BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

KÖTÜLÜKLER NEDEN VARDIR?

KÖTÜLÜKLER NEDEN VARDIR?

Tarih 28/Ekim/2010, 09:53 Editör BİLGE BİLGE

ALLAH MERHAMETLİYSE NEDEN KÖTÜLÜK VARDIR?ATEİST SORUSU
http://www.ahmetsahin.org/

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&   

  "Beyaz gömlek giymeden, siyah lekeleri temizlemek gerek.... "
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 
   " Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var."
 
      "  İmanı kuvvetli olanın, İmtihanı ağır olur"
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
----Baskalarini avutmakla kendi acilarini unutursun

-Bazi yikilislar daha parlak kalkinislarin tesvikçisidir

-Büyük mutluluklar, büyük acilarin yanibasindadir
...

-Ilerlediginiz yolda hic bir zorlukla karsilasmiyorsaniz,bilinki o yol asla sizi dogruya ulastirmaz...!
-----------------------------------------------------------------
Merhamet duygusu öfkesinden daha ileride ve daha galip olmalıdır. Rahmet mıknatıs gibidir. Muhataplarını kendine çeker. Anne şefkati gibidir, öfkesi bile şefkatten ileri gelmektedir. Kızması onun zarar görmemesi içindir. Kızgınlığı, öne çıkan bir duygu olmayıp, ona acımasının işaretidir. “Ne hâlin varsa gör” dememe durumudur.

       Çobanın attığı taş kendisine isabet eden koyun, çobanının, sahibinin rızası olmayan bir yere girdiğini anlar ve geri döner. Taşın isabet etmesine ve onun verdiği acıya takılıp kalmaz. O taşın atılma sebebini anlar ve yanlış yaptığının farkına varıp hatasından döner. Kendisi de zarar etmekten kurtulur. O taş bir öfke taşı değil, bir merhamet simgesidir. Onun vermek istediği mesajı alan için bir rahmet tecellisidir.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Hüzün Dalgası Çarptıysa Bir İnsanın Yüreğine;
Ya Mevla'sını Özlemiştir ya da Mevla'sı O'nu..
Mevlayı Özleyen Gönül ya Hüznü Bekler ya da Hüzündedir..
Bela, Gam ve Keder Mevla'nın Sevdiklerine Gösterdiği Kamçıdır..
Vurdukça Kendine Çeker...
...
...İmam-ı Rabbani(k.s)
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 
Allah’ın rahmeti her zaman geniştir. Kullarına karşı bunu her zaman göstermektedir. Sen bir gül istersin, sana binlerce gülün gülümsediği koca bir baharı verir. Sen bir kıvılcım istersin, sana koca bir gündüzü verir. Bir meyve istersin, dalların tablacılığında binlerce çeşit meyveleri iştihana sunar. Kuruyan dudağına bir damla istersin, gümbür gümbür akan ırmakları hizmetine sunar.

********************************************************

     "Kötü yaradılışlı kişi Allah'a yalvarmasın diye Allah ona dert keder vermez. Unutma firavunun başı bir kez bile ağrımadı.
*******************************************************
HAYATI TATMAK

  "Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim. Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim... "Hz. Mevlânâ

        " Derdin Yoksa üzül asıl! Dertliysen Bil Ki... O Seni Seviyor.... Bak ! Sevdiğin Ne Diyor ? "Allah Hayrını Dilediği Kişiyi Sıkıntıya Sokar!" Belki Sen Ashab-uhdud Kadar Acı çekmedin... Hani Kralları Onları Iman Ettikleri Için Ateş Dolu Hendeklere Atmıştı Ya... Belki Sen Ebu Zer (r.a) Kadar Acı çekmedin... Amcası Inandığı... Için Onu Hasıra Sarıp Yakmıştı Ya... Belki Sen Vahşi Kadar Acı çekmedin... Sevgilisi Ona "bana Görünme!" Demişti ya... Belki Sen Yakup (a.s) Kadar Acı çekmedin... Yusuf'u (a.s) Elinden Alınmıştı Ya... Unutma! Rabbin Kimseye Dayanabileceğinden Fazlasını Yüklemez...  "
 
"Belki çok Dertlisin.. Belki Artık Yeter Diyorsun... Belki Kendinden Geçmişsin... Belki de Ağlıyorsun... Belki Bu Musibetlerin Sonunda Eline Bir şey Geçip Geçmeyeceğini Düşünmektesin... Duy!!! Rabbin Sana Söylüyor.. "Sabredenlere, Felaketlere Karşı Dişlerini Sıkıp Göğüs Gerenlere Mükafatları Hesapsız ödenecektir.." Belk...i De Onca Insanın Arasında Neden Senin Seçildiğini Soruyorsun... Oysa Rabbinin Seçtikleri Kıymetlilerdir... "içinizden Mücadelecilerle Sabredenleri Ortaya çıkarıncaya Kadar Elbette Sizi Deneyeceğiz" (Muhammed, 47/31) Hayat Bir Imtihan Değil Mi ? Her Soru Ebedi Hayatında Yer Alan Bir Tuğla... Nefes Alıp Verdiğin Her An Yeni Bir Soruya Gebe... Onlar Olmasaydı Sonsuzluk Yurdunda Sana Ait Hiç birşey Olmayacaktı...
--------------------------------------------------------------------------------------
Ağrı, sızı ve hastalık hazinedir. Deri yırtıldı mı iç tazelenir
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 
-------------------------------------------------------------------------------------------
Düğümü kim bağladı ise en iyi o çözer. Bela Allahtan 'dır. Öyleyse?
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&6&&&
 
      "Üzülme der Mevlana ve devam eder.. '' Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun, Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmayı dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır. ''

           http://www.ahmetsahin.org/

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
     "Altın ateşle tecrübe edildiği gibi, salih kullarda sıkıntı ve imtihanlarla denenirler." Hz.Ali(R.A.)
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&   
--------------------------------------------------------------------------------------------
 
 "Pirenin ısırışından meydana gelen yanış , seni yılan soktu mu yok olur gider... "( Mevlana )
--------------------------------------------------------------------------------------------
         Bloomington’dan okuyucumuz: “Şu sorulara cevap vermenizi istirham ediyorum. Bunu bizim Müslümanlığımızın gereği sayıyorum. Burada felsefe öğrencileri şu soruları soruyor: ‘Yaratıcı kendi elçilerine bile belâ vermiş, musîbet vermiş? Neden? Dünyada herkes çile çekiyor; masumu, mazlûmu, fakiri, suçsuzu, çoluğu, çocuğu, büyüğü, küçüğü. Şefkatli bildiğin ve herkesi seviyor dediğin yaratıcın bu çileleri neden çektiriyor? Bunu nasıl açıklıyorsunuz?”
--------------------------------------------------------------------------------------------
Hayatta her şey üstüne doğru geliyorsa , durup düşenmek lazım ; BELKİ DE SEN TERS YÖNE GİRMİŞSSİNDİR
--------------------------------------------------------------------------------------------

     Felsefenin, “kötülük problemi”ni Eflâtun’dan beri tartıştığı ve bir çözüme de ulaştıramadığı bilinmektedir. İnsan hayatına ve mutluluğuna kast eden musîbetlere, belâlara, çile ve ıztıraplara ve gerek insanın ahlâksızlığı dolayısıyla olsun, gerekse maddenin kabiliyetsizliği veya tabiî bir gerekçeyle olsun her türlü zarar verici olaylara kısaca “kötülük” diyen felsefe, kötülüklerin neden var olduğunu hep sorgulamış, hattâ ateizm gibi bir takım uç akımlar da bu sorgulamadan doğmuştur.

      Dinlerde bu soruların cevabı vardır aslında. Ve dinlerin bu cevabı milyonları, milyarları tatmin ediyor. Meselâ dinler, felsefenin kötülük dediği problemlere “imtihan sırrı” diyor, “sabredilirse aşılır” diyor, “insanı kemâlâta yükseltir” diyor, “insanı gerçek mutluluğa ulaştırır” diyor, “insanı olgunlaştırır” diyor, “insanı günahlardan arındırır” diyor, “Allah’ın rızâsına kapı açar” diyor, “Allah’ın şefkatini celp eder” diyor, nihâyet “Allah’ın uyarısı ve ikazıdır” diyor. Yani semâvî dinlerde bu problem zaten aşılmış olduğu gibi, kimi ‘beşeri dinler’de bile bu problemin aşıldığını görüyoruz. Meselâ Budizm’de nirvanaya ulaşmak, yani gerçek mutluluğa ulaşmak çile ve ıztırap çekmeye bağlanmıştır.

      İslâmiyet’te zaten insanın ayağına bir diken batması bile günahlardan arınmasına ve Allah’ın şefkatinin celbine sebep teşkil eder. Musîbetlerin, çile ve ıztırapların perde önü ne kadar acı olursa olsun, isyan edilmediği sürece perde arkası sırf iyidir, güzeldir, rahmettir, şefkattir. Sabreden, Allah’ın mağfireti ile, Allah’ın rızâsı ile ve Allah’ın Cenneti ile müjdelenir. İslâmiyet’te bunlar sonsuz mükâfâtlardır ve bu mükâfâtların yanında dünyada çekilen geçici dert ve çileler devede kulak mesabesinde bile kalmaz!

    Demek felsefenin kötülüğü çözemeyişi aslında kendi düşüncesizliğinin problemidir. Ve kötülük problemini çözemeyen felsefe, onca çığırtkanlığına, onca gururuna, onca şatafatına rağmen, ne yazık ki, beşerin ortaya attığı dinlerden daha geriye düşmüştür! Böyle bir felsefeden ilham alan ateizm elbette dünyayı kötülüklerle sarılmış zannedecektir!

     Öyleyse şimdi Bedîüzzaman ı  dinleyeceğiz. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin kötülük problemine bakışını bir kaç maddede ele alalım:

1- Bedîüzzaman a göre, kötülüğü yaratmak “kötülük” değildir, kötülüğü kazanmak kötülüktür. Çünkü “yaratma” bütün sonuçlara bakar. Kazanmak ise husûsî bir ilişki iledir. Meselâ, yağmurun gelmesinin binlerle netîceleri var ve hepsi de güzeldir. Bazıları tedbirsizliği ile yağmurdan zarar görse, “Yağmur bir kötülüktür” diyemez. Meselâ ateşin yaratılmasında çok faydalar var. Kimileri tedbirsizliği veya kötü tercihi ile ateşten zarar görse, “Ateşin yaratılması kötülüktür” diyemez. Çünkü ateş, yalnız onu yakmak için yaratılmamıştır. Fakat o, yemeğini pişiren ateşe elini sokmuş ve o dostunu ve hizmetkârını kendine düşman yapmıştır.1

     Öyleyse Üstad a göre çok hayır ve iyilik için, az şer ve kötülük kabul edilmelidir. Eğer o az şer de gelmesin diye o çok hayırdan vazgeçilirse, o zaman çok büyük bir şer ve kötülük seçilmiş olur. Meselâ kangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir. Hâlbuki görünüşte şerdir. Oysa parmak kesilmezse el kesilir, kol kesilir, nihâyet hayat elden gider; daha büyük şer ve kötülük olur.

     İşte kâinâttaki şerlerin, belâların, zararların, kötülüklerin, şeytanların ve muzır şeylerin yaratılmaları şer ve kötülük değildir. Çünkü her birisi çok mühim ve çok hayırlı neticeler için yaratılmışlar ve var edilmişlerdir. Söz gelişi, meleklere şeytanlar musallat olmadıkları için, yani meleklere göre kötülük olmadığı için yükseliş kaydetmezler, makamları sabittir, dereceleri değişmez. Kezâ hayvanlar şeytanın varlığından zarar görmedikleri için mertebeleri sabittir, eksiktir, yükselmezler. Oysa insanlık âleminde yükseliş ve alçalış mertebeleri sonsuzdur, sınırsızdır, hadsizdir. İnsanlar arasında tarihten günümüze kadar çok alçak ve çok kötü olanından, çok iyi, çok hayırlı ve çok faydalı olanına kadar değişik makam ve mertebelerde insanlar var ola gelmişlerdir.

    Çünkü insan iyilikleri çalışarak ve mücâdele vererek elde ediyor. Çalışması ve mücâdele vermesi için de insan bir “kötülerle ve kötülüklerle yarışma meydanında” yaratılmış bulunuyor. Bu kötülüklerden sıyrılması ve iyilikler merdiveninde yükselmesi için Allah insana hem güç ve istidat vermiştir, hem peygamber ve yol gösterici göndermiştir. Fakat diğer tarafa da kötülükleri koymuştur ki insan mücâdele verme görevini unutmasın, durmasın, tembelleşmesin, çalışsın ve bu kötülüklerden uzaklaşarak hayra ve iyiliklere ulaşsın, dünyada başarıyı yakalasın, âhirette Allah’ın rızâsına ve Cennete erişsin.

    Eğer insanların böylesine bir mücâdele ve çalışma ruhu, buna uygun bir dünya ortamı ve karşılarında buna uygun kamçı olabilecek mahiyette kötülükler olmasaydı, hayvanlar veya melekler gibi, makamları sâbit kalacaktı. Oysa Allah’ın murâdı, yükselen bir insanlıktır!2

     Bloomington’dan okuyucumuz: “Burada felsefe öğrencileri şu soruları soruyor: ‘Yaratıcı kendi elçilerine bile belâ vermiş, musîbet vermiş? Neden? Dünyada herkes çile çekiyor; masumu, mazlûmu, fakiri, suçsuzu, çoluğu, çocuğu, büyüğü, küçüğü. Şefkatli bildiğin ve herkesi seviyor dediğin Yaratıcın, bu çileleri neden çektiriyor? Bunu nasıl açıklıyorsunuz?”

     2- Bedîüzzaman’a göre, Yaratıcıdan gelen ve insanın hoşlanmadığı zarar ve kötülüklerde, hastalık ve musîbetlerde, insanın şikâyet etmeye üç açıdan hakkı yoktur:

     I) Cenâb-ı Hak insana giydirdiği vücut elbîsesini san'atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış, o vücud elbisesini o model üstünde keser, biçer, kısaltır, daraltır, büyütür, değiştirir; insanı hasta eder, derde uğratır, aç eder, tok eder, susuz eder; böylece her bir halde muhtelif isimlerinin cilvesini gösterir. İnsan hastalanmalı ki, Şâfî ismi elinden tutsun. İnsan acıkmalı ki, Rezzâk ismi kendisine türlü türlü rızıklar versin. İnsan darda ve zorda kalmalı ki, Rab isminden, Muîn isminden imdat istesin. İnsan sıkıntı çekmeli ki, Sabûr ismine sığınsın. Değişik ıztırap hallerinde Allah’a değişik isimleriyle sığınan ve Allah’tan yardım isteyen insan ne kadar sıkıntı çekiyor gibi gözükse de, Allah’ın özel yardım ve şefkatiyle kucaklanmıştır.1 Bir anne çocuğuna tokat vursa, bu onun şefkatsizliğini göstermediği gibi, bununla çocuk da annesine küsmez. Çünkü tek bir annesi vardır. Başka bir şefkat kaynağı yoktur. Çocuk bunu bilir. Annesinin sinesine daha fazla sokulur. Annesi de az önce tokat vurdum demez; sinesine sığınan biricik evlâdını daha fazla kucaklar, öper, korur, daldan budaktan esirger ve kötülüklere karşı himâye eder.2

    II) Hayat musîbetlerle, sıkıntılarla, problemlerle, acı ve dertlerle, ıztırap ve hastalıklarla, gam ve gözyaşlarıyla sâfîleşir, arınır, olgunlaşır, kemâle erer, kuvvet bulur, terakkî eder, mükemmelleşir, yükselir, netice verir, hayatî vazîfesini yapar. Tek düze istirahat döşeğinde geçen bir hayat meyvesizdir, verimsizdir, hantaldır, neticesizdir. Böyle bir hayat aslında sağlıklı değildir; mutlak hayır olan vücuddan çok, mutlak şer ve kötülük olan yokluğa yakındır. Çünkü hareketsizliktir. Hayatı hastalıklar ve problemler harekete getirir ve gerek dünya hayatı lehine, gerekse ebedî âhiret hayat lehine olgunlaştırır, meyvedâr eder. Meselâ hep durağan yaşayan, hep hareketsiz kalan ve söz gelişi gece gündüz uyuyan bir kimse dâimâ uyuşuktur, hantaldır, dayanıksızdır, hayatîlik açısından verimsizdir. Ama hep hareket eden, hiç yerinde durmayan kimseler, söz gelişi bir sporcu dinamiktir, çeviktir, damarları ve kasları hayat doludur, hastalıklardan uzaktır. İnsan vücudu hayatîlik fonksiyonlarını çalışarak kazanır, yerinde durarak ise kaybeder. İşte kör felsefenin kötülük dediği acı, ıztırap ve musîbetler de insan hayatını arındıran, temizleyen, olgunlaştıran, verimli kılan, insana güç ve direnç kazandıran, insana yaşama gücü veren eylemlerdir. Kötülük değildir. Fazla ağır gelse Allah’a sığınılmalıdır.3

     III) Dünya yurdu bir imtihan yeridir, bir hizmet evidir, bir ibâdet menzilidir; lezzet, ücret ve mükâfât yeri değildir. Madem dünyada hizmet ve ibâdet esastır; hastalıklar, acılar, ıztıraplar, keder ve dertler, sıkıntılar, musîbetler sabretmek şartıyla o hizmet ve ibâdete çok uygun düşüyor, kuvvet veriyor. Bir saatlik acı ve musîbet, bir gün ibâdet hükmüne geçiyor. Böylece acı ve ıztıraplarla az bir ömürde insan, çok yoğun biçimde ibâdet sevabı kazanabilecek bir hayat standardı yakalamış oluyor.

 
 
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&6
Resulullah taifte taşlanır;Zeydle beraberdönerken her yerinden kanlar akmaktadır.Dağlar Meleği gelir:Ya Resulullah emret şu dağı başlarına geçireyim..der.Resulullah:Hayır.Rabbimden ümit ederimki onların neslinden inanan bir nesil meydana gelir..Bu acı hadisenin tatlı meyvesi köle Addas'dır.
 
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
    ÜStad   ibâdeti iki kısma ayırıyor:

     a) Müsbet ibâdetler: Bunlar namaz, niyaz, duâ, oruç, zekât, sadaka, hac gibi kulun kendi irâdesiyle yönelip yaptığı ibâdetlerdir.

     b) Menfî ibâdetler: Bunlar da felsefenin bilmeyerek kötülük dediği ve fakat aslında kula Allah katındaki makamını yükseltsin diye verilen hastalıklar, musîbetler, acılar, ıztıraplar, dertler ve sıkıntılardır. Kul böyle acı ve ıztıraplarla zaafını anlar, aczini hisseder, fahri, gururu, kibiri ve büyüklenmeyi bırakır, Allah’a riyâsız ve gurursuz biçimde sığınır, tam ihlâsla yönelir, yalnız Allah’ı düşünür, yalnız O’ndan yardım bekler, yalnız O’na yalvarır, yalnız O’na el açar. Böyle musîbete uğrayan birisi sabretse, musîbetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o zaman derdine ve sabrına göre bazen bir saati, bazen bir dakikası, bazen bir ânı bir gün ibâdet hükmüne geçer. Böylece kısacık ömrünü uzun etmiş olur. Kısa bir ömürden uzun, çok ve yoğun meyveler, feyizler, bereketler ve sevaplar almış olur.4

       3- Mülk Allah’ındır. İnsan Allah’ın hem mülküdür, hem de mülkü üzerinde işlemeye yetki verdiği kuludur. İnsan nasıl kendi mülkünde–zarar vermemek şartıyla—dilediği gibi işliyorsa, dilediği değişikliği ve onarımı yapıyorsa, dilediği şekillerde farklılaştırıyorsa; elbette Allah da kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, değiştirir, farklılaştırır, onarır, ıslâh eder, uyarır, ikaz eder, âhiret hesabına acı ve ıztırap verir. Bunun hesabını insan soramaz. Sorarsa edepsizlik etmiş olur. Allah’ın kuluna verdiği acı ve ıztıraplar, musîbet ve hastalıklar felsefenin zannettiği gibi zarar değildir, ziyan değildir, kötülük değildir; kuluna hediyesidir, iltifatıdır, rahmetidir. Çünkü perde arkası hiç ummadığı derecede güzeldir, lâtiftir, hoştur.5

Bu haber 3184 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

NE SORDULAR

DÖVME YAPMAK CAİZ Mİ?

DÖVME YAPMAK CAİZ Mİ? İSLAMA GÖRE DÖVME YAPMAK!

ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR!

ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR! NEDEN BAŞÖRTÜSÜ ?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 51
Haber 869
Yorum 120
Haber Okuma 1197526
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi