BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

DUA VE ÇEŞİTLERİ L4

DUA VE ÇEŞİTLERİ L4

Tarih 14/Mart/2010, 23:29 Editör BİLGE BİLGE

Dua nın önemi

DUA
"Dua huzurdur, dua şifadır, dua belki de yalansız dolansız tek konuşmamızdır;
Dua hem yaratıcıyla hem de kendimizle yüzleşmemizdir...

Uçurum kenarında düşmek üzereyken size uzatılan el, Umutlarımızı gök kapısına taşıyan kanatlı meleklerdir dua
Dua ruhun kanatlanması, kişinin kendi miracı, Bilinmeyen âlemlere açılan pencere...dir dua"
 
"Rabbim; ya çektiğim sıkıntılara göre bana güç ver!....
Ya gücümün yettiği kadar sıkıntı ver!..(AMİN)
 
 
 
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
ALLAHIM!!
Acizlikten, Fakirlikten, Cimrilikten, Korkaklıktan, Tembellikten, Hillekar dosttan, Faydasız ilimden, Kabir azabından, Ağlamayan gözden, Sıkıntı ve hüzünden, Ürpmeyen kalpden, Her türlü hastalıktan, Hayatın fitnelerinden, Borç altında kalmaktan, Kabul olma...yan duadan, Doymak bilmeyen nefisden, İhtiyarlayıp e......le avuca düşmek...ten, Zalim olmaktan ve zulme uğramaktan, İsyan ettiren fakirlikten ve azdıran zenginlikten, Gecmişe kederlenmekten ve geleceğe kaygılanmaktan, SANA SIĞINIRIM. AMİN.....
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 
    İNSANIN ALLAH’LA İLETİŞİMİ

"Birisi duâ ettiğinde kabul edilmese bile kendisine bir sevap yazılır. "Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 346 Duâ ettiğinde elinin içiyle Allah’a duâ et, tersiyle değil. Duâyı bitirdiğinde de iki elini yüzüne sür. Câmiü's-Sağîr, c: 1, no: 347                                                                                       .

DUA

 
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Verir" ben acizim, kudret senin" dedikce
Verenin şanı büyük
Sen iste istedikce
N.Fazıl
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
     Allah’ım, dünyayı bana geniş kıl ve beni onda zâhid eyle. Dünyayı bana dar eyleme ve beni onda gani kıl. Allah’ım, bugün beni yarın mesul olacağım şeyle meşgul eyleme.

Üzülme der Mevlana! istediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur..

Dua ve ibadet ömrü uzatıyor
Time dergisinde yayınlanan, 6 bin araştırmanın sonucuna dayanan tespitler dua ve ibadetin mucizevi yönünü gözler önüne serdi.

Yıllar boyunca evrenin sırlarını keşfe çıkan insanoğlu dua ve ibadette sezdiği mucizeyi de araştırmıştır. Time dergisinde 2000 yılından bu yana yayınlanan 6 bin araştırmanın sonuçları ise dua ve ibadetin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini gözler önüne serdi ve dua ve ibadetin ömrü uzattığı sonucuna vardı.


Pittsburg Üniversitesi Tıp Merkezi tarafından yapılan araştırmalar da düzenli olarak ibadethanelere giden, düzenli dua ve ibadet edenlerde ömrün 2-3 yıl uzadığını gösterdi.

Yapılan araştırmalar ayrıca dua edilen kişi eğer bir başkasının kendisi için dua ettiğini bilirse tedavisi hızlanıyor ve daha çabuk iyileşiyor. Uzmanlar dua ve ibadetin tevekkül boyutunda insanı stresten uzak tuttuğuna da dikkat çekiyor.


14.Şubat.2009 20:28:09 (Time dergisi)

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&6666
O elimi tutmuş, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım...
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&            
                  "Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de," (mü minun 109)-

201- Kimi insanlar da `Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, Ahirette de güzellik ver ve bizi Cehennem ateşinin azabından koru' derler.(Bakara201)

        Duâ, aynı zamanda Rabbini hatırlamak ve O’na iltica etmektir. Duâ, yalnızca sıkıntı ve problemlerle karşılaşıldığında müracaat edilecek bir ibâdet değil. İyi ve kötü günde, ferahlı ve sıkıntılı anlarımızda, hem dünya, hem de sonsuz hayat için, her zaman ve zeminde, her şartta Yaratan’a müracaat etme, Ona sığınma, Ona bir anlamda tekmil vermedir. Kimi zaman da duâlarımızın kabul edilmemesinden yakınırız. Aslında Cenâb-ı Hak her duâya cevap verir. Çünkü vaad etmiştir. “Bana duâ edin, size cevap vereyim” (Mü’min Sûresi: 60) buyurmaktadır. Fakat cevap vermekle, kabul etmek ayrı şeylerdir. Her duâya cevap var, “fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlûbu (istenilenin aynısını) vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir.” (Sözler, s. 505) Cenâb-ı Hak, hikmetinin gereği olarak, bazen kulunun istediğinin aynısını verir, bazen daha iyisini verir veya hiç vermez. Kula düşen samimiyetle duâ etmektir. Kul “aczini izhar edip, duâ ile O'na iltica etmeli; rububiyetine karışmamalı. Tedbiri O'na bırakmalı, hikmetine itimad etmeli, rahmetini ittiham etmemeli.” (Sözler, s. 507)

 " 186- Eğer kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki; ben kendilerine yakınım, bana dua edenin duasını, dua edince, kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.(Bakara186)
 "DUA Etme Arzusu Gelince, Dua Edin! Çünkü Bu, Duanın KABUL Olacağına Alamettir... HZ. MUHAMMED (sav)

          Bazı yanılsamalarda,Duayı ilacın alternatifi, ilacı da duanın alternatifi olarak görmektedir. Tabiki bu yaklaşım dinin hakikatlerinin imtihan sırrına ve ahirete yönelik olduğunu bilmemekten ileri gelmektedir. Mesela "hadi test yapalım da deneyelim duanın gücünü" dua bu şekilde basite indirgenirse samimiyet baştan kaybedilmiş olur. Burada kişi dua neticesini otomatik bir durum gibi düşünüyor halbuki sonuc Allah'ın kabul edip etmemesidir. Cahilane bir şekilde bakalım edecek mi etmeyecek mi diye deney masasına oturmak haşa Allahı imtihan etmek manasına gelir…

            Günlerinizi nasıl yaşarsanız ömrünüzü öyle tamamlarsınız ”S.Gündüzalp

İnsan bu dünyaya ibadet, duâ ve ilimle tekemmül etmek/mükemmelleşmek için gönderilmiştir. İbâdetin özü ise duâdır. Büyük bir kulluk olan duâ; her şeyin sahibi, mâliki, idârecisi, Rabbi, sonsuz rahmet, şefkat, sevgi, kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak, istemek, O’na dayanmak, aczimizi anlayıp O’nu vekil tâyin etmek, ihtiyaç ve arzularımızı O’na arz etmektir.

S-1-İnsanlar,Allah’la nasıl ve hangi şekillerde iletişim kurabilirler?

          Dua      -         İbadet        -          Tövbe         -             Kur an okuma

 

Yarabbi
bildir de ben beni bileyim.
Beni bilen ben ile kendime geleyim.
Benim bensizliğim ile ben seni bileyim.

S-2-Duanın belli şekil ve formu neden yoktur?Duamızda neleri konu edinebiliriz?

          İnsanların ihtiyaçları, beden ve ruh sağlığı beklentileri, endişeleri, hedefleri, ahiret mutluluğu, vb. hususlar dua konularıdır.

          İnsan,zor ve sıkıntılı anlarında Allah ı hatırlayarak aczini,güçsüzlüğünü ve kusurlarını samimi olarak dile getirir.sıkıntıdan kurtulduğu,nimet ve rahata kavuştuğu zaman O’na şükr(Teşekkür)eder.Kur’an da Allah,”Dua edenin duasına karşılık veririm”(Bakara 186)buyurur.Şu ayet nasıl da bizi anlatıyor!"İnsana bir sıkıntı dokunduğu vakit, gerek yan yatarken gerek otururken, gerek dikilirken, Bize dua eder durur; kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o müsriflere yaptıkları işler, böylece güzel gösterilmektedir."(Yunus suresi 12)

 
S-3-Dualarımızın kabul olması,bütün dualar kabul olur mu?Dua ediyorum olmuyor?itirazı?
        "  Eğer dua için temiz bir nefesin yoksa, temiz kalpli dostları bulda onlardan dua iste..! "
(Hz. Mevlana)

          Allah bütün duaları kabul eder;ancak bunların şartları ve zamanı önemlidir.Darda kalmış,haksızlığa uğramış(Mazlum) kişilerin duaları önemlidir.Dua ettikten sonra sabırlı olmalı ve ümitsizliğe kapılmamalıyız.Eğer öğrenci isek,derslerimize çalışıp sonra dua edeceğiz.Eğer böyle yapmazsak,silahsız savaşa girip sonra kazanmayı beklemeye benzer.

          Öncelikle bazı dualarımız hemen karşılık bulmayabilir,Çünkü O dua nın olması O zaman için uygun değildir.Mesela Orta okul öğrencisi:Babasından Otomobil isterse,babası bu isteğini yapmayarak ;evladını sevdiğinden kaza belalardan korumak ve onun mutlu hayat yaşaması için bu arzusunu ileriye erteler.Çünkü:Çocuğun,ehliyeti olmadığı gibi kanunen araba kullanması doğru değildir.

            Dua etmeden önce bize düşen görevleri yaptık mı?yoksa hemen kolayımıza gelen dua ya mı sarıldık!

 

           **İnsanın görevi dua etmektir.Ondan sonrası duayı değerlendirecek varlığa aittir.”Dua ediyorum da olmuyor”demekle İnsan Allah ı sorgulamakta,Onun alanına müdahale etmektedir.İnsanın görevi ibadet etmek ve dua etmektir.Kabul edip etmemek ya da nasıl cevap vereceğini belirtmek Allah a aittir.

         “Tanrıdan mektup ,yazan bir kutunun üzerinde:Bu kutuya her şey yazabilirsin ama iki şey yazma!Ne zaman ve nasıl yapacağımı yazma!”(

"Dua Tanrıya iş buyurmak değildir.")
 
        Cihan-ara,cihan içindedir arayı bilmezler

        Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler(Hayali)

 
Özlenen Mevla ise , gönül özünde ;
Mahkum etme gözyaşını , salıver gitsin.
Özleten Leyla ise, dünya yüzünde ;
Mahrum etme genç yaşını , siliver gitsin. . .
HZ MEVLANA

S-4-Duamızı kime neden yapmalıyız?Dua nın yararları nelerdir?

          Dua bir ibadettir.Dua ile ruhsal ve sinirsel gerginliklerden kurtulur ruhi faaliyetlerde güç ve canlılık kazanırız.(Ruhsuz adam olmayız)Prof. Dr. Süleyman Ateş anlatıyor:”Almanya da doktora yaparken ev sahibi yaşlı hanım sabah kahvaltısına çağırdı,Ancak –iki yumurta aldım birini yiyemeyeceğim,parasını verirsen birini yiyebilirsin, dedi”

          Dua ile bizim:aciz,eksikliğimizi ve bencilliğimizi anlarız.kötülük eğilimleri ve yönelimleri azalır.güzel davranışlara yöneliriz.

          Dua eden bilir ki kendisini duyan biri var ve bütün isteklerini O na sunabilir.O da buna karşılık verebilir.

          Dua eden kişi,Allah in yardımının kendisiyle olduğunu düşünür ve manevi güç kazanır.

          Duanın insana kazandırdığı bu manevi güç ve direnç insanın zorlukları yenmesini kolaylaştırır.

          Dua etmeyenler,deşarj olmadıklarından ruhsal gerginlik içinde olur ve huzursuz olurlar bu bir takım hastalıklara sebep olur:Ülser,stres,gastrit.Ama dua edenler devamlı gerginliklere (İşim rast gitmedi…)dua ile virgül koyduklarından bu olumsuzlukların etkilerini en aza indirmiş olurlar.Dua edenin "Rabbim,"demesi,"Allah ın buyur kulum"demesinin ta kendisidir..

          Araştırmalarda dua eden hastaların daha hızlı iyileştiği vurgulanmıştır.İnanç-dua-ibadet vücudun gevşemesini ve rahatlamasını ,kalbin normal ritmine dönmesini(Heyecan-korku-sıkıntıda kalp atışı hızlanır) * Duâ eden bilir ki, yalnız değil, birisi var; bütün ihtiyaçlarını görür, bilir, sesini duyar, ona cevap verir. Buna binâendir, duâları işiten ve cevap veren Semî-i Mutlak ve Mucîb-i Mutlak olan yüce Rabbimiz, “Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?” * Duâ psikolojik açıdan büyük bir rahatlık ve huzûr doğurduğu gibi, ahlâkî arınmayı, yücelmeyi gerektirir. Dolayısıyla, gelişim safhasındaki takılma ve saplantıların önlenmesinde, şahsiyetin/kişiliğin gelişmesinde yapıcı bir fonksiyon icra eder. Bir hadis-i kudsiye göre duâ ve ibâdetle meydana gelen yakınlaşma Allah’a karşı sevginin, bu sevgi de kuldan duyarlı bir vicdan ve sağduyunun doğmasına sebep olduğu belirtilir.Böylece duâmızla, sonsuz Rahîm (şefkat eden, yardım eden), Hafîz (koruyan) Allah’ın koruma alanına gireriz.

       Şeytan ve habis ruhların şer/kötülük ve baskılarından emin oluruz. * Duâ, dünya ve içindekilerle beraber, şeytan ile nefsin etrafında dolanmaktan kurtulup, tek bir noktaya yönelmek demektir. Bu, çokluktan, dünya problemlerinden, sıkıntılarından sıyrılıp, ruha nefes aldırmak, onu dinlendirmektir aynı zamanda. Duâ, madde bağımlılığından, nefsî, indî/subjektif, süflî/pespâye arzu ve isteklerden kurtulmaktır. Duâ, işlediğimiz hatâ, kusur ve günahların izlerini vicdânımızdan siler, rûhumuzu arındırır. Düşünce ve duygularımızın antenini duâ ile İlâhî hakikatlere, ulvî âlemlere çeviririz. Kimyevî ifrazat ve elektrik akımlarını harekete geçiren de; aşırı veya yersiz evham, korku, öfke, heyecan, kin, düşmanlık, sıkıntı, endişe/kaygı gibi negatif duyguların yerinde ve ölçüsünde kullanılmamasıdır. Aşırı ifrâzâtları, güzel söz ve telkinlerle dengelemek mümkün. Zaten, vehmî hastalıkların en etkili ilâçlarından biri önem vermemektir. * Şeytanın vesveseleri negatif olduğundan ruh ve bedenin ritminin dengesini bozmaktadır. Duâ, ibâdet, zikir, fikir, pozitif enerji yayar ve biyo-manyetik tedâvî yaparak bozulan ruh ve beden ritmini, dengesini sağlar. Böylece şeytanın vesveselerine karşı bir kalkan, bir zırh görevi de görmüş olur. Çünkü, İlâhî, ulvî, melekî alana girilmiş olur.
==================================================

BEN YOKTUM
İlahi hamdini sözüme sertaç ettim
Zikrini kalbime miraç ettim
Kitabını kendime miraç ettim
Ben yoktum var  ettin
Varlığımdan haberdar ettin
Aşkınla gönlümü  bi karar ettin
İnayetine sığındım, kapına geldim
Hidayetine sığındım, lütfuna  geldim
Kulluk edemedim affına geldim
Şaşırtma beni doğruyu söyle
Neşeni duyur hakikatı öğret
Sen duyurmazsan ben duyamam
Sen söyletmezsen ben söyleyemem
Sen sevdirmezsen ben sevemem
Sevdir bize hep sevdiklerini
Yerdir bize hep yerdiklerini
Yar et bize erdirdiklerini 

Elmalılı  Hamdi Yazır

====================================================

 

S-5-Peygamberimizden-peygamberlerden dua örnekleri yazınız?

     --  Dua nın ön şartlarını Yani “Allah Sizi Mücadele  ortamında yarattı”(Ayet)nin gereğini yaptıktan sonra,”Allah ım üstümüzden ,altımızdan ,sağımızdan ,solumuzdan gelecek görünür görünmez kaza ve belalardan beni,ailemi ve bütün insanları koru”

       --  Daraldığımızda,Sınava girerken;Ey hayırlı kapılar açan Allah ım bana Hayırlı kapılar aç!,Göğsümdeki sıkıntıyı gider,dilimin bağını çöz”diye dua ederiz

      8- (Böyleleri şöyle der): "Ey Rabbimiz, bizleri doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma, bize katından rahmet bağışla, kuşkusuz sen bağışı bol olansın.(Ali İmran suresi 8)

      286/b- Ey Rabbimiz, eğer unutacak ya da yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklemiş olduğun gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü taşıtma, bizi affet, günahlarımızı bağışla, bize merhamet eyle, sen mevlamızsın bizim. Kâfirlere karşı yardım et bize.(Bakara suresi )

“Ey Rabbimiz bize dünya da da Ahirette de iyilik ve güzellik ver beni-anamı-babamı ve bütün Müslümanları Cehennem azabından koru”(Bakara 201)

       201- Kimi insanlar da `Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, Ahirette de güzellik ver ve bizi Cehennem ateşinin azabından koru' derler.

Rabb'im bilgimi artır' de.(Taha suresi 114)”Ey Allah ım,içimdeki sıkıntıyı gider rahatlat,işlerimi kolaylaştır,dilimin bağını çöz,anlayışımı keskinleştir,zihnimi aç,bilgimi ve kavrayışımı arttır ve iyi-doğru dürüst-ahlaklı,çalışkan,(Salih )insanların arasına kat”

    38- "Ey Rabbimiz, sen bizim gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz her şeyi bilirsin. "(İbrahim suresi)

    “Ey hayırlı kapılar açan Allahım:Bize hayırlı kapılar aç!”

    “Allahım acizlikten, aşırı ihtiyarlıktan, cimrilikten, puta tapmaktan, fitneden, hayatta karşılaşacağım kötülüklerden, kabrin azabından, nisa şerrinden(iftira-cins.),yararsız bilgiden, kabul olunmayan duadan,doymayan nefisten,ürpermeyen kalpten,cinlerin şerlerinden,büyücülerin şerlerinden,korkaklıktan,hiçbir şey yapamamaktan sana sığınırım”

 

6a-Dua da hangi unsurlar bulunmalıdır?

 

 Eüzu besmele-Peygambere salavat tan sonra istekler kul olma edesıyla istenir.

 

6b-Dua nın kabul olmasının şartları nelerdir?Öncelikle Dualar Allah katına yükselirken bazı kriterlerden geçirilir,dua edenin haram ile ilgisi varsa ilk kriterde geri döner,gıybet,dedikodu,yalan varsa,namazlar kılınmıyorsa....vs değerlendirilmelerden sonra yükselir.Bir hikaye,Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretIerinden:

Fakirin biri, bir ağaç dibinde göIgeIenmekte oIan Hz. AIi (r.a.)ye geIir, ihtiyaçIarını arz eder:

- ÇoIuk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne oIur bana biraz yardımda buIunun, der.

Hz. AIi (r.a.) hemen yerden bir avuç kum aIır, üzerine okumaya başIar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikIeri aItın küIçeIeri hâIine geImiş…

- AI, der fakire. İhtiyacını karşıIa!

- AIIah aşkına söyIe yâ EmîreI-müminîn! Ne okudun da kum tanecikIeri aItın oIuverdi? der. Hz. AIi (r.a.) anIatır:

- Kurân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizIenmiştir. Bende Kuran-ı Kerîmi okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumIara…

Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum aIır ve başIar okumaya. Okur, okur, okur… Ama kumIarda bir değişikIik yoktur.Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değiIdir! Duâ tamam; Iâkin, okuyanın ihIâsı ve teveccühü tamam değiIdir!..

İşte bütün meseIe buradadır. Okuyanın ihIâsında ve teveccühünde…

 

    Dua ediyorum Cevap verilmiyor?Senin Allah demen O nun buyur demesi sayesindedir.Senin yalvarışın ,Allah ın senin ruhuna haber uçurtmasıdır.Senin çabaların çareler araman ,Allah ın seni kendine yaklaştırması,ayaklarındaki bağları çözmesidir.Senin sevgin,korkun,ümidin Allah ın lutuf ve ikramındandır.Senin her  Ya Rabbi demenin altında ,Allah ın buyur demesi vardır.Cahilin,gafilin canı bu duadan  uzaktır..Çünkü Yarabbi demesine izin yoktur O nun.Ağzında da kilit var,dilinde de.Zarara uğradığı zaman,Ağlayıp sızlamasın diye  Allah O na dert sızı,gam,keder vermedi.Bununla Anla kiAllah a dua etmeeni,O nu çağırmanı,sağlayan dert,dünya saltanatından daha iyiyidir..Dertsiz Dünya soğuktur.Dertliyeken yapılan dua gönülden kopar.
 
***********************************************************
"KAPIYI VURMAZSANIZ KAPI AÇILMAZ"
**************************************************************

S-6c-Dua çeşitlerini yazınız?

   Fiili- hali- kavli-

      Aslen hastalık için ilaç kullanma da fiilî bir dua şeklidir. Fakat umumidir. İnançlı inançsız herkesin kullanacağı bir yoldur. Bu bir dua şeklidir fakat kişinin bunun dua olduğunu bilmesi şart değildir. İnanç ve ihlasa bağlı olmayıp umumi kurallara bağlı olması yüzünden bu şekilde yapılan duanın şartları tam yerine getirildiğinde kabul olma ihtimali yüksektir.

      "Arza hacet yok halim sana ayandır,dile gerek yok sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok susuşum sana kelamdır. . . !"(Hali dua)

S-7-Peygamberimize nasıl dua etmeliyiz?

s-8-Dua da eller nasıl olmalı?İçimizden dua edebilir miyiz?

     Duasız Üşür Yürekler...SÖZ UÇAR DUA KALIR

     Nice sözler söylenir ama unutulur bir zaman sonra...Kalpten gelmeyen sözlerin ömrü bir nefesliktir.Bir nefes sonra kaybolup giderler ama kalbin sözü unutulmaz.Kalp sözünü hiç unutmaz.Kalbin sözü hedefine ulaşmadan yere düşmez.Kalbin sözü kalpten bir ruhla doğar ve ulaştığı yere hayat verir.

Kalbin sözü hiç ölmez.Hatta kalp söze ihtiyaç bile duymaz,kalbin sözü sevgidir.İşte bu yüzden

SÖZ UÇAR,SEVGİ KALIR.

     Bazı sözler vardır kalbe iner.Kalbi diriltir o sözler.Semalardan kalbe gelir,ruh beslerler.O sözden her bir harf bir meleğin omuzlarında iner.Ve insanın ayaklarını dünyadan keserler.O sözler ki taşa değse,taş parça parça olur,göz göz olur ağlar,yürek olup toza döner,semaya uçar.O sözler ki semanın kalbinden gelir.Bu yüzden:

    SÖZ UÇAR,VAHİY KALIR.

Sözler vardır dünyadan öte,kalpten içeri...

Sözler vardır yerden gelen ama semaya emanet edilen...

     Cennetin duvarları o sözlerle örülür.Gözyaşları o sözlere eşlik ederler.O yaşlar toplanır,Cennetin ırmakları oluverirler.Bu yüzden o sözler dudaklardan çıkar çıkmaz meleklerin kanatlarında semalara yükselir,Rabbin kapısına serilir.Onun cevabı özlenir.Özlenesi sözlere hasret ve hayretle beklenen cevap iliştirilir.Dua edenin kalbine iletilir.İşte bu yüzden:

SÖZ UÇAR,DUA KALIR...

İsmail Acarkan

S-9-Dualar ile ilgili sorular ve Cevapları:

 

 Sual: Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?

CEVAP

Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

 

İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu. 

 

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.) [İbni Mace]

 

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.) [Tirmizi]

 

Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?

CEVAP

(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun [kâfir bile olsa] kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

 

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

 

Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.) [Müslim]

 

Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?

CEVAP

Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.

 

Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?

CEVAP

Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır! 

Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi. Şimdi sağlığım bozuktur. Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?

CEVAP

Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez. Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez. Helalleşmek gerekmez.

 

Peygamber efendimiz beddua etti mi? 

Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir:

 

(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]

 

(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]

 

(Bid’at çıkarana lanet olsun.) [Dare Kutni]

 

(Eshabıma sövene lanet olsun.) [Hakim]

 

(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun) [Deylemi]

 

Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır. Bir tanesi şöyledir: Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. (Mirat-i kâinat) 

 

Taberani’de rivayet ediliyor ki: 

İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor. 

 

Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur. O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar. 

 

O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu. Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu. Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi. O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hazret-i Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı. 

 

Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi. 

Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi. 

 

Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)

 

Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor. Günahları sevaba çevriliyor. Bir âyet meali: 

(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.) [Furkan 70) 

 

Bu âyet-i kerime Hazret-i Vahşi için indi. (Hadika)

 

Sual: Birine beddua için, (Seni Allah'a havale ediyorum) demek, uygun olur mu?

CEVAP

Söyleyen şahsa ve niyetine göre değişir. İbni Mesud hazretleri anlatır:

 

Ebu Cehil ve arkadaşları, Resulullah Kâbe’nin yanında namazda secdede iken, üstüne deve işkembesi attılar. Resulullah, namazını tamamlayınca, yüksek sesle, (Allahım, Ebu Cehil’i, Ukbe bin Rebia’yı, Şeybe bin Rebia’yı, Velid bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Muayt’ı sana havale ediyorum) buyurdu. Bedir savaşında, Resulullahın ismen zikrettiği bu kimselerin, hepsinin yere serilmiş cesetlerini gördüm. (Buhari, Müslim, Nesai)

 

Bir de, sanki, hâşâ Allahü teâlânın haberi yokmuş da, Ona haber veriyorum, gereğini yapsın, mazlumun hakkını zalimde bırakmasın gibi, bir anlamda söylenirse, hiç uygun olmaz. Allahü teâlâ, hiç kimsenin yaptığından gâfil değildir. Kul, yanlış bir şey yapmışsa, elbette onu hesaba çeker ve cezasını verir. 

 

Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin anlamında söylenirse, mahzuru olmaz. 

 

Dua ve beddua

Sual: (Duanla yaşamıyorum ki, niye bedduanla öleyim) sözü uygun mudur?

CEVAP

Uygun değildir. Dua hafife alınmış olur. Dua veya beddua kabul olabilir. Yani kabul olan dua ile yaşanabilir. Yahut dua kabul olmasa da, beddua ile insan ölebilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Şu dört dua reddolmaz: Din kardeşinin gıyabında yapılan dua, iyileşinceye kadar hastanın, dönünceye kadar hacca ve cihada gidenin duası.) [Deylemi]

 

(Ana babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları reddedilmez.) [Tirmizi]

 

Sual: Annem ve babam, beddua edip vefat ettiler. Bu bedduanın zararlarından kurtulmak ve bana haklarını helal etmesi için ne yapmam gerekir?

CEVAP

Onlar için hayır dua edip, yapılan ibadetlerin, hayır ve hasenatın sevablarını onlara da göndermeli; mesela, okuduğu Kur’an-ı kerim veya verdiği sadakanın sevabını onlara hediye etmelidir. Böylece, yapılan bedduaların zararlarından kurtulmuş ve ana babanın haklarını ödemiş olur. Bağışladığı sevablar da, hiç eksilmeden kendisine verilir.

 

06 Aralık 2009 11:47 H.7 COM

 

Dua http://www.dailymotion.com/video/xabnbv_sami-yusuf-you-come-to-me-turkce-al_music

 

http://www.dailymotion.com/video/xagxpa_cok-guzel-bir-dua_shortfilms

 

http://www.dailymotion.com/video/x90e2s_kuranda-peygamberimizin-dualary-55_lifestyle

Türk rockunun sevilen sesi Murat Göğebakan'dan müjdeli haber... Mayıstan beri kan kanseri tedavisi gören şarkıcı, sağlık durumunda gözlenen iyileşmeler üzerine taburcu edildi. Sanatçı, dualarını eksik etmeyen sevenlerini unutmadı

 

sanatçı, "Hayranlarımın duası sayesinde hayata döndüm." diye konuştu. Grip olduğunu düşünerek hastaneye gittiğinde kanser teşhisi konulan sanatçı, hastalığının imtihan olduğunu bu nedenle de ümitsizliğe kapılmadığını söylemişti. Hüseyin Saffet Beköz, "Hastamız tedaviye çok olumlu cevap verdi. Bu nedenle son kemik iliği biyopsisinde kansere rastlanmadı. Şu anda sanatçının kan değerleri sağlıklı bir insanın değerleriyle tamamen ayrı durumda." ifadelerini kullandı.

 

 

Murat Göğebakan sağlığına kavuştu

Zaman

 

Duânın kabul şartları

Ferhat Bey: “Duanın kabul şartları nelerdir? Peygamber Efendimizin (asm) tavsiye ettiği şekilde secdede duâ nasıl yapılır?”

Peygamber Efendimiz (asm) “Duâ, ibâdettir” 1 buyurmuştur. Kul, her derdini, her ıztırabını, her hâlini Allah’a arz eder ve isteyeceği her şeyi yalnız Allah’tan ister.

“Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” 2 ve “Duâ edin, size cevap vereyim” 3 âyetlerinin tefsîrinde önemli duâ üslûplarına işâret eden Bedîüzzaman, duânın kabul şartlarının bu üslûplar ve diller içinde gizli olduğunu beyan eder. Bediüzzaman’a göre, âdâbına uygun olarak Cenâb-ı Hak’tan bir şey istendiğinde, Cenâb-ı Hak verir. Duâda kullanılan önemli üslûplar ve diller şunlardır:

1- İstidât dili: İstidat ve yeteneklerin dili ile istenen şey dâimâ verilir. Bütün varlıkların istidat dili ile yaptıkları duâlar Allah’ın dergâhına yükselmekte ve kabûl görmektedir. Buna bütün kâinât şahittir.

2- Fıtrî ihtiyaç dili: İstenen şey, fıtrî bir ihtiyaç ise, kabûl edilir. Duâlarını fıtrî ihtiyaç diliyle yapan canlılar, ihtiyaçlarına ummadıkları şekillerde nâil olmaktadırlar.

3- Iztırar dili: Zorda kalan ve dert çeken acı sahibi birisinin “acı diliyle” yaptığı duâyı Cenâb-ı Hak makbul sayar.

4- Hâl ve fiil dili: Bizzat fiil ve davranışlarıyla uygun tutum sergilenerek yapılan duâlar makbûle şâyândır. Sebepleri bir araya getirmek, Allah’ın istenen şeyi vermesi için görmek istediği bir fiilî duâ hâlidir. Meselâ hasta olan birisi doktora, eczâcıya Allah’tan şifâ talebiyle gider, ilâçlarını Allah’tan şifâ talebiyle alır ve kullanır. Hastanın bu hâli bir duâ vaziyetidir ki, Cenâb-ı Hak katında makbul sayılır. Yine meselâ bir çiftçi, Cenâb-ı Hak’tan bereketli ürün istemek için, toprağı sürmekle rahmet kapısını çalmış olur.

5- Söz ve kalp dili: İlk dört dil ile ulaşılmayan bir istek ve ihtiyaç için nihâyet söz dili ile duâ edilir ve Cenâb-ı Hak’tan istenir. Kul, güç yetiremediği konularda diliyle ve kalbiyle Allah’ın kudret ve rahmetine sığınır, Cenâb-ı Hak da bu sığınışı İnşâallah kabul eder.

Duâ da bir ibâdet olduğundan, dünyevî maksatlar gaye edilerek yapılmayacağını beyan eden Üstad Saîd Nursî, ibâdetin gâyesinin uhrevî olduğunu, dünyevî maksatların ise ancak bu ibâdetin özel vakitleri hükmünde olduğunu kaydeder. Bedîüzzaman’a göre, belâların gelmesi, dertlerin verilmesi, hastalıkların ve muzır şeylerin musallat olması bazı duâların husûsî vakitleridir. Bu vakitlerde Cenâb-ı Hakk’a duâ edilmelidir. Ancak belâlar gitmez ise, “Duâm kabul olmadı” denilmemeli; “Duânın vakti bitmedi” denilmeli ve duâya devam edilmelidir. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemelidir. 4

Secdede Duâ Nasıl Yapılır?

Rükû ve secde hâlinde yaptığımız tesbihler zaten birer ilticadan, sığınıştan ve duâdan ibarettirler. Bu tesbihler sünnettirler. Peygamber Efendimiz (asm) buyurmuştur ki: “Sizden biriniz rükûa varınca rükûda üç kez ‘Sübhâne Rabbiye’l-Azîm’ dese rükûu tamam olur ve bu en azıdır. Ve secdeye varınca secdesinde üç kez ‘Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ’ dese secdesi tamam olur ve bu en azıdır.” 5

Huzeyfe de (ra), Resûl-i Ekrem’in (asm) rükûda ‘Sübhâne Rabbiye’l-Azîm’; secdede ise ‘Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ’ dediğini bildirmiştir. 6

Bu tesbihlerin üçer kez söylenmesi sünnete uyulması açısından yeterlidir. Ancak tek başına namaz kılanlar veya cemaatin rızasını alan imamlar bu tesbihleri yediye kadar, hatta on bire kadar çıkarabilirler.

Bu tesbihlerin dışında rükûda veya secdede ilâve dua ve zikir söylemek için yine sünnete bakarız. Cemaat namazını uzatmaktan sakınmak kaydıyla; sünnette var olan tesbih, zikir ve duâları tek başına kıldığımız namazlarda alabiliriz. Ancak ne rükûda, ne secdede, ne de namazın başka bir yerinde kendimize ait ifadeler kullanamayız ve bize ait sözler sarf edemeyiz.

Şüphesiz Peygamber Efendimiz’in (asm) rükû ve secdede yaptığı başka duâlar da vardır. Meselâ tek başına namaz kılarken veya cemaatin rızâsı alınmış ise, secdede, “Allahümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü secede vechî lillezî halakahû ve savverahû ve şakka sem’ahû ve besarahû tebâreka’llahü ahsenü’l- hâlikîn” duâsı yapılabilir. 7 Sünnette gelen başka duâları yapmak da mümkündür.

Bu duanın mânâsı şöyledir: “Allah’ım! Senin için secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratana ve şekil verene, görmesi için göz oyuğunu yarıp gözü yerleştirene, işitmesi için kulak yerini yarıp kulağı yerleştirene secde etmiştir. Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şanı ne yücedir!”

Secdede tesbih ifadelerini söylerken kalben bağışlanmayı dilememiz ve hayır istememiz de yeterli olur.

Dipnotlar:

1- Tirmizî, Duâ, 2., 2- Furkân Sûresi, 25/77., 3- Mü’min Sûresi, 40/60., 4- Sözler, s. 287., 5- Tirmizî, Namaz, 193., 6- Müslim, 772; Tirmizî, Namaz, 261., 7- Müslim, 771.

12.08.2010

  http://yfrog.com/5odua2ml6j

Varlığı Diri Tutan Yakarış: Dua


 

Tarih: 01.07.2010

   Kelime olarak, çağırmak, davet etmek, istemek ve yardım talep etmek anlamlarına gelen dua terimi dinî literatürde; Allah’ın yüceliği karşısında kulun/insanın aczini ve zafiyetini itiraf etmesi, sevgi ve saygı ile O’nun lütuf ve yardımını, dünya ve ahirette nimet ve iyilikler ihsan etmesini, günah ve kusurların bağışlanmasını dilemek şeklinde tanımlanmaktadır.

     Dua; hangi açıdan bakılırsa bakılsın özü itibarıyla bir kutsala yakarıştır, teslimiyettir. Bu yakarış, sadece insana özgü olmayıp “cüz”den “kül”e, zerreden kürreye Yüce Allah’ın yarattığı varlıkların lisanı haliyle dile geldiği ortak niteliktir. Nitekim, “Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Saff, 1) ayeti canlı-cansız hemen her yaratılanın bir şekilde Kadir-i Mutlak’ı tespih ettiğini ifade etmektedir. Dua, tespihi de içeren bir yakarıştır şüphesiz.

    Beden ve ruhtan müteşekkil insan duyu ve duygularıyla, düşünce ve hedefleriyle Allah’ın yarattığı muciz bir varlıktır. Evrendeki diğer yaratılanlara nispetle sahip olduğu birikim ve yeteneklerle insan, her ne kadar güçlü bir varlık gibi gözükse de çoğu zaman acziyetini telafi edebileceği, karşılaştığı sorunlarda kendisinden yardım isteyebileceği, açmazlarda kendisine sığınabileceği güçlü, müşfik, kadir bir varlığa gereksinim duymaktadır. Onun yaratılış kodlarındaki/özündeki bu güçlü olana bağlanma ve yakarış duygusu, aslında insanı daha da güçlü ve diri kılabilmektedir. İnsanın bu yakarış öyküsü ve gereksinimi sadece bu gün değil geçmişten ânımıza kadar süregelen bir nitelik veya davranış biçimi olarak varlığını devam ettirmiştir. Öyle ki bu özden yakarış ihtiyacı ve öyküsü, atamız Âdem ve eşi ile başlamış ve insanoğlu var olduğu sürece de devam edecektir. Kur’an, insanoğlu ile yaşıt bu tarihî yakarışa, “Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (Araf, 23) ayetiyle tanıklık etmektedir. Ne kadar anlamlı bir yakarış değil mi? İnsan sadece başkalarına zulmetmez. Belki de insanın en büyük zulmü kendisinedir. İlahî bağlamda mükerrem oluşun/saygınlığın zayi edilmesi, ilahî zeminden saparak var oluşun hikmetini kaybetmek en büyük zulüm değil midir? Şüphesiz diğer zulümler de bu düşüşle bağlantılıdır. Diğer taraftan Rahman ve Rahim olan Yüce kudretin af ve merhametinden uzak kalış, hamulesi acziyet ile yoğrulmuş insan için ne büyük bir hüsrandır. Evet, O’nu kaybeden varlık adına neyi bulmuştur ki… Biçimsel olarak sergilenen ritüel ve hareketler, amaç ve hedefler bir tarafa dua ile aciz/bitap/bikes kimse daha da güç kazanmaktadır. Varlığını, acziyetten uzak kudret sahibi, her daim var olana bağlamak, şüphesiz beraberinde bir güveni getirmektedir. Mümin özelinde duayı değerlendirdiğimizde; sahipsiz olduğumuz bir anda sahibimizin olduğunu bilmek, sesimizi kimsenin duymadığı, bizi kimsenin göremediği bir ortamda/yerde duyan ve gören birisinin oluşu, gönül ve zihin dünyamızın perdelediği, iç âlemimizin derinliklerine gömdüğümüz ızdırap ve gözyaşlarımıza şahit/habîr ve kâfî/şâfî birinin olduğu inancı elbette anlatılamayacak derecede önemli bir güvendir. Bu itibarla duanın, Allah ile kul arasında güven sağlayan kuvvetli bir bağ olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz’in, duayı ibadetin/kulluğun özü olarak nitelendirmesini bu paralelde değerlendirmek daha bir anlamlı olacaktır. (Tirmizi, Deavat 1)

       Yaratılış hikmet ve amacından sapmış, nefisleri işledikleri gayrimeşru her eylemi kendilerine süsleyen kimileri duadaki yakarışın insan onur ve saygınlığı ile özdeşleşmediği kanaatindedir. Bu kanaat, duanın/yakarışın yöneldiği varlık/kudrete göre isabetli veya isabetsiz olarak değerlendirilebilir. Nitekim kendisi gibi aciz, muhtaç bir varlık ya da yaratığa âdeta yerlerde sürünürcesine çok basit ihtiyaçları için yalvarıp yakaran kimse bağlamında düşünüldüğünde bu kanaatin doğru olduğu söylenebilir. Zira böylesi bir tutum ve davranışta insanlık onurunun zedelendiği aşikârdır. Oysa insanlık adına ilk örnek yakarış, bir ve tek olan Allah’a idi. Ne var ki tarihsel süreçte doğru ve makbul eksene oturmuş bu anlamlı yakarış, mükerrem varlığa yakışmayacak farklı zeminlere kaymıştır. Buna karşılık ilk günkü gibi (Âdem ve eşinin yakarışı) her türlü nakisadan münezzeh ve hiçbir varlığa ihtiyaç duymayan müstağni bir ilaha/Allah’a yakarışın böyle bir kanaate mesnet teşkil etmesi isabetli olmayacağı gibi böylesi bir varlığa yakarıştan uzak kalmak da yaratılış ve varlık amacı açısından ayrı bir mahrumiyet olacaktır. Zira Kur’an-ı Kerim’de, “Ey Muhammed! De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” (Furkan, 7) ayetiyle, insanın Yaratıcı Kudret nazarındaki değerinin kulluğu/ibadeti/duası ile ilintili olduğu gayet açık bir şekilde vurgulanıyor. Peygamberimiz (s.a.s.) de, “Kim Allah’a dua etmezse, Allah ona gazap eder.” (İbn Mace, Dua, 1) buyurmak suretiyle dua ile Rabbine yönelen mümin kimselerin Allah’ın gazabından korunacaklarına işaret etmiştir. Bu itibarla dua, ibadetin önemli bir aşamasıdır. Şüphesiz buradaki duadan kastımız, dua normlarına sıkıştırılmış metinlerin içkinlikten uzak bilinçsizce tekerrürü ya da okunması değil, genel olarak öz, eylem ve söz bütünselliği içerisinde samimiyetle Allah’a yöneliştir. Rabbimiz, ihlas ve samimiyetle kendisine yönelen hiçbir gönlü/eli boş çevirmeyeceğini taahhüt etmektedir. “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 186), “Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim…” (Mümin, 60) ayetleri, Rabbimizin kendisine samimiyetle yönelen “öz”lere, göz ve gönüllerin idrak edemeyeceği şekilde karşılık vereceğini dile getirmektedir.

       Dualarımıza cevap/karşılık verilmesini, bizim çoğu zaman dönemsel isteklerimizin aynıyla yerine getirilmesi şeklinde anlamak ve algılamak, dinimizin dua emir ve tavsiyelerinin amacına uygun değildir. Zira bazen, sadece bugünü, hâlihazırdaki heves ve arzularımızın gereğini düşünerek kendi talep çerçevemizi daraltmış, yarınları ve bizimle münasebeti olan daha başka şeyleri gözden kaçırmış olabiliriz. Alîm olan Allah ise, hem bugünümüzü hem de uzak-yakın yarınlarımızı iç içe görüp-gözeterek, bizim daralttığımız hususları açar, genişletir; merhamet ve hikmetinin derinliğine göre belki de bizim farkında olmadığımız çok yönlü karşılıklarda/cevaplarda bulunur. Söz gelimi, hasta sadece şikâyetini dile getirir; şikâyete bağlı olarak hangi ilacın iyi geleceği hekimin takdir ve hikmetine bırakılır. Bazen hasta istemediği halde, ağrısının hemen dinmesini beklerken canı yanabilir, tatlı bir ilaç umarken, acı bir ilacı içmek zorunda kalabilir. Bu durumda hastanın “hekim beni dinlemedi” sözü gerçeği yansıtmamaktadır. Hekim hastayı dinlemiş, ona tababetin gerekleri doğrultusunda icabet etmiştir. Diğer taraftan Allah, hâlihazırdaki durumumuzu aydınlatırken yarınlarımızı karartmaz, bugünün ışıklarını yarınların zulmeti haline getirmez ve bize iltifatlarda, teveccühlerde bulunurken başkalarına kesinlikle mahrumiyet yaşatmaz. Bu itibarla duanın tezahürlerinde ya da sonuçlarında aceleci davranılarak ümitsizliğe düşülmemelidir. Duaya konu olan mevzuda fiili her türlü gayretimizi gösterdikten sonra hayrı talep ederek sadakatle ona teslim olmak, müminlere yaraşan en güzel tutumdur. Zira “Allah, hayâ sahibidir, çok kerimdir. Bir insan iki elini kaldırıp dua ettiği zaman, O, kalkan iki eli boş çevirmekten hayâ eder.” (Tirmizi, Deavat, 118) hadisi, kendisine gönül ve el açıp samimiyetle yöneldiğimiz Rabbimizin böylesi bir durumda bizleri boş çevirmeyeceğini ifade etmesi açısından calibi dikkattir.

     Şu kadar var ki, duanın kabul veya reddinde kişinin dinî hüküm ve değerlere karşı olan hassasiyet ve sadakati de önemli bir yer tutmaktadır. Söz gelimi helal-haram duyarlılığı duanın kabulünde çok etkindir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.), “Allah Teala temizdir; sadece temiz olanları kabul eder. Allah, peygamberlerine neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir. Cenab–ı Hak peygamberlere: ‘Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!’ buyurmuştur. Müminlere de: ‘Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.’ buyurmuştur.” Rasul–i Ekrem daha sonra şunları ifade etti: “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: Ya Rabbi! Ya Rabbi! Diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!” (Müslim, Zekât, 65) buyurarak, kişinin helal-haram duyarlılığının duasının kabulünde ne derece etkin olduğunu dile getirmiştir. Tasavvuf kültüründeki “Halkın duası söz, zahitlerinki davranış, ariflerinki hal iledir.” kabul ve söylemi, bakış açısına göre farklı algılama ve yorumlara mesnet teşkil etse de duadaki içkinliği/özdenliği yansıtması açısından zikre değerdir.

     Dua, aynı zamanda zikirdir. Zikir ise, her şeyden önce farkındalıktır, huzur ve teskindir. Nitekim “…Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 28) ayeti, zikrin bu yönüne dikkat çekmektedir. Aslında duada zikrin bir nevi olarak beklentilerimizin, korkularımızın, ümitlerimizin, günümüzün, yarınımızın farkına vararak tek melceimiz olan Allah’a gönül huzuruyla yöneliştir, sığınmadır, teslimiyettir. Bu itibarla dua, varlığımızı, gönlümüzü diri tutan bir yakarıştır. Evrende bulunan hemen her varlık bu yakarışa/tespihe/zikre lisanı haliyle ortaktır. “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ederek tespih etmesin. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir, çok bağışlayandır.” (İsra, 44) ayeti, bu gerçeği dile getirmektedir.

     Dua, saygı, sevgi, tevazu ve ümitle Rabbimize en güzel biçimde yakarıştır. Bu yakarışın sadece sözel bir yakarma olarak algılanmaması gerekir. Şüphesiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere duanın adabından hangi formlarda yapılacağına kadar çok güzel örnekler sunulmaktadır. (Örnek olarak bkz. Al-i İmran, 147; Araf, 23; Hud, 47; Nuh, 28) Sözlü duanın yanında amacımızı gerçekleştirmeye yönelik fiili duamızı da ihmal etmememiz hedefe ulaşabilmemiz için zorunluluk arz etmektedir. Zira Kur’an-ı Kerim’de, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 39) buyurulmak suretiyle bu hakikate dikkat çekilmiştir.

       Geleneğimizde duanın ayrı bir yeri olduğu bilinen gerçektir. Öyle ki edebiyatımıza, dinî literatürümüze hep konu olmuştur dua. Kitaplarımız, dua ile başlamış, kalemlerimiz, dua ile yazmış, külliyatımız, dua ile okunmuş, tezekkür ve tefekkür edilmiş... Eşler, anneler, babalar, çocuklarını; dostlar, ahbaplarını, dua ile uğurlamış her dem... Evimizin kapısı dua ile açılmış, dua ile kapanmış… İşyerlerimiz aynı şekilde… Istırap ve hasretlerimiz, dua ile dindirilmiş… Gün, dua ile başlamış, dua ile bitmiş… Hayata dua ile göz açmış, dua ile göz kapamışız… Dahası mebde ve mead bütünselliği içinde vuslat ve firkat her dem dua ile buluşmuş… Sonunda duası olmayan dil, duası olmayan din ve medeniyet olamaz denilmiş… Bu söz gerçekten anlamlı ve çok derinlikli… Bu yapılanma birey ve toplum olarak bizlere huzur, kanaat, teslimiyet, sadakat ve samimiyet gibi insani ve ahlaki değerleri bahşetmiş… Belki bu gelenekten biraz uzaklaştık. Dinî hayatımızın, ibadetimizin, duamızın içkinlikten ziyade formel normlara uygunluğunun yeterli görülmesi bizleri mekanikleştirerek yüzeyselliğe mahkum etti. Bir başka ifadeyle kabuk özü perdeledi. Çağımızda birey ve toplumların, insanlığın çektiği sancıların, acı ve ızdırapların oturduğu ana zemin bu değerlerden mahrumiyet değil midir? Elbette söz konusu değerlerden yoksunluğun karşılaşılan huzursuzluk tablolarındaki payı inkâr edilemeyecek kadar açıktır.

     Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, dua varlığı diri tutan, sözlü ve fiili gayreti içeren, sevgi, saygı, sadakat, teslimiyet, edep ve tevazu yüklü bir yakarıştır. Bu itibarla şov ve gösteriş kokan ya da yaldızlı sözlerle hemen her ortam ve ekranlarda ilgili ilgisiz dua örnekleri sunma gayretleri ya da çılgınlığı, dinî açıdan tasvip edilecek gibi değildir. Ayrıca Allah katında bu tür amaçlara yönelik duaların makes bulmayacağı da açıktır.

Dr. Yaşar Yiğit
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

 

İnanç ve sağlık arasında bir bağlantı olup olmadığını anlamak için iki yıl bilgi toplamaya çalışan sosyal epidemiyolog Jeff Levin bu çalışmalar sonucunda inanç ve sağlık arasında % 80-90 oranında pozitif bir münasebet olduğunu ortaya koydu.

Umut YAVUZ

Bilgi toplarken, Jeff Levin'in yolu Dr. Harold G. Koenig ile kesişti. Duke Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Dr. Koenig, uygu­ladıkları tedaviden en fazla istifade edenlerin, dinî kitap okuyup ibadet ederek evinde inancını yaşayanlar olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda Din/Ruhanilik ve Sağlık Çalışmaları Merkezi'nin de yöneticisi olan Dr. Koenig, çalışmasında aşağıdaki hususları tesbit etmiştir:

    Düzenli olarak mabedlere giden, kendi başına ibadet eden ve dua eden kişilerde hipertansiyon görülme ihtimali bu dinî aktivitelere nadiren katılanlara göre % 40 daha azdır.

    Dinî hizmetlere düzenli olarak katılanların bağışıklık sistemleri daha kuvvetlidir. Mabedlere hiç gitmeyen veya nadiren gidenlerde, muhteme­len bağışıklık sisteminin zayıflamış veya aşırı aktif olduğunu gösterir şekilde, interleukin 6 seviyeleri daha yüksek olmaya meyillidir.

    Mabedlere düzenli olarak devam edenler, hiç gitmeyen veya nadiren gidenlere göre hastahaneye daha az yatar, hastahaneye yattık­larında ise daha çabuk taburcu olurlar.

    Bir kişinin dinî inancı ne kadar kuvvetli ise, hastahaneye yattığında ve yattıktan sonra depresyona girme riski o kadar düşüktür.

    Dindar gençlerinde uyuşturucu


ve alkol alışkanlığı, erken cinsî suçlar, intihar düşüncesi ve teşeb­büsü, inançlı olmayan gençlere göre daha azdır.

Levin, inancın kuvvetli bir huzur ve mutluluk kaynağı olduğunu belirt­mektedir. Çünkü; "En önemli prob­lemimiz 'niçin ve bu olanların mânâsı ne?' sorularını cevaplamaktır." Yeni


yayımlanan kitabı, Allah, İnanç ve Sağlık (God, Faith and Health)'ta Levin, inanç ve sağlık üzerine yapılmış 200'den fazla çalışmayı incelemiştir. Tesbitleri ana hatlarıyla şunlardır:

    Genellikle dindar insanların hayat tarzları daha sağlıklıdır.

    Camiye, kiliseye veya havraya


devam eden kişiler sosyaldirler. Başka insanlarla birlikte olmak kişiyi destekler. Sosyal desteğin sağlık için iyi olduğunu biliyoruz.

ibadetler ve toplu dualar pozi­tif hislere vesile olur. Yeni araştır­malar, pozitif hislerimizin, sağlığımız lehine psikolojik değişik­likler sağladığını göstermiştir.


• İyimserliğin ve ümidin, hastalık­larımızı iyileştirici tesirler gösterdiği ortaya konmuştur.

İnancın sağlık üzerine tesirini araştıran sadece Levin ve Koenig değildir, bu konuda çalışan başka araştırmacılar da vardır. Meselâ Columbia Üniversitesi'nde yapılan yeni bir araştırmada, dinî inancı olan kişilerde alkol ve uyuşturucu kul­lanımının, inancı olmayanlara göre daha az görüldüğü tesbit edilmiştir.

Hanvard İlahiyat Okulu, 2001 yılında dünya kültürlerinde şifa ile inanç arasındaki münasebeti incele­mek için, Din, Sağlık ve Şifa Hareketi'ni başlatmıştır.

Sonuncusu, Hasta Bakımında Ruhanîlik (Spirituality in Patient Çare) olmak üzere konu ile ilgili yedi kitabı bulunan Dr. Koenig: "Araştırmalar inançla fizikî iyilik hali arasındaki bağlantıyı ortaya koyması­na rağmen, inanem psikolojik ve zihnî sağlığa faydalarını gösteren deliller daha kuvvetlidir." demekte­dir.

Levin: "Araştırmalar, elbette inancını yaşamayan veya inançsız bir kişinin sağlıklı olamayacağını ya da inançlı kişilerin hastalanmadıklarım göstermemektedir. Ama araştırmalar sonucunda inançlı insanların sağlık­larının bundan fayda gördüğü de açıktır. Düzenli şekilde dinî aktivitelere katılan çoğu kişinin hay­atında, dindarlık hayatî ölçüde kuvvetli bir kaynak olabilir." demek­tedir.

       İçimizden dua isteği gelince bilmeliyiz ki, Rabbimiz elimizi boş çevirmeyecek, isteğimizin ya aynısını, yahut da daha hayırlısını verecek, dünyada vermese de ahirette verecek. Yani bizi mutlaka bir mükâfatla taltif edecek.

Şayet böyle, bir mükâfatla taltif etmeyecek olsaydı, istemek hissini vermeyecek, boşa çevireceği elimizi Zatına doğru uzatma hissini ilham etmeyecekti.


Hakikat böyle olmasına rağmen, insan fıtraten aceleci olduğundan; bizler çoğu kere aldanıyor, isteğimiz hemen yerine gelmezse duamız kabul olmadı, boşuna gitti zannediyoruz ve kulluğun özü olan duaya karşı da şevkimiz sönüyor. En büyük hatamızı da böyle bir zanla işlemiz oluyoruz.

Halbuki duada boş dönmek asla yoktur. Kaldı ki, hangi nimetin hangi duamız hürmetine geldiğini de pek bilemiyoruz. Belki sahip olduğumuz nimetlerin pek çoğu kabul olmadı zannettiğimiz dualarımız vesilesiyle gelmiş bulunmaktadır.

Rasul-ü Ekrem Efendimiz, Rabbimize uzanan ellerin boş çevrilmeyeceğini şu hadisleriyle ifade buyurmaktadır:

“Allah, merhametlidir ve kerem sahibidir. Kulunun eli ona doğru uzanmış olsun da boş çevirsin, o eli hayırla doldurmasın, Rabbim bundan haya eder.”

Cenab-ı Hak insana hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir zaaf vermiş... tâ ki daimi bir surette dergah-ı İlahiye iltica edip niyaz etsin. (Lem’alar’dan)

Dua bir ibadettir. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise; o duanın ve ibadet-i duaiyenin vakitleridir, hakiki faideleri değil. İbadetin faidesi ahirete bakar. Dünyevi maksatlar hasıl olmazsa, “ O dua kabul olmadı.” denilmez. Belki, “Duanın vakti bitmedi.” denilir. (Mektubat’tan)

Evet, Kudret, insanı çok dairelerle alakadar yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairede insanın vazifesi, yalnız duadır. (Mesnevi-i Nuriye)

Dua bir sırr-ı azim-i ubudiyettir. Belki ubudiyetin ruhu hükmündedir. (Mektubat’tan)

Ey aciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi, hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, alay-ı illiyyin-i insaniyyete çık, bir sultan gibi bütün kainatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i külli ve bir vekil-i umumi gibi “İyyakenestain” de. Kainatın güzel bir takvimi ol!

Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. O’nun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerim Zat var; ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp, “Elhamdü lillâhi Rabb’il Âlemin” der. (Mektubat’tan)

Ey insan! Senin elinde gayet zaif, fakat seyyiatta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-i ihtiyari namında bir iraden var. O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiattan kısalsın ve şecere-i mel’unenin bir meyvesi olan zakkumu cehenneme eli yetişmesin. Demek, dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tövbe dahi meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar. (Risale-i Nur’dan)

“Dua iradeyi kanatlandıran bir büyüdür; müdavimlerinden başkası da onun bu güçlü sırrını anlayamaz.” M. Fethullah Gülen

************************************************** *****************************
DUALARA MUKADDİME

İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bî-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım, lütfuna geldim. Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet. Neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini. Yâr et bize erdirdiklerini. Sevdin habibini, kainata sevdirdin. Sevdin de hil’at-i risaleti giydirdin. Makam-ı İbrahim’den Makam-ı Mahmud’a erdirdin. Server-i asfiya kıldın. Hatem-i Enbiya kıldın. Muhammed Mustafa kıldın. Salat ü selam, tahiyyat ü ikram, her türlü ihtiram ona, onun âline, ahbabına, âilesine, ashabına ve etbaına Ya Rab!

************************************************** *****************************
 
Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, icabet edilmeyen duadan Sana sığınırım.

Allah’ım, Senden işimde sebat diliyorum, doğru yolda azim istiyorum. Senden nimetine şükretmeyi ve Sana güzelce ibadet etmeyi istiyorum. Ve sadık bir dil, selim bir kalp istiyorum. Bildiğin şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum. Bildiğin şeylerin hayrını Senden istiyor ve bildiğin şeylerden Sana istiğfar ediyorum. Şüphesiz, Sen Allam-ul Guyubsun.


Allah’ım, Senden hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi, beni bağışlamanı, bana merhamet etmeni ve insanların fitnesini murad buyurduğunda, fitnelere duçar olmadan beni vefat ettirmeni dilerim. Senden Senin sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini ve Senin sevgine beni yaklaştıracak amellerin sevgisini dilerim.

Allah’ım, Senden hayrın başını ve sonunu, en kapsamlı olanlarını, evvelini ve ahirini, açığını ve gizlisini ve cennette en yüksek dereceleri istiyorum. Allah’ım, Senden hidayet, takva ve gönül zenginliği dilerim. Amin.

(Ya Hayy, Ya Kayyum. Ya Bediassemavatı vel ard. Ya Hayyun, Ya Kayyum. Ya Bediassemavatı vel ard. Ya zel Celali vel İkram. Allahümme inni es’elüke en tuhyi kalbi bi nur-u marifetike ebeden, Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah. 3 defa) Ya Rahman, Ya Rahim, bi rahmetike Ya Erhamerrahimin. Vel hamdülillahi rabbil alemin.

Allah’ım, benim kalbimi nur eyle. Kulağımı nur eyle. Gözümü nur eyle. Sağımı nur eyle. Solumu nur eyle. Önümü nur eyle. Arkamı nur eyle. Üstümü nur eyle. Altımı nur eyle. Beni nur eyle. Etimi, kanımı, sinirimi, saçımı, derimi, kemiğimi nur eyle. Beni bütünüyle nur eyle, Ya Rab.

Allah’ım, bütün işlerimizde akıbetimizi güzel yap, dünyada rezil rüsva olmaktan ve ahiret azabından bizleri koru. Allah’ım, işlediğim ve işlemediğim amellerin şerrinden Sana sığınırım.


Allah’ım, Senden imanda sıhhat, güzel ahlâkla bezenmiş iman, arkasından felah gelecek bir başarı, katından rahmet ve afiyet ve nezdinden mağfiret ve rıza istiyorum.

Allah’ım, Senin ismine malımı, dinimi ve nefsimi emanet ediyorum. Allah’ım, hükmüne beni razı kıl, kaderimde olanı bana mübarek eyle ki, tehir ettiğinin acelesini, acele ettiğinin de tehirini istemeyeyim. Nefsimin isyanını önle, teslimini sağla.

Allah’ım, Senden Seninle mutmain olmuş, Seninle karşılaşacağına inanan, kazana rıza ve ihsanına kanâât eden bir nefis istiyorum. Allah’ım, imanı bize sevdir ve kalplerimizi de tezyin et; küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster; bizleri rüşde erenlerden eyle.

Allah’ım, kalb katılığından, gafletten, fakirlikten, zilletten ve miskinlikten Sana sığınırım; fakirlikten, küfürden, fısktan, muhalefet edip düşmanlık çıkarmaktan, başkaları duysun ve görsün diye bir şey yapmaktan Sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan ve kötü hastalıklardan Sana sığınırım.

Allah’ım, gücümün zayıflığını, çaremin azlığını ve insanlarca önemsenmeyişimi Sana şikayet ediyorum. Allah’ım, nefsime takva bahşeyle ve onu temizle, Sen (onu) temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen onun velisi ve mevlasısın.

Allah’ım, nimetinin zevalinden, afiyetinin değişmesinden, azabının ansızın gelip çatmasından ve gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırım, Ey Rahman, Ey Rahim, Ey Celal ve İkram Sahibi; Ya Hayy, Ya Kayyum.

Allah’ım, enkaz altında kalmaktan Sana sığınırım. Düşmekten, yukarıdan aşağı yuvarlanmaktan Sana sığınırım ve boğulmaktan, yanmaktan, kocamaktan Sana sığınırım. Ölüm anında şeytanın çarpmasından Sana sığınırım. Yılan, akrep ve benzeri şeylerle sokulmuş olarak ölmekten Sana sığınırım. Allah’ım, borca batmaktan, düşmanın galebesinden ve kulların, başıma gelenlerden dolayı sevinmesinden Sana sığınırım.

Allah’ım, Senden rahmetini celb edecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, her türlü günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, Cennetle serfiraz olmayı ve cehennemden kurtuluş dileriz.

Allah’ım, beni yücelt, eksiğimi gider, bana rızk ihsan et, beni salih amellere ve güzel ahlâka ilet, zira bunların salih olanlarına ancak Sen ulaştırır, kötülerinden de ancak Sen alıkorsun.

Allah’ım, benim gizlimi açığımdan daha hayırlı ve daha güzel yap. Açığımı da ıslah eyle. İnsanlar arasında Sana yaptığım kulluktan daha derinini, daha şuurlusunu ve daha saygılısını insanların muttali olmadığı anlarda ifaya beni muvaffak eyle. Beni insanların yanında büyük kendi katında küçük yapma.

Allah’ım, günahlarımı gizlediğim ve onların açığa çıkmasından hoşlanmadığım gibi, güzel amellerimin duyulmasını ve görülmesini de bana öyle sevimsiz göster Ya Rabbi. Nefis ve şeytanın rağmına yaptığım güzel amellerimi, sağda solda açığa vurup, riya karıştırıp, ucba ve fahre takılıp nefis ve şeytanıma kaptırtma Ya Rabbi.

Allah’ım, ciddiyetimi, şakamı, kastımı mağfiret buyur, itiraf ederim ki, bu kusurların hepsi bende vardır. İhsan ettiğin şeylerin bereketinden beni mahrum etme, mahrum ettiklerin ile de imtihan etme.

Allah’ım, beni, Seni çok zikreden, Sana çok şükreden, Senden çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı huşu ve saygıyla dopdolu olan, ah-u efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden bir insan eyle.

Ya Rabbi, tevbemi kabul buyur, günahımı yıka, duama icabet et, delilimi güçlendir, kalbime hidayet, sadrıma genişlik, dilime istikamet ver ve sinemin kinini sök al. Allah’ım, Senden cehennemden salimen kurtulup, emniyet içinde beni cennetine koymanı diliyorum.

Ey güzelleri izhar eden, çirkinlikleri örten; ey günahlardan ötürü hemen muaheze etmeyip, perdeyi yırtmayan, ey affı güzel, ey mağfireti bol olan; ey ellerini rahmetle bast eden, ey en gizli fısıltıları dahi bilen, işiten ve şikayetlerin varıp dayandığı son nokta; ey alicenabane affeden, ey ihsanı büyük olan, ey istihkakdan önce nimetleri daha başta lütfeden, ey Rabbimiz, ey Efendimiz ev ey arzu ve isteklerimizin en son ufku, ya Allah, Senden vücudumu ateşte kızartmamanı dilerim.

Allah’ım, bile bile Sana bir şeyi ortak koşmaktan Sana sığınırım, bilmediğim şeylerde de Senden mağfiret dilerim. Nebi Hz. Muhammed’in Rabbi olan Allah’ım, günahımı bağışla, kalbimin gayzını ve hiddetini gider ve dalalete atan fitnelerden beni koru.

Allah’ım, beni eksilir korkusundan kurtar ve beni ehli kerem ve ehli ihsan kıl. Ya Rabbi, beni namerde muhtaç eyleme. Allah’ım, huyların, amellerin, arzuların ve hastalıkların kötülerinden Sana sığınırım.

Allah’ım, ben katı bir insanım, beni yumuşat; cimriyim cömert yap; zayıf biriyim, bana kuvvet ihsan eyle. Allah’ım, gaflet içinde olduğum halde beni öldürmenden, beni gaflet içinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan, sana sığınırım.

Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve Sana hizmetkarım. Ve Senin rızanı istiyorum. Ve Seni arıyorum.

Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, membalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb’id ile tazip etme. Sana müştak ve müteşekkir şu mutî raiyyetini başıboş bırakıp idam etme.

Fe yâ Rabbî, ya Halikî, ya Malikî! Seni çağırmakta hüccetim, hâcetimdir. Sana yaptığım duâlarda uddetim fâkatimdir. Vesilem, fıkdanı hîle ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re’sül-mâlim, emellerimdir. Şefîim, Habîbin (Aleyhissalatü Vesselam) ve rahmetindir. Affeyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle ya Allah! Ya Rahman! Ya Rahim! Amin!

Ey Rabb-ı Rahimim! Ve ey Halik-ı Kerimim! Benim sui ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti… ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalp ve hacaletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede göre göre, gayet süratle, sağa ve sola inhiraf etmiyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum. O kabir, bu dar-ı faniden, firak-ı ebedi ile ebed-ül abad yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dar-ı dünyayı kati bir yakin ile anladım ki; hâliktir gider ve fanidir ölür. Ve bilmüşahede içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur.

Ey Rabb-ı Rahimim! Ve ey Halik-ı Kerimim! Külli âtin karib sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarıma veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, senin dergah-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kaliyle bağırarak derim:

“El-Amân, el-amân! Ya Hannan! Ya Mennan! Beni günahlarımın hacaletinden kurtar.”

İşte Kabrimin başına ulaştım. Boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergahı rahmetine kaldırıp, bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum:

“El-Amân, el-amân! Ya Rahman! Ya Hannan! Ya Mennan! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halas eyle.”

İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyiciler beni bırakıp gittiler. Senin afvını rahmetini intizar ediyorum… Ve bilmüşahede, gördüm ki, Senden başka melce’ ve mence’ yok. Günahların çirkin yüzünden ve masiyetin vahşi şeklinden ve o mekanın darlığından bütün kuvvetimle nidâ edip:

“El-Amân, el-amân! Ya Rahman! Ya Hannan! Ya Mennan! Ya Deyyan! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir!”

İlahi! Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten lil-alemin olan Habibin (A.S.M.) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.
Allah’ım, kötü arkadaştan, kötü çevreden, kötü komşudan, kötü atmosferden, kötü yerden sana sığınırım. Allah’ım, beni şöhretperestlikten ve nefisperestlikten halas eyle. Beni hak duygusu ve hakikatperestlikle serfiraz eyle. Allah’ım, enemin, nefsimin ve şeytanların büyüklerinden ve küçüklerinden, insî ve cinnîlerinden, onların hile, desise, vesvese, dürtüklemelerinden ve tuzaklarından Senin rahmetine ve hıfzına sığınırım. Beni kendi nefsine takılıp, gayyaya yuvarlananlardan yapma. Affına ve rızana mazhar eyle, Ya Erhamerrahimin.
Ey benim nankör nefsim! Hayatını günahlarla, isyanlarla israf etmiş nefsim! Utanıp, sıkılmaz mısın? Allah başka yöne dönmüyor. Rahmetiyle sana müteveccih, daima senin kalbine nazar ediyor, senden ihlasa doymuş, salim kulluk isterken; sen ey sersem ve gafil nefsim, sıkılmaz mısın, başka kapılara bakarsın, döneklik üstüne döneklik yaparsın. Rabb-i Rahimim sana basiret, teyakkuz ve vefa ihsan etsin. Nimet verdiklerinin yoluna, kendi yoluna hidayet etsin.

Allah’ım, bana hakkı hak olarak göster ve ona uymakla beni rızıklandır. Batılı batıl olarak göster ve ondan uzak kalmayı nasip et. Allah’ım, zenginliğin şerrinden, fakirliğin fitnesinden sana sığınırım. Allah’ım, âcizlikten, tembellikten, bıkkınlıktan, yılgınlıktan, korkaklıktan, bunamaktan, insanlara zulmetmekten, insanların zulmüne maruz kalmaktan, haklının hakkını yemekten, masumların gözyaşından, beddualardan Sana sığınırım. Allah’ım, ihanetten, vefasızlıktan, yanlış anlaşılmaktan Sana sığınırım. Razı olmayacağın hal ve kalden Sana sığınırım. Sevdiğin ve razı olacağın kıvama beni eriştir, Ey bütün hayırlar elinde olan Allah’ım.

Allah’ım, dinlediğim, okuduğum ve gördüğüm güzel ve hayırlı şeylerden beni hüsn-ü istifadeye mazhar eyle. Allah’ım, müslümanları çekiştirmekten, gıybet ve menfi tenkitten, beni fersah fersah uzak eyle. Allah’ım, beni ve idaremdekileri, insi ve cinni şeytanların ve nefsimizin şerlerinden, haram yiyip içmekten, birilerine zulmetmekten ve birilerinin zulmüne maruz kalmaktan, engin rahmetin ve sonsuz kudretinle, merhamet ve himaye etmeni istiyoruz. Ya Rabbena.

Bu haber 18982 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

12.SINIFLAR DİN KÜL DERS NOTLARI

DİNİ KAVRAMLAR -12-(12.SINIFLAR İÇİN)

DİNİ KAVRAMLAR -12-(12.SINIFLAR İÇİN) İSLAMIN ANLAŞILMASI İÇİN BİLİNMESİ GEREKN KAVRAMLAR 12.SINIFLAR İÇİN

AHLAK NEDİR?AHLAKIN KAPSAMINA NELER GİRER?

AHLAK NEDİR?AHLAKIN KAPSAMINA NELER GİRER? AHLAK VE İLKELERİ-ÖNEMİ

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 49
Haber 867
Yorum 120
Haber Okuma 1125967
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi