminde davalıya gereklidir.

      - Emanet ile ilgili bir dava esnasında delil getirmeden, yemin eden emanetçinin sözü geçerlidir.
   - Bir kimse şarta bağlı bir şey yapmayı üstlense bu şartta bir fiilin geçerliliği için gerekli olsa, bu hüküm bakımından öncelik kazanır. Yapılması üstlenilende lahik hükmünü alır. Önceki şart sonraki için bir sebep teşkil eder.-

------Akdin aslına dâhil olan fesat ile füruna dâhil olan fesadın arası ayrılır.--Zahiran sabit olan bir ilim ile kesin olarak sabit olan ilmin arası ayrılır.---Tevakkuf halinde mevcut olan aslında var olan gibidir.- Vekile izin vermek sahihtir; bu icazet vaktin zamanına dayandırılır.---Lafız iki manaya gelse biri diğerinden daha açık, diğeri daha gizli olsa açık olan kapalı olandan üstündür.---

adına her şey vardır. [1][4]Aslında yönetim, idare ve siyaset ile ilgili hükümleri bulmak için Kuran’ı baştan sona kelime kelime okuyup araştırma yapmak gerekir. Onun için bugün kanun dedikleri şey, İslam şeriatında Allah’ın muradını bulmaktan ibarettir. Ben bir İslam hukuku profesörü olarak, İslam şeriatını, hiçbir ama hiçbir sistem, rejim ve düzen ile mukayese dahi etmek istemem. Çünkü İslam hukuk düzeninde mantık var, muhakeme var, akıl ve bilim var. Eşyanın tabiatı ile uyum ve ahenk var. Diğerleri ise insan iradesi ve insan ürünü, istek ve arzular. Zira İslam’ın ortaya koyduğu ve Müslümanların inanıp kabul ettiği, ellerinde KURAN diye dayanak bir kitap var. Sosyalizm, komünizm, liberalizm, şu izim veya bu izim, ne olura olsun, Allah aşkına bana söyler misiniz, bunlardan hangisinin bir kitabı var?

      İslam doğaldır, doğal ile yapay arasında fark vardır.Evet, Allah nizamı ile kul düzeni arasında Allah ile kul arasındaki fark kadar fark vardır. Demokrasi, demokrasi diyorlar, bin bir çeşit demokrasi var.Kuran İslam’ın ve İslam şeriatının bir hayat kitabıdır.Kuran, kâinat düzenini kurup yaratan, insan, hayvan, bitki ve cansız varlıklara görev verip yaşatan Allah kelamı olan bir yasalar toplamıdır, hükümler birliğidir ve her şey için ve her kes için yol gösteren bir delil kitabıdır.Ruh-beden, din-bilim dengesini kuramayanlar, birey-toplum dengesini kuramaz ve insanın hukukunu bulamazlar.Kuran, onu kabul edip inananlar için ve anlayıp hüküm çıkaranlar için bir iğne ucu kadar bir boşluk bırakmadan, birey ve toplum hayatını, fert ve devlet düzenini anlatmıştır.İslam’dan ve İslam şeriatından bahsedebilmek için Kuran terminolojisine vakıf olmak gerekir. Ama bugünkü Müslümanlardan ve İslam dünyasından söyleyip söz ederseniz, örnek verirseniz yanlış yaparsınız. Zira kışın, karın içinde kabak bitmez. Çünkü bu mevsim, Müslümanların mevsimi değil, nöbet sırası Müslümanlarda değil.Öyle iddia edildiği gibi şeriat isteriz deyip sokaklara da dökülmüyorlar. Sokaklara dökülenler, kahrolsun şeriat diyenlerdir.Oyunları, entrikaları, dine olan kini, nefreti ve öfkeyi, dünyadaki inananlara karşı yapılan zulümleri hep biliyor.



      “Şeriat ikidir: Birincisi; âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın ef’al ve ahvalini (fiil ve hallerini) düzenleyen ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi; insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve sekenâtını (hareketlerini ve duruşlarını) tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir.” (s. 810)

        Baharın gelmesiyle budaktan fışkıran yaprağın açması da, sonbaharda yine aynı yaprağın daldan ayrılarak toprakta çürümesi de şeriatın kaideleri gereğidir. Okyanuslardaki su miktarına yakın kütlelerin dünyamız üzerinde gezdirilmesi ile yerküremizin kalbinde fokurdayan mağmaların da şeriatın kanunlarına bağlı olduğuna inanır Müslümanlar. Allah'ın sonsuz kudret, hikmet ve rahmeti olmasa, tepemizden denizler ve altımızdan yanardağlar bize hücum ederlerdi. şeriat, Rabbimizin yaratılışı ihtiva eden bütün kanunları mânâsına gelir.. “Birincisi, âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın fiil ve hallerini düzenleyen ve Allah ın konuşucu özelliğinden  gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve işlemlerini düzenleyen İrade sıfatından gelen büyük şeriatı.fıtriyedir…” Şu tarife göre insan ve tabiatı alâkadar eden herşey şeriattandır… Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Cehalet karanlık gibi herşeyi örter. İlim ise güneşe benzer. Eşyanın hakikatini öğrenmemize yardımcı olur.Şeriatın karşı olduğu, Anarşi, terör, diktatörlük, fuhuş,silahlı isyan, çatışma ve sefaheti(alçak)davranışlardır.Yani Allah ın gönderdiği her güzel şey İslam ın(Allah ın şeriatının)emridir. Düzen, adalet, barış, güzellik, medeniyet, doğru hürriyet, refah Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. ve paylaşım isteyen herkes aynı zamanda İslam ın kurallarına uymaya çalışmış olur,yani İslam kuralları demek olan Şeriat  çirkin şey de Allah ın yasakladığıdır.

 

  

       ---Şeriat tartışmaları bu eksende yürütülürse, birçok şey çok daha kolay anlaşılır, netleşir, aydınlanır ve şu anki görünümüyle adeta tam bir kördövüşü haline gelen kilitlenmeden de çıkılır. Özellikle, Üstadın  tabiat diye isimlendirdiği şeriat, o tarifin kapsadığı alan, bilimlerin okuyup anlamaya çalıştığı kâinat kitabını içine alıyor. Astronomiden coğrafyaya, fizik, kimya ve biyolojiden matematiğe, botanik ve zoolojiden tıp ve eczacılığa... tüm fenler, semâ, arz ve canlılar âlemi sayfalarındaki sırları keşfe çalışıyor. Her bir bilim dalı, kendi alanındaki varlıklara ve işleyişe dair Yaratıcının koyduğu fıtrî kanunları tesbit çabalarına paralel olarak gelişiyor. Ve her bir fennin/fen bilimlerinin özü, esası, dayandığı nokta, Allah’ın güzel isimlerinden en az birine istinad ediyor. Üstadın verdiği örneklerle, mühendisliğin hakikati Adalet ve Mukaddir(her şeyin ölçüsünü taktir eden) isimlerine; tıbbın nihayeti Şâfî(şifa veren ve şifa yöntemlerinin kurallarını evrene koyan) ismine; fenn-i hikmet (felsefe) Hakîm ismine dayanıyor. (özler, s. 415 ve 1020) Aynı mânâlar, tarihten antropoloji ve sosyolojiye, psikolojiden iktisat ve siyasetbilimine, bilumum beşerî ilimler için de geçerli. Onlar da “insan-ı ekber” olan âlem kitabının sema ve arzdan sonra üçüncü cildini oluşturan “küçük âlem” insanla ilgili fıtrat kanunlarını inceliyorlar. Günümüz medeniyeti, bütün bu kanunları okuyup keşfeden kolektif aklın, onlardan istifade ederek geliştirdiği ve ayrıca Peygamber mucizeleriyle işareti verilip nihaî hudutları çizilen teknoloji ve hayat standartlarıyla meydana geldi. Bunun sosyal hayattaki tezahürleri ise bireyi, hak ve özgürlükleri, insan hukukunu, demokrasiyi öne çıkarmakla olur. Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. Onun için, Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya... giden Müslümanların ortak tesbiti, İslâmın birçok prensibinin oralarda çok daha iyi yaşandığı yönünde. Gerçi eksik ve kusurlar elbette ki var ve yanı sıra, özellikle dış politikalarda hegemonya ve sömürü yer yer hâlâ hükümferma; ama kendi iç düzenlerinde, adı konulmamış bir “fıtrî şeriat düzeni”ni büyük ölçüde uyguladıklarını söylemek, her halde yanlış olmaz. Sonuçta, medeniyetin hasenatı, iyilik ve güzellikleri olarak ortaya çıkan herşey, yaratılış âleminde hakim kılınan fıtrî şeriata ve beraberinde semavî dinlerin getirdiği değerlere dayanıyor.

Şeriat hakkında böyle cesurca yazanların sair yazılarını ve geçmişte neşrettiklerini incelediğinizde, bunların Kur'ân'ı bilmedikleri gibi, aktüel tefsirlerden de haberdar olmadıklarını, İslâm tarihini ve Peygamberimizin (asm) hayatını hiç bilmediklerini anlıyorsunuz. Şu daracık yazının çerçevesinde şeriatın tarifini yapacak değiliz. İslâm daki “Tevhid” inancını kavramak gerekiyor. Herşeyi yaratan, her zaman onları idare eden, ihtiyaçlarını karşılayan Allah’ın ilmi ve kudreti dışında tek bir zerrenin dahi hareket edemeyeceğine inanmayan insanlar, İslâm şeriatını anlayamazlar.

 

EVRENSEL YASALAR (SÜNNETULLAH)

 

      “Şeriat ikidir: Birincisi; âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın ef’al ve ahvalini (fiil ve hallerini) düzenleyen ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi; insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve sekenâtını (hareketlerini ve duruşlarını) tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir.” (s. 810)

        Baharın gelmesiyle budaktan fışkıran yaprağın açması da, sonbaharda yine aynı yaprağın daldan ayrılarak toprakta çürümesi de şeriatın kaideleri gereğidir. Okyanuslardaki su miktarına yakın kütlelerin dünyamız üzerinde gezdirilmesi ile yerküremizin kalbinde fokurdayan mağmaların da şeriatın kanunlarına bağlı olduğuna inanır Müslümanlar. Allah'ın sonsuz kudret, hikmet ve rahmeti olmasa, tepemizden denizler ve altımızdan yanardağlar bize hücum ederlerdi. şeriat, Rabbimizin yaratılışı ihtiva eden bütün kanunları mânâsına gelir.. “Birincisi, âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanın fiil ve hallerini düzenleyen ve Allah ın konuşucu özelliğinden  gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi insan-ı ekber (büyük insan) olan âlemin harekât ve işlemlerini düzenleyen İrade sıfatından gelen büyük şeriatı.fıtriyedir…” Şu tarife göre insan ve tabiatı alâkadar eden herşey şeriattandır… Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Cehalet karanlık gibi herşeyi örter. İlim ise güneşe benzer. Eşyanın hakikatini öğrenmemize yardımcı olur.Şeriatın karşı olduğu, Anarşi, terör, diktatörlük, fuhuş,silahlı isyan, çatışma ve sefaheti(alçak)davranışlardır.Yani Allah ın gönderdiği her güzel şey İslam ın(Allah ın şeriatının)emridir. Düzen, adalet, barış, güzellik, medeniyet, doğru hürriyet, refah Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. ve paylaşım isteyen herkes aynı zamanda İslam ın kurallarına uymaya çalışmış olur,yani İslam kuralları demek olan Şeriat  çirkin şey de Allah ın yasakladığıdır.

 

  

       ---Şeriat tartışmaları bu eksende yürütülürse, birçok şey çok daha kolay anlaşılır, netleşir, aydınlanır ve şu anki görünümüyle adeta tam bir kördövüşü haline gelen kilitlenmeden de çıkılır. Özellikle, Üstadın  tabiat diye isimlendirdiği şeriat, o tarifin kapsadığı alan, bilimlerin okuyup anlamaya çalıştığı kâinat kitabını içine alıyor. Astronomiden coğrafyaya, fizik, kimya ve biyolojiden matematiğe, botanik ve zoolojiden tıp ve eczacılığa... tüm fenler, semâ, arz ve canlılar âlemi sayfalarındaki sırları keşfe çalışıyor. Her bir bilim dalı, kendi alanındaki varlıklara ve işleyişe dair Yaratıcının koyduğu fıtrî kanunları tesbit çabalarına paralel olarak gelişiyor. Ve her bir fennin/fen bilimlerinin özü, esası, dayandığı nokta, Allah’ın güzel isimlerinden en az birine istinad ediyor. Üstadın verdiği örneklerle, mühendisliğin hakikati Adalet ve Mukaddir(her şeyin ölçüsünü taktir eden) isimlerine; tıbbın nihayeti Şâfî(şifa veren ve şifa yöntemlerinin kurallarını evrene koyan) ismine; fenn-i hikmet (felsefe) Hakîm ismine dayanıyor. (özler, s. 415 ve 1020) Aynı mânâlar, tarihten antropoloji ve sosyolojiye, psikolojiden iktisat ve siyasetbilimine, bilumum beşerî ilimler için de geçerli. Onlar da “insan-ı ekber” olan âlem kitabının sema ve arzdan sonra üçüncü cildini oluşturan “küçük âlem” insanla ilgili fıtrat kanunlarını inceliyorlar. Günümüz medeniyeti, bütün bu kanunları okuyup keşfeden kolektif aklın, onlardan istifade ederek geliştirdiği ve ayrıca Peygamber mucizeleriyle işareti verilip nihaî hudutları çizilen teknoloji ve hayat standartlarıyla meydana geldi. Bunun sosyal hayattaki tezahürleri ise bireyi, hak ve özgürlükleri, insan hukukunu, demokrasiyi öne çıkarmakla olur. Temizlik, intizam, çevre duyarlılığı, herşeyin insanı merkeze alan bir anlayış ekseninde tanzim edilmesi... yine aynı gerçeğin yansımaları. Onun için, Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya... giden Müslümanların ortak tesbiti, İslâmın birçok prensibinin oralarda çok daha iyi yaşandığı yönünde. Gerçi eksik ve kusurlar elbette ki var ve yanı sıra, özellikle dış politikalarda hegemonya ve sömürü yer yer hâlâ hükümferma; ama kendi iç düzenlerinde, adı konulmamış bir “fıtrî şeriat düzeni”ni büyük ölçüde uyguladıklarını söylemek, her halde yanlış olmaz. Sonuçta, medeniyetin hasenatı, iyilik ve güzellikleri olarak ortaya çıkan herşey, yaratılış âleminde hakim kılınan fıtrî şeriata ve beraberinde semavî dinlerin getirdiği değerlere dayanıyor.

Şeriat hakkında böyle cesurca yazanların sair yazılarını ve geçmişte neşrettiklerini incelediğinizde, bunların Kur'ân'ı bilmedikleri gibi, aktüel tefsirlerden de haberdar olmadıklarını, İslâm tarihini ve Peygamberimizin (asm) hayatını hiç bilmediklerini anlıyorsunuz. Şu daracık yazının çerçevesinde şeriatın tarifini yapacak değiliz. İslâm daki “Tevhid” inancını kavramak gerekiyor. Herşeyi yaratan, her zaman onları idare eden, ihtiyaçlarını karşılayan Allah’ın ilmi ve kudreti dışında tek bir zerrenin dahi hareket edemeyeceğine inanmayan insanlar, İslâm şeriatını anlayamazlar.

 

İNSANIN ZORUNLU OLARAK UYDUĞU ŞERİAT:

İnsan karşı çıksa da Allah ın Evrene ve kendi vücuduna koyduğu fıti(doğal),Evrensel şeriat(Evre n yasaları)na uygun yaşamak ve o yasaların içinde yaşamak zorunda kalmaktadır.Mesala,İnsan bu dünya dan başka yerde yaşayamadığı gibi,O nun koyduğu evren yasaları içinde yaşayarak hava almakta,ihtiyaçlarını gidermektedir ve O nun koyduğu dini kurallar(Şeriat)kapsamında mecburen ölmektedir.Ölüm şeraitini (Kuralını)koyan o dur..Gene İnsanın anne rahminde oluşumu ,doğumu,çocukluğu ,gençliği,yaşlılığı ve hayatının en verimsiz haline gelmesi de Allah ın koyduğu şeraiti-insan yaşamının evreleri-kuralına göre olmaktadır..

                          ****Bu gün ülkemizde, bizler halk olarak, İslam ın  % 95’ten fazlasını zaten yaşıyoruz ve uyguluyoruz. (Bazı önemli kurum ve kuruluşlar hariç.) Namaz, oruç, iftar, bayram, hac, zekât, kurban, cami, ezan, yardımlaşmak, ilim tahsil etmek, askerlik, sünnet olmak, çalışmak, asrın gerektiği teknolojiye ulaşmak için gayret sarf etmek, seçim yapmak, adalet ile hareket etmek,ölmek,doğmak,iklimler,dünyanın ,gezegenlerin dönmesi,dürüstlük ve sair uygulamalarımızın her biri, şeriatın/islamın hükümleridir.

 

DİĞER DİNLERDE ŞERİAT:

Şeriat: Prensip, kanun ve tarz mânâlarına geldiğine göre Budistlerin, Musevîlerin, Taoistlerin ve diğer pek çok inanç mensuplarının da birer şeriatları olacaktır. Meselâ Yahudilerin “Halacha” dedikleri ve daha ziyade “millî” bir vasfa sahip olan şeriatları yalnızca kendilerini ilgilendiriyor.

PEYGAMBER VE KUR ANIN HÜKÜMLERİ:

İslâm dininin hükümleri ve hakikatleri; Allah’ın (cc) dîninin ve kânûnlarının gereği olan davranışlar; Allah’ın kitabında ve Resûlullah’ın (asm) hadislerinde bulunan bilumum emir ve düzenlemeler; Kur’ân’da ve hadislerde yer alan emir ve yasaklar; haramlar ve helâller; İslâm fıkhının ilgi alanına giren farzlar, vâcipler, sünnetler ve nâfileler ve dînin emir ve tavsiyesi olan davranışlar bütünü mânâlarına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, Allah’ın bozulmamış dîninin kural ve kâideleri, usûl ve esasları, şekil ve şartları demektir. Üstad’a göre şeriat; Allah’ın, gölgesiz, perdesiz ve doğrudan doğruya birliğinin ve kayıtsız-şartsız terbiye ediciliğinin tasarrufu olarak yüksek “hitabından” ibarettir.1 Şeriat; doğrunun, hakkın ve hakikatin ta kendisidir. Amacı insanları topyekûn fazilete, Allah’a kul olmaya ve insanlığın yüksek duygularını yaşamaya yöneltmektir. Yoksa bazılarının zannettikleri gibi şeriatı zahirî bir kışır ve siyasî bir kabuk saymak doğru değildir. Şeriat nazarında sıradan bir vatandaş ile en büyük bir âlimin, gönül ehli bir veli ile devlet başkanının hak ve özgürlükler bakımından farkı yoktur. İnsan, insan olduğundan saygındır, ekremdir, mükerremdir. İnsan yeryüzünün halifesidir.2

    İslâm şeriatını Hazret-i Muhammed (asm) İlâhî vahiy yoluyla getirmiş ve ilk önce bizzat kendisi yaşamıştır. Bundandır ki, onun (asm) bütün davranışları bizim için rehberdir, kılavuzdur ve Sünnet-i Seniyyedir. Her bir Sünnet-i Seniyye, şeriatın bir parçasıdır.

      Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına riâyet etmenin ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir îmânı gerektirdiğini kaydeden Üstad’a göre sünnete uymanın doğrudan doğruya Resûl-i Ekrem Efendimizi (asm) hatıra getirdiğini, o hâtıranın da kişiyi doğrudan Allah’ın huzûruna taşıdığını belirtir.

    O halde şeriat adabı(saygı-küçüğe sevgi,fakire yardım,çıkarsız sevg,bütün kötülüklerden Allah için uzaklaşmak,doğru olmak,doğrulardan yana olmak,her yerde Allah ın gördüğü bilinç ile davranmak..gibi), Allah’ın vahyinden gelip hayatın tamamını kapsayan düsturlar bütününden başka bir şey değildir. Yaşandığı her yeri güzelleştirir. Yaşanmadığı her alanda da yokluğu ve boşluğu hissedilir. Her iş onunla olgunlaşır ve kemale erer. Onsuz işler tamamlanmaz ve eksik kalır. şeriat adabında insanlığın gayesi ve vazifesi; Allah’ın emrettiği ahlâk ile ahlâklanmak ve yüksek seciye ve meziyetlerle donanmakla beraber, acizliğini bilip Allah’ın kudretine sığınmak, zayıflığını görüp Allah’ın kuvvetine dayanmak, fakirliğini hissedip Allah’ın rahmetine güvenmek, ihtiyacını bilip Allah’ın zenginliğinden ummak, kusurunu görüp mağfiret için Allah’a istiğfar etmek ve noksanlığını anlayıp Allah’ın kemalini yüce bilmektir.6  syf 340  

       Şu durumda, Allah'ın hayata müdahalesinin iki boyutu inkar edilemez biçimde ortaya çıkıyor:
      1. Tüm ilahi müdahalelerde hiç değişmeyen ve hep aynı kalan temel nedenler,amaçlar ve ilkelerdir; ki, "Bugün size dininizi tamamladım"(5:3) ayeti bunu ifade ediyor.    

      2. Bu sabit ilkelerin farklı zaman ve zeminlere uygun ve uyarlanmış olarak 'teklif edilen' özel yol,pratik uygulamalar ve yöntemlerdir. İşte Kur'an'daki "Sizden her nebi için bir şeriat açıkladık" (5:48) ibaresi bu anlamı ifade ediyor.
       Şeriat'ın etimolojik anlamı, "canlıları suyun kaynağına götüren işlek ve geniş yol" olduğuna göre, 'şimdi ve burada' yaşayan insanları, yaşadıkları çağdan suyun kaynağına götüren yol nasıl bulunmalı? Çünkü,dünkü yol, dün yaşayan insanların kendi yaşadıkları zaman ve zeminden, yani onların 'şimdi ve burada'sından kaynağa giden yoldu.         

Farklı bir ifadeyle:İlahi kelamın lafzı "suyun" karşılığıdır. O lafızların ahlaki hedefleri ise o suyun "kaynağıdır". O kaynağa giden "yol" ise, tabiatıyla "sudan" daha fazla, "suyun kaynağıyla" yani "ahlaki hedeflerle "ilgili hükümlerdir. Söz konusu "ahlaki hedefler" ise, Allah'ın "ne dediğinden "daha çok "ne demek istediğini" tesbitle ilgilidir ve yapılacak en önemli görev budur: Allah'ın ne dediğinden yola çıkarak ne demek istediğini, yani muradını tesbit etmek.
      
ŞERİAT KONUSUNDA ÖNYARGI VE BİLGİSİZCE SÖYLENENLER

 

---İslam ın önemsendiği TOPLUMDA FİZİK, KİMYA,BİYOLOJİ  GİBİ BİLİMLER YASAKLANACAK,:)

----MÜSLÜMAN BİR KADIN, ERKEKLERE ÖZGÜ GİYSİYİ , ÖRNEĞİN KOT PANTOLONU, GİYEMEZ ...:)

--AYAKTA GİYİNMEK YASAK OLACAKTIR,:)

---SARI VE KIRMIZI RENKLİ ELBİSELERİMİZİ GİYMEK YASAK OLACAKTIR, EVET ISLAMI SISTEM  GALATASARAY'A GICIK ...:D...

---GERÇEK MÜSLÜMAN'A EĞLENCE YASAKTIR, HZ. RESUL EŞİ AİŞE ANNEMİZLE İLE KOŞU YARIŞINA GİRMİŞ, ÇALGI ÇALANLARI EŞİ OMUZUNA YASLANARAK İZLEMİŞTİ...DÜNYADA DURMADAN AĞLICAZ MI YAHU! AYDA MI YASIYO BU ADAM! 

---ŞERİAT'A  GÖRE GÜLMEK YASAKTIR,AĞLADIKÇA AĞLAMAKTA BÜYÜK YARAR VARDIR,... :)

---ŞERİATA GÖRE TAVLA OYNAMAK TANRI'YI İNKARDIR,... :)

--İSLAM ŞERİATI FUTBOLU HOŞ GÖRMEMEKTEDİR:)

--" GÜZELE BAKMAK SEVAP " DEĞİL  GÜNAHTIR,

---KADININ ÇALIŞMASI KIYAMET ALAMETİDİR, :)

--DOKTOR BİLE OLSA ERKEĞİN KADINA DOKUNMASI YASAKTIR, :)

--GÖK GÜRÜLTÜSÜNE MELEKLERİN KAMÇILARININ SEBEP OLDUĞU ANLATILACAKTIR,:)

--ŞERİATTA KADINLA ERKEK EŞİT DEĞİLDİR, HUKUK ÖNÜNDE EŞİT,Bedensel güç ve ruhsal yönden,evladına  sevgisi yönünden kadın erkek eşit değil;Hatta kadın bir adım öndedir..

 

 

 
189-ŞEVVAL
: Kameri ay. Bu ay içinde 6 gün oruç tutmak, o yıl oruçlu geçirmeye benzetilmiştir. “Kim ramazan orucuna ilaveten 6 gün oruç tutarsa bütün sene oruç tutmuş gibi sevap alır.” (Hadis) syf 341

 

190-ŞEYH: Üstad, hoca, alim. Tasavvufta doğru yolu göstermeye yardımcı olmak, bilgi vermek, ahlaken eğitmek ve çeşitli dini konularda bilgilendirmek üzere bir tekke ve zaviyede ibadetle meşgul olan dervişlere başkanlık eden kimse. Tarikat piri mürşit. Syf 341

 

191-ŞEYTAN: Azgınlık yapan, inatçı, sınırı aşan, taşkın, şerri olan bütün varlıklar. “Biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Şeytanlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi buları yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerde baş başa bıraktık.” (Kuran 6/112) “Ey insanoğulları! Ben sizden şeytana ibadet etmeyin diye söz almadım mı? O sizin apaçık düşmanınızdır. Yalnızca bana ibadet edin. En doğru yol budur..” (Kuran 36/60-61) syf 341

 

192-ŞİRK: Allaha inanmakla birlikte başka varlıklara da Allah gibi kabul etme. Allahın zatında sıfatlarında ve fiillerinde yaratma ve emretme konularında Allaha başka bir varlığı denk görme. “Şüphesiz Allah şirkin dışında bütün günahları bağışlayabilir. Fakat şirki asla bağışlamaz.” (Kuran 4/48) Şirk birkaç puta tapmak kadar basit değildir.                                                                             

 

193-ŞURA: Danışma kurulu, meclis, kurultay. Danışma yapılan yer, devlet ve hükümet başkanının önemli işlerde, alanında uzman olan kişilere ve toplumun ileri gelenlere danışması ve onların görüşlerini alması. Danışma yoluyla yönetmedir. Çözüm aranan hayatla ilgili bütün meselelerde danışmaya layık, alanlarında uzman ve ilmi yeterlilik sahibi kişilerle fikir alışverişinde bulunma. “Müminler işlerini şura ile çözüme kavuştururlar.” (Kuran 42/38) syf 343

 

194-TAASSUP: Bağnazlık, körü körüne bağlılık, fanatizm, kendi düşüncesinden, ideolojisinden ve yücelttiği varlıktan başkasına hayat hakkı tanımama. Anlayıp dinlemeden inkar etme, kendi görüşlerini başkalarına kabul ettirmek için baskı yapma. Cahillikten düşüncesizlikten kaynaklanan taassubunu İslam reddeder. “İnkar edenler, gönüllerine cahiliye çağının taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah, peygamberine ve inananlarına huzur indirdi; çünkü onlar ilahi huzura en çok layık olanlardır. Allah her şeyi bilendir.” (Kuran 48/26) syf 345

 

195-TABU: Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere, dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan aksi yapımında zararı dokunulacağı düşünülen dini inanç. Syf 345

 

196-TAFSİLİ İMAN: İman edilecek şeylerin hepsine eksiksiz inanma. Syf 346

 

197a-TAKVA: Bilinçli davranma, Allah’ı görüyormuşçasına bir bilinç içersinde farzları, vacibleri hakkıyla yerine getirme, Allahın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla sünnete uyma. Haramları dinen şüpheli olan durumları ve dinin kötü gördüğü şeyleri terk etme. “Allah katında sizin en değerli olanınız, en takva olanınızdır.” (Hadis) “Muhakkak ki Allah takva sahipleri ve güzel iş yapanlarla beraberdir.” (kuran 16/128) syf 349

 

197b TAKLİT:Bir başkasının yaptıklarını n ve söylediklerinin  doğruluğunu ,yanlışlığını araştırmadan kabul etme;O na benzemeye çalışma.”İhtiyar amcanı dinler misin oğlum,Nevruz/Ne büyük söyle,ne çok söyle;Yiğit  işte gerek./Lafı bol ,karnı geniş soyları taklit etme ;/Sözü sağlam ,özü sağlam ,adam ol,ırkına çek(M.Akif Ersoy)s350

 

198-TALAK: Boşanma, sözleşmeyi iptal etme, evliliği sona erdirmek. “Talak yeryüzünde Allahın hiç sevmediği bir helaldir.” (Hadis) Hz. Peygamber aile kurumunun yıkılmasına karşı duyduğu tepkiden dolayı boşanma sözünü ve bu konuda şaka yapmayı, gereksiz konuyu hoş görmemiştir.”  “Bir kadın hiçbir ciddi neden yokken kocasından talakını isterse onu cennetin kokusu bile haram olur.” (Hadis) syf350

 

199-TARİKAT: yol, takip edilen metot. Allahın hoşnutluğunu elde etmek ve allahı görüyormuş gibi ibadet yapma bilincini kazanmak için girilen ve kendisine ait kuralları olan yol. “Şeriat, tarikat yoldur varana,/ Hakikat meyvesi ondan içerü.. (Yunus Emre) Kişinin islamın emir ve yasaklarına göre hareket eden, kamil bir mürşidin önderliğinde Allahın hoşnutluğunu kazanmak ve Hz. Muhammedin örnek ahlakıyla ahlaklanmak amacıyla yapmış olduğu manevi yolculuk; bu uğurda takip ettiği yol. Tasavvuf. Allah ı görüyormuş gibi bir ibadet ve davranış kazandırmayı hedefleyen düşünce biçimi, kötü huyları terk edip, güzel huylar edinme. Hz. Muhammedin edep ve ahlakını davranış haline getirme yolu. Gönlü Allahtan alı  koyan her şeyden arındırma. Dünya ve içindekilerin geçici olduğunu bilip, hayata bir yolcu gibi bakabilme anlayışı.  “Tasavvuf güzel ahlaktır.” (Seri essekati) syf 351

 

200-TABU:Yasaklanarak korunan şey nesne,Kutsal sayılan bazı insanlara,hayvanlara,nesnelere,dokunulmasını yasaklayan ,aksi yapıldığında zararı dokunulacağı düşünülen dini inanç.-Tabuların kabul edildiği toplumlarda,tabulara dokunulduğunda bu,karşıdakine zarar olarak döner.Tabu,insan olabilir,kahramanlar olabilir,liderler olabilir...Tabu Allah a şirk koşmaktır!

 

201-TAĞUT:Haddi aşan,azgın ,ileri giden,ölçüsüz,zorbaŞeytan ve inkar edenler tağut yolunda savaşırlar(Mücadele ederler)Mü minler ise Allah yolunda savaşırlar..şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.”(Kuran 4/76)Allah a isyan ederek,insanların tek hakimi ve sahibi olduğunu iddia eden ve onları kendine kulluk yapmaya zorlayan kimse veya kurum.Allah a karşı tanrılıklarını iddia eden bu uğurda halkına baskı yapan krallar,firavunlar,nemrutlar.”Allah inananların dostudur.Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.İnkar edenlerin dostları  ise onları aydınlıklardan karanlıklara  sürükleyen tağuttur.İşte onlar Cehennemliklerdir ve orada ebedi kalacaklardır.(Kur an 2/257)syf346

 

202 TASAVVUF:İnsanın ruhi ve  manevi yönünü öne çıkaran,İnsana Allah ı görüyormuşçasına  bir ibadet ve davranış bilinci kazandırmayı amaçlayan düşünce biçimi ,hayat tarzı.Gönlü Allah tan alıkoyan  her şeyden arındırma,dünya ve içindekilerin geçici olduğunu  bilip hayata hayata bir yolcu gibi bakabilme anlayışı,Kamil bir insan olabilmek için kalp ve dille sürekli Allah ı zikretme ve hz Muhammed i hayatın bütün alanlarında örnek alma.s351

 

203-TEBLİĞ:Allah ın peygamberlere bildirdiklerini insanlara eksiksiz iletmesi,açıklanması gereken dini bir hükmü ,yerine göre örnekler vererek ,yerine göre nasihatler ederek  sözlü ve yazılı  bir biçimde  eksiksiz olarak anlatmaFiravunlaşanlara gidin,Çünkü onlar azmıştır.O na yumuşak  ve tatlı bir sözle tebliğde bulunun .Belki öğüt alır veya Allah tan korkar.(Kur an 20/43-44-)s354

 

204-TECESSÜS:Dikkatle araştırma,gözlemleme ,casusluk yapma.İnsanların birbirlerinin gizli durumlarını ,ayıplarını,kusurlarını araştırıp ortaya dökmeleri.Tecessüs bir davranış bozukluğudur.Buna göre mü minler,kötü zandan ,gıybetten,ve tecessüsten uzak durmalıdırlar.”Ey İman edenler!Birbiriniz hakkında yersiz zanda bulunmaktan çok çekininiz.Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Tecessüs etmeyiniz,Birbirinizin gıybetini yapmayınız”(Kur an 49/12)s355

 

205- TEVHİD: bir varoluştur. Her şirk ilahını ve ayinini atar.La süpürgesiyle süpürülen yanlış inançlar illa ile inşa edilir.İmanın yarısı inkardır.Şirki inkar az şey midir?..Tek tanrıya inanan yeryüzünde hiçbir sapıklık yoktur.Tevhid öyle bir sırdır ki kainatın bir tarafında işlenen günah hatadan ,kainatın öbür tarafında bir duvar yıkılır.O nun için bana ne !anlayışı yoktur.Tevhidi kavrayan kainatın sırrını bulur.”Eğer iki tane Allah olsaydı Evrende bozulma olurdu.Biri gökte biri yerde yaratacağım derdi.Ölçülemeyen değerlendirilemez ,değerlendirilemeyen bilinemez.Lailahe ölüme,İllellah doğuma delalet eder.İnfitar suresi bir kıyametten sonra yeniden oluşmaya denir.İnfitar yıkımdan tekrar oluşumdur.Tevhidin Faydası kimedir.Tevhid eden kendisini birler bütünler ,çünkü birleyen insan dağılmaz.İcmağ-İkra Parçaları bir araya getir.Bağ kur demektir.Bağ kuramayan birleştiremez.İki şey arasında Tümevarım(Tüm ile parça arasında bağ kur,Tümden gelim..Parçalardan Tüme var) “Ey kalpleri eviren çeviren Allah ım kalplerimizi Dinine sana,bağla”(Hadis)                                                                                                                                                                     A-Uluhiyet(Tevhidin anası,ekseni)”Yerde birden fazla ilah olsaydı evrende düzen bozulurdu.) Ümmül kitap(Ana kart-Levhi mahfuz) Tüm varlığa tecelli oradandır.Kainat yasaları ve vahiyle oradan iner.Hiç bir vahiy hiçbir yasaya aykırı olamaz. Yaratan ile yaratılan arasında kesin mahiyet farkı vardır.İnsanları,peygamberleri,temiz güzel insanları ilahlaştırma buradan doğmaktır.1-Zat açısından halık ile mahluk farklıdır.2 sıfat açısından mahluk ile halık arasında fark vardır.3 Fiil açısından halık ile mahluk farklıdır.bizim fiilimizde ortaklarımız varken Allah ın fiilinde ortağı yoktur.Esmaulleh yoktur;Efalillulah da vardır.”Tuzak kuranların tuzaklarını Allah bozar” Hıristiyanlıkta fark: yaratan ile yaratılan aynıdır.Hiç bir papa ,rahip Hz is anın yaşayıp öldüğünü inkar etmiyor.Hz İsa nın tabiatı ikidir,insanı tabiatıyla insan,İlahi tabiatıyla Allah tır.Bundan sekülerizm doğdu.Descart ın kartezyen düşüncesinden din ve dünya ayrımı doğdu.Ahlak bir tarafa ticaret bir tarafa.Teslis farklılaşması sonunda halık ile mahluk bırbırıne geçer,aralarında fark yoktur.Tanrı falanın bedenıne geçti.Bu inançlar,İslam dan kopmuş sapmalara döndü.Yezidilik,Bahailik,sihlik bu sapmalardan ve İslam ın Hıristiyanlaş masıdır.Halık ile mahluk farkının yok edilmesi İslam ın Hıristiyanlaşmasına gidecektir.Bu da İslam dan kopan din meydana getirir.               “ İlahınız bir tek ilahtır.Birinci ilah Allah ve diğer İlahlar.  “       “İlahun vahid,Allahu ehad,:Ehadiyet üstündür.” “Sizin Allah tan başka ilahınız yoktur”       Burada Allah tab başkasına yakıştırılan ilahlıktır.”Allah tan başka ;Tanrılar edinmek”Allah tan başka ve daha aşağı varlıklar..İlahlık yakıştırılan,Melekelr,adamlar,putlar,İlahlıkta eşit değildirler.Onlara sorsan yeri,evren,gökleri ,kim yarattı?,Güneşi ve ayı kim İnsanların hizmetine sundu diye sorsan Kesinlikle Allah diyecekler”:Müşrikler Allah tan düşük olan varlıklara neden inanmaktadırlar.Bunca dil bilmelerine rağmen nende böyle yapıyorlar.Bunlar Allah a yakın biz uzağız eee,Onlar Allah a yakın biz uzak ısek bızı Allah a yakınlar yaklaştırsın,demek isterler.Zümer 3 de:”Allah tan başka ilah-dost edinenlere bunlara niçin tapıyorsunuz diye sorulduğunda,bunlar bizi Allah a yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler.”Şirk koştukları hiçbir putu ve hakiki şahısları Allah a eşdeğer tutmazlardı.Allah a yakın olsun ki bizi savunsun,yakınlaştırsın.Allah ın kızları derken ,Allah ın hareminden yaklaşmak kastedilir.Yani Araya Allah ın kızlarını eşini araya sokarak yaklaşarak affedileceklerini ve Cehennemden kurtulacaklarına ve Cennete gideceklerine inanırlardı..Günümüzde bunlar nasıl olabilmektedir.Peygamberler müceddidlerdir.İnsanlık tarihi kötü ile değil iyi ile başlamışlardır.İyileşir ilahlaştırmayınız.Cahiliyedekiler,Velilere ve ölmüş iyilere tapıyorlardı.Lut suresinde geçen beş put,Aslında geçmiş toplumlarda yaşayan iyi insanlardır.Bunlar ölünce geride bıraktıkları sevenleri,onlara  Görkemli, mezar ve heykeller yapmışlardır.ve sonradan gelenler de bizim atalarımız bizden öncekiler şunu,sonrakiler şunu yapmış,duvarlara kazıyalım,yağmurda yok olacağı için sonrakiler biz de bunların heykellerini yapalım demiş ve putçuluk yapmışlardır.Zehirli sevgi .Sevginin arısı olmak mı sineği mi olmak?Efendimize tabi olan sinek mıyız?Yoksa o nun bal ırmağından içen mıyız.O nu tezgahta satan mıyız,seven mıyız.Sevgilerin şirazesi çıkıp şakülü kayınca sevgi şirke girdi.”Deki bende sizin gibi beşerim”  “Beni öncekiler gibi ilahlaştırmayın.”-Yunus kaçtığını duyunca,bak bizim peygamberimiz  kaçıyor mu?     Demişler.Bilal topla,sakın bır daha böyle söylemeyin.”Peygamberin oğlu ölnce güneş tutulunca peygamberin oğlu öldü diye de güneş tutuldu diyenlere “Allah hiçbir kulu için kanunu değiştirmez,diyor.Beni Önceki ümmetlerin peygamberleri ilahlaştırdığı gibi ilahlaştırmayınız”  “Senin anlattıklarını hayatıma koyamam,senin dediklerin ile eğitim şu bu farklı diyorsa burada kendini büyütüyor,şirke sevgi saplantısına sapıyor” Ondan dolayı peygamber doğmuş yetim olmuş yerde yürüyor,yiyor içiyor,seviniyor ,gülüyor,ağlıyor,evladı ölüyor,..Ama İnsan her durumda İnsan O nu her durumda Örnek alabiliriz.PEyg i tanıma değil buharlaştırma olabilir bazen.Anı lardaki Muhammed değil,Hayatının günümüze aktarabileceğimiz peygamber.üüüüü onlar öyleydi değil,bizlerde onlar gibi olabilir,z.O nu göklere uçurmamak,severmiş gibi yapıp yukardan atmak büyütmek yanlıştır.O nun hayatı yaşanmak içindir.”Allah ı kendilerine şeref statü ,kendilerini yüceltme,Furkan 43 hevasını yüceltme,yardım almak için yapma,yardım için Allah ta n başkasını ilah edinme.İlahı Allah olanın Allah ı kimse olamaz.

      Kendi Atadığı sahte tanrıya kul olma.Rol çalma,memurun amiri ataması mümkün mu?Kendilerine yakınlaştırmalarını istediklerine yardım etselerdi ya.Kendi atadıkları ilahlar onlara yardım etselerdi ya..                                        

 

B -Rububiyet(İslam) Allah ın Rab sıfatının tecellisi için merbub(Terbiye edilecek)gerektirir.”O her an bir iştedir(O her an görev başındadır,iş başındadır-Her an aktif ve aktüeldir.Allah hayata her an mudahildir.Allah ın hayata müdahil olmadığını söylemek şirktir.:Nefes almanın kuralları,öldükten sonra nefes alamıyorsak,kalbimizin sahibi elini çekmiş demektir.Allah sız yaşa bakalım.Allah ın koyduğu sistemde nefes alıyoruz.Ölünce aynı olmamıza rağmen nefes alamıyorsak burada her an onun yaratması görülebilir.Allah ın iradesi ni büyütelim ama kulun iradesini yok saymayalım.”Attığında sen atmadın ,sen attığında atmadın,Fakat Allah attı.”(Hem sen attın hem sen atmadın.Sen Attın sen atmadın!Allah ım bu sırrı kavrat)”Her şey yok olucu O hep varolucudur,Hüküm ona mahsustur”     Hüküm kiminse mülk te onun olmalı.Mülk kiminse hüküm de onun olmalı.Asla mutlak hakim gibi hüküm vermemelidir.Hükmün temeline adaleti,mülkün yerine de halkı koyarsak bunun hakkını veririz.Bu hükümde bir zümre ve ya sınıf değil,aşkınlığı koymak gerekir.                                                                                                                                                                                                                                        C–Ubudiyet tevhidi olarak üç başlıkta ele alınır.Ubudiyet Ameli salihdir.ete kemiğe büründüm yunus diye göründüm.Hüviyetin arkasındaki mahiyet olmak ve var olmaktır.Her insan orjinaldir.Aynen benzeyen iki insan yeryüzünde  de bulmak mümkün değildir.Aynen iki taş var mı?Bu ne çeşitli yaratılış Allah ım! bunu ancak sen yapabilirsin..O nun birliği,diğerlerinin fena bulup yok olmasına sebeptir.Mushaf tır.Ubudiyetin temeli.”Kur an varlığı kün ile başlatır.O bir şeyin varolmasını istediğinde O na ol der(O na ,İradesine Ol)der.İradesine ol der.Muradım gerçekleşsin der.O da Oluş sürecine girer.Allah rın rabbin yaratması budur.Ol dedi oluş sürecine girdi.(Anne karnında karar verildikten sonra O da oluş sürecine girer…syf 342

 

206-TECVİD:Bir işi güzel yapma,güzelleştirme, iyi ve güzel söz söyleme.Kur an ı ,harflerin çıkış yerlerine  ve sıfatlarına uygun olarak  hatasız bir biçimde okumayı öğreten ilim.Kelimelerin doğru anlam kazanması,anlamının bozulmaması için tecvit gereklidir.Tecvit ilmi;Kıraat ilmini doğurmuştur.Kur an ı güzel okumak için uyulması gereken kurallardır.”Kur an ı seslerinizle süsleyiniz,tecvit ile okuyunuz.”(Hadis) syf355

 

207-TEKBİR: Allahın büyüklüğünü yüceliğini anlamak için söylenen ve alllah en büyüktür anlamına gelen “Allahu ekber” sözü iman ifadesidir. Kurban bayramının arife günü sabah namazından bayram 4. günü ikindi namazına kadar olan sürede farz namazlardan sonra söylenen Allah u ekber Allah u ekber lailahe illallahu vallahu ekber Allah u ve lillahil hamd. Teşrik tekbirlerinin anlamı şöyledir: Allah en büyüktür. Allahtan başka tanrı yoktur. Allah en büyüktür. Bütün hamd ve övgüler allahadır. “yüreklerden taşsın / yine imanlar! / ıtri, bestelesin tekbirini / evliya, okusun kuranlar / ve kuranı göz nuruyla çoğaltsın / kayış zade Osmanlar.. (A. N. ASYA) syf 358

 

208-TEKEBBÜR: Böbürlenme, kendini üstün görme, kibirlenme. Kişinin kendisini yaratan Allah’ı ve yaratılış amacını unutarak daha çok maddi olan şeyleri öne çıkarmak suretiyle kendini üstün görüp, ibadet yapmaktan yüz çevirmesi ve başkalarını da küçük görmesi. “Tekebbür edenler, bütün mucizeleri görseler yine de iman etmezler. Doğru yolu görseler o yola girmezler. Fakat azgınlık yolunu görseler hemen o yola girerler. Bu durum onların ayetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir.” (Kuran 7/146) syf 358

 

209-TEKFİN: İnsanı saygının ve değer vermenin bir ifadesi ve son insanlık görevi olarak ölen bir kişinin baştan ayağa beyaz bir bez ile usulüne göre sarılması, kefenlenmesi. Şehitler öldükleri sırada üzerlerinde bulunan elbiseleriyle gömüldüklerinden kefenlenmezler. “Ölülerinizi beyaz bez ile tekfin ediniz.” (Hadis) syf 358

210-TEKFİR: Birinin İslam dan çıkıp küfre girdiğini söyleme. Bir Müslüman ı yaptığı bir iş, davranış veya düşüncesinden dolayı dinden çıkmakla suçlama, kafirlikle itam etme. Küfre girdiği, dini delillerle kesin kanıtlanmayan bir insanı küfürle suçlamak veya işleidği günahlardan dolayı dinden çıkmasına hükmetmek İslam a göre büyük günahtır. “Bir Müslüman herhangi bir mümini tekfir ettiklerinde, tekfiri gerektiren suç, o kiide varsa sözünde isabet etmiştir. Eğer söylediği tekfir ifadesi o kişide yoksa söyleyen kişi kafir olur.” (Hadis) syf 359

 

211-TEKKE: Bir tarikata bağlı olan kişilerin bir şeyhin maddi ve manevi idaresi altında zikir, ibadet, eğitim öğretimle meşgul olup ruhen ve ahlaken olgunluk kazandıkları yer. “Yemekte çerviş olur / Tekkede derviş olur / tanrı yardım ederse / dünyada her iş olur.. “ (Suat Akalın) syf 359

“Eşek derviş olmaz gitmekle tekkeye / Kişi hacı olmaz gitmekle Mekke ye..” syf 359

 

212-TEKVİN: Allahın herhangi bir şeyi örneksiz olarak en güzel şekilde yaratması ve yoktan var etmesi anlamında Allahın sıfatlarında biri. Yahudilerin mukaddesin kitabı Tevrat ın yaratılış konularında bahsedilen ilk bölümü syf 359

 

213-TEREKE: Ölünün mirasçılar arasında paylaşılmak üzere bırakmış olduğu para dahil taşınılır ve taşınılmaz mallar, miras. Kişi öldüğü zaman terekesinde ilk önce borçları ödenir. Sonra vasiyeti yerine getirilir. Geriye kalan mallar da mirasçılar arasında paylaşılır.  Syf 362

 

214-TESBİH: Allahı yüceliğine layık olmayan kusur ve eksikliklerden, yanlış nitelendirmelerden gerek inanç, gerekse söz ve kalple tenzih etme, uzak tutma, arındırma. / evrendeki her varlığın allahı kendisine yüklediği görevi ve evrenin işleyişine uygun  vazifesini yapmasıdır. “Her şey allahı tesbih eder, lakin siz anlayamazsınız. (Kuran) /Namazlardan sonra okunan subhanallah elhamdulillah allahu ekber dualarını 33’er defa söyleme. “Kim her defa namazın sonunda 33’er kez suphanallah elhamdülillah ve Allahu ekber diyerek tesbih eder sayıyı yüze tamamlamak için de la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir ve ileyhil masir. Derse denizin hataları denizin köpüğü kadar çok olsa bile Allah tarafında bağışlanır.” Syf362

 

215-TESLİS: üçleme, üçe çıkarma, baba oğul ve ruhulkudusün birleşmesinden oluşan Hıristiyanlıktaki tanrı anlayışı. Teslis inancına göre baba allahı, oğul isayı, ruhulkudüste cebraili simgeler. “And olsun Allah kesinlikle Meryem oğlu nesihtir diyenler kafir oldular. Oysa isa: ‘Ey israiloğulları! Benim rabbim ve sizinde rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Kim Allaha ortak koşarsa şüphesiz Allah ona cennete girmeyi haram eder. Böylelerinin varacağı yer ateştir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.’ Dedi. And olsun ki Allah üçün üçüncüsüdür, diyerek teslis inancına sahip olanlar da kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek tanrıdır. Dediklerinden vazgeçmezlerse andolsun inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaklardır. (Kuran 5/72-73) syf 363

 

216-TEVRAT: 4 büyük kitaptan ilki olan hz. Musa’ya gönderilen kutsal kitap. Eski ahit denilen kitaplar bütünü. 33 bölümden oluşur. İbranice, yunanca ve Süryanicedir.  Tevrat okunurken başın mutlaka örtünmesi gerekir. Açık başla Tevrat okunmaz. Mabede girilmez. Tevrat hakkında tartışma ve eleştiriye izin verilmez. Okul çağındaki her öğrencinin bir Tevrat ı  vardır. Syf 366

 216B-TEVAZU:TEVAZU NEDİR?

Hz. İmam Ali’ye (ra) sordular:

“Tevazu nedir?”

Şöyle buyurdu:

“Tevazu, toprak ile bir olmaktır. Bir insan, ne kadar şerefli makamlara, geçerse geçsin, aslının toprak olduğunu ve bir gün yine toprağa karışacağını unutmamalıdır.”

 

217-TIBBI NEBEVİ: Hz. Muhammed s.a nın sağlığın önemi ve korunmasıyla ilgili öğütleri. Hastalıkların tedavisiyle ilgili görüşleri ve önerdiği pratik çözümler. İslam dini insan sağlığına büyük önem vermiş, koruyucu hekimlik sistemini getirmiştir. Tıbbi nebevi ile ilgili öğütler; düzenli beslenme, temizlik konularında yoğunlaşmaktadır.  syf367

 

218-TÖVBE: İnsanın bilere veya bilmeyerek yaptığı hata, kusur, büyük ve küçük günahlarından dolayı pişman olup bir daha aynı günahları yapmamaya karar vererek vazgeçmesi. “Günahına tövbe eden sanki onu işlememiş gibi olur.” Bir Müslüman’ın bir daha günaha dönmeme ve ibadetlerini aksatmama konusundaki kesin kararı. Allahın emir ve yasaklarına, hz peygamberin hayat tarzına aykırı bir söz ve davranıştan dolayı kalben kirlenme, yaratılıştaki günahsızlık halinden uzaklaşma sebebiyle yeniden Allahın emrine, bağışına, korunmasına dönme, bir daha günahlara dönmeme konusunda Allahtan özür dileme. Tövbenin kabul edilmesi için şu şartların yerine getirilmesi gerekir: Geçmiş günahlardan pişmanlık, farzları yerine getirme, her türlü haksızlığı terk etme, hak sahiplerine hakkını vererek helalleşme,  bir daha günaha dönmemeye kararlı olma. “Töbe-i nasuhtur.”  “Kim yaptığı zulümden (şirk, küfür, isyan) dan tövbe eder, durumunu düzeltirse şüphesiz, Allah onun tövbesini kabul eder. Çünkü, Allah kullarını bağışlayan ve merhamet edendir.” (Kuran 5/39) syf 369

 

219-TUĞYAN: Kişinin ilahi emirlere karşı duyarsız davranarak şehvet ve tutkularını ilah edinmesi. Yöneticilerin kendi iktidarlarını devam ettirmeleri için yaptıkları her türlü haksızlık, zulüm, işkence. “Bize kavuşmayı ummayanları (Ahiret gününe inanmayanları) kendi hallerine bırakırız. Onlar da tuğyan içersinde bocalar dururlar.” (Kuran 10/11) syf 369

 

220-TU-Lİ EMEL:Sonu gelmeyen arzular, tutkular, hırs, açgözlülük. Dünyaya ve dünya nimetlerine hiç ölmeyecekmiş gibi bağlanarak Allah’ı unutma Ahiret için hazırlık yapmama. Syf369

 

221-UKUBAT: İslam fıkhında, hukukunda dinin koymuş olduğu emir ve yasaklara uymayanlara verilecek olan cezalar. Hukuki yaptırımlar. Syf371

 

222-ULÜL EMR: Müslümanların seçimle iş başına getirildiği, halk arasında adaletle hüküm veren, toplumla sık sık istişare eden, Müslüman’ların her türlü sorunlarını kuran ve sünnete dayanarak çözebilme birikim ve donanıma sahip İslam bilgini. Savaşta da askerlerin emir komutasını elinde tutan Müslüman komutanlar. (Kuran 4/59) syf 372

 

223-UZLET: Halk arasında olmasına rağmen kalben Allah’la birlikte olmakla, gönlünü Allaha verme, insanın kendini geliştirmek amacıyla günahlardan ve günaha sebep olan davranışlardan kaçınması; başkalarının kötü davranışlarından etkilenmemek için toplumdan uzaklaşma, yalnızlığı tercih etme. Syf372

 

224-ÜLFET: Kalplerin ısınması, kaynaşma, arkadaşlık. Ahlakı güzel ve başkalarına yararlı olan insanlarla nitelikli dostluklar kurup onlarla görüşme konuşma. “Mümin, ülfet eden ve kendisiyle ülfet edilendir.” Syf 373

 

225-ÜMMET: Topluluk, cemaat, din ve inanç birliği temelinde bir araya gelen ve aynı peygambere bağlanan insanlar topluluğu bir din üzerinde birleşen millet. “Sizden insanlara hayırlı şeyleri yapmaya çağıran iyiliği emreden kötülükleri engelleyen bir ümmet olsun.” (Kuran 3/104) syf373

 

226-ÜMMİ: Anasından doğduğu gibi saf, temiz kalmış, manevi kirlenmeye uğramamış kimse. Okuma, yazma bilmeyen. “Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve incilde sıfatlarının yazılı buldukları peygambere ümmi olan rasule uyarlar. O ümmi peygamber onlara iyiliği emrede, kötülüğü yasaklar.” (Kuran 7/157) syf 373

 

227-ÜMMÜL KİTAP: Olmuş ve olacak her şeyin bilgisinin içersinde yazılı olduğu ana kitap, ana kart. “Allah önceki mesajlarından dilediğini yürürlükten kaldırır, dilediğini bırakır, pekiştirir. Çünkü ümmül kitap Allahın katındadır.” (Kuran 13/39) syf 373

 

228-VACİBÜL VÜCUD: Varlığı kendiliğinden olup, var olma konusunda bir başka varlığa muhtaç olmayan Allahtan başka bütün varlıklar var olmak için bir yaratıcıya muhtaçtır. Syf375

 

229-VACİP: Dince yükümlü sayılan insanlara farz seviyesinde olmayan, Allahın emirlerine yerine getirmesi denir. “Cünüplükten sonra gusük yapmak vaciptir.” (Hadis) syf 375

 

230-VAFTİZ: Hıristiyanlıkta kişiyi ilk günahtan arındırmak, Hıristiyanlaştırmak amacıyla doğumunun 8. gününde suyla yıkama dine katılmanın hukuki ve kutsal göstergesi. Hristiyanlık inancına göre Hz. Ademin işlediği suçtan dolayı her doğan çocuk suçlu ve günahkar doğar. Çocukları bu günahtan temizlemek için doğumlarının ilk haftasında temizlemek için gerekir. İleriki yaşlarda da yapılabilir. Ortodokslar suya daldırmakla, Katoliklerse su serpmekle yaparlar. Vaftiz esnasında papaz baba oğul ruhülkudüs adına vaftiz ediyorum der. Vaftiz edilen kişinin günahlarının affedildiğine inanılır. Syf 375

 

231-VAHDANİYET: Kuranın ana konularından biri. Allahın birliği, varlığı, yaratması, emretmesi fiilleri sıfatları ve isimlerinde tek ve eşsiz olması, benzerinin olmaması anlamında Allahın sıfatlarında biri. “ Eğer göklerde ve yerde Allahtan başka tanrılar olsaydı yerin ve göklerin ve ikisi arasında olan her şeyin düzeni bozulurdu.” (Kuran 21/22) ermendeki mükemmel ve doğal denge Allahın vahdaniyetinin göstergesidir. Syf 375

 

232-VAHDETİ VÜCUT: Allahın isim ve sıfatlarının evrendeki varlıklardaki görüntüsü; tecellisi kabul edilen tasavvufi anlayış. Allahın isim ve sıfatlarının alemdeki varlıklar şeklindeki görülmesi, gerçek vücut sahibi olarak Allahın kabul edilmesi. Varlıkları Allahın gözükme yeri olarak görme ve tanıma anlayışıdır. Varlıkları Allahın kudretini ve cemalinin bir tecellisi olarak kabul edilirken yunan düşüncesinde eşyayı, varlığı tamrı olarak gören panteizm olarak ayrılır. Bu kavramı muhittin ibni Arabi sistemleştirmiştir. Syf 376

 

233-VEHABİLİK: Abdul vehhabın (1703-1787) düşünceleri çerçevesinde oluşan siyasi hareket. Vehabilik, ibadet ve İslam fıkıhının diğer konularında ibni tevmiye tarafından yapılan yorumunu tecih eder. İnanç alanıyla ilgili konularda ayet ve hadisleri herhangi bir yorum yapmadan kabul eder. Kuran ve sünnette açıkca belirtilmeyen her şeyi bidat kabul eder. Mezar ve türbe ziyeretini kabul etmez. Şirke neden olmamı için Hz. Peygamberin kabrinin ziyaret edilmesinin bile yasaklanması savunur. Kandil kutlama, mevlit okutma, nazar boncuğu takma, muska asma, sihir, büyü, fal ve evliyanın ruhunda yardım isteme şirk kabul edilmiş, camilerin süslenmesi ve minare yapılması da hoş değildir. Syf 376

 

234-VAHİY: Peygamberler aracılığıyla insanlara hayatın hangi ilkelere göre yönlendirilmesi ve nelere uyup nelerden sakınması gerektiğini bildiren ilahi bilgi ve bu bilginin gönderiliş tarzı. / Allahın evrendeki canlı cansız bütün varlıklar için koyduğu, emrettiği ve ondan uymak zorunda olduğu doğal kurallar. Bal arısı dizayn eden Allah dağlarda ağaçlarda, kovalarda yuva edinmesini; sonra da her çeşit üründen yemesini emrederek onun zihnine gerekli programları yüklemiştir. (kuran 16/68-69) syf 377

 

235-VAHİY KATİBİ: Hz. Peygambere vahyedilen ayet ve sureleri vahyin başlamasından sonuna kadar yazan sahibiler. Kuran indiği zaman hemen yazıya geçerilmiş ve bunlardan birini de kendisi saklamıştır. Aynı zamanda ezberlenmiş ve her namazda okunmuş, hayatta uygulanmış ve her ramazanda Cebrail tarafından okunmuştur. Vahiy katipleri; hz Ebubekir, Osman, ömer, ali, zeyt b sabit, hz Abdullah b rehava. Syf 377

 

236-VAKAR: Ağırbaşlılık, ciddiyet, onur, haysiyet, izzet, şeref, insanın kişiliğini koruyup şahsiyetini zedeleyecek her türlü davranıştan sakınması. “Rahmanın öyle kulları vardır ki; yeryüzünde vakarla yürürler.” (kuran 25/73) syf 377

 

237-VAKIF: Bir mal mülkiyeti vakfedilen kişide kalmak üzere yararlanma hakkını insanların hizmetine sunma.  “Vaktiyle gölgesinde dinlendiğimiz çınar / Eski mahalle, vakıf, çeşme, bakımsız camii (C.S.TARANCI) dinin kullanılmasına onay verdiği taşınan veya taşınmayan bir maldan yararlanma hakkını, Allah rızası için toplum kullanımına verip bu malı satmayı veya bir başka şahsa mülkiyetini devretmeyi yasaklama, engelleme. Vakıfların çokluğunun asıl sebebi çok daha güzeldir. Zengin ve geliri olanlar camii, hayır müessesi, köprü, çeşme yaptırarak vatan toğrağının her köşesine adını verirler. Halkın saygısını kazanırlar. Aynı zamanda ahrete yönelik sevap kazanırlar. (Y. K. BEYATLI) “Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcamadıkça hayra tam olarak erişemezsiniz..” (Kuran 3/92) syf 378

 

238-VAKFE: Haccın farzlarından biri olarak Mekke nin Arafat denilen bölgesinde zilhiccenin 9. gününe rastlayan arife günü öğle vaktinden kurban bayramının ilk günü güneş doğuncaya kadar bir müddet bekleme. “kim bizimle beraber Arafat vakfesini yaparsa o kişinin haccı tamam olur.” (Hadis) syf 378

 

239-VEDİ: Küçük abdestten sonra idrar yolundan gelen beyaz renkli yapışkan sıvı..Cünüplük sebebi sayılmaz.Bu nedenle gusül abdesti almak gerekmez.Abdest aldıktan sonra vedi gelirse tekrar abdest almak gerekir. S382

 

240-VELİ: Birine yardım eden işini üzerine alıp yöneten yönetici, arkadaş, dost. Bunuma gibi sebeplerden hukuki eksikliğinden dolayı haklarını kullanamayan kişinin sorumluluğunu üstüne alan kimse.  Allaha iman ve içtenlikle yapılan kulluğun sonucunda onun sevgisini ve dostluğunu kazanan ermiş kişi evliya, eren. “Allahı velileri için kesinlikle korku yoktur. Onlar ahirette üzülmeyecektirler.” (Kuran 10/62) “Velisi olmayanın velisi benim.” (hadis) “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veliler edinmeyin. Sizden kim onları kendisine veli ederse o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.” (Kuran 5(51) “Eğer borçlanan kimse akılsız, aciz yada yazdıramayacak durumdaysa velisi dosdoğru olarak yazdırsın.” (Kuran bakara 282) syf 384

 

241-VİCDAN: Kalpteki gizli his, iç duygusu hayır yapmaktan hoşlanan kötülükten sakınan, iyiyi kötüden hayrı şerden ayırt etmeye yardımcı olan ahlaki duygu, gizli his. “Ne irfandır ahlaka veren yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” (M.A.ERSOY) syf 385

 

242-VESVESE: Fısıltı, şüphe, kuruntu, işkil. Kışkırtma şeytanın aldatması, ayartması veya kötü insanların etkisiyle kalbe gelen şytani düşünce, kuruntu. “Gerçek şu ki; insanı biz yarattık. Onun iç beliğinin kendisine ne vesvese verdiğini biliriz. Çünkü biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kuran 50/16) “Şeytanın verdiği vesveselerden insan onunla amel etmedikçe veya onu söylemedikçe sorumlu değildir.” (Hadis) (Kuran 114,1-6) syf 385

 

243-YAHUDİLİK: Allahın Hz. Musa aracılığıyla israiloğulları na gönderdiği dindir. Diğer adı Museviliktir. Yakup peygamberin 4. olan oğlundan yani yehuda nın soyundan gelen anlamına gelir. Yahudi olunmaz doğulur. Syf 387

 

244-YAKİN:Kesin ve güvenilir olan aksinin ihtimal olmayan, şüphenin zıddı. Hayatın sonu.. “Sana yakin gelinceye kadar rabbine ibadet et.” (Kuran 15/99) syf 388

 

245-YALAN: Kişinin gerçeği saklayıp, bildiğinin aksini söylemesi olup büyük günahlardandır. Münafığın belirtilerindendir. 3 yerde söylenilebilir; savaşta, dargınların arasını barıştırmada, yıkılmak üzere olan aile yuvasını kurtarmak amacıyla… “Kişi yalan söyleyince kalbinde siyah bir leke oluşur. Yalan söylemeye devam ederse kalbi tamamen kararır. Sonunda Allah katında yalancılardan yazılır” (Hadis) syf 388

 

246-YECÜC-MECÜC: İslam inancına göre kıyametin büyük alametlerinden biri olarak yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak olan, k,mler olduğunu nereden, ne zaman çıkacağını sadece Allahın bildiği topluluk. “Nihayet yecüc ve mecücün önü açıldığı ve onlardan her tepeden akın etmeye başladıkları zaman kıyamet yaklaşmış olur.” (Kuran 21/96-97) syf 389

 

247-YEDİ BEYZA: Parlayan el. Hz. Musa ya verilen mucizelerden biri. Etrafını aydınlatacak şekilde elinin parlaması ve peygamberliğini ispat etmek için kullandığı mucize. “Musa elini göğsünden çıkardı. Birden eli bakanlar için yedi Beyza oldu.” (Kuran 26/33) syf 389

 

248-YEİS: Ümitsizlik, umudun kalmaması. Mümin hayatının hiçbir anında yeise düşmemelidir. Allahın rahmetinden ümit var olmalı, günahlarından sık sık tövbe etmelidir. Tövbeyi ve ibadeti yaşlılığa ertelememelidir. Son nefesinde yeis halinde yapılan iman geçersizdir. “Allahın rahmetinden yeise düşmeyiniz. Allahın rahmetinden ancak kafirler yeise düşer. (Kuran 12/87) syf 389

 

249-YEMEK DUASI: Allahın verdiği yiyecek ve içecekler başta olmak üzere enfüsi ve afaki nimetlere şükretmenin bir göstergesi olarak yemek yendikten sonra yapılan dua. Bu dua peygamber tarafından yapılmış olup sünnettir. “Elhamdullillezi et amene ve seganeve cealene müslimin. Allahümme barik lena fıh, ve etimma hayran minhu verzukna ve ente hayrur razikin. Allahümme inna neselüke tamamen’n nimeti ve devamel afiyeti” (Bize yediren, içiren ve Müslüman olmayı nasip eden Allah’a hamd olsun! Allahım! Bize bu yediğimiz yemek sebebiyle bereket ver, hakkımızda bu yemeği mübarek kıl. Bize bu yemekten daha hayırlı olanını ver. Bize rızk ver. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın. Allahım! Biz senden nimetin tamamını ve afiyetin devamını istiyoruz.) syf 390

 

250-YEMİN: Bir işi yapmayı veya yapmamayı Allahın zatı, isimlerinden ve sıfatlarından birisiyle güçlendirerek Allah adına söz vermek. Vallahi, billah, tallahi kelimeleriyle yapılır. Gelişi güzel yemin İslam dininde hoş karşılanmaz. Kişi gelecekte bir iş yapmaya yemin eder;fakat gerçekleşmezse ceza olarak ya 10 fakiri sabah akşam doyurur veya giydirir. Bunlara gücü yetmezse 3 gün peş peşe oruç tutar. Tövbe eder. Hakkı geçen kişiden helallik alır. “Sizden biriniz yemin ettiğinde ya Allah adına yapsın ya sussus…” (Hadis) Çeşitleri: Yemini gamus: geçmişte yapılan bir işe dair yemin, büyük günahlardan olup kefareti yoktur. Hakkı geçenden helallik dilenmelidir. Yemini Lağıv: Dil alışkanlığı yada bir şeyin doğru olduğunun sanılarak yapılan yemin. Kefaret gerekmez. (Bakara 225) Yemini münakide: Geleceğe ait yapılacak bir şey hakkında yemin. Bu yemine uymak ve yapmak zorunludur. Kefaret gerekir. (Kuran 5/89)  syf 390

 

251-YERHAMÜKALLAH: Aksıran, hapşıran kişi elhamdulillah (Verilen bildiğiniz bilmediğiniz nimetlere şükür olsun) dediğinde yanında bulunan kişiler yerhamukallah (Allahın huzuru, sevgisi, barış dolu bir hayatı, sana olsun. Sağlıklı güven içinde bir ömür dilerim) desin. “Sizden birisi aksırdığı zaman elhamdulillah desin. Arkadaşı da ona yerhamukallah desin. Bunun üzerine aksıran “yehdina ve yehdi kumullah ve yuslih ba’le küm” (Allah size de bize de en doğruyu göstersin. Sağlıklı mutlu bir yaşam versin. Hepimizin maddi manevi durumunu düzeltsin) desin. (Hadis)  syf 391

 

252-YETİM: Ergenlik çağına ulaşmadan ana ve babası ölen kişi. Yetim malı yemek en büyük günahlardandır. İhtiyaçları karşılanması yetim ve öksüzlerin gözetilmesi, kendi malına sahip olabilecek ve işletebilecek seviyeye gelinceye kadar korunması, dini ve insani bir görevdir. “Kim bir yetimin başını okşarsa, Allah o kişiye başını okşadığı yetimin saçları sayısınca sevap verir. Yanında bulunan yetimlere iyi davranan kişiler cennetle benimle beraber olacaklardır.” (Hadis)syf 391

 

253-YEZİDİLİK: Adi b. Müsavir, b. İsmail (1162) tarafından kurulan bir mezhep. Kutsal kitapları Kitabul celve dir. Putperestliğe ait birçok düşünceleri içinde barındırır. Yezidin melek olduğu, yerin nuru ve insanlığın sevinci; şeytanın ise Allahın elçisi ve meleği olduğuna inanmaktan ibarettir. Yezidilere göre ibadet; namaz, oruç, hac, zekattan ibarettir. Güneşin doğuşu ve batışı anında ona yönelerek dua edilir. Oruç ise aralık ve Temmuzda 20’şer gün tutulur. Zekatı alt gelirdekiler verirler. Bir tür kast sistemi sayılan sınıflar vardır. Sınıflar arası geçiş imkansızdır. Türkiye’de 1000 civarındadırlar. Syf 391

 

254-YOBAZ: Kaba saba, nazik olmayan, eğitimsiz, haşin, saldırgan, herhangi bir fikre, inanışa veya heykel sevgisine körü körüne bağlanan hiçbir karşı düşünceyi kabul etmeyen ve özgürlük alanı vermeyen hoşgörüsüz kimse. İnsanları kendi düşüncesi doğrultusunda kalıptan çıkmışçasına yetiştirmeye çalışan onarlı düşünce, fikir, inançlarına müdahale eden. “Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu / Yine sen kesiyorsun küfür uğruna yolu.. (N.F.KISAKÜREK) syf 392

 

255-YORTU: Hıristiyanların dini bayramı, Hz. İsa nın yaşamını, doğumunu, ölümünü dirilişini anmak için yapılan bayram. Syf 392

 

256-ZAHİR: Evrendeki her şeyin apaçık olarak varlığına işaret etmesi. Yarattıklarına yardım edip desteklemesi, Allahın gücü üzerinde güç ve kuvvet olmaması anlamında esmaül hünsadandır. “O, evveldir. Kendisinden önce hiçbir varlık yoktur, ahirdir. Kendisinden sonra hiçbir şeyin kalmayacağı sondur. Zahirdir, varlığı apaçıktır. Batındır, zatının hakikati gizlidir. Akıllar onu özünü kavrayamaz. O her şeyi bilendir. Syf 395

 

256-ZAHİT: Kendini ibadete veren, şeytanın hile ve tuzaklarına aşırı istek ve tutkulara karşı durabilen, dünya nimetlerine gereğinden fazla bağlanmayıp, kendini Allaha vermeye gayret eden; bu sayede ahlaken ve ruhen gelişen kimse. “Dünyada zahit ol ki Allah seni sevsin. İnsanların elinde bulunan nimetlere karşı da zahit ol ki; insanlar seni sevsin…” (Hadis) syf 395

 

257-ZAKKUM AĞACI: Kuran’ göre ateistlerin ve kafirlerin cehennemde yiyeceği olan ağaç. Yaprakları küçük çiçek açan, yasemine benzeyen, kokusu çok kötü ve meyvesi de çok acı ve çok kötü olan bir ağaç olup asıl şeklini Allahın bildiği bizim bilemeyeceğimiz bitkidir. “Zakkum ağacı günahkarların yiyeceğidir. Erimiş bakır gibi karınlarda kaynar.” (Kuran 44/43-45) syf 396

 

258-ZALİM: Haksızlık eden, adaletsiz, hukuk dışı davranan. “Allah zalimleri sevmez.” (Kuran 3/140) Baskı şiddet, işkence uygulayan, gaddar, merhametsiz, Allah ı inkar eden müşrik ve kafir, büyük günah işleyen, günahkar, fasık. “Allahı zalimleri yapmış olduğu şeylerden habersiz sanma.” (Kuran 14/42) “Bakara 254 ve 229” syf 396

 

259-ZAN: Şüphe, tereddüt, sanma. Doğruluğu yada yanlışlığı kesin olarak kanıtlanmayan şey. İslam dini insanlar hakkında suçu veya kötülükleri kanıtlanana kadar, haklarında iyi düşünmeyi (hüsnüzanda bulunmayı) önermiş. Kötü zan (sui zan) beslemeyi ise hoş karşılamamıştır. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allahtan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir. Size karşı çok şefkatlidir.” (Kuran 49/12) syf 396

 

260-ZARURET: Muhtaçlık, çaresizlik, zorda kalma. İslamın yasakladığı bir şeyi yapmaya veya yemeye zorlayan durum. Zaruret de yasak olan şeyler serbest olur. “Kim zaruret olmaksızın 3 Cuma namazını terk ederse, Allah onun işini gücünü rast getirmez.” (Hadis) (Kuran 2/173) syf 397

 

261-ZAVİYE: Şehir ve kazaların kenarlarından veya uzak yerlerinde kurulan küçük tekke. Syf 397

 

262-ZEBANİ: Cehennemde görevli melek. Dünyada allahı inkar etmenin ve emirlerini yerine getirmemenin sonucunda cehenneme girmeyi hak edenleri cehenneme atmakla görevli olan melek olup kurana göre son derede güçkü ve sert karakterlidirler. Allahın emri dışında bir şey yapmazlar . “Peygamberi ve sonraki insanları namaz kılmaktan engelleyen kimse, Allahın her şeyi görmekte olduğunu bilmez mi? O, bu davranışından vazgeçmezse onu perçeminden; yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürekleriz; o zaman kafadarlarını akıl hocalarını ve görüşündekileri çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.” (Kuran 96/14-18) syf 398

 

263-ZELLE: Herhangi bir kasıt olmaksızın peygamberlerde unutma, yanılma veya hata olarak ortaya çıkan kusur. “Kasıtlı günah işlememe demek olan ismet peygamberlerin sıfatlarıdır.” Syf 399

 

264-ZERDÜŞTLÜK (MÖ. 479) : İranlı Zerdüşt tarafından kurulan inanç sistemidir. Syf 399

 

265-ZIHAR: İslam öncesinde bir kimsenin eşine kızdığında ‘Sen bana anamın sırtı gibisin’ diyerek ona haksızlık yapması. Günümüzde de kadına onu dışlayıcı ve boşlukta bırakıcı laflar söylenilerek dışlanması yasaktır.(kuran 58/3-4) syf 400

 

266-ZINDIK: Allah ı Ahiret günü inanmayan islamın temek prensiplerini reddeden imasız, müşrik, ateist, dinden çıkan, peygambere küfür eden, onu küçümseyen, inkar ettiği halde Müslüman gib görünen münafık. İslamı kötü göstermek için yapılan senaryo sahipleri. Syf 400

 

267-ZİKİR: Allahı anma amacıyla yapılan ve söylenen ibadet. Tespih ve övgü sözleri “Siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.” (Bakara 152) “Şüphesiz zikri biz indirdik. Onu koruyacak biziz.” (Kuran 15/9) syf 400

 

268-ZİKRULLAH: Allahı hatırlama, anma, kuran okuma. Kulun helal ve haramlara dikkat ederek yaşaması. Allahın rızasını kazanacak ameller ortaya koyması. Mükafat olarak Allahın kulunu anması zikretmesi. “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda zikrullaha koşun. Alım satımı bırakın. Bilirsiniz bu sizin için daha hayırldır.” (kuran 62/9) syf 401

 

269-ZİNA: Aralarında nikah bağı bulunmayan erkek ve kadın arasındaki cinsel ilişki.İslam agöre en büyük günahlardandır.Kur an ve hadislerde zinanın yasaklığı ve zinaya götüren davranışların yasak oluşundan bahsedilir.Bütün peygamberlerde zina yasaktır.”Zinaya ve zinaya götürecek,sebep olacak şeylere yaklaşmayın,Çünkü zina çok büyük  ahlaksızlık ve çirkefliktir.”(Kur an 17/32) syf 402

 

270-ZİNNUREYN: 2 nur sahibi. Hz. Peygamberin kızlarından, önce Rukiye’nin vefatından sonra kızı ümmü gülsüm ile evlenerek Hz. Muhammed’e 2 kez damat olan Hz. Osman’a verilen lakap, unvan. Syf 402

 

271-ZULÜM: Baskı, şiddet, işkence, haksızlık, haddi aşma. “Ne zulüm ediniz, ne zulme uğrayınız. Allaha ortak koşma, sapıklık, Allah’ı inkar etmek.” (Kuran 6/82) Hukuki sınırları geçme. “Kim başkasına ait bir toprak parçasını zulümle alırsa, kıyamet gününde o toprak parçası bu kişinin boynuna 7 kat ağırlığıyla geçirilecektir.”Allahın koyduğu vahiyle ilke ve sınırlanırı tanımama, keyfi hareket etme.

---"Zulm" bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adaletsizce davranmaktır. Şirk büyük bir zulümdür. Çünkü insan yaratıcısı, rızık ve nimet verenine, yaradılışı, rızıklanışı ve bu dünyada hoşlandığı şeylerle nimetlenişinde hiçbir katkısı ve ortaklığı bulunmayan varlıkları ortak koşmaktadır. Bundan daha büyük bir adaletsizlik olamaz. İnsanın yalnızca Allah'a tapması, Yaratıcı'nın insan üzerindeki hakkıdır. Fakat müşrik, başkalarına tapmakta ve Allah'ın bu hakkını çiğnemektedir. Dahası o, Allah'tan başkasına taparken yaptığı her işte, kendi akıl ve bedeninden tutun, yer ve göklere kadar birçok şey sarfeder; oysa bu harcadıkları, bir Allah tarafından yaratılmıştır ve insanın Allah'tan başkasına kulluk ederek onlardan hiçbirini sarfetmeye hakkı yoktur. Hem sonra insanın nefsi üzerinde bir hakkı vardır ki bu, kendisini alçaltmamak ve cezaya müstehak kılmamaktır. Fakat Allah'tan başkasına tapan kişi cezaya müstehak olduğu gibi kendisini de alçaltmaktadır.
Syf403

 

272-ZÜHT: ahrette mutlu olmak için kişiyi allahı anmaktan alıkoyacak şeylerden yüz çevirmesi. Helalleri yapma, yasaklardan kaçınma, ibadetlere dikkat etme. “Mezarları ziyaret ediniz. Çünkü mezarlar size ölümü hatırlatır. Züht sahibi yapar.” (hadis) syf 403

 

273-ZÜLFİKAR: Uhud savaşında peygamberin Hz. Aliye hediye ettiği ucu 2 çatallı kılıç. Syf 403

 

KAYNAKLAR:

1-Türk tarih kurumu Sözlük http://tdkterim.gov.tr/bts/ .

2-T.C.Diyanet gov tr :Web kütüphanesi,

3-T.C.Diy,işl.Bşk.İslam Anskl.Bk.İslam hukuku,Fıkıh,şeriat maddeleri,Mecelle.

4-T.C.Meb yayınları "DİNİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ"2010 Ankara

5-Din kül ders kitapları "Hacı Bektaş-ı Veli,Şeriatın kırk makamı"

6-T.C.Diyanet işleri başk.: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=1244

7.T.C.Diyanet işleri bşk.  http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/DiniBilgilerDetay.aspx?ID=1268

8-T.C.Diyanet işleri bşk.  http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/dinibilgiler.aspx?KID=1

9-Kültür bakanlığı   WEB   http://www.kultur.gov.tr/TR/arama/1-61486/arama.html?1,1,1,0,0,%C5%9Feriat

10- KAYNAK:T.C.Kültür bakanlığı   http://www.kultur.gov.tr/TR/arama/1-61486/arama.html?1,1,1,0,0,%C5%9Feriat

11-T.C.Meb   İmam hatip Liseleri Fıkıh ders kitabı Ankara Meb yayınları

12-T.C Diy.işl.bşk. İSAM  http://www.isam.org.tr/index.cfm?fuseaction=objects2.detail_content&cid=609&cat_id=4

 

Bu haber 9097 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

10.SINIFLAR DİN DERS NOTLARI

İSLAM DA EMİR VE YASAKLARIN PRENSİPLERİ

İSLAM DA EMİR VE YASAKLARIN PRENSİPLERİ İSLAM DA EMİR VE YASAKLARLA İLGİLİ İLKELER

ALLAH,İNSANI NE İÇİN YARATMIŞTIR?

ALLAH,İNSANI NE İÇİN YARATMIŞTIR? ALLAH,İNSANI NE İÇİN YARATMIŞTIR?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1057
Yorum 115
Haber Okuma 1914903
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi