BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

PEYGAMBER İNANCI

PEYGAMBER İNANCI

Tarih 08/Ağustos/2010, 09:54 Editör BİLGE BİLGE

PEYGAMBER İNANCI

 

Din “nasıl?” sorusunu akla havale eder

Rûh ve bedenimize takılan harika duyu, duygu, âlet ve cihazlarla harika güzellikleri seyredip, tefekkür için şu âleme gönderildiğimiz anlaşılıyor. Dolayısıyla, “Dünya ve içindeki varlıklara hangi göz ile bakılacak, nasıl tefekkür edilecek? Faydalı ve zararlı maddeler; tehlikeli, yasak bölgeler nasıl bilinecek?” gibi hususları, insanlığın nûrânî kılavuzları olan resul, nebî, yâni elçiler ve din haber verir.

Anlaşılmaz bir kitap hocasız, bir okul muallimsiz, bir ev reissiz, bir topluluk başkansız olmaz. Özellikle, mevcudât, yâni atomdan galaksilere kadar uzanan canlı-cansız varlıklar silsilesi, sayısız kitap içinde kitap, hattâ “varlıklar” adedince kütüphanelerdir. Elbette, bu denli esrar ve güzelliklerle bezenmiş, muammâ yüklü bir kitabı bize okuyacak, anlatacak bir muâllim lâzımdır. O da peygamberdir.

“Gerçekten Allah, mü’minler içinde bir peygamber göndermekle bir ni’met bağışladı ki, onlara Allah’ın âyetlerini okur, onları günahlardan temizleyip hayra sevk eder. Onlara Allah’ın kitabını, hikmeti ve sünneti öğretir. Yoksa onlar ap açık bir sapıklık içindeydi.”1

Karıncayı emirsiz, arıyı yasubsuz, ördek ve sâir hayvan nevilerini rehbersiz bırakmayan Allah, elbette insanı başıboş, rehbersiz, öndersiz, muallimsiz, nebîsiz, peygambersiz bırakmaz. Allah’ın varlık ve birliğini bize tanıtacak, bildirecek, isim ve sıfatlarının tecellilerini okutup tarif edecek bir tarifçiye, bir rehbere ihtiyaç vardır. Rabbimizi bize târif eden muarriflerden biri; peygamberler ve onların da en büyüğü ve en sonuncusu olan Hz. Muhammed’dir (asm).2

Din, “Nasıl?”dan ziyade, “Kim?” ve “Niçin?” sorularının cevabı ile yaratılışın sebebi üzerinde durur. Ve akıl ve vicdânın altından kalkamadığı problemlerin formüllerini açıklar. “Nasıl?” sorusuna dikkat çeker ve cevabını akıl, istidad ve kabiliyetlere havâle eder.

İnsan, akıl ve vicdân sahibidir. Şu halde, “Peygamberlere, dine ne ihtiyaç var?” denemez. Zîrâ, akıl, sadece anlama-ölçme-değerlendirme âletidir; ihâta değil. Her şeyin sırrını çözecek, derûnunu açığa çıkaracak çapta değildir. Gözler ne kadar keskin olursa olsun, güneş olmaksızın eşya görülemez. Şu halde doğru yolu da peygamber ve din olmaksızın bulmak mümkün değildir. Işıksız, ısısız, güneşin vücudu mümkün olmadığı gibi, ilâhlık da tezahürsüz olamaz. Tezahürü ise, resûl, yâni elçilerin gönderilmesi ile olur.3

İnsanoğlu akıl, vicdân ve zekâsıyla kendisini eğitip terbiye edecek kudrette değildir. Çünkü, nefsi, bencilliği, egosu, hissi, zâlimliği ve cehaleti ağır basar. Dolayısıyla hâdiselere tarafsız ve âdil yaklaşamaz, bakamaz. Ancak, onu terbiye edip eğitecek din; dini de tebliğ edecek peygamberdir. Peygamberin tebliği ettiği hakikat da dindir.

Zaten, mimari, hukuk, teknolojinin kaynağı (peygamberlerin mu’cizeleri eliyle beşerin ufku açılmış, hediye edilmiştir), ahlâkın da kaynağı dindir. İlâhî tebliğ; kabiliyetleri “ateşleyici” ilk “kıvılcımdır”; bilâhere yol gösterici kılavuzdur.

Japon ilim adamı; Prof. Dr. Masaru Emoto, “21. yüzyılda en önemli olayın ilimle dinin yeniden buluşması olacağını düşünüyorum. Eğer din olmasaydı, insan aptallaşacak, modern ilim de hiçbir vakit ortaya çıkmayacaktı” şeklindeki tesbitleriyle bu hakikati te’yid eder.4

Dipnotlar:

1-Kur’ân, Al-i İmrân, 164; 2-Sözler, s. 214; 3-Mesnevi-î Nûriye, s. 34; 4-Su Kristalleri (Safvet Senih) Sızıntı, Aralık, 2002, s. 14-5

 

"Sen yağmurun annesi ..Ey Sevgili
muhabbetin bin yağmurdan serin.
Sen yağ ki çöl doysun,çöl doysun ey nebi!
sen hüznün tesellisi ..ey sevgili...
tebessümün sonsuzluk müjdesi..
......sen gül ki gül gülsün ,gül gülsün ey Nebi!...

Sensin varlığın incisi...Ey Sevgili
yüzün Senin güneşler incisi
Sen gel ki aşk olsun ,aşk olsun Ey!Ey Nebi!....

 

"Anne yavrusuna süt vermek için çocuğu çağırsa çocuk delil ister
mi, güvenerek hemen koşar. Peygamber anadır, hâlâ sözlerinde delil ve
mantık mı ararsın?"

 

PEYGAMBER İNANCI

      “Herkes bir peygamberdir, kimisi iyiliğe çağıran ,kimi kötülüğe,kimi Allah a ,Cennete kimi içkiye ,Cehenneme çağıran bir peygamberdir.Biz hangisinin peygamberiyiz”

 

S-1-Peygamber ile nebi ne demektir?Aralarındaki farkı belirtiniz?

    Peygamberlik:”Allah’ın insanları bilgilendirmek ve buyruklarını iletmek üzere seçtiği bir grup insana vahiyler indirip elçilik görevi vermesi”dir. Allah’ın elçi olarak seçip görevlendirdiği insana da peygamber,nebî veya resül denilir. Fârâbî ve İbn Sînâ gibi Müslüman filozoflara göre ise nübüvvet “öğretme ve öğrenme vasıtalarına başvurmadan bilgi algılama gücüne sahip olmak” diye tanımlanır. uygarlığın inşa edilmesinde peygamberlerin (rahipler) öncülük görevi yaptığına dikkat çeker (William H. Mc Neill, s. 22-60).

.Muhammed İkbal’e göre, Kur’an peygamber tam anlamıyla dinamik olan bir âlem ve ulûhiyet anlayışını savunmaktaydı. Bu müslüman olarak felsefenin, dinin “beslemesi” olduğuna inanmıştır. Çünkü filozofların aradığı hakikat, peygamberlerin insanları çağırdıkları hakikatin aynısıdır.[69]

 

S-2-Peygamberlere İman ne demektir?(İnanç değerleri açısından..)//İnanç sisteminde/zincirinde peygamber inancının önemini anlatınız?

Peygamberlerin Allah tan getirdiği bütün Bilgilerin gerçek ve doğru olduğuna inanmaktır.

 

S-3- Peygamberler neden yalancı olamaz?Olsaydı neler olurdu?

         1-Peygamberimizin,Okuma-yazma,öğrenim görmediği halde dinî ve dünyevî açıdan tutarlı bilgiler içeren ve benzeri insanlarca yazılamayan Kur’an gibi derin içerikli ve erişilmez edebî-sosyolojik-bilimsel-psikoloik- üstünlüğe sahip bir metin getirmesine mucize dışında makul bir açıklama getirmek imkânsızdır. Son peygamber oluşu böyle bir kalıcı mucizeyi gerekli kılmıştır. Çünkü kıyamete dek bütün insanlara gönderilen son peygamberin her çağda yaşayanlara hitap eden bir mucizesi olmalıydı. Bu da akla hitap eden ve bilgiye dayanan türden başka bir mucize olamazdı (el-Bakara 2/23-24; el-Ankebût 29/47; el-Ahzâb 33/39-40).Mürselat 20-Mülk 19,Rahman 20.ayetleri

             Kendilerine peygamber gönderilmemiş kimseler, hayrı şerri bilmediklerine göre, azab olacakları da söylenemez.       Bunların da, nerelerde zuhur ettiklerini göstermek mümkün değildir. Hz. Adem'in nerede peygamberlik yaptığını bilmiyoruz. Birazcık Hz. İbrahim'i bildiğimizi söyleyebiliriz. Evet, Bâbil ve Anadolu dolaylarında dolaşmış, Suriye'ye gitmiştir. Lût Peygamberin de, Sodom, Gomora ve Lût Gölü çevresinde vazife yaptığını zannediyoruz. Medyen'de bulunan Hz. Şuayb'ı, Mısır'da görev yapan Hz. Musa'yı tanıdığımızı söyleyebiliriz. Hz.Yahya ve Zekeriyâ'nın da Akdeniz memleketlerinde bulunduklarını kabul edebiliriz. Muhtemelen Anadolu'ya da geçmiş olabilirler... Meselâ Efes'in Hz.İsâ ve Hz. Mervem'le alâkası,bu mevzuda fikir verebilir, kendilerine peygamber gönderilmemiş kimseler, hayrı şerri bilmediklerine göre, azab olacakları da söylenemez. Kerkük Türklerinden Adil Bey'den nakledeceğim. Hoca diyor ki: "Amerika'da doktoramı yaptığım sırada, yer yer Amerika yerlileri ve zencilerle görüştüğüm oluyordu. Bu kabileler arasında bazen öyle dînî prensiplerle karşı karşıya kaldım ki, bu prensipler aynen bizdeki Allah inancına uyuyordu. Meselâ: "Allah'ın eşi ortağı yoktur. Çünkü iki ilâh olsa idare karışır..." diyorlardı ki, bu, hemen hemen "Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de, yer de gök de) bozulup gitmişti." (Enbiya-22) ayetinin mânâsını ifâde ediyordu. Eğer bu hakikati zencilere bir peygamber fısıldamasaydı, bunu kendi kendilerine bilmeleri mümkün değildi. Yine bu zenciler "Allah doğmaz, doğurmaz. " diyorlardı ki; bu da ancak aydınlanmış bir zihnin ifâdesi olabilirdi. Çünkü doğmak, doğurmak insana ait bir özelliktir  ve ihtiyaçtan ileri gelir. Gene aynı düşünceden,Buda nın da bir peygamberden esinlendiğini/O nun kalıntılarından felsefesini oluşturduğunu düşünebiliriz…

        Profesör Mustafa Mahmud, -Trablusgarblı olsa gerek- ateizmden dönmüş bu insan, daha evvel, günümüzün modası olarak materyalizmin hayranı iken, Kur'ân-ı Kerim'i araştırıp, İslâmiyet'i inceledikten sonra, 180 derece bir dönüşle, küfürden uzaklaşmış ve füze hızı ile mescide ulaşmış birisi... Dr. Mustafa bir seyahatinden bahsederken, diyor ki: Afrika'da, Niyam-Niyam ve Mav-Mav kabileleriyle karşılaştım. Neye inandıklarını sordum. Dediler ki; "Biz öyle bir Mabuda/Tanrıya inanıyoruz ki, gökte durur, yerdekileri idâre eder." Allah gerçi gökte durmaz ama, öteden beri "O Rahman, Arş'a istiva etmiş (oturmuş)tir. (Tâhâ-5)ayetini açıklamışlardı.

            2-Kimse kendi yazdığı eserde en mahrem konuları ele almaz,açığını vermez.İfk hadisesi…

           3-Okuma yazma bilmeyen birine Kur an ın gönderilmesi, bu düşünceyi zaten yok eder.  

          4-O nun söylediklerinde Eğer öyle olsa bile akla,mantığa,bilime aykırı  yanlış kötü bir şey var mı?

        5-TEVRAT VE İNCİLİN İŞARETLERİ,Peygamberimiz,Tevratta ahyed,incilde Ahmed olarak geçer.   

         6- Cinlerle ilişki içinde olan bilginlerin,O gelmeden önce müjde vermeleri,  

         7- Ayın bölünmesi gibi binlerce mucizeleri,

         8-Dost ve DÜŞMANLARININ tasdiki ile emin (Doğru sözlü ve güvenilir) olması..Peygamberlik geldikten sonra düşmanları olan Mekke müşrikleri O'na yalancı demeyip cinnet geçirmiş diye itham ettiler,    .       .         9-Kuran'ın Hz Muhammed tarafından uydurulduğunu iddia etmek,Öyle bir kitap yazacaksın ki 7 asırda da 20 asırda da bilimlerin söyleyeceklerini söylemiş olsun.!  

          10-O kadar engeller ve sıkıntılar karşısında kendinden emin ve tereddütsüz olarak davasını savunması.,                                                                                                               .            11-KAVİMLERİN KISA SÜREDE ISLAHI  Vahşi ve adetlerine mutaassıb inatçı muhtelif kavimleri çok kısa bir sürede adet ve vahşi ahlaklarından temizleyip dünyanın birçok yerine muallim olacak düzeye ve olgunluğa getirmesi , SOSYAL YAPI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ:  Sigara gibi küçük bir adeti küçük bir kavimden büyük bir hakim çok büyük gayretlerle ancak daimi kaldırabilir. Halbuki bu zat büyük ve çok adetleri inatçı mutaassıb büyük kavimlerden zahiri küçük bir kuvvetle küçük bir gayretle az bir zamanda kaldırıp yerine yüksek seciyeleri dem ve damarlara karışmış derecede sabit olarak koyuyor. Şu an yüzlerce profesör ve fikir adamı Arap Yarımadası yada benzeri bir yere gidip yüz sene çalışsınlar acaba o zatın bir senede yaptığının yüzde birisini yapabilirler mi?

            12-"Bir elime Ayı bir elime Güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem" şeklinde cevap vermesi. Küçük bir adam küçük bir haysiyetle, küçük bir grup içinde, küçük bir meselede tartışmalı bir davada çekinmeden korkmadan küçük fakat iddialı yalanı düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telaş göstermeden söyleyemez.

            13-Kur'an ayetlerinin onun sözlerine benzememesi.

          Kuran'da kendisini ikaz eden ayetler bulunması (kendi sözü olsaydı buna niçin gerek duysundu).

            14-Eşraftan birinin kızının hırsızlık suçundan cezalandırılmaması isteği üzerine "Kızım Fatıma da hırsızlık yapsa o cezayı verirdim"

            15-Ayetlerin birçok zaman belli bir sıkıntı devresi yaşandıktan sonra inmesi (halbuki kendi sözü olsa idi sıkıntıyı çekmeden direkt ayeti söylerdi işi çözerdi. Misal; Hz Aişe'ye iftira atılması hadisesinde ayet inene kadar çok büyük sıkıntı çekildi.

            16-Kendisine saraylar yaptırabilecek makamdayken hasır üzerinde yatması,

             17 -Evine üç gün üst üste buğday ekmeği girmemesi, hatta bazen açlıktan karnına taş bağlaması onun kendini düşünen bir insan değil gerçekten peygamber olduğunu gösterir.(Nitekim bırakın toplumda peygamber olarak kabul edilmenin verdiği büyük hakimiyeti, devlet reisliği hakimiyetini eline geçirenlerin bile nasıl yaşadıkları ortadadır.)

           18-Mucize gösterdiğinde düşmanları tarafından sihir ithamına maruz kalması. inanmak istemeyenler ise böyle bir olay olmamıştır demek yerine 'sihir yaptı bize' diyorlardı.) Bu durum düşmanlarının bile onun peygamberliğini bilmeden isbatladıklarını gösterir.

        19- Evlendiği hanımların çoğunun yaşlı olması (Halbuki otorite elindeyken istediği gençlerle evlenebilirdi.  ;"Ey Fatıma, peygamber kızıyım diye güvenme kıyamet günü ben bile seni kurtaramam.”

        20-" Zekat almanın kendisine ve yakın çevresine yasak edilmiş olması.

          21- Başta hanımları olmak üzere onun hayatını en yakından inceleme fırsatı bulan fıtrat ve ahlaktaki insanlardan onun aleyhinde kuşku ifade edebilecek bir söz gelmemiştir..

          22-Ondört asırdır Tüm İslam alemine dal budak salmış bütün İslami ilimlerin kaynağı olan Kuran'ı getiren ümmî (okuma yazma bilmeyen) bir insan ise bunların onun kendinden olduğu iddia edilebilir mi? Kur'an bazen 0'nun görüşlerinin hatalı olduğunu bildirir, bazen meyletmediği bir şeye izin verirdi.

          24-Vahiy bir kaç kez kesintiye uğramıştı. Rabbi onu unuttu, haşa şeytan onu terketti gibi dil uzatmalarda bulunuyorlardı. Kur'an benzerinin getirilemeyeceği konusunda şiddetle ve ısrarla meydan okumaktadır.(isra 88)(Tur 34)(Hud 13).

          25-Edebiyatın zirvede olduğu dönemde ,okuma yazması olmayan birisinin edebiyatçılara taş çıkartacak kadar üstün bir eser ortaya çıkarması.

         26-Kendisine olan güveni bazı söz ve davranışlarından o kadar belli olur ki ancak Allah'a olan dayanması ile açıklanabilir..Söylediklerinde illaki bir yerde birbirini tutmayan cümleler olabilirdi.

          28-Bir çok inançsızın onun hakkında söyledikleri.Kendine kutsallık vermedi. Bir beşer olduğunu her zaman hatırlattı; "De ki ben de sizin gibi bir beşerim, ancak bana vahyolunuyor." (Kehf 110) Peygamberlikten önce uzun zaman toplumda bulunduğu halde nesir, nazım, şairlik, hatiplik gibi bir meşguliyeti görülmediği halde Kur'an gibi o zaman müşrik şairlerini dahi teslime ya da itirafa sevkeden bir sözü tebliğ etmiş olması.
          "De ki Allah dileseydi ben O'nu size okumazdım.(Ve benim lisanımla)onu size bildirmezdi. Zira bundan önce ben sizin içinizde bir ömür durdum hiç düşünmüyor musunuz?" (Yunus 16)

           29-Hz. peygamber hiç okuması olmadığı ve kimseden birşey öğrenmediği halde geçmiş milletlerden yanlışsız haber vermiştir. O'nu yalanlamaya hırslı olan yahudi bilginlerinin geçmiş milletlerle ilgili suallerine eksiksiz cevap vermiş.

            30- İnat edenlere "De ki: doğru iseniz tevratı getirip okuyun" ayeti ile cevap verip susturmuştur.

              Ayetlerde de bildirildiği gibi Yahudiler O'nun gelecek peygamber olduğunu biliyorlardı fakat kendi içlerinden çıkmadığı için az bir kısmı hariç kabul etmediler. Tevrat ve İncil'deki kıssaların bir kısmının Kuran'da aynen anlatılmayıp kesinlikle hatalı alıntı olarak düşünülmeyecek nitelikte iddialı değişiklikler ile anlatılmış olması..

          31--İmam gazali inanmak istemeyen birine,”Desen ki arkandan aslan geliyor ,buna inanmak yerine bize bakıp önce sen aslanın geldiğini ispat et der”demenin yanlışlığını vurgulamıştır.Yani Onu sorgulamak yerine otur da getirdiklerini sorgula ,zamanını boşa harcama!demiştir.

          32-Mantık,bir inanıştan sonra  gelen gerekleri yapmaya yarayan şeydir.Mantık sultana tabi olursa hep doğru istikamete kalır.Sultan emreder vezir yapar.Ama vezirin emretmesinde kapsayıcı olamadığından sorunlar çıkabilir.

          33--Ahlakı doğruluğu,karakteri,fiziksel ruhsal yönden sağlıklı oluşu.Peygamberlerde eksik bulamayanlar bu sefer Kitaplara da bu arayışlarını sürdürürler.

         4-Kutsal kitapları Peygamberler uydurmuş olabilir mi?         O zaman Kur an ve emirlerini okuyalım,Sosyal yapımıza,psikolojik yapımıza,bilime,akla aykırı bir şey var mı? Ya dedikleri aynen doğruysa ya takılmak yerine neden insan hemen”peygamberler uydurmuş”diyebiliyorlar”Neden şüphe madalyonun hemen negatif tarafına baktırıyor!Öğrendiğiniz bir müzisyen veya bir yazarın hakkında şüphe duymak aklınızdan dahi geçmezken Peygamber “El emin”söz konusu olunca neden bu şüphe oluyor?

        5-Yalan cı peygamberler var mı?         Peygamber olup ta yalancı olanlar değil;Yalancı olupta peygamber olmayanlar vardır...Üstün ahlak örnek kişilik,ispatlı sevgi kaynağı olma,gaybi konularda verilen doğru bilgiler,bilime motive etmek,İnsanlığı,hayvanlar ın yaşamı gibi birbirine tuzak kuran ,kimin kime ne zaman nasıl kötülük yapılacağının bilinmediği böyle vahşi yaşamdan onları örnek insan haline getirecek kim olabilir?Bu insanın aydınlanmış olması üstün ahlakla ve insanlara vereceği konularda doyurucu bilgi verebileceği bir insan olmalı!

       6- İnsanlara önder olma ,yol gösterme,Onlara örnek olacak ,üstün ahlaka ulaştıracak insanlar da hangi özellikler olmalı? Peygamber sevgisi ve seviyesi nasıl olmalıdır?Peygamberi ilahlaştırarak diğer dinlerin düştüğü hataya düşmemek,Peygamberi peygamber kadar sevmek.O nun için O nun kulu ve peygamberi demek.Peygamberler insanlığın kemal noktasındadır.

     S-4-Bütün peygamberlerin ortak mesajlarındaki ana ilkeler nelerdir?     

           “Allah, yarattığı her canlıya yaşamasını sağlayacak (programı yüklemiş)yolu göstermiş ve insanları da aydınlatıcı bir kandile benzettiği (el-Ahzâb 33/46) peygamberleri vasıtasıyla bilgilendirerek eğitmiş ve yollarını aydınlatmıştır. bu tebligâtta “Allah’tan başka gerçek bir tanrı yoktur, sadece ona ibadet edin ve ondan başkasına tapmayın, ilâhî kitaplara, peygamberlere, meleklere ve âhirete iman edin, namaz kılın, zekat verin, oruç tutun, iyilik yapın, kötülük yapmayın, güzel söz söyleyin, ebeveyne iyi davranın, adam öldürmeyin, hırsızlık yapmayın, yalan konuşmayın, aldatmayın, yoksul ve yetimlere yardım edin, içki içmeyin, kumar oynamayın, temizlenin ve temiz elbise giyinin, zina yapmayın” gibi temel inanç, ibadet ve davranış ilkeleri yer almıştır.

          Özetle bir Müslüman’ın başka bir dine girip Hıristiyan, Yahudi, özellikle komünist vs olması da mümkün değildir. “Çünkü bir İsevî/Hristiyan, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâmı daha çok sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsâ Aleyhisselâmı daha çok sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, isyankar olur; ruhunda erdemlere yer bırakmaz.. Vicdanı iflas eder,sosyal hayata zehir etkisi yapar”3                                                                                                                                                  

       
S-5-Peygamberlerin mucizeleri nelerdir?İnanmayanlar ne ile karşılaşmıştır?                           Peygamberler bir çok mucize göstermişler,Bu mucizelerin bir kısmı inanmak isteyenlere rehberlik etmeye, bir kısmı da inkâr edenleri helak etmeye yönelik olmuştur. Bu bağlamda Hz. Nuh’a tufan ve tufandan gemi ile kurtulma, Hz. Salih’e kayadan çıkardığı deve, Hz. İbrahim’e ateşin serinlik vermesi, Hz. Mûsâ’ya asasının yılana ve ejderhaya dönüşmesi, Hz. Îsâ’ya gökten indirilen sofra, ölüleri diriltme ve evde yenilip saklanan şeyleri haber verme, Hz. Muhammed’e de Bizanslıların İranlıları savaşta yeneceklerini önceden bildirme gibi mucizeler verilmiştir (el-İsra 17/59; el-Mâide 5/110; el-Ankebût 29/28; eş-Şuara 26/119; Âl-i İmrân 3/45-49; er-Rûm 30/2-4).

           Gösterilen mucizelere inanmayıp peygamberleri aşağılayan inkârcılar helak mucizeleri isteyince Hz. Nuh’un kavmi tufan, Hz. Sâlih’in kavmi Semûd ile Hz. Hûd’un kavmi Âd ve Hz. Şuayb’ın kavmi Medyen halkı korkunç gürültü, Hz. Lût’un kavmi zelzele/deprem ve taş yağmuru, Hz. Mûsâ’ya karşı direnen Firavun ve ordusu yarılan denizde boğma gibi mucizelerle helak edilmiş, insanlara bir alamet ve ibret olması için Hz. Nuh ve Hz. Lût’un kavimlerinin helâk edilişlerine dair bir takım kalıntılar ve Firavun’un bedeni geride bırakılmıştır (Yunus 10/92; el-Furkan 25/37; el-‘Ankebût 29/28-38; er-Rûm 30/47).            

S-6a-“Bu ne biçim peygamber ki yemek yiyor,aramızda geziyor”ayetiyle verilmek istenen mesajlar?  .   “İnsanlara doğru yolu gösteren bir elçi geldiği zaman inanmalarına tek engel, onların şu sözleri olmuştur: "Allah elçi olarak bir insanı mı gönderir?" De ki: "Yeryüzünde dolaşanlar melek olsaydı ve oraya yerleşmiş bulunsalardı, biz de onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik." (İsra 17/94-95) şaşkınlıklarını şöyle dile getirmişlerdi:    Yine onlar dediler ki; «Bu ne biçim Peygamberdir ki, bizim gibi yemek yiyor ve çarşıda pazarda geziyor? Ona, kendisi ile birlikte uyarma görevi yürüten bir melek indirilseydi ya.» (Furkan 25/7)
Bu gün bir çok kimse, şu ayet karşısında şaşkına dönüyor: "De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek tanrı olduğu vahyediliyor." (Kehf 18/110)

S-6b-Bütün peygamberlere iman  etmek ile müslüman olmak arasında nasıl bir bağ vardır?İslam dininin bu konuya yaklaşımını kısaca özetleyiniz?

            Bütün peygamberleri gönderen Allah olup;Hepsinin getirdiği bilgiler temelde aynıdır.Zamanın ve yerin değişmesine,insanların ilerlemesine ,gelişmesine paralel  olarak Allah yeni dinler göndermiştir.Bir sonraki din öncekini tamamlamakta,daha gelişmiş hali olmaktadır.Bir önceki din sonra gelecek peygamberi ve dini haber vermiştir.Dolayısıyla bütün peygamberlerin Allah tan getirdiği bilgilere,ve O peygamberlere inanmak gerekir.Dolayısıyla bu peygamberlere inanmak =islam dinine inanmaktır.Bundan dolayı bir peygamberi kabul etmemek kişiyi dinden çıkarır.O halde diğer peygamber gönderilmiş din sahipleri de Hz.Muhammet e ve İslam dinine inanmalıdır..

 

S-7-Allah ,İnsanlar arasından nasıl peygamber seçer?Allah neden insanlardan peygamber seçmiştir?

Peygamber seçimini Allah kendisi yapar ve bu seçimde mal,mülk,zenginlik,Rütbe,makam,şöhret etkili değildir.İnsanın çalışması veya gayretiyle peygamber olunmaz.Allah peygamberlik yükünü taşıyacak insanları bilir ve dilediğini seçer.Mekke müşrikleri ,yetim,fakir bir insana peygamberlik verilince,”Allah başka adam bulamadı mı da?Ebu Talibin yetimini seçti”//”Peygamberliğin, bu kasabanın zenginlerinden birisine gelmesi gerekmiyor muydu”Diyerek peygamberimize hakaret etmişlerdir.

 

***S-8-Peygamberlerin  Toplumları eğitmedeki rolünü/önemini  yazınız?

     "
Züleyha,birgün sudan bir nedenle evdeki bütün hizmetkarları uzaklaştırdı,sudan bir
sebeple Yusuf'u odasına çağırdı..Züleyha efendi değil mi ve Yusuf da
bir köle değil mi_? Emre amade,Züleyha'nın odasına girdi,başı önünde
gözleri yerde,ALLAH(c.c) şahitti..Züleyha ne kadar ateşse Yusuf o kadar
......iffetti..

Peygamberler sadece dini anlatmamışlar,İnsanları eğitip onları kötülüklerden uzaklaştırmışlardır.Toplumda varolan kötülüklerle ilk kez onlar yüzleşmiş ve bunlara ilk kez onlar karşı koymuşlardır.Bunları yaparken, işkence çekmişler,iftiraya uğramışlar,başlarına deve işkembesi atılmış,yoluna dikenler atılmış,Hanımına zina iftirası atılmış,Taşlanmış ayakları kanatılmış,toplumda psikolojik baskıya uğratılmış,aç bırakılmıştır.Nitekim peygamberimize ve arkadaşlarına,Alay-açlık-yemek boykotu uygulanmıştır.Örnek olarak:Bir gece peygamberimizin arkadaşlarından birisi,Çişini yaparken bir deri parçası bulmuş,bunun  suyu ile günlerce idare edilmiştir.Toplumların ilk öğretmenleri peygamberledir.onun için öğretmenlik peygamberlik mesleğidir.”,”Sabır ilk toslama anında gösterilendir”Yol kesen,baskın düzenleyen,kızlarını diri diri toprağa gömen,kadını mal gibi alıp satan insanları,kısa zamanda örnek,yıldız insanlar haline getirmiştir.…

Peygamberler iman, ibadet ve ahlâk bakımından güzel örnek oldukları gibi, medeniyetin gelişmesinde de mu'cizeleriyle önderlik etmişlerdir. İnsanlığa büyük hizmet eden gemi Hz. Nuh peygamberin, saat Hz. Yusuf’un, uçak Hz. Süleyman’ın (Hz. Süleyman’ın rüzgâra binip gitmesi, insanlara havanın kaldırma kuvvetini öğretmiştir) Yine televizyon Hz. Süleyman’ın, (Hz. Süleyman’ın Belkıs’ın tahtını görüntü ve gerçek olarak göz açıp kapayıncaya kadar yanındaki bir kimseye getirtmesi, televizyonun çok ilerisinde eşyanın nakline /ışınlama ya dair insanlığın aklına yeni fikirlerin gelmesine sebep olmaktadır) ve demirin eritilerek sanayide kullanılması da, Hz. Davud’un eliyle insanlığa hediye edilen yüksek nimetlerdendir. Çünkü hükümler de  bildirildiği gibi, insan kâinatta var olan şeyleri taklit etmekte, bir örneğe muhtaçtır. Kuşu görür. Ama kuş gibi uçmayı Hz. Süleyman’dan öğrenir ve tatbik eder. İşte uçakların bugün insanlığın işlerini ne kadar kolaylaştırdığı, demirin medeniyetin gelişmesinde ne kadar büyük katkıları olduğu, gemilerin yolcu ve yük taşımada ne kadar büyük kolaylık sağladığı, bu sayede insanların daha refah içinde  ve daha rahat bir hayat geçirdikleri bir realitedir. Ama bütün bunlar şükür isterken, insanların nankörlük etmesi de, nübüvvetle bağlarını koparmış olmalarından kaynaklanmaktadır.

Peygamberler,bozulmuş/vahşileşmiş insanları dünyaya örnek insanlar haline getirmişlerdir.Zenginlerin faizle toplumu sömürmesini,toplumdaki kölelik sistemini kaldırmaya çalışmış,İnsanlara bizzat öğretmenlik yaparak kendinden sonraki öğretmenleri yetiştirmiştir.(Asha bı suffe  üniversitesinde olduğu gibi....) Kur’ân-ı Kerim’de Rabbimiz, peygamber mucizelerinden bahsederek insanları ibret almaya ve gelişmeye teşvik etmektedir. Bi düşünürün dediği gibi:

   Haydi, çalış bu mu'cizelerin örnekleri ortaya koy/göster. Süleyman Aleyhisselâm gibi iki aylık yolu bir günde git. İsa Aleyhisselâm gibi en dehşetli hastalığın tedavisine çalış. Hazret-i Musa’nın asası gibi taştan ab-ı hayatı (hayat suyunu/sondalama vs ) çıkar, insanları susuzluktan kurtar. İbrahim Aleyhisselâm gibi ateş seni yakmayacak maddeleri bul, giy. Bazı enbiyalar gibi doğu ve batıda en uzak sesleri, şekilleri işit gör. Davud Aleyhisselâm gibi demiri hamur gibi yumuşat, insanlığın bütün sanatını ortaya çıkarmak icin demiri balmumu gibi yap. Yusuf Aleyhisselâm ve Nuh Aleyhisselâm’ın birer mu'cizesi olan saat ve gemiden nasıl çok istifade ettiğiniz gibi istifade ediniz, taklitlerini yapınız.” Asha-bı kehf insanların uzun yıllar yaşayabileceklerini göstermesi bakımından bizlere ufuk açıcıdır…                                                                                                                                               İşte Rabbimiz kutsal kitabımız aracılığı ile her yönüyle bizleri maddî ve manevî terakkiye/ilerlemeye, gelişmeye sevk etmekte, ders vermektedir. Peygamber kıssaları bunun bir delilidir. Bunlardan bir kaçını zikretmeye çalışalım. Hz. Adem (as): İlk ziraat mühendisi ve çiftçi idi. Hz. Şid (as): Dokumacıların, örücülerin ve mensucat sanayiinin ilk kurucusu idi. Hz. İdris (as): İğneyi ilk icat eden, ona delik açan, iplik geçiren olduğundan, terzicilerin—konfeksiyoncuların—örücülerin piri sayılır. Hz. Nuh (as): Marangozların (mobilyacıların )—gemicilerin—denizcilerin piri idi. Hz. Hud (as): Tüccar idi. Bütün tüccarların piri sayılır. Hz. Salih (as): Sürülerle develer yetiştirirdi. Sütlerini hem içer, hem de satıp dünyalığını temin ederdi. Hz. İbrahim (as): Kâbe’yi yeniden inşâ edişiyle, Hz. Süleyman'a (as) ve mimarlara önderlik etmiştir. Ayrıca bereketi ile gen teknolojisini ve yüksek miktarda ürün elde edilmesi yolunu açmıştır. Hz. Lut (as): Tarihçi idi. Seyyahların, piridir. Hz. İsmail (as): Kara ve deniz avcılığı ile geçimini sağlardı. Avcıların piri sayılır. 70 dil bilirdi. Tercümanların da piridir(Üstadıdır). Hz. İshak ve Hz. Yakup (as): Çoban idi. Hayvancılığın gelişmesine sebep olmuşlardır. Hz. Yusuf (as): Saati ilk icat eden, toprak mahsulleri ofisini ilk defa kuran, bolluk zamanında depolamayı, kıtlık zamanında halka dağıtmayı düşünen bir peygamberdir. Hz. Eyüp ve Hz. Şuayb (as): Ziraatçı idiler. Hz. Musa (as): Çobanlık yapmış ve Hz Şuayb (as)’a yardım etmiştir. Hz. Harun (as): Vezir (Bakan)idi, o da Hazreti Musa’ya yardımcılıkta bulunmuştur. Malûmdur ki Hz. Musa’nın dili peltektir. Firavun’un hışmından Hz. Asiye’nin planı sayesinde kurtulmuş fakat ateşi yuttuğu için dili peltek kalmıştır. Hz. Davud (as): Demiri işleyen, zırh yapan ve düzenli ordular kuran, Calut’un ordularını mağlûp eden bir kumandandır. Hz. Süleyman (as): Emir, hükümdar idi. Sazlardan zembil yapardı. Bakır madenini ilk defa işleyen O’dur. Cinlere hükmederdi. Çok uzak mesafeden ( Işınlama)Belkıs’ın tahtını getirmiştir. Hz. Zülkifl (as): Ekmek pişirirdi, fırıncıların piri idi. Hz. İlyas (as): Dokumacı ve iplikçilerin piri idi. Hz. Yunus (as): Balık avlayıp geçinirdi, denizcilerin piri idi. Hz. Üzeyr (as): Bahçıvan idi(Bahce peyzajcısı):. Meyve ağaçlarını ilk defa aşılayan fidan yetiştiren, budama işlerini insanlara öğretendir(Botanikci). Bağ ve bahçe işleriyle uğraşanların piridir. (Ziraat muhendisi) Hz. Lokman (as): Doktorluk ve eczacılık mesleğinin piridir. ..                                                                                              

         .***İslam dinini yaşamak isteyen insanlığın her konumundaki insanlara peygamberlerden örnek rol modeller vardır…Yakışıklı ve makam sahibiysen-YUSUF peygamber ,lider,yöneticiysen,Süleyman peygamber,Gerçekleri dile getiriyorsan,Musa peygamber sana örnektir….

Peygamberimizin (asm) mucizeleri diğer peygamberlerin mucizelerinden ileridedir. Meselâ Hazret-i Musa’nın asası ile taştan su çıkarmasına mukabil, mübarek ellerinden bütün bir orduya yetecek kadar su içirmesi onun (asm) mu'cizelerin de de üstün olduğunu göstermektedir. Bundan başka başta Kur’ân ve Mi'rac mu'cizeleri insanlık tarihinin görmüş ve görecek olduğu en son noktayı işaret etmektedir. Bunları dikkatle incelersek, gelecekte de yalnız ve yalnız İslâmiyetin söz sahibi olacağını anlayabiliriz Evet, günümüzün en etkili silâhı olan edebiyat/medya gittikçe önem kazanmakta ve insanlar bu sayede çok güçlü bile olsa rakiplerini kolayca alt edebilmektedirler. O halde kırk yönü ile Peygamberimizin (asm) en büyük mu'cizesi olan Kur’ân’ın gelecekte en büyük söz sahibi olması gayet aşikârdır. Yeter ki onu anlamaya çalışalım ve yeter ki ondan ibret alalım.

Peygamberimizin (asm) diğer bir mu'cizesi olan “Mi’rac” insanların çok yüksek süratlere erişebileceğini ve zaman içinde kısmi de olsa yolculuk yapabileceğini bizlere göstermektedir. Nitekim daha şimdiden bazı uzay araçlarının Güneş Sisteminin dışına kadar gittiğini ve yüksek sür'atlere çıkabildiğini görebiliyoruz. Elbette Peygamber Efendimizin (asm) mu'cizelerine yetişmek mümkün değildir. Zira ulaşılabilecek en yüksek sınırı bize tarif etmektedir. Bununla birlikte onun açtığı yoldan giden bazı büyük zatların yaptığı gibi fazilet ve ahlâkta, bilim, teknolojide ve san'atta ilerlemek mümkündür.

Kur’ân’da geçen ve Peygamberimizin (asm) eliyle Ay’ı ikiye bölerek sadece dünyadaki insanların değil kâinatta var olan diğer canlıların da şahit olduğu diğer bir mu'cizesi; insanlığın ulaşabileceği diğer bir sınırı göstermektedir. “Ay yarıldı, kıyamet yaklaştı” âyeti bize insanlığın çok büyük cisimleri bölüp parçalayabileceğini gösterebilmektedir. Nitekim Atom bombası patlatıldıktan yıllar sonra bundan 200 kat şiddetli olan Hidrojen bombası icat edilmiştir. Nükleer teknolojinin gelişmesi ile daha şiddetli bombalar üretilebilmektedir. İnsanoğlu yapmış olduğu edepsizliklerle çabuk bir kıyameti getirmediği takdirde bunların bir kısmını görmek mümkün olacaktır.

 

- Peygamber mu’cizeleri:“Aklı aciz bırakan Peygamber mu’cizeleri, teklif sırrına uygun düşer mi? Yani mu’cizeyi gören insanlar inanmak zorunda kalmazlar mı? Kur’ân-ı Kerim Hazret-i Muhammed’in (asm) bir mu’cizesine yer vermiş mi?”

Önce bu iki kavramı tanıyalım: Mu’cize, bir peygamberin, kendi hakkâniyetini ve doğruluğunu ispat etmek için Allah’ın izniyle gösterdiği olağandışı, fevkalâde, benzerini insanların yapmaktan âciz kaldıkları hâdisedir. İmtihan ve teklif/sorumlu tutulma sırrı ise, insanların kendi hür irâdeleriyle îman etmelerini gerektirir; îmanda zorlama ve zor kullanmayı aslâ kabul etmez.

Bütün peygamberler mu’cize göstermişlerdir; ama aslâ  zorlamaya başvurmamışlardır.. Mu’cizenin, kâinât yaratıcısı tarafından peygamberin dâvâsına bir tasdikten ibâret olduğunu beyan eden üstat  Hazretleri, peygamberlik dâvâsını ispat etmek ve inkar edenleri  iknâ etmek için buna ihtiyaç olduğunu, bunun zorlama için verilmediğini ve bu amaçla da kullanılmadığını kaydeder. Bu sırdan dolayıdır ki, mu’cizeleri sadece peygambere muhatap olanlar görmüşler; onun dışında diğer insanlara bizzat gösterilmemiştir. Meselâ, ayın ikiye bölünmesi mu’cizesi yeryüzü halkının tamamı tarafından görülebilecek bir mâhiyette iken, sadece Peygamber Efendimiz’e (asm) muhatap olanlar görebilmişler; diğerleri muhtelif sebepler perdesi altında görmekten uzak tutulmuşlardır. Çünkü bütün yeryüzü halkına göstermek icbâr mânâsı taşıyabileceğinden, teklif sırrına uygun düşmezdi. Oysa îman sadece teklif sırrı ile akla kapı açmayı, ama ihtiyârı elden almamayı gerektirmektedir.2

Kur’ân-ı Kerim’de ayın ikiye bölünmesi mucizesi yer almıştır. Kur’ân, “Ay ikiye bölündü”3 buyurarak, Peygamber Efendimiz’in (asm) bir gece müşriklere kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu ispat için mübarek parmağıyla ayı ikiye bölmesini haber veriyor. Keza yine Peygamber Efendimiz’in (asm) bir gece vakti Mescid-i Haram’dan(Kabe) Mescid-i Aksa’ya bir anda gittiği haberi Kur’ân’da yer almıştır.4

Peygamberler insanlar içinden seçilerek Allah elçiliği vazifesiyle görevlendirilmişler; ara sıra mu’cize göstermekle berâber, ekseriyetle normal insanlar gibi yaşamışlardır. Genelde münkirlerin isteğine nazaran Cenâb-ı Hakk’ın takdir buyurduğu mu’cizeleri dışında, hiçbir olağan üstü hayatları ve yaşantıları olmamıştır. Normal insanlar gibi, hattâ daha da ağır şartlarda aç kalmışlar, susuz kalmışlar, yorulmuşlar, çile çekmişler, hastalanmışlar ve ızdırap içinde yaşamışlardır. Bütün bu olumsuz hallerde en mükemmel şekilde insanlığa numûne olmuşlar; sabrı, sebatı, îmanı, teslimi, tevekkülü ve Allah’a güvenmeyi hem öğretmişler, hem de bilfiil yaşayarak göstermişlerdir.

Peygamberler tarihine bir göz attığımızda, mu’cizelerin zorlama  yönünün değil, bilakis iknâ edici yönünün tamâmen ön plâna çıktığını görmekte gecikmeyiz. Ne Hazret-i Salih Peygamberin (as) devesi, ne Hazret-i İbrâhim’in (as) ateşi, ne Hazret-i Mûsâ’nın (as) değneği, ne Hazret-i Îsâ’nın (as) hastalara şifâ vermesi ve ölüleri diriltmesi; ne de Hazret-i Peygamber Efendimiz’in (asm) şakk-ı kameri/ayı ikiye bölmesi, elinden su akıtması, Mescid-i Aksâ yolculuğu ve sâir mu’cizeleri... Hiçbirisi icbâra/zorlamaya  vesîle teşkîl etmemiştir. Bütün mu’cizelerde gördüğümüz ortak tepki şu olmuştur: Bir kısım insanlar hidâyetle şereflenirken; yine çoğunluk ya sihir veya büyü demişler; ya da peygamberin mecnun(Ruh hastası) ve deli olduğu  fikrine  kapılmışlardır. Ebû Bekir gibi elmas ruhlu adamlarsa ancak bu teklif/sorumlu tutulma  sırrı kriterinin korunmasıyla ortaya çıkmışlardır.

Aslında insanoğlunun olağan ve sıradan zannettiği tabiat olaylarının her birisi de Allah’ın birliği, büyüklüğü, azameti, izzeti, cemâli...ve sâir sıfatlarını tanımak için yeterli mu’cize örnekleriyle doludur; en azından hiçbirisi sıradan değildir, hiçbirisi âdiyâttan/adi şeyler  değildir. Fakat gelin görün ki, kevnî/kozmolojik  mu’cizeler bazılarının imanlarını artırırken, bazılarının da inkârlarını kalınlaştırıyor. Yani yine icbar/zorlama yapılmama sırrı muhafaza ediliyor; yine teklif sırrı korunuyor. Îmanda nasibi olanlarsa küçük bir emâreyi ve işâreti bile hidâyeti için vesîle kabul edebiliyor. Dipnotlar: 1- Mektûblar, s. 91 2- Sözlerimiz, s. 538 3- Kamer Sûresi: 1 4- İsra Sûresi: 1

                                                              “Tutuşur yüreğimde hep hicranın demi

                                                                Seyrettikçe hayalim O kutlu beldeni,

                                                                Ne yaman cazibeymiş sendeki meğer,

                                                                Yandıkça yanar oldum,Ey sultanı Nebi”

 

       Ruhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

       Bir ben değil, alem sana kurbandır Efendim.

       Ecram ü fe/ek, Levh u Kalem, mest-i nigahın,                                                                                .      Didarına aşık Ulu Yezdan'dır Efendim.                                                                          Mahşerde nebiler bile senden medet ister,                                                                                          Rahmet diyen alemlere, Rahman 'dır Efendim.                                                               Kıtmirinim ey Şah-ı Rusül, koğma kapından, Asilere lütfun, yüce fermandır Efendim..

        Ta Arşa çıkar her gece aşıkların ahı,                                                                                               Medheyleyen ahlakını Kur'an'dır Efendim.                                                                              Aşkınla buhurdan gibi tütmekde bu kalbim,                                                                            Sensiz bana cennet bile hicrandır Efendim...                                                                          Doğ kalbime bir lahzacık ey nur-i dilara,                                                                                  Nurun ki; gönül derdime dermandır Efendim...                                                                            Ulvi de senin bağlı yanık aşık-ı zarın,                                                                    Feryadı bütün ateş-i suzandır Efendim...

        -------------------------------------------------------------------------------------------------------                .                     Derdimendim ya Rasıülelllah, deva ol derdime                                                                                 Destgir ol, ya Habibellah, bu asi mücrime!..                                                                                    Sen şefaat kanı varken, yalvarayım ben kime?..                                                                               Ben Rasul-i Kibriyanın, bülbül-ü nalanıyım.                                                                  .                  Mücrimim gerçi, cemal-i Mustafa hayranıyım.."

 

 S-7-İnsanlar peygamberlere neden ihtiyaç duyarlar?maddeler halinde yazınız?

Bilgi,İbadet nasıl yapılacak,Allah insanları ne ile sorumlu tutabilecek,?

1-İnsan yaratılırken akıl,bilinç,seçme imkanı ile yaratılmıştır.Bu imkan sayesinde kendisi,çevresi ve diğer varlıklar hakkında bilgi sahibi olabilir.Ancak bütün bunlar sınırlı ve kendi gücü oranındadır.Gücünü aşan veya dış çevrenin olumsuz etkisiyle oluşan hususlarda gerçeğe ulaşamadığı durumlarda ,elinden tutulması gerekmektedir,yolunun aydınlatılması gerekmektedir.İşte yarattığı İnsanın bu yönünü en iyi bilen Allah lütuf ve rahmetinden dolayı insanlara peygamberler göndermiştir.

2-İnsanlar, kendi Akıllarıyla Allah’ın varlığını ve birliğini anlayabilirlerse de,Allah’ın sıfatlarını bilemezler,Allah’a nasıl ibadet edileceğini ,Ahiretle ilgili bilgileri kavrayamazlar. Dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmak,ahlakça yükselmek için peygamberlerin söylediklerinin yapılması gerekmektedir.

3-Eğer peygamberler gönderilmemiş olsaydı; insanlar gerçek iyi,güzel,faydalı ve  zararlıyı/gerçek doğruyu ayırt etmede zorlanırlardı.duyguların, geleneklerin(töre:Berdel,başlık parası,gibi) arzularının baskısı altında kalırlardı.isabetli karar veremezlerdi,İşte bundan dolayı Allah rahmetinden ve merhametinden dolayı insanlara peygamber göndermiştir.Mesala:zenginde fakirde suç işlemişse aynı cezayı görmeli...

4-İnsanların belli işlerde sorumlu olması,bundan dolayı sevap ve ceza görmesi için bilgilendirilmiş olması gerekir.”Bilmiyorduk “,Peygamber gönderilmedi gibi mazeretleri kaldırmak için Allah insanlara peygamberler göndermiştir.

5-Peygamberlerin çoğu bir sanatla,ticaretle ziraat ve çeşitli mesleklerle uğraşmışlardır

ve bunları insanlara öğretmişlerdir.Böylece Kültür ve medeniyete katkıda bulunmuşlardır.

6-Eğer Allah, İnsandan değilde melekten Peygamber gönderseydi-“Allahım,Melekler çok güçlü biz onların yaptıklarını yapamayız !”diye itirazda bulunurduk.Allah İslam dininin kurallarına uymanın ve yapmanın kolay olduğunu göstermek/ispat etmek için,bizlere örnek olması için peygamberler göndermiştir.Çünkü Allah,Kuranı Kerimde“abdest alın”/”Namaz kılın”buyurmaktadır.Ama nasıl namaz kılacağımızı/nasıl abdest alacağımızı bize göstermemiştir?O halde bunları nasıl yapacağız?,İşte bu konuda peygamberler imdadımıza yetişmektedir.Bizlere bu emirleri hayatlarıyla ve yaparak öğretmekte/göstermektedir..                                                                                              Peygamberlere olan ihtiyaç 1

Sonsuz gizli hazineler sahibi,mutlak ihtiyaçsız olan Rabbimiz, zenginliğini ifade için, sayısız varlık türleri yaratıp bin bir isminin nakış ve güzelliklerinin damgasını varlıklar üzerine vurdu, vuruyor. Ve bilinmeyi istedi... Buna binâen, akıl, kalp, nefis, idrak, irade gibi manevî cihazlara sahip kıldığı insanı, ruhanî, melekî, cinnî, maddî bütün varlıkların özellik ve potansiyel yetenekleriyle donattı. Ve kâinatı özetlediği müstesna bir mahlûk olarak icat edip, imtihana tabi olmak üzere dünyaya gönderdi.

İğnenin ustasız, köyün muhtarsız olmayacağını idrak edebilen insanoğlu, mutlaka bu kâinatın da bir yaratıcısı, bir yöneticisi vardır diye O’nu aklı ve vicdanıyla bulabilir. Kimi âlimlere göre, peygamber göndermeseydi bile, insanların kendi akıllarıyla Allah’ı bilmeleri ve O’na iman etmeleri, insanlara vacip olurdu.1

Ancak insan yalnız başına, yaratılışın sırrını tam olarak çözemez, var oluşun, kâinat kitabının yazılarını okuyamaz, inceliklerini kavrayamaz.Çözse de yapmaz/yapamaz/başarılı olamaz/devamlı sabit kalamaz… Ve özellikle, “Niçin bu fâni dünyaya gönderildik, emir ve nehiyleri nelerdir, O’na nasıl ibadet ve teşekkür edeceğiz; birbirimize karşı vazifelerimiz, mesuliyetlerimiz, haklarımız nelerdir; şu kâinatın yaratılışının sırrı, hikmeti nedir; etrafımızda gördüğümüz canlı cansız varlıklar, bitki ve hayvanlar, yer ve gök cisimleri neden bu kadar çoklukla yaratılmaktadır; kâinatın sonu ne olacaktır; ölümden sonra hayat var mı, tekrar dirilecek miyiz; dirileceksek nasıl, nerede barındırılacağız; sonsuz hayat nasıl olacaktır?” gibi son derece hayatî, meraklı ve her an aklımızı, hislerimizi kurcalayan meseleleri bilemez.

**İşte, bütün bu soruların cevaplarını verecek, insanlığa Yaratıcısını tanıtacak, eğitip terbiye edecek, dünya ve sonsuz hayatta mutluluğa ulaştıracak peygamberlerin gönderilmesi, aklın da zaruriyatındandır ki, bu husus İlâhî fermanlarda şöyle belirtilir:

“O, kendi emriyle kullarına, kullarından dilediğine meleklerini vahiyle indirir ve der ki: ‘Benden başka ilâh olmadığını ve Benim emirlerime karşı gelmekten sakınmalarını halka bildirip onları azabımdan sakındırın.”2

**Diğer taraftan, sonsuz isim ve sıfatlar sahibi Kadir-i Mutlak’ı, sınırlı duyu ve duygularımızla idrak edemeyiz. O'nu zat, sıfat ve esmasının cilveleriyle tanıtacak, bildirecek, onların tecellilerini/Evrene yansıyan göstergelerini okutup tarif edecek bir tarifçiye, bir rehbere ihtiyacımız vardır. İşte, Rabbimizi bize tarif eden en büyük muarrifler/bilginler peygamberlerdir.3 Özellikle de en büyük, en mükemmel ve en sonuncu muarrif/muallim de Hz. Muhammed’dir (asm).4 Yüce Yaratıcı, Esmâ-i Hüsnâ’sından Rab (her şeyi terbiye eden), “Habîr,” (her şeyden haberi olan, her şeyi haber veren), “Alîm” (her şeyi bilen ve her şeyi bildiren), “Mürsîl” (gönderen, ulaştıran, yollayan), Hâdî (doğru yola sevk eden) ve Rahîm (acıyan, seven ve yardım eden) gibi pek çok isim ve sıfatının gereği olarak peygamberleri bir önder, rehber, üstad, öğretmen tayin ederek, yaratılış hikmetini, gayesini bildirdi, ders verdi.

“Bir haberin ilânı” demek olan nübüvvet, yani peygamberlik, İlâhî mesaj olan dinin mukaddes hükümlerini tebliğ eden ulvî ve nurânî/aydınlık bir müessesedir. Göz, güneş ve ışık olmaksızın göremediği gibi, akıl da vahiy ve peygamberlik nuru olmadan gerçekleri idrak edemez. Din, nübüvvet, vahiy; akıl, kalp, vicdan, his ve latifelerin güneşi, projektörüdür. Öte yandan insan, yaptığı fiil ve hareketlerin hangisinin meşru, hangisinin gayrimeşru olduğunu bilemez. Cenâb-ı Hak bize, peygamberlere itaat etmeyi emretmiştir:

* “Kim peygambere iman eder ve güzel işler yaparak hâlini düzeltirse, işte onlara ne korku vardır, ne de mahzun olacaklardır.”

* “Gerçekten Allah, müminler içinde bir peygamber göndermekle bir nimet bağışladı ki, onlara Allah’ın âyetlerini okur, onları günahlardan temizleyip hayra sevk eder. Onlara Allah’ın Kitabı’nı, hikmeti ve Sünnet’i öğretir. Yoksa onlar apaçık bir sapıklık içindeydi.”1

**Cansız varlıklar da hayatla kıymet kazanırlar. Anlaşılmaz bir kitap, öğretmensiz olsa, mânâsız bir kâğıttan ibaret2 kaldığı gibi, harika bir müze, bütün güzel sanat ve teknolojik eserlerin sergilendiği geniş fuar ve sergiler de rehbersiz olsalar, eşyanın yığıldığı anlamsız bir depo olurdu. Kâinata nübüvvetin getirdiği hakikatler penceresinden bakılmazsa, her şey boş, her şey cansız, her şey manasızdır. Peygamberler, yaratılışı, kâinatı manasızlıktan, başıboşluktan, abesiyetten/tesadüfen oluşmaktan kurtarırlar. Âdeta kâinata ruh, mana ve hayat kazandırırlar. Peygamberler ve bilhassa peygamberlerin reisi ve seyyidi olan Hz. Muhammed (asm) bu açıdan fikre “tevhid,” yani birlik, hayata istikamet vermiştir.3

**Evet, karıncayı emirsiz/lidersiz,ördek ve sâir hayvan sürülerini rehbersiz bırakmayan Allah, elbette insanı başıboş, rehbersiz, öndersiz, muallimsiz, nebisiz, peygambersiz bırakmaz... Ki, onun peygamberliğine en birinci delil ile şahit, Allahü Teâla (cc) ve Kur’ân-ı Kerim’dir... Ki, ferman edilmiş: “Bütün dinlere üstün kılmak üzere, Resûlü’nü hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür.”4

Dipnotlar: 1. Al-i İmrân, 164. 2. Sözlerimiz, s. 113.3. Age., s. 685. 4. Kur’an, Fetih, 28-29. 1. Prof. Dr. Ünver Günay, Din Sosyolojisi, İnsan Yay., İst., 1998, s. 195. 2. Kur’ân, Nahl, 2. 3. Sözlerim, s. 21.4. Mektublarım, s. 90-91.

S-9-Neden Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir?

a-Kadının psikolojik yapısı icabı,O bir şefkat ve merhamet deposudur.Oysa Peygamberlik sıkıntı ve işkencelere sabır gerektirmektedir.Dolayısıyla,erkek peygamberlere yapılan,işkence,baskı,şiddet,kötülüklere dayanması zor olacağından/bunu yapmak o na fazla yüklenmek olacağından Allah erkeklerden peygamber göndermiştir.

b-Kadının nazik bedeni peygamberimize yapılan işkencelere baskılara dayanamazdı.Bundan dolayı erkeklerden peygamber gönderilmiştir.Kadından peygamber gönderilmeyişi,O nun 2.sınıf vatandaş olduğu anlamına gelmeyip;aksine Allah ın O na olan lutüf ve ikramıdır.

c-Kadınlarda bulunan bazı özel gün sorunu sebebiyle Bu günlerde insanlara örnek olamazlardı.Ayrıca peygamberimize her türlü işkence,baskı,kötülük  yapanlar O nun Cinsel kimliğine saldırmaktan geri durmazlardı.

d-Kadının peygamber olduğu toplumda,O nun getirdiği dine içten değilde onun çekiciliğinden dolayı girenler olabilirdi!!Bu da sağlıklı bir dini ortaya çıkarmazdı.Bu gibi sebeplerden dolayı ,Allah ,erkeklerden peyg.göndermiştir.                                                                                                                                                      Kadını, sun'î olarak erkek seviyesine getirmek ve erkekleştirmek,ne derece doğrudur?                                                       Hz. Meryem ve Hz. Asiye'nin peygamberliği meselesi ise, kuvvetli değildir. Neticede de şu hükme varırlar. Kadınlardan peygamber geldiğine dâir kat'î bir hüküm yoktur. Esâs itibariyle kadından bir peygamberin gelip-gelmeyişi de bir eksiklik değildir. --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Kadın,erkekleştirilince, bu sefer kadın erkeğe karşı diş göstermeye başlamış, âilede reis kalmayınca da, âilenin huzuru kaçmış, kadın çocuk doğuruyor. Bu çocuğu erkek dahi doğursaydı her halde erkekten peygamber gelmemesi lâzımdı. Çünkü, nübüvvet vazifesini ayda 15 gün hayızdan dolayı yapamayacak, imâmete geçemeyecek, orucunu tutamayacaktı. Tabii bir de lohusalık durumu var... ve hele hâmile olunca, işleri yürütmesi bütün bütün zorlaşacaktı. Zira çocuğu karnında veya kucağında taşırken, sevk'ül-ceyş yapacak; insanları idare edecek; strateji tesbitinde bulunacak ve fizikî durumunun gereği, bütün boşluklara rağmen, en önde bulunması gerekli, Bütün bunlar, kadının peygamberliğini imkânsız kılan şeylerdir.

 

S-6-Bütün Peygamberlerin getirdiği bilgilerin aynı olması,Ne demektir?Neden en son peygamberin getirdiği bilgiler diğerlerinin getirdiği bilgilerin en mükemmeli olmalıdır?

 

S-7-Allah’ın bizleri hesaba Çekmesi ile peygamber göndermesi arasında nasıl bir ilişki vardır?

 

S-8-Allah, neden Meleklerden Peygamber göndermemiştir?

 

S-9-10-Hz.Muhammet(s.a.v)rüyada görülür mü?

 

S-11-Peygamber dışındaki İnsanlarda olağan üstü haller görülebilir mi?

Evet görülebilir.Bunlar:İstidrac,Keramet,Yardım,İhanet(müslüman olmayanın isteğinin aksi şeyin olması gibi.Yalancı peygamberlerden birinden, kuyunun dibindeki suyu çoğaltması için dua etmesi istenmiş sonra bu kişi dua etmiş kuyunun dibinde varolan su da kaybolmuştur....)

 

S-12-Peygamberimizin her davranışına uymamız gerekir mi?

Peygamberimizin,Namazı kılması,İbadet şekilleri,Sağ eliyle yemesi,Dini konuda söyledikleri,bizlere örnektir,Ancak ,Bağlı olduğu insanların kültüründen kaynaklanan/teknik imkanlardan dolayı yapılamayan bazı davranışlarına uyulmayabilir.

 

S-13-Kutuplarda yaşayan/,Peygamber gönderilmemiş toplumların/ peygamberlere inanmaları gerekir mi?Neden Hz.Muhammet hak peygamberdir?Bunun kanıtları nelerdir?

            Okuma yazma bilmeyen Bir İnsanın Getirmiş olduğu kitapta: zamanımızda yeni anlaşılan bilimsel bilgilerin olması,Bu kitapta,Muhammet(s.a.v.)yi eleştiren ayetlerin  olması ,Yeni buluş ve gelişmelerle Kuranı Kerimin çelişmemesi Bize Peygamber efendimizin hak peygamber ,İslam  dininin hak din olduğunu ispatlamaktadır.

Yahudi bir din alimi Peygamber efendimizi görünce”Bu yüz asla bir yalancı yüzü olamaz”demekten kendini alamamıştır.o na aşırı düşmanlık etmelerine rağmen Onda bir eksik yön bulamamışlardır.

Peygamberimizin en büyük ve önemli Mucizesi Kura nı Kerimdir..Bu mucize Onun hak peygamber olduğunun en önemli kanıtıdır.

Hz Peygamber efendimizin Herhangi bir eğitimden geçmemişken,Geçmiş ve geleceğe dair verdiği haberlerin doğru çıkması da O nun hak peygamber olduğunun kanıtıdır.Nitekim O,630 lu yıllarda İstanbul ,İran..vs.nin Müslümanlar tarafından alınacağını haber vermiş,zamanı geldiğinde bunlar gerçekleşmiştir..

Bedir savaşı öncesinde,Savaş başlamadan Kimlerin nerelerde öleceğini Önceden haber vermiş olması da onu hakk peygamber olduğunu göstermektedir.

S-2-Peygamberlere İman ne demektir?(İnanç değerleri açısından..)//İnanç sisteminde/zincirinde peygamber inancının önemini anlatınız? İman ve kapsamı ne demektir?İman edildiğinde ya da inanılmadığında ne kazanır ya da kaybederler!

        Buhran ve bunalımdaki insanlığı bu durumdan kurtarıp erdemli,üstün ahlakla donanmış insanları kim hangi özellikleriyle karşılayacak!Bu insanın hangi özelliklere sahip olması gerekir!

      . İman bir intisaptır  O bağ kesilse varlık karanlığa düşer. Yaratıcıdan kopuk bir kâinat tasavvuru prometeci trajediye düşer.Her şey ve herkes birbirine düşman vaziyeti takınıyor. Yardımlaşma yerini çatışma ve birbirini acımasızca yok etmeye bırakıyor. Kandinsky'nin de dediği gibi “Dinsizlik kâbusunun çöreklendiği ruhlar inançsızlık tohumlarıyla doluydu. “Buadrillard “hepimiz ekranız, diyor. Bizzat ekranız. oyun bir ekrandan ötekine gönderiliveren bir oyuna dönüşmüş durumda.”

Peygamberlerin Allah tan getirdiği bütün Bilgilerin gerçek ve doğru olduğuna inanmaktır.

 

S-3-Bütün peygamberlere iman  etmek ile müslüman olmak arasında nasıl bir bağ vardır?İslam dininin bu konuya yaklaşımını kısaca özetleyiniz?

            Bütün peygamberleri gönderen Allah olup;Hepsinin getirdiği bilgiler temelde aynıdır.Zamanın ve yerin değişmesine,insanların ilerlemesine ,gelişmesine paralel  olarak Allah yeni dinler göndermiştir.Bir sonraki din öncekini tamamlamakta,daha gelişmiş hali olmaktadır.Bir önceki din sonra gelecek peygamberi ve dini haber vermiştir.Dolayısıyla bütün peygamberlerin Allah tan getirdiği bilgilere,ve O peygamberlere inanmak gerekir.Dolayısıyla bu peygamberlere inanmak =islam dinine inanmaktır.Bundan dolayı bir peygamberi kabul etmemek kişiyi dinden çıkarır.O halde diğer peygamber gönderilmiş din sahipleri de Hz.Muhammet e ve İslam dinine inanmalıdır..

 

S-10-Hz.Muhammet(s.a.v)rüyada görülür mü?

 

S-13-kutuplarda yaşayan/,Peygamber gönderilmemiş toplumların/ peygamberlere inanmaları gerekir mi?Neden Hz.Muhammet hak peygamberdir?Bunun kanıtları nelerdir?

            Okuma yazma bilmeyen Bir İnsanın Getirmiş olduğu kitapta: zamanımızda yeni anlaşılan bilimsel bilgilerin olması,Bu kitapta,Muhammet(s.a.v.)yi eleştiren ayetlerin  olması ,Yeni buluş ve gelişmelerle Kuranı Kerimin çelişmemesi Bize Peygamber efendimizin hak peygamber ,İslam  dininin hak din olduğunu ispatlamaktadır.

Yahudi bir din alimi Peygamber efendimizi görünce”Bu yüz asla bir yalancı yüzü olamaz”demekten kendini alamamıştır.o na aşırı düşmanlık etmelerine rağmen Onda bir eksik yön bulamamışlardır.

Peygamberimizin en büyük ve önemli Mucizesi Kura nı Kerimdir..Bu mucize Onun hak peygamber olduğunun en önemli kanıtıdır.

Hz Peygamber efendimizin Herhangi bir eğitimden geçmemişken,Geçmiş ve geleceğe dair verdiği haberlerin doğru çıkması da O nun hak peygamber olduğunun kanıtıdır.Nitekim O,630 lu yıllarda İstanbul ,İran..vs.nin Müslümanlar tarafından alınacağını haber vermiş,zamanı geldiğinde bunlar gerçekleşmiştir..

Bedir savaşı öncesinde,Savaş başlamadan Kimlerin nerelerde öleceğini Önceden haber vermiş olması da onu hakk peygamber olduğunu göstermektedir.

S-14-Neden Peygamberler,Orta Doğudan çıkmış/Neden sadece O bölgeye gönderilmiş?

         Yapmacık olarak kadını kadınlığından zorlamayla çıkarıp erkek seviyesine getirmek/erkekleştirmek O na en büyük zulum olup Sevgi bahçesinde yetişecek çocukların cani yetişmesine sebep olacaktır.

        Kadınlara Allah vahiy göndermiştir(Hz Meryem,Asiye vs.)

        Kadınların peygamber olarak gönderilmeyişi ve bu zor-ağır görevle görevlendirilmemesi Onların eksik ya da değersiz olduğunu değil de bizzat korunmuş,şefkat ve merhametle kol kanat gerilmiş olduğunun göstergesidir.Çünkü Kaç kadın peygamberimize ve müslüman olan insanlara  yapılan işkencelere ne kadar dayanabilecekti?

          Kendilerini aydınlatırken mum gibi eriyen insana bu kadar işkence edenler ;Kadın peygamberlere neler yaparlardır!Sonra bu kadın peygamberin ne kadar saygınlığı kalırdı.Allah peygamberini korumamış,bir çok şeyi akışına sebep sonuç ilişkisine bırakmıştır.

         Çocuk doğurmayı erkek yapsaydı ;Bunca zorluğunun ve yükünün üzerine belki de Allah O na da peygamberlik yükünü yüklemezdi.

         Peygamberliğin her konuda ve dini örneklik yaşantısında insanlara örnek olması zorunluluğu:Kadının özel günleri lahusalık gibi durumlarından dolayı İnsanlara din ve yaşantı örnek olma konusunda kesintisiz örnek olmazsı zor olur du!İnsanların önüne geçip namaz kıldırması,Orucuyla örnek olamsı,hamile olması ve bu durumda hakaret işkence,baskı görmesi..Karnında çocuk varken ordu komutanı olması ve askere örnek olması at/Araç üstünde günlerce aç susuz kalması..En önde düşmana nasıl saldıracaktı.

        Hamile kadını savaşa sürmek ülke neslini yok etmeye sebep olmaz mıydı!Erkek savaşınca bir kadın savaşınca 2 kişi ölecekti.

        Kadının Doğası/Ruh dünyasını bu zor işe sürmek ona haksızlık olup;Sertleşmesine ya da beceremeyeceği bir işe gücünün üstünde bir işe sürmek olurdu:Askerlik-kadınlar.

S-6-Bir kişi çıkıp peygamber olduğunu yeni din getirdiğini söylerse bu kişiye neden inanılmaz??

 

Kur'an mucizesi

     Nasıl ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberliğinin bütün delilleriyle Kura'n-ı Kerim’in hak kelam ve Allah’ın sözü olduğuna delildir. Zira madem peygamberdir, elbette yalan söylemez ve Allah’a iftira edemez. Ve madem yalan söylemez ve iftira edemez; elbette “Allah’ın kelamıdır.” dediği ferman, Allah’ın sözü olacak.

     Aynen bunun gibi, Kur'an-ı Kerim de bütün mucizeleriyle ve Allah’ın kelamı olduğunu ispat eden bütün delilleriyle Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah’ın peygamberi olduğunu ispat eder. Zira Allah’ın kitabını, Ancak Allah’ın peygamberi tebliğ eder.

     O hâlde şöyle bir söz söylesek: “Kur'an Allah’ın kelamıdır, zira Hz. Muhammed (s.a.v.) birçok mucize göstermiştir.” Yani Kur'an’ın hak kelam olduğuna, Peygamberimiz'in mucizelerini delil yapsak bu son derece doğrudur.

    Zira madem mucize göstermiştir, o hâlde Allah’ın peygamberidir. Ve madem peygamberdir, elbette elindeki kitap da Allah’ın kitabı olmalı; başka bir şey olamaz.

     Aynen bunun gibi, şöyle bir söz daha söylesek: “Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın peygamberidir.

     Zira Kur'an’ın misli bir kitap getirilememiştir.

   Kur'an’ın geçmişten ve gelecekten verdiği haberler doğru çıkmış, tarih ve arkeoloji bu haberlerin doğruluğunu tasdik etmiştir.

     Yine Kur'an bundan 1400 sene önce birçok bilimsel gerçeği haber vermiş, bu haberlerin doğruluğu bu asırda bizzat bilim adamları tarafından tasdik edilmiştir.

     En inatçı düşmanları dahi Kur'an’ın ifadesine hayran olmuştur, düşmanları dahi onun güzelliğini kabul etmiştir.

     Kur'an; hem şahsi, hem siyasi, hem de sosyal alanda birçok inkılâplar yapmış ve bu inkılâplar sosyologları hayrette bırakmıştır.

      Kur'an’ın koymuş olduğu hükümlerin hakkaniyeti hukukçular tarafından da tasdik edilmiştir.

    Yani bizler, Kur'an’ın Allah’ın kelamı olduğunu ispat eden delilleri, Efendimizi'n peygamberliğine delil yapsak, bu söz de önceki söz gibi doğrudur. Zira madem Kur'an, saydığımız ve sayamadığımız delillerin tasdikiyle Allah’ın kelamdır. Elbette onu tebliğ eden zatta Allah’ın Resulü olmalıdır. Zira Allah’ın kitabının, O'nun resulünden başkasına inmesi mümkün değildir.

    O hâlde biz Kur'an’ın hak kelam olduğunu ispat eden yüzlerce delile dayanarak deriz ki: Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın peygamberidir.

   Zira elindeki Kur'an binler delilin tasdikiyle Allah’ın sözüdür. O hâlde Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğini inkâr edebilmek için ilk önce elindeki fermanın Allah’ın kelamı olduğunu inkâr etmek ve onun bir beşer sözü olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise mümkün değildir. Hatta şeytan bile şeytanlıkta yüz derece ileri gitse buna imkân verdiremez. Bozulmamış hiçbir aklı kandıramaz. Yalnız pek uzaktan baktırmakla aldatmaya ve yıldızı yıldız böceği gibi küçük göstermeğe çalışır.

   Kim Kur'an’ın Allah’ın kelamı olduğu hususunda şüphe ederse, Risale-i Nur'a ve risalelerdeki hakikatlerden faydalanılarak hazırlamış olduğumuz “Kur'an'a İman” eserine müracaat etsin. 

Âdetleri değiştirmesi

     Küçük bir topluluk düşünün! Bu topluluk son derece inatçı ve âdetlerine son derece bağlı bulunsun ve bu âdetler onların damarlarına kadar karışıp benliklerine işlemiş olsun.

     Siz de böyle bir toplulukta büyük bir hâkim olduğunuzu farz edin!

     Acaba büyük bir hâkim olmakla birlikte, çok çalışıp gayret göstererek bu küçük ve inatçı kavimdeki kaç âdeti değiştirip yerlerine güzel ahlakı tesis edebilirdiniz?

     Bu soruya cevap vermeden önce şunları da düşünün!

Bir baba, evladındaki kötü bir ahlakı onlarca nasihatine rağmen bazen değiştiremiyor…

     Bir öğretmen o kadar çabasına rağmen bazen bir öğrencinin kötü ahlakını yok edemiyor...

     Bunca kanun koyucu, şiddetli cezalara rağmen hırsızlık gibi bir suçu önleyemiyor…

     Bir doktor bir tiryakiye sigara gibi küçük bir alışkanlığı bile bıraktıramıyor…

     Şimdi acaba siz büyük bir hâkim olarak, bu inatçı ve âdetlerine bağlı topluluktan kaç âdeti ne kadar zamanda kaldırabilirdiniz?

     Malumdur ki, sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir toplulukta, büyük bir hâkim, büyük bir gayretle geçici olarak ancak kaldırabilir. Hâlbuki Hz. Muhammed (s.a.v.) küçük bir kuvvet ve küçük bir himmetle, birçok büyük âdetleri, hem de inatçı ve âdetlerine mutaassıp bir kavimden az bir zamanda kaldırmış ve yerlerine öyle yüksek bir ahlakı yerleştirmiştir ki, bunun tarihte emsali yoktur.

     İşte Hz. Muhammed (s.a.v.)’in asr-ı saadetini görmeyenlerin gözüne Arap yarımadasını sokarak diyoruz ki, haydi yüzlerce filozofu alın ve oraya gidin, tam yüz sene çalışın! Acaba o zatın, o zamana nispeten bir senede yaptığı icraatın yüzde birini yapabilecek misiniz? Bu hakikati aklına sokmayanın, Arap yarımadasını gözüne sokuyoruz!

Mucizeler delili

     Hz. Muhammed (s.a.v.)’de bütün güzel huyların bulunması hatta bunu düşmanlarının dahi tasdik etmesi ve “Ay yarıldı.”, “Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı.” gibi ayetlerin ifadesiyle; bir parmağının işaretiyle ayın iki parça olması ve avucu ile düşman ordusuna attığı az bir toprak, umum o ordunun gözlerine girmesiyle kaçmaları ve susuz kalmış kendi ordusuna beş parmağından akan kevser gibi suyu kifayet derecesinde içirmesi gibi, onun elinde zahir olan ve meydana gelen yüzlerce mucizenin tevatür ile sabit olmasıdır.

     Tevatür;yalan söylemesi mümkün olmayan, kalabalık bir cemaat tarafından elden ele, senetleriyle nakledilmiş doğru ve gerçek haberdir ki, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mucizeleri tevatür kuvvetinde haberlerdendir. Bu mucizelerden 1000'den fazlası senetleriyle birlikte hadis kitaplarında nakil edilmiştir. Bu mucizelerin beyanını o eserlere havale ederek deriz ki, bu kadar güzel ahlak ve kemalat ile beraber, bu kadar apaçık mucizeleri bulunan bir zat elbette en doğru sözlüdür. Ahlaksızların işi olan yalana, yanlışa, hileye tenezzül etmesi mümkün değildir. Mucize delili, Efendimiz'in peygamberliği ispat hususunda, bilhassa ehl-i kitaba karşı sunacağımız kuvvetli delillerden biridir. Şöyle ki, mesela bir Hıristiyan’a ilk önce şu soruyu soralım:

     - Siz Hz. İsa’nın Allah tarafından gönderilmiş olduğunu nereden biliyorsunuz? Yani nereden biliyorsunuz ki, o zat –hâşâ- yalancı ve hilekâr değildir?

     Onlar bu soruya karşı şu cevabı verecektir:

     - Onun Allah tarafından gönderildiğini biliyoruz; çünkü o zatın elinde mucizeler gözükmüştür. Duasıyla ölüler dirilmiştir, hastalar iyileşmiştir, çamurdan yaptığı kuş heykeline üflemiş ve kuş canlanarak uçmuştur ve bunlar gibi daha birçok mucizeler göstermiştir.

     Biz onun bu izahına karşı şöyle diyeceğiz:

     - O hâlde sen tevatür yani içinde yalan ihtimali olmayan ve kuvvetli bir cemaat tarafından nakledilen habere inanıyorsun. Zira biraz evvel saydığın, Hz. İsa'dan zahir olan mucizeleri sen görmedin ve o mucizelere bizzat şahit olmadın. Bilakis bu mucizeler sana tevatür ile geldiği için bu haberlere iman ettin. Öyleyse Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğine de iman etmek zorundasın. Zira Hz. Muhammed (s.a.v.)’in elinde gözüken mucizeler de bize tevatür yolu ile gelmiştir. Madem tevatüre inanıyorsun, o hâlde bu haberlere de inanmak zorundasın. Yok, eğer “Ben tevatüre inanmam.” dersen, o hâlde iman ettiğin Hz. İsa’ya da inanmamak zorundasın: çünkü sen onun hiçbir mucizesini gözünle görmedin ve mucizeleri esnasında Hz. İsa (a.s.)'nın yanında olmadın.

     O hâlde senin için yol ikidir; ya tevatürü inkâr eder ve “Gözümle görmediğime inanmam, bu haberler uydurmadır.” dersin ve inandığın Hz. İsa (a.s.)’yı da inkâr edersin ya da tevatür olarak gelen haberlere inandığın için Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğini de kabul edersin.

     Üçüncü bir yol olan; tevatürü Hz. İsa (a.s.) hakkında kabul etmek, Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında kabul etmemek ise ancak kişinin kendisini aldatmasıdır ki, kendini bile bile aldatana akıllı denilemeyeceği için bizde akılsızlarla konuşmayız.

İmanda ve diğer hususlarda emsalsizdir.

     Acaba ümmi olan yani okuma yazma bilmeyen bir kişinin tek başına kanunlar yapması ve bu kanunların hiç değişikliğe uğramadan tam 14 asrı ve her asırda insanların en az dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmesi mümkün müdür? Elbette hayır!

     Şimdi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bakıyoruz: Ümmi bir zatta zuhur eden kanunlar, 14 asrı ve her asırda insanların dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmiş ve ediyor. Bunun yeryüzünde tek bir emsali yoktur. Hatta yıllarca hukuk eğitimi alan onlarca hukukçunun bir araya gelmesiyle yapılan kanunlar 3-5 sene bile yaşayamıyor ve eskiyor. Adaletle idare edememesi ise cabası.

     Şimdi o zattan meydana gelen kanunları, Hz. Muhammed (s.a.v)’in vahye mahzar olup Allah’ın elçisi olmasıyla izah etmezsek ne ile izah edeceğiz?

     Sizce ümmi olup okuma-yazma bilmeyen bir zatın kendi kendine bir din çıkarması ve bu dinin 14 asır boyunca, her asırda milyonlarca insana rehber, akıllara muallim, kalplere temizleyici, nefislere terbiyeci ve ruhların gelişimine maden olması ve her asırda milyonlarca taraftar bulması mümkün müdür?

     Ve emsali var mıdır? Elbette yoktur!

     Şimdi, yine Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bakıyoruz: O ümmi zatın fiilleri, sözleri, hâl ve hareketlerinden çıkan İslamiyet; her asırda milyonlarca insanın rehberi ve mercii, akıllarının muallimi ve mürşidi, kalplerinin nurlandırıcısı ve temizleyicisi, nefislerinin terbiyecisi ve ruhlarının gelişiminin ve yükselmesinin sebebi olması cihetiyle misli olmamış ve olamaz. Şimdi, bu zatın peygamberliğini kabul etmezsek, İslamiyet’i ve İslamiyet’in kalplerde, ruhlarda, akıllarda, nefislerde ve gönüllerde yapmış olduğu inkılâbı ne ile izah edeceğiz?

     Sizce ümmi olan bir zatın tek başına ibadetin her nevini keşfetmesi ve keşfettiği bu ibadetlerin her nevinde en ileride olması mümkün müdür? Yani acaba namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerden haberi olmayan birisine “Şu ibadetlerin nasıl icra edileceğini bize öğret.” desek bunu yapabilir mi? Elbette yapamaz! Değil bu ibadetleri ders vermek ve bu ibadetlerin nasıl yapılacağını öğretmek, bu ibadetlere kendinden bir isim bile bulamaz. Nerede kaldı A'dan Z'ye tüm ibadetleri tek başına keşfetmek!

     Şimdi, yine Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bakıyoruz: O zatın, dininde bulunan bütün ibadetin her nevinde en ileride olması ve herkesten ziyade takvası ve Allah’tan korkması ve fevkalade mücahedeler ve mücadeleler içinde tam tamına ibadetin en ince sırlarına kadar riayet etmesi ve hiç kimseyi taklit etmeyerek tam manasıyla mükemmel bir şekilde başı ve sonu birleştirerek ibadetlerini yapması, elbette misli görülmez ve görülmemiş. Eğer bütün bu ibadetlerin o zata Allah tarafından öğretildiğini kabul etmezsek, 14 asır boyunca insanların aşk ve şevk ile onu taklit ederek yaptıkları bu ibadetleri ne ile izah edebiliriz?

     Sizce ümmi bir zatın kendi kendine şu âlemin sahibinin bütün isim ve sıfatlarını keşfetmesi ve duasına bu isim ve sıfatları şefaatçi yapması ve yaptığı duaya 14 asır hiçbir zatın yetişememesi ve dua ve Rabb'ini vasfetmekte dahi insanlara her asırda imam olması mümkün müdür? Elbette hayır!

     Şimdi yine Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bakıyoruz: O zat binler dua ve münacatta hatta yalnız cevşenü-l kebir duasında öyle bir marifet ve Allah bilgisi ile öyle bir derecede Rabb'ini vasfediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i marifet ve ehl-i velayet, fikirlerinde birbiriyle birleşmesine rağmen ne o mertebeye ve ne de o dereceye ulaşamıyor. İşte Allah’ı vasfetmede dahi kimsenin ona yetişememesi ispat ediyor ki, duada dahi onun misli yoktur.

     Sizce hiçbir kuvvete dayanmayan ve tek başına yola çıkan bir zatın, son derece kuvvetli düşmanları arasında, kendi davasını korkmadan, tereddütsüz, telaş göstermeden ve son derece cesaretle tebliğ etmesi ve tebliğ ettiği dini bütün dinlerin başına geçirmesi mümkün müdür? Elbette hayır!

     Şimdi, yine Hz. Muhammed (s.a.v.)'e bakıyoruz: O zat, tebliğ ve insanları hakka davette o derece metanet, sebat ve cesaret göstermiş ki, büyük devletler ve büyük dinler, hatta kendi kavim ve kabilesi hatta amcası ona şiddetli düşmanlık gösterdikleri hâlde, zerre miktar bir tereddüt, bir telaş, bir korkaklık eseri göstermemesi ve tek başına bütün dünyaya meydan okuması ve başa da çıkması ve İslamiyet’i Dünya'nın dört bir yanına yayması ispat eder ki, tebliğ ve hakka davette dahi misli olmamış ve olamaz. O zatın yalnızlığı ve zayıflığı ile beraber, böyle büyük bir kuvvet ve cesaret göstermesini, Allah’a dayanması ve O'na tevekkül etmesiyle izah etmezsek ne ile izah edebiliriz?

     Acaba ümmi olan bir zatın imanın her hakikatini keşfetmesi ve bu hakikatlerin her birinde en ileride olması ve 14 asır imanda hiç kimsenin ona yetişememesi ve bunları tek başına yapması mümkün müdür? Elbette hayır!

     Şimdi, yine Hz. Muhammed (s.a.v.)'e bakıyoruz: O zat imanda öyle fevkalade bir kuvvet ve harika bir yakîn ve mucizevi bir inkişaf ve cihanı ışıklandıran ulvi bir itikat taşımış ki, o zamanın hükümranı olan bütün fikirler ve inançlar ve ruhani reislerin ilimleri ona zıt ve muhalif oldukları hâlde, onun ne inancına, ne itikadına ne imanına ve ne de maneviyatına hiçbir zarar verememesi ispat eder ki, imanı dahi emsalsizdir.

     İşte böyle emsalsiz bir şeriat, benzersiz bir İslamiyet, harika bir ibadet, fevkalade bir dua, cihana meydan okurcasına bir davet ve mucizevi bir iman sahibinde, elbette hiçbir cihetle yalan olamaz ve asla aldatmaz.

     O hâlde o Allah’ın Resulü'dür, elçisidir ve ahir zaman nebisidir.

Meyve, ağacının hayattar olmasına şehadet eder.

     Bir çekirdeğin, elma ağacının çekirdeği mi yoksa zakkum ağacının çekirdeği mi olduğu hususunda, çekirdek kaldığı müddetçe ihtilaf edilebilir. O çekirdek toprağa atılıp sümbüllense dal, budak, meyve ve çiçek verse, artık onun hakkında ihtilaf edilemez ve hangi ağacın çekirdeği olduğu husussunda tartışılamaz.

     Ayrıca elma ağacı olan ve elma meyveleri veren bir çekirdeğin, zakkum ağacının çekirdeği olduğu nu iddia edebilmek için de, ağacın kendisine ve meyvelerine göz kapamak ve onların şahadetine kulak tıkamak gerekir. Zira ağacın her bir meyvesi kendine mahsus bir lisanla “Ağacımızın çekirdeği elma çekirdeğidir.” diyerek, bu çekirdeğin zakkum çekirdeği olduğunu iddia eden kişiyi tekzip eder ve parmağını kör olası gözüne sokar.

     Aynen bunun gibi, Hz. Muhammed (s.a.v.) de bir çekirdektir. Bu çekirdekten İslam ağacı çıkmıştır. Bu ağacın 14 büyük dalı vardır ki, her bir dal bir asrı temsil etmektedir. Ve her dalda milyonlarca meyve ve çiçek vardır. Evet, her bir sahabe, evliya, asfiya, sıddıkîn, muhakkikîn ve dahi âlimler bu ağacın birer meyvesidir.

     Evet, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in düsturlarıyla ve terbiyesi ile ve ona tabi olup arkasından gitmeleriyle hakka, hakikate, kemalata, keramete, keşfiyyata ve müşahedeye yetişen binlerce evliya ve makbul zatlar, bu zatın doğruluğuna ve peygamberliğine ittifakla şahitlik ediyorlar. Ve verdiği haberlerin bir kısmını velilik nuruyla müşahede ediyorlar ve diğer bir kısmını ise iman nuruyla ilme-l yakîn tasdik ediyorlar ve üstatları olan bu zatın doğruluğuna parmak basıyorlar.

     Eğer Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliği inkâr edilecek ise ilk önce bu çekirdekten çıkan İslam dini ve bu çekirdeğin meyveleri olan sahabe, evliya, asfiya, âlimler ve diğer bütün kemal sahibi zatlar inkâr edilmelidir. Yoksa onlar kendilerindeki kemali, çekirdekleri olan Hz. Muhammed (s.a.v)’den alıyorlar.

     Kim çekirdekleri hükmündeki Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ilişmek istese, her biri kendine mahsus bir lisan ile şöyle diyecek: “Ey kendini bilmez, çekirdeğimize hangi hak ile saldırıyorsun. Bizlere bak! Eğer çekirdeğimiz –hâşâ- çürük olsa idi, biz böyle hayattar olabilir miydik? Bize üflenen hayatın zahirî sebebi olan çekirdeğimizi inkâr etmek istiyorsan, ilk önce gücün bize yetmeli, bizim sesimizi kısmalı ve kemalimize gölge düşürmelisin. Bunu yapmak ise ey sersem; ne senin ne de başkasının haddi değildir!

     Bir Abdulkadir Geylani'yi inkâr edemezken, nerede kaldı milyonlarca meyveyi birden inkâr etmek! Sen ancak gözünü kapatmakla kendine gece yaparsın. Gözünü aç ve inkâra çalıştığın çekirdekten ne kadar azametli ve doğru bir ağacın çıktığını gör ve ayıl!

Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi. Alimran59

İsmail TEZER

Hz. İsa’nın (as) mu’cizesini gerçekleştirmeye doğru

De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." Ali imran 31

“İngiliz bilimadamları, doğuştan gelen göz hastalıklarının tedavisinde devrim niteliğinde bir operasyona imza attı. Uzmanlar, gen tedavisine dayanan yöntem sayesinde körlüğün tarihe karışmasının mümkün olabileceği müjdesini veriyor. Yöntem, gözdeki sorunlu genlerin sağlıklılarıyla değiştirilmesi esasına dayanıyor. Böylece renkleri ya da ışığı seçme konusunda başarısız olan sorunlu genler, retina içine enjekte edilen sağlıklı genlerle tedavi ediliyor. Gün ışığında nesnelerin sadece silüetlerini görebilen, geceyse görüşü tamamen kaybolan hasta, operasyonun ardından hızla iyileşiyor.” (aa)

Haber, Hz. İsa’nın (as) bir mucizesini hatırlattı. O (as), Allah’ın izniyle doğuştan körleri iyileştiriyordu.

Bu husus, Kur’ân’da şöyle zikredilir:

“İsa: ‘Allah’ın izniyle anadan doğma körleri iyileştiririm.’” (Âl-i İmrân Sûresi: 49.) “İşte şu âyet işaret ediyor ki: ‘En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve musîbete uğramış insan! ümitsiz olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermânı mümkündür; arayınız, bulunuz. Hattâ, ölüme de muvakkat (geçici) bir hayat rengi vermek mümkündür.’

Evet, âyetin işaret ettiği gibi, insanlık, çalışıp araştırdığı takdirde, en müzmin dertlere de çare bulabilir. Nitekim İngiliz bilimadamlarının gen tedavisinde kaydettikleri gelişmeler, körlüğe de çare bulunabileceği müjdesini veriyor.

Aslından bu gelişme, insanlık adına Hz. İsa’nın (as) mucizesini gerçekleştirmeye doğru atılan büyük bir adım niteliğindedir. Ve yine başka mucizeler de, insanlık adına gerçekleştirilmeyi bekliyor.

Dolayısıyla, bütün bilimsel çalışmalar da, aslından, yüzyıllar önce peygamberler tarafından—‘mucize’ olarak—atılan terakkiyât tohumlarının yeşertilme çabası olarak değerlendirilebilir. İnsanlığın asırlardır bilgi birikimiyle kaydettiği gelişmeler, hep bu peygamberî tohumların açılımına hizmettir.

Bu anlamda peygamber mucizelerinin, insanoğlunu bilimsel ve teknolojik gelişmelerde cesaretlendirici ve teşvik edici bir rolü olduğu da söylenebilir.

Aslında sürekli bir model arayışı içerisinde olan günümüz insanı, hem maddî, hem de mânevî sahada model olmuş peygamberleri hakkıyla örnek alabilse, pek çok sorunun üstesinden gelebilecek, dünya ve ahiret saadetini de kavuşacaktır.

Ne var ki, vahye kulağını kapamış sefih medeniyetin telkinâtının tesirinde kalan insanlık, gözü önündeki bu muhteşem modelden çoğu zaman gaflet etmektedir.

Kur’ân’ın, peygamberler vasıtasıyla insanlığa getirdiği ana mesajla birlikte onların mucizelerini de zikretmesinin hikmetini, bu mânâlar çerçevesinde bir kez daha düşününce, Kur’ân’ın ezelî kelâm oluşu ve kıyamete kadar bütün beşerin dünya ve ahiret saadetini temin edebilecek evrensel hakikatleri ihtivâ edişi de, daha iyi anlaşılmaktadır.

Evet, peygamber mu’cizeleri, mânen ölmüş kalpleri imanla dirilttiği gibi; insanlığı maddî sahada da ihyâ etmiş ve etmeye devam etmektedir.

Bu anlamda, medeniyetin gerçek üstadları, peygamberlerdir.

Ne mutlu, onları, her sahada örnek alabilenlere!

08.05.2008

 

Bu haber 1859 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

10.SINIFLAR DİN DERS NOTLARI

İSLAM HUKUKUNDA(ŞERİATİNDE )SİGARA

İSLAM HUKUKUNDA(ŞERİATİNDE )SİGARA İSLAM FIKHINDASİGARA

KUR'AN NEDENARAPÇA GELDİ?

KUR'AN NEDENARAPÇA GELDİ? KUR AN NEDEN ARAPÇA İNDİRİLDİ?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 49
Haber 867
Yorum 120
Haber Okuma 1152813
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi