BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

OKU !YARATANINI UNUTMADAN OKU!

Tarih 26/Şubat/2017, 19:19 Editör BİLGE BİLGE

İSLAM VE BİLİM-“OKU..!” Emri Nasıl Bir Emir?

İSLAM’IN OKUMAYA-ARAŞTIRMAYA VERDİĞİ ÖNEM 9

http://www.vesiletunnecat.com/vesiletun/forum/forum_posts.asp?TID=244 

  BİLİMSEL FAALİYETLERDE AKLIMIZDA OLMASI GEREKEN DÜŞÜNCELER:

  “OKU”NUN “OKU”NMASI         L1 syf41-l2syf84-l3syf16,29,72,96,103

-‎''Bilgililerin bilgisizlere üstünlüğü,dirinin ölüye üstünlüğü kadardır.''

"BÜTÜN KİTAPLAR,BİR KİTABIN DAHA İYİ ANLAŞILMASINDAN İBARETTİR"

KUR’AN VE İLİM

“OKU..!” Emri Nasıl Bir Emir?

 Oku..!" emri o kadar önemli bir emir ki, Allah onu ilk emir olarak öngörmüş. İslam'ın, daha pek çok emri arasından ilk emir olarak seçmiş.

Yüce Allah bununla, Resulü'ne ve onun şahsında insana "Oku..!" diye sesleniyor.

"Namaz kıl!" denmiyor.

"Oruç tut!", "Zekat ver!", "İnfak et!", "İyilik yap!", "Hacca git!" ya da "İnsanlara yardım et!" gibi bir şey de değil ilk olarak emredilen; sadece "Oku..! buyuruluyor.

Yangından kurtarma talimatnamesi içinde, bunların hiçbiri ilk sırada yer almamış. Demek ki, oku emri son derece önemli görülmüş ve bir numaralı emir olarak verilmiş.       

Oku emrinin söyleniş tarzı da oldukça dikkat çekici.. Çok önemli, zor ve çok acil bir durumda; hemen, anında, hiç zaman kaybına meydan vermeden yerine getirilmesi, yapılması gereken bir iş olarak isteniyor gibi..!

 

Eğer daha önce bir şeyler indirilmiş ve vahyedilmiş olsaydı ve sonra "oku" emri gelseydi, o zaman, daha önce vahyedilenin okunmasına emir verildiği anlaşılacak ve "Neyi okuyacağım?" denmeyecekti.

Yanında oturduğunuz bir sürücünün arkaya dönüp yolcuya bir şey söylerken, birine çarpmakta olduğunuzu gördüğünüz anda, sürücüye; "Konuşma!", "Önüne dön!", "Adama çarpıyorsun!" ve bütün bu cümlelerden sonra "Dur!" diyerek vakit kaybetmeyi göze alamayacağınız gibi..

Herhangi bir ön izah yapmadan, derhal "Dur!" diye bağıracağınız gibi. Aksi halde, siz, durumu izah eden bazı sözlerle vakit geçirir de gecikirseniz iş işten geçecek ve yaya aracın altında kalacak. Patlayacak bir bomba yada hemen parlayacak, alevlenecek bir benzinin karşısında hiçbir açıklama yapmadan, "Kaç!" dediğimiz gibi..!

Çok acil, son derece önemli bir emir; "Oku..!"

 Okumanın Rabb ile Bağlantısı

  Hemen ilk ayet içinde "Oku..!" kelimesi arkasından Allah'ın Rabb isminin geldiğini, oku emrinin 'Rabb' ismi celilesi (sıfatı) ile birlikte kullanıldığını görüyoruz.

"Yaradan Rabb'inin adıyla..!"

            Daha henüz ilk ayette hemen akla gelecek; 'Okumayı emreden kim?' sorusunun cevabı; "Rabb!"

            Allah; ilk sözü, ilk emri, ilk hitabı ile birlikte hemen kendini tanıtıyor: "Rabb"; Rabb'in!, Rabb'iniz!.

            Okumayı emrederken, Allah, neden kendisini öncelikle Rabb olarak tanıtmayı tercih ediyor? Okumak ve Rabb kelimesinin birlikte zikr edilmesi de Rabb kelimesinin anlamı ile bağlantılı olmalı.

            "Rabb"; "Mürebbi, terbiye eden, terbiyenin gerektirdiği her şeye sahip kuvvetli ve ekmel bir mürebbi." (76) E.Hamdi Yazır, age,c.1, s.63, 64

            Rabb; "yetiştirmek, büyütüp beslemek, geliştirmek. İdare ve ıslah etmek, düzeltmek, işini üzerine almak, terbiye etmek, gözetmek, düzene koymak". (78) Nevzat Ayasbeyoğlu, İslamiyet'in Eğitimimize Getirdiği Değerler, İst.1991, s.97

            Yaratıcı Kudret, Rabb sıfatıyla ilk yarattığı insana da gerekli bilgileri veriyor ve onu eğitiyor. İlk öğretmenliğini kendisi yapıyor.

 

                                               Okumanın Yaratılışla Bağlantısı

 

            Yine “Oku..” diye başlayan ayetle aynı cümle içinde Rabb’in, okuma emrini verenin “Halık” olduğu hatırlatıyor; Halık=Yaratıcı!     

            "Oku! Yaratan Rabb'inin adıyla." Adeta O, sizi bunun için yarattı der gibi..!

            Bir kimse, bir şeyi imal yada inşa ederken neyi amaçladı ise ondan o işin hasıl olmasını bekler.

Bir robot yaptığınızı düşünün; çalışmaya hazır olduğu an, hemen, onu hangi iş için ve hangi işe uygun programladıysanız, öncelikle onu yapmasını istersiniz. Rabb yaratmış ve yaratılıştan muradına uygun olarak emir veriyor; “Oku..!

            Bunun için bu ayeti açıklayan kimi tefsirlerde; "Okumak Allah'ın insan üzerindeki hakkıdır" hükmüne varılıyor.  "Okumak" ve "Sonsuz Lütuf" Bağlantısı

             

            Kur'an'ın ilk suresinin okumayı ve yaratmayı ifade eden ilk iki ayetinden sonra üçüncü ayette ise, "Oku" kelimesinin Allah'ın "Kerem" sıfatı ile bağlantılı olarak zikredilmesi de oldukça anlamlı; "Oku! Rabb'in büyük kerem sahibidir!"

            Okumakla 'kerem sahibi' kelimeleri yan yana! Okuma eyleminin Rabb'in; "Ekrem"= "kerem sahibi" oluşu ile ilgisi vurgulanıyor. Rabb'in "sonsuz lütfu" ve "okumak!" yan yana.

            Okuma eylemi ile, şu üç şey, cidden insan için büyük bir lütuf:

1.      "Okuma" yeteneği,

2.      Bu yeteneğe uygun harikulade bir beyin dokusu

3.      Okunacak Kitap: Kur'an!

 

            Büyük kerem sahibinin lütfundan bağışladığı bu imkanlar Rabb'in sonsuz nimetlerinden istifade edebilmenin de alt yapısını oluşturur.Böylece ayette, "Sonsuz kerem sahibi" olarak zikredilen Allah'ın kereminden istifade etmenin bir yol ve yöntemi olarak "okuma" gösterilmiş oluyor.

 

 

"Eşref" Oluş ile "Okuma"nın Bağlantısı

 

            "Oku..!" emrinin, insanın "eşrefi mahlukat" olarak yaratılışı ile de sıkı bir alakası olmalı.

            İnsan "eşrefi mahlukat" yani, "şerefli bir yaratılış" üzere halk edilmiş. Bedensel ve ruhi yönden eşref olduğu gibi, harikulade işlevlere ve gelişmelere istidatlı olarak da yaratılmışların pek çoğundan üstün yani "eşref". Ancak bu yönüyle negatif gelişmelere de açık, 'aşağıların aşağısına' düşme, hayvandan bile aşağı olmak tehlikesi!

            İstidat yönüyle yaratılış gayesine uygun bir yaşam tarzına yükselmesi için, Yaratıcı Kudret insana "irade" vermiş ve ona bildiğimiz hiçbir canlıya vermediği okuma yeteneğini lütfetmiş.. Bağışladığı istidatlar (kalbi, ruhi, akli yetenekleri) ile ilerleme yolunda; "Al, istifade et, yüksel, büyük kurtuluşa ve her iki cihanda Rabb'inin sayılamayacak nimetlerine eriş" der gibi; "Oku..!" buyurmuş.

            Dolayısıyla "Okumak", insanın doğuştan getirdiği "eşref" olma istidadını tamamlayan ve gerçekleştiren bir yol ve yöntem olarak önümüze konmuş.

 

 

                                               Okumamanın Azgınlıkla Bağlantısı

 bütün bunlara rağmen okumaktan imtina etmenin; "kendini kendine yeter görerek" azmak olduğu ikaz ediliyor.

            "Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar."Alak,6) (80) Prof.Dr.Ali Özel ve ark. Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Açıklaması Meali. Medine 1992 s.596) Oku emrinin ilginç ve anlamlı bir özelliği de; ilk indiği zaman, hiç okuma yazma bilmeyen birine hitap etmiş olmasıdır. Eğer okuması olan ve belli seviyede eğitimli birine gelmiş olsa idi, belki o zaman bir çok kimse; "Bu emir bir alime, bilgin birine gelmiş", "bizim gibilerle ne ilgisi olabilir ki!" diyebilirdi. Halbuki, O güzel insan okuma bilmiyordu. Allah, Kuran'ı, O'nun "hafıza kitabı"na yazdı. Bundan hareketle diyebiliriz ki; okuma yazma bilmeyenler de dahil olmak üzere, akıl sahibi hiçbir kimse, hiçbir mazeretle kendini bu oku emrinin kapsamı dışında tutamaz ve okumayı öğrenmeye ve sürdürmeye karşı mazeret öne süremez.

            Hatta bu yöndeki bütün mazeretler azgınlığın mazeretleri olur.

"Oku" diye başlayan sureyi okumaktan kaçınmak..! Ne korkunç miskinlik!

            Başka canlılardan daha "eşref" olmaya vesile olan "okuma" yeteneği gibi bir büyük nimetle, okumaya uygun harikulade bir beyin yapısını insanoğluna bağışlanmış olan Rabb'in karşısında şükürle secdeye kapanmak varken, bundan kaçınmak ne vahamet!


             Bir Talihsiz Diyalog     

            Bakınız! Şu, fert ve toplumları geriliğe ve her türlü sefalete müstahak hale düşüren diyaloga; 

 

            Allah(cc);

            "-Oku..!" diyor.

            Buna karşılık kul;

            "-Ne okuyacağım ki!"

            "-Oku..!"

            "-Okuyacağım da ne olacak.. Okuyanlar okudu da ne oldu, boş ver." 

            "-Oku..!"

            "-Zamanım mı var ki!"

            "-Oku..!

"-Okuduk okuyacağımız kadar, yeter!"

            "Zamanım yok" diyen kuluna, Allah; belki 30, belki 40, belki 70-80 yıllık ömür kredisi vermiş. Ve onu bu dünyaya "oku" emriyle gelen mesajı anlasın ve ona uysun diye göndermiş.

            "Hz.Peygamber, 'Hesap Günü'nde kendisine inananları, Allah'a bir tek konuda şikayet edecek.

            "Ey Rabb'im!" diyecek, "Şu benim topluluğum var ya; İşte onlar, bu Kur'an'ı terkedilmiş bir halde bıraktı!" (87) Mustafa İslamoğlu, Akit, 30 Ekim 2000

            Düşündürücü değil mi?

            "Tutun ki, bir ölümcül hastalığınıza, o hastalığı tedavi eden bir tabipten bir reçete aldınız. Bardağa koyup suyunu mu içersiniz? Ya da, onu ezberleyip akşam sabah tilavet mi edersiniz? Veya onu altın yaldızla yazdırıp duvara mı asarsınız? Ya da onu besteler en güzel nağmelerle terennüm mü edersiniz? Bunları yapar da, derdinize derman olmazsa doktoru mu, reçeteyi mi suçlarsınız?

            Delicesine sevdiğiniz birinden gurbette mektup aldınız. Bu mektubu açmadan, okumadan ne kadar zaman dayanabilirsiniz? Bir ömür! Bir yıl! Bir ay! Bir hafta! Bir gün mü? O bile çok değil mi?

            Sevdiğinizden aldığınız mektubu açıp okumak için bir gün bile sabredemezken Rabb'inizden size gelen mesajın ağzını şunca zaman geçtiği halde hala hiç açmamışsanız, Mevla darılmaz mı?

            Her gün, namazda onlarca kez tekrarladığımız Fatiha'nın ne dediğinden dahi habersizseniz, Kur'an size kırılmaz mı?

            Rahmet kaynağı Rabbu'l-Alemin'in sana tenezzül buyurup da nüzul ettiği mesajı, sen Ademoğlu "tenezzül buyurup"(!) da; "Rabb'im bana ne diyor, ne demek istiyor?" diye merak dahi etmezsen; bireysel toplumsal, duygusal, düşünsel, siyasal, ekonomik, hülasa hayatın tüm alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden deva bulursun? Kur'an eczanesine sahip olup da, bin bir hastalığın pençesindeki yatalak bir hastanın bitkisel hayatına mahkum olmak, aslında neyin cezasıdır?" (87) Mustafa İslamoğlu, Akit, 30 Ekim 2000

 

İnsanoğlunun İlk Öğretmeninin Yetiştirdiği Elçi-Öğretmenler

 Elçi öğretmenler; peygamberler.

            "Peygamberler ilahi okulun ebedi talebeleri, insanlığın ise ebedi öğretmenleridir. Allah okulunun bu kutlu öğrencileri aldıkları eğitimi, öğretmeni oldukları insanlara "sünnet" biçiminde aktarıyorlardı.. Onlar, insanlığın kalbini İslama açarken bilgiye davet ettiler." (82) Mustafa İslamoğlu, age, s. 102

            İnsan başıboş bırakılmak için yaratılmış değildi. Onu yaratan Kudret ona yaratılış gayesini ve bu gayeye uygun olarak yapması gerekenleri de bildiriyordu. Bunun için ilk insanın öğretmenliğini de yine Rabb olması hasebiyle kendisi yapıyor. İnsanlığın öğretmeni olacakları seçip eğitiyor, bütün peygamberlerini eğiterek insanlara birer öğretmen olarak göndermiş oluyordu.

            Bunu son elçi Hz.Muhammed şöyle özetliyor; "Ben size bir muallim (öğretmen) olarak gönderildim". (83) Gazali, İhya c.3, s.79    

            Önce, ilk insan Hz.Adem eğitilmişti.

            "Allah, Adem'e insanların, göğün, yerin ve pek çok yaratığın isimlerini (bilgisini) öğretti.

            Bu ilahi ikram, Hz. Adem'le başlayarak zamanımıza kadar son peygambere kadar devam etmiştir. İnsanlar, peygamberler ve onların getirdiği kitaplar aracılığı ile bilgilendirilmiş, aydınlatılmıştır.

            Bunu anlatan ayetlerden bazıları:

            "Allah size bilmediklerinizi bildirmek ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve iyi hale dönüşünüzü görerek günahlarınızı bağışlamak diler. Hem, Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Nisa 26) "Vaktaki (Musa) rüştüne erip olgunlaşınca, biz ona bir hüküm ve ilim verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız."(Kasas 14)

 

 "Bir de ona (Davud'a) sizin için, sizi harbin şiddetinden korusun diye zırh san'atını öğrettik. Siz şimdi bunun şükrünü eda ediyor musunuz?"(Enbiya 80)

            "Vaktiyle İbrahim, babası Azer'e; "Sen putları kendine birtakım ilahlar mı yapıyorsun? Doğrusu ben, seni ve kavmini açıkça bir sapıklık içinde görmekteyim" demişti. Bu suretle biz İbrahim'e sağlam bilgi ve iman sahiplerinden olması için göklerin ve yerin muhteşem varlıklarını gösteriyorduk." (En'am 74, 75)

            Bu ayetlerin bize öğrettiği şu ki; İnanma kabiliyeti olan bir kavmin hidayet ve rahmete ulaşabilmesi için sağlam bir bilgiye, kendilerine hakikati öğretecek bir kitaba ihtiyacı vardır. Allah da bunu yapmış, kullarını her konuda sağlıklı bilgilerle donatmıştır.

            Allah, insanlara değişik yollardan bilgi vermekle yetinmiyor, insanların, bilgilerinin artması için Allah'a yakarmalarını da tavsiye ediyor:

            "Rabb'im, benim ilmimi artır de." (Taha 114) (84)Y.Fersahoğlu, age,s.154

            İşte terbiye eden, eğiten sıfatıyla Rabb kuluna bunun için emrediyor; "Oku..!"

  

                                               Miras Bırakılan Peygamberlik Görevi

 İnsanların sorumluluğu da "Kitab"ın kendilerine ulaştırılmasıyla başlayacaktı. Çünkü hiçbir kavim kendilerine kitap verilmeden sorumlu kılınmamıştı.

            O elçi, bunun için büyük gayret gösteriyordu. Kendisine, elinden gelen kötülüğü yapmaktan geri durmayan Ebu Cehil'in ayağına bile tam 33 kere gitmişti.

            Ve O Resul kendisinden sonra onu takip edenlere kutlu bir miras bıraktı. Bu miras, "Allah Resulünün 'Tebliğ' görevi", yani "Kur'an mesajını insanlara ulaştırmaktı"."Alimler/Bilginler,peygamberlerin mirasçılardıırlar"

       Bazı Müslümanlar, bugün, "mağara adamı" görüntüsünü ....rıkları ile değil, okumaktan uzak bulunmaları ile veriyorlar. Çünkü, aynı sarık geçmişte sadece Osmanlı'da değil, Avrupa'nın birçok üniversitesinde ders anlatmak üzere kürsüye çıkarken bilim adamları için başa sarılan bir semboldü; "ilim kıyafetidir" diye!.

            Okumaktan uzak kalarak, kitaptan kaçarak nasıl Peygamberlik misyonu yürütülebilir!

            Bunun için denilebilir ki; Müslümanlar Kur'an'dan bir tek kelimeyi iyi anlasalardı bugünkü duruma düşmezlerdi: İşte o kelime; "İkra..!"= “Oku..!”


 KUR’AN ; ÇAĞLAR ÜSTÜ, ESKİMEZ, TEK İLÂHİ KİTAPTIR?

Kur’an nazil olalı 1400 sene olmasına rağmen tazeliğini, aktivitesini, güncelliğini asla kaybetmemiştir. Buna genel olarak 3 sebebe bağlayabiliriz.

1.      Kur’an’ın kelimeleri değişmediği halde anlamı bilim geliştikçe yenilenir. Örneğin Enbiya Suresi âyet 32’de “gök yüzünü korunmuş bir tavan kıldık” buyrulmaktadır. Eskiden insanlar gökyüzünün meleklerce korunduğunu öğrenmiş olmaktadırlar.

2.      Kur’an isim, zaman, yer gibi değişken şeyleri değil de, özellik gibi değişmeyen şeyleri bizlere bildirir. Kur’an meselâ Yezit isimli bir kavmi yok ettiğini bizlere söylemezde (yani isimler üzerinde durmazda), haksızlık yapan, adaletsiz davranan, fuhuş,-ahlâksızlığı-a sapmış toplumları yok ettiğini bize bildirir. Meselâ, Yezit isimli bir kavmin yok edilmesi günümüz insanlarını direk olarak ilgilendirmez. Fakat, haksız, adaletsiz, ahlâksız toplumların geçmişte yok edilmesi aynı özelliğe sahip günümüz toplumların da helâka uğrayabileceğini, gelecekte de aynı özelliğe sahip toplumların yok edilebileceğini bizlere habere vermiş olur. Böylece Kur’an aktüalitesini kaybetmemiş, devamlı güncelliğini korumuş olur.

3.      Kur’an değişmez doğruları bizlere bildirir. Kur’an-ı Kerim’in emretmiş olduğu ahlâk, iyilik, doğruluk, temizlik... her zaman doğru, yasakladığı cinayet, fuhuş, içki, kumar, rüşvet... gibi şeyler eskidende kötüydü, şimdi de kötüdür, uzayda da kötü olacaktır.

                Kur’an Allah kelâmıdır, Allah sözüdür. Çağlar üstü faal, canlı hayatla iç içe dünya hayatının mutluluk anahtarı, âhirette cennete girmenin şifresi konumundadır. Kur’an’ın bir harfi bile değişmemiş, değiştirilememiş ve asla da değişmeyecek ve eskimeyecektir.

 
--------------                    --------------------------------                ----------------------
Kur'an'ı okuyan kendini okur...
Kur'an'ı anlayan kendini bulur...
Kur'an'ı yaşayan kendine dokunur... Senai Demirci...
-----------------------------                              --------------------------------
 

***KUR-AN’IN YAZILMASI VE DOĞRULUĞU-NEDEN O NU PEYGAMBER YAZMIŞ OLAMAZ?***

  http://www.yaratilismuzesi.com/fosiller/

Ozan tabakası

“Gökyüzünün korunmuş bir tavan kıldık” (Enbiya: 32)

Dünyamızı güneşin zararlı ışınlarından koruyan ozon tabakası gökyüzünün hemen dışarısında daire gibi gök yüzümüzü çevreler.

Ayeti kerime dünyanın tavanı olan gökyüzünün korunmuş olduğunu bizlere bildiriyor. Ne ile korunuyor Gökyüzü sorusuna cevap, ozon tabakasıdır.

Allah’u Teala çöl bedevisinin inkar edemeyeceğini fakat 2000 yılının teknolojisinin keşfedebileceği bir mucizeyi bir kelime ile bizlere bildirir.
 

Yüzey gerilimi

Furkan suresi 53. Ayet: Atlas okyanusu ile Akdeniz’in, Hint okyanusu ile Kızıldeniz’in birleşmediğini 1970-80’li yıllarda bilim teknik ile insanlık yeni bulmuşken Kur’an bunu bizlere 1400 sene önce bildirir.
 

Dünyanın dönmesi:

“Dağları yerinde durur görürsün. Halbuki onlar bulutlar gibi hareket ederler”. (Neml : 88) Dağların bulutlar gibi hareket etmesi için dağların bitişik olduğu dünyanın da dönmesi lazımdır.
 

Parmak izleri

Kıyamet suresi 4. Ayet. Parmak izlerinde ne gibi bir incelik vardır ki Kur’an onlara işaret etmektedir: Dünyadaki bütün insanların parmak izlerinin birbirinden farklı olduğu ancak 1884 yılında anlaşılmıştır. Oysa Kur’an bunu bize 600’lü yıllarda haber vermiştir.
 

Kainat genişliyor:

Zariyat suresi 47. Ayet. Big-bang, büyük bir patlama ile çevreye yayılan ve her biri birbirinden uzaklaşan gezegen güneş, yıldız kümeleri, birbirinden hala daha hızlıca uzaklaşmakta, evren genişlemeye devam etmektedir.

Yükseğe çıkıldıkça oksijen azalıyor:

En’am suresi 125. Ayet. Yüksek yerlerde oksijen azdır. Hareket halindeki bir insan az oksijen olan bir yerde ciğerlerine rahat oksijen alamadığı için daha derinden sık sık nefes alır. Bu anda kalbi daralır, sıkışır. Çölde yaşayan biri bu duyguyu bilemez, hissedemez. Fakat Kur’an-ı Kerim bunu hem Araplara hem bizlere bildirir.
 

Evren’de uyum ve düzen vardır:

Rahman suresi 5. Ayet Kainatta her şey, makro-mikro alemde bir düzen içinde hareket eder. Dev yıldız kümelerinden atom, elektron alemine tabiattan, insan vücuduna karadan denize her şeyde bir uyum, ahenk bütünün bir parçası olma özelliği vardır. Bu ahengi kuran Allah’tır.

Yağmurun oluşumu

Nur suresi 43. Ayet. Çölde hayatı boyunca bir iki kez yağmuru gören biri bunu nasıl bilebilir, Allah bildirmezse.


Aşılayıcı Rüzgar

Hicr suresi 22. Ayet Çiçek polenlerinin aşılanmasında rüzgarın büyük önemi vardır.
 

Her şey çift yaratılmıştır

Zariyat suresi 49. Ayet. Yani zıttı ile kaim olan çiftler: gece-gündüz, artı-eksi, siyah-beyaz, uzun-kısa...
 

Not: Zaman hızla ters orantılı olarak azalır veya çoğalır. Zaman, saat, gün, yıl... göreceli değişkendir. Dünyadaki bir insanın bir saati ile plütondaki bir insanın saati birbirinden farklıdır. Dişi ağrıyan bir insanın bir saati ile dostuyla sohbet eden bir insanın bir saati birbirinden çok farklıdır. Arabayla bir yere bir saatte giden biri ile aynı yere yürüyerek bir günde varan kişi için zaman çok farklıdır. En önemlisi bir cismin hızı arttıkça o cisim için zaman ters orantılı olarak azalır. Dünyadaki bir insan için bir gün uzayda seyahat halindeki bir insan için bir saat gibidir. Uzaydaki insanın sürati arttıkça dünyadaki insan ile arasındaki zaman farkı da artacaktır. Dünyadaki bir yıl uzayda bir güne tekabül edecektir.

Allahu Teala Kur’an da kainattaki iki nokta ile dünyadaki zamanı kıyaslar:

Hac suresi 47. Ayet: rabbin katında bir gün sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

Mearic suresi 4. Ayet: ....miktarı elli bin yıl olan bir gün....

Elektrik

 

Cebrail (a.s) vasıtasıyla,Allah’tan gelen ayetleri Hz. Muhammed hemen ezberlerdi. Sonra Hz- Resul bu ayetleri hem ashabına yazdırır.(tahta,taş,deri,papürüs,kağıt) hem de ezberlettirirdi.

Hz-Resul vefat ettiğinde bu ayetlerin hepsi yazılı ve ezberlenmiş) olarak bir arada bulunuyordu.

Hz-Ebu Bekir döneminde bu Kur’an ayetleri Zeyd bin Sabit liderliğindeki hafızlar komisyonunca toplanır,yine hafızlarca denetlenir ve bir kitap haline getirilir. Sonra bu tek ilahi kitap (Kur’an) yaklaşık 30 sene bir kadına (Ümmü Selemeye) emanet edilir.

Hz-Osman döneminde İslam coğrafyası genişlediği, çeşitli lehçeler ortaya çıktığı için her bölgeye gönderebilmek üzere Zeyd bin Sabit liderliğinde bir hafızlar komisyonu toplanır ve Kur’an hafızlar kontrolünde Kur’an kopyalanıp çoğaltılır. Günümüzde de ezber ve çoğaltım devam etmektedir. Kısaca Hz-Resul’dan itibaren Kur’an hem hafızlı, hem ezbere günümüze dek kesintisiz iki kaynaktan oluşmuştur.

                                                            KUR'AN'DA  TEZAT/ÇELİŞKİ  YOKTUR

      " Kur'an'ı   düşünmüyorlar mı?Eğer o  Allah'tan  başkası  tarafından  indirilmiş   olsaydı ,onda birbirini tutmayan çok şeyler  bulunurdu."( Nisa :82 )

      Kur'an   bilime  kılavuzluk   eden bir  din  kitabıdır . Yani  Kur'an'ı  anlamak ta   bir bilim ve emek,gayret  gerektirir. Kur'an'ı  anlama ve anlatma ilmine tefsir ilmi denir ve bu ilmin kürsüsü ,profesörleri , usûl - metodları  , detayları vardır.bu detaylardan birisi de  "Müşkilü'l-Kur'an  " adlı  bölümdür. Okuyucunun alt yapısı  yoksa ayetlerde anlayamayacağı   farklı anlamları daha açık ve detaylı  okuyucuya açıklayan bilim   dalıdır .

     Okuyuculara  tezatmış  gibi   gelen ve temelde tefsir ilminin  bilinmemesinden kaynaklanan  bazı meselelerin  dört ana sebebi vardır :

     - BİLDİRİLEN  MESELENİN   SAFHALARININ  BULUNMASI :Mesela insanın yaratılış   safhaları : Toprak( Âli imran :59 ),balçık ( Hicr :26 ),nutfe ( nahl :4 )...gibi yaratılışın  çeşitli  safhalarından bahsedilmesi   ( DETAY ; KUR'AN  VE ZAMAN BAŞLIKLI YAZIDA )

       - KONU  FARKLILIĞININ   BULUNMASI :Mesela " Kadınlar arasında adaleti gerçekleştiremeyeceğinizden endişe ederseniz ,bir  kadınla evlenin ." ( Nisa :3 ) ayeti  ile   " Ne  kadar  isteseniz de kadınlarınız arasında adalet yapamazsınız ." ( Nisa : 129 ) arasında bir fark yoktur :birinci ayet hukuki   bir   meseleyi anlatırken ikinci ayet kalbte duyulan bir temayüle işaret etmektedir   ve aslında her iki ayette  sonuçta tek eşliliği tavsiye eder.( DETAY; İSLAM VE KADIN )

        -  İŞİN   İKİ  AYRI  YÖNÜNÜN  OLMASI :" Attığın   zaman  sen atmadın ,lakin Allah attı."( ENFAL:17) :Yani ey Muhammed kumu sen attın  ama  isabet  ettiren Allah'tı !hedefi  tam onikiden  vuran ve vurdurtan ,o  olayı - mucizeyi  asıl   sana  yaptırttan ,hatırlatan  Allah'tır  , O'nu  unutma ve O'nu  an ! ( OLAYIN DETAYI ;TÜM TEFSİRLER)

- KELİMENİN   HAKİKİ VE MECAZİ ANLAMDA KULLANILMASI :Mesela :" Kıyamet   günü  insanları   sarhoş  görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir." ( Hac :2 ): " Sarhoş " kelimesi  birinci de mecazi( sarhoş  gibi ;korkudan yalpalar,titrer,akıl dışı fiiller yapar...), ikincide gerçek manada ( yani onlar sarhoş değil ,ürkek ,korkak ;o  nedenle öyle görünüyorlar...) kullanılmıştır!
                          TEMELİ  OLMADAN  KUR'AN'A YAKLAŞMAK YA KÜFÜR YA SAPIKLIĞA  GÖTÜRÜR !

                          
                                            
       KUR'AN'IN  KAYNAĞINA DAİR  İFTİRALAR

KUR AN IN DEĞİŞTİĞİNİ İDDİA EDENLERİN İDDİALARI
                                             Hz peygamber vahiy beklentisi içerisinde değildi
     Toplumun genelinde böyle bir beklenti yoktu. Bunun en açık kanıtı Hz Muhammed'in peygamberliğini   ilan ettiğinde karşılaştığı tepkidir.İlk vahiy geldiği zamanki davranışları gösteriyor ki kendi dışından ve kendine rağmen bir kuvvet tarafından adeta yakalanıp kendisinin rağmına bir elçiliğe memur edilmiştir.Resulallah Hira mağarasında iken ansızın melek kendisine gelerek “oku” dedi. O “Ben okumak bilmem” diye cevap verdi. Melek kendisini canını acıtacak derecede sıktı ve tekrar “oku” dedi. Tekrar aynı cevabı alınca üçüncü defa sıktı ve bırakıp Alak suresinin ilk ayetlerini getirdi. Resulallah kalbi ürperti içerisinde eve döndü. Hz. Hatice'ye “beni örtün beni örtün” dedi. Örttüler, derken korkusu zail oldu. Kendisinden endişe ettiğini bildirince Hz Hatice, iyi sıfatlarını anlatarak Allah'ın kendisini mahcup etmeyeceğini söyleyip teselli etti. Bundan sonra Hatice O'nu hristiyanlığı seçmiş bir bilgin olan amcaoğlu Varaka bin Nevfel'in yanına götürdü. Hz. Peygamber olanı biteni anlattı. Bunun üzerine Varaka,“Bu gördüğün Allah'ın Musa'ya indirdiği en büyük kanundur. Keşke senin davet günlerinde genç olsaydım da kavminin seni çıkaracakları zamanı görseydim.” dedi ve o günlere yetişebildiği takdirde yardım edeceğini söyledi.Yaşanan olaydan anlaşılacağı gibi peygamber kendi dışından bir kuvvet tarafından adeta yakalanıp kendisinin rağmına bir elçiliğe memur edilmiştir. Bu durum birçok peygamberin bi'setinde görülmüştür.Eğer Resulallah haşa yalancı olsaydı önünde dilediği gibi şekillendireceği bir yalan alanı vardı. Cebrail'in üç kez kendisini sıkıp neredeyse canının çıkacağını söylemek yerine, dostça yanına gelip şefkatle elini tuttuğunu, mahiyetini ve amacını bilemediği “oku” şeklindeki kesin ve beklenmedik emir yerine arkadaşça sohbet ettiği gibi birşey söylemesi gerekirdi. Aynı şekilde tedirgin ve korku içerisinde eve dönmek yerine mütebessim ve sevinçli bir şekilde dönmesi daha makul idi.Peygamberliğini ilan ettiğinde müşriklerden hiç kimse çıkıpta “Peygamberlik iddiasında bulunacağı öteden beri belliydi” gibi bir iddiada bulunmamıştır. Aksine kendisi ve yakın çevresi tarafından hiç beklenmeyen bir durumdu. Bazı müsteşrikler de bu noktaya dikkat çekmişlerdir.İngiliz müsteşrik Alfred Guillaume Hz. Muhammed'in (a.s.m) peygamberliğine inanmadığı halde bu olayı onun samimiyetine ve Hira mağarasında kendisine görünenlerin kuşku götürmez bir gerçek olduğundan emin olma isteğine delil olarak değerlendiriyor.(1)Marksist Maxime Rodinson de söz konusu noktaya açıkça dikkat çekmekten kendini alamamıştır.Nitekim Rodinson Hz Peygamberin(a.sm) kendisine gelen şeyin Allah'ın vahyi olduğuna kesin kanaat getirmeden önce uzun bir süre tereddüt geçirdiğini kabul ediyor.(2)(1)Alfred Guillaume İslam Pelican Books  (2)Maxime Rodinson Mahomet Editions du Seuil,

 

             Hz. Peygamber Kur'anı Mekke'de oturan bazı yahudi ve hristiyanlardan edindi iddiası
   
Hiçbir tarihi kaynakta Mekke'de yahudi ya da hristiyan dini bir grubun bulunduğu bildirilmemiştir. Olayların gelişim süreci ve sonuçları da bunu ortaya koymaktadır. Olmayan bir şeyi varsayıp üzerine tartışma yapmak doğru değildir.Kölelik, satıcılık, hamallık gibi sebeplerle Mekkeye gelmiş Romalı ve Habeşistanlı bazı hristiyanlar mevcuttu.Fakat bu kişilerin herşeyden önce dili yabancı idi ve ortada ilmi olarak istifade edilebilecek kaynak niteliğinde hiçbirşey yoktu. böyle birşey olsaydı Mekke müşrikleri Hz Peygamberin arzusunu kırmak için Medineye gideceklerine diledikleri bütün malumatı o kaynaktan elde etmeleri gerekirdi. Ve Kur'an dil engelini bildirdiğinde (Nahl 103) kafirler susmazlar ve onu çürütmeye çalışırlardı.Kölelik, satıcılık, hamallık gibi sebeplerle Mekkeye gelmiş romalı ve habeşistanlı bazı hristiyanlar ise mevcuttu. Fakat bu kişilerin herşeyden önce dili yabancı idi ve ortada ilmi olarak istifade edilebilecek kaynak niteliğinde hiçbirşey yoktu. Böyle birşey olsaydı Mekke müşrikleri Hz Peygamberin arzusunu kırmak için Medineye gideceklerine diledikleri bütün malumatı o kaynaktan elde etmeleri gerekirdi. Ve Kur'an dil engelini bildirdiğinde (Nahl 103) kafirler susmazlar ve onu çürütmeye çalışırlardı.Yine görülüyor ki müşrikler Hz Peygambere Kuran'ın hangi yerinin öğretildiğini söylemek yerine genel bir ittihamla yetiniyorlardı. Halbuki elinde delil bulunan bir kişi böyle önemli bir ittihamda hedeflediği noktayı açıkça belirtir, şahitler getirir, gerçeğin açığa çıkmasını sağlayacak yer ve zaman gibi faktörleri belirtirdi. Halbuki kafirlerin sözlerinde genel bir ithamdan başka bir şey bulunmamaktadır.İttihamın geçersiz olduğunu gösteren akli bir gerkçe de şudur ki,Hz. Peygamber'in Kur'anı kendisinden öğrendiği iddia edilen kişi ya da kişilerin gelişen süreç içerisinde ya müslüman olmaları ya da olmamaları şıkkıdır. Eğer müslüman olduklarını düşünürsek kendilerinin kopya verdiği ve bu kopya sayesinde peygamberliğini iddia eden kişiye niçin iman edip onun maiyeti haline geldiler. Müslüman olmadıklarını düşünürsek o zaman niçin bunu açıklamayıp kendi verdikleri bilgilerle birinin peygamberliğini ilan edip kendilerini yalanlamasına ve bu şekilde binlerce insanı arkasından götürmesine razı oldular.Böyle bir itham doğru olsaydı Ubeydullah bin Cahş (daha önce müslümanlığı kabul etmişken habeşistanda hristiyan olan), Muhacir müslümanlara karşı Necaşi'yi kışkırtmaya giden Kureyş elçileri, Necaşinin sorularına muhatap olan Ebu süfyan ve beraberindekiler bu ithami yinelerlerdi. Çünkü bu ve benzeri durumlar Hz. Muhammed ve dini aleyhinde altın bir fırsattı. Üstelik bu karalamayı yapan çevredeki insanların çoğu müslüman oldu. Bir insan böyle bir ithamı gerçeklere dayanarak yaptıktan sonra dönüp müslüman olabilir mi?Herşeyden önemlisi Kur'anın 1400 senedir dünyaya ışık saçan hikmeti öyle bir kaç kişiden duymakla öğrenilecek bir şey olmadığı da söylemeye bile gerek bulunmayan bir gerçektir.Kısacası nereden bakılırsa bakılsın bu iddianın ele avuca gelen bir yönü yoktur... Ve en önemlisi tevrat ve incil'e  zıt olan ayetler  nasıl açıklanacak...Ya da günümüzde ançak anlaşılabilen bilimsel ayetler...!?Not: Kuran ve Hz Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır.    **Dr. Abdülaziz Hatip
 

                                         Mekke dışındaki temaslari ile yazdı iddiası
   
Hz Peygamber'in mekke dışına birkaç seyehatinin olduğunu kaynaklar yazmaktadır. Hz peygamber'in bu      seyehatleri esnasında Hristiyan ya da yahudi fikirlerinden etkilendiğine ya da görüşmeler yaptığına dair herhangi bir bilgi kaynaklarda yoktur. Hatta hristiyan bir toplum ile karşılaşıp karşılaşmadığı dahi kaynaklarda mevcut değildir. Bu şekilde dışarıdaki diğer din sahipleri ile bir temas olsaydı Açığını arayan Mekke müşrikleri bunu ifade etmekten geri durmazlardı. Çünkü bu seyehatleri sırasında mutlaka yanınında Mekkeli hemşehrilerinden bazı insanlar vardı. Öyleyse neden böyle bir şeyden kimse söz etme gereği duymadılar. Hadi yanındakiler bahsetmedi temas kurduğu, bilgi aldığı kişilerden niçin herhangi bir haber gelmedi. Mekke'li müşrikler Mekkedeki dil bilmeyen bir rum köleden başkası için böyle bir iddiada bulunmadılar. Bu iddiaları da Kur'an tarafından cevaplandırıldı ve kuru bir itham olduğu için bunu isbatlamadılar ve sürdürmediler.
    
Görüldüğü gibi Bu iddiayı yapanlar hiçbir somut delile dayandırmadan tarihi ve akli gerçeklerle zıtlaşmak pahasına da olsa tamamen kafalarında tasarladıkları senaryoya göre (küçücük bir kemikten destan gibi bir evrim masalı yazdıkları gibi) küçük ve aslen alakasız bir şeyden yola çıkarak bir sürü hikaye oluşturmaktadırlar. Araştırmanın başında karar verdikleri yalanlama ve çürütme duygusunun etkisi ile iddialarının mantıkla ne kadar çelişki içerisinde olduğunun farkına varamamaktadırlar. Olayın geçtiği zaman ve mekan içerisindeki şiddetli muhaliflerin göremedikleri ayrıntıları yüzlerce sene sonra taraflı kurgularına malzeme yapmak isteyenlerin bilime, gerçeklere ve insanlığa ne kadar zarar verdikleri ortadadır.

Mesela Necran Hristiyanları ile tartışma sonunda yalancının lanetlenmesi şeklinde bir yola gidilmesine karar verildiğinde hristiyanlar bunu kabul etmediler. Yalancıyı lanetlememek için Resulullahın şartlarını kabul ettiler. Bu da onların gerçek niyet ve duygularını açıkça ortaya koyuyor. Durum bu iken niçin Necran hristiyanları ta baştan Hz Peygamber'e memleketine gelen, kilise ve rahiblerini ziyaret edip onlardan bilgi alan eski tüccar olduğunu hatırlatmadılar. Böylece cizye yolunu kapatmak mümkündü. Bu kadar büyük bir açık varken! Yenilgiyi kabul ettiler.

Öte yandan Hz. Peygambere büyük düşmanlık besleyen, Medine münafıkları ile gizlice toplantılar düzenleyen ve Mescid-i Dırar ayetlerinin kendisi hakkında indiği fasık rahib Ebu Amir neden böyle büyük bir fırsatı kaçırsındı. Düşmanlıkta o kadar ileriydi ki Hirakl'e gidip yardım dahi istemişti. Eğer yalan yanlış da olsa kulağına bu konuda birşeyler gelseydi bunu söz konusu etmez miydi. Özellikle yahudiler Mekke müşriklerine ruh, Zülkarneyn vs. konularda sorular empoze edip Resulullah'a sormalarını sağlıyorlardı. Ellerindeki Tevrat ilmine son derece cimri ve kıskanç olan yahudiler niçin bu bilgilerin kendilerinden alındığına dair bir ithamda bulunmadılar.Yahudiler kendilerinden zina eden iki kişi hakkında hakem olarak Hz. Muhammed'e başvurmuşlardı. Amaçları da bu çiftin recmedilmemesi idi. Eğer Hz. Muhammed'in Tevrat hakkında bilgisinin bulunmasında en ufak bir kuşkuları bulunsa idi hakem olarak ona başvurmazlardı. Çünkü o takdirde Tevratta yer alan recm ile hükmedeceğini tahmin ederlerdi. Hz. Muhammed kendilerine bu konunun Tevrattaki hükmünü sorunca onlar bunu gizlediler. Resulullah (s) Tevrat'ı getirmelerini emretti. Tevrat getirildiğinde onların bilgini Tevrattaki recm hükmü üzerine elini koydu. Kendince recm hükmünü Hz. Muhammed ve etrafındaki müslümanların gözünden kaçırabileceğini zannetti.(İbni hişam Es-Siretünnebeviyye).Bütün bu gerçekler gösteriyor ki, Hz Peygamber'in sözkonusu seyehatlerinde Ehl-i Kitab'ın dini kültüründen yararlanarak Kur'anı meydana getirdiğine ilişkin iddiar tarihsel ve mantıksal olarak geçersizdir.

 

                                                          Bahira-i Rahib
  
Hz peygamber 12 ya da 9 yaşındayken bir ticaret kervanıyla amcası Ebu Talibin yanında yola çıktı. Kervan Şam bölgesinde bulunan Busra'ya vardı. Orada bir manastırda yaşayan Rahib Bahira bu kervanı misafir etti. Yaşı küçük olduğu için kafilenin yüklerini beklemek üzere bırakılan Hz Muhammed dışındaki herkes davete katıldı. Bahira Onun da katılması konusunda ısrar etti çünkü onda bazı belirtiler görmüştü. Hz. Muhammed'e birtakım sorular sordu. Bunun üzerine onun peygamber olacağını kesin olarak anladı ve yahudilerin tuzakları konusunda Ebu Talib'e uyarıda bulundu ve Şam'daki ticaretini bitirir bitirmez Mekkeye geri götürmesini tembihledi.*
   Tarihi kaynaklarda anlatılan bundan ibaret olmasına rağmen bu vakadan bir sürü senaryo üretilmiştir. Bu iddialardan bazıları ise;

“-Hz peygamber Bahira'nın yanına defalarca gitti.” (hiçbir kayıtta olmayıp uydurulan bir iddia. Tarihi kayıtlara göre Resulullah bir daha Bahira ile görüşmemiştir)

“-Bahira ile görüştüğünde 12 yaşında olması ondan bilgi almasına engel değildi.”( bütün İslami ilimlere kaynaklık eden Kuran ve Sünneti bir görüşme ile 12 yaşına elde ettiği iddiasının komikliği zaten ortadadır.)

“-12 yaşında olduğu doğru değildi.” (Demekki tarihi kaynaklar yerine din karşıtlarının uydurmaları kaynak olmalı!)

Resulullah o karşılaşmadan sonra sadece bir defa ticaret için sefere çıkmıştır. Onda da tüm tarihçi ve siyerciler Bahira ile karşılaşmadığına ittifak ediyorlar. Rahib Bahira zaten bu karşılaşma sırasında gayet yaşlı idi. Hz Muhammed Bahira ile karşılaşmasında ve diğer ticaret seferinde yanında Mekkelilerden insanlar vardı ve gizli bir durum zaten söz konusu olamazdı. Yanındaki insanlar ya müslüman olmuş ya da olmamıştır. Müslüman olduysa böyle bir şeye şahid olmadığının kanıtıdır. Müslüman olmadıysa şahid olduğu böyle bir durumu mutlaka söylemeliydi. Rum bir köle için böyle bir itham yapana kadar bunu söylemek gerekirdi.İslamiyet karşıtlarında olayı objektif bir şekilde değerlendirmek yerine “belki buradan birşey çıkartırız” psikolojisi görülmektedir. Bu anlayışla yaklaşım gösterenlerin gerçeği görme şansının ne kadar az olduğu iddiaların mantıksal örgüden yoksunluğu ile açığa çıkmaktadır.  *İbn-i Saad Tabakat, Taberi Tarih,

 

                                                              Varaka
   
Varaka bin Nevfel peygambere ders veren biri değil iman eden biridir. Bir insan kendi ders verdiği kişinin olağanüstü bir iddia ile karşısına çıkması karşısında ona iman ederek mi tepki verir... Hz. Peygambere ilk vahiy gelip eve döndüğünde Hz Hatice Varaka Bin Nevfel'in yanına gelip Hz Muhammed'in Hira mağarasında görüp işittikleri hakkında görüşünü sorduğunda,“Kuddüs kuddüs!Varakanın canı kudretinin elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki ey Hatice, eğer bana anlattıkların doğruysa, O na Hz Musa ya gelen Namus-u Ekber (Cebrail) gelmiştir, ve O bu ümmetin peygmberidir. Ona de ki sebat etsin.”Daha sonra Hz peygambere dedi ki

“Kavmin seni şehrinden çıkardıkları zaman keşke hayatta olsaydım!”

Resulullah (s)

-Beni çıkaracaklar mı? Diye sordu,

“Evet senin getirdiğini getiren hiçbir kimse gelmemiştir ki düşmanlıkla karşılaşmasın. Eğer o güne ulaşabilirsem sana büyük bir destek vereceğim” Buhari- Müslim

Varaka daha önce hristiyan olmuş tevrat ve incil hakkında bilgisi olan bilge bir insandı. Varakanın ismi ilk defa peygamberliğin gelişiyle duyulmaktadır.Varaka ile ilgili tek bilgi islam kaynaklarında verilen yukarıdaki bilgidir. Görüldüğü gibi Varaka Hz. Muhammmed'in peygamberliğini kabul etmiştir. O sırada yaşı ilerlemiş bir ihtiyar olduğuna bakılırsa onun bu tasdik ve şehadetinin önemi daha iyi anlaşılır. Çünkü o yaştaki bir Mekke'li ihtiyarın yeni bir fikir ve inancı benimsemesi oldukça zordur. Bilhassa kendisiyle aynı şehirde yaşamış ve kendisinden çok küçük yaşta olan bir kişiden bunu kabul etmesi ve buna karşılık Hz Muhammed'in henüz daha bir iddiası yokken ve elinde de güç ve hakimiyette bulunmazken bunu itiraf etmesi gösteriyor ki , Varaka bu itiraflarında son derece samimiydi.Durum tüm açıklığı ile bu hal üzere iken Hz Muhammed'in ondan ders aldığını iddia etmenin ne tarihi kaynakta aktarılanla ne de olayın mantıksal sonucuyla bağdaşan bir tarafı elbette ki bulunmamaktadır.Rivayet Varakanın ona ders verdiğini değil ona iman ettiğini bildiriyor. Bir insan kendisinden ders alıp, daha sonra da aldığı bu derslerle peygamberlik iddia eden birine iman eder mi? ya da tepki gösterip onu reddetmez mi?

Burada rivayeti

- Ya kabul etmek,

-Ya reddetmek,

-Ya da olduğu gibi kabul etmemek. gibi üç şık mevcuttur.

Rivayeti kabul ettiğiniz zaman zaten onun Hz Peygamberin Nübüvvetini tasdiklediğini kabul etmişsiniz demektir.Rivayeti reddettiğiniz zaman iddia da söz konusu olamaz.Eğer rivayeti olduğu gibi kabul etmiyorsanız o takdirde Varaka'nın niçin tepki göstermediğini siz söylemelisiniz. Kendisinden ders alıp haşa halka bana vahiy geliyor diye kandıran birine niçin sesini çıkarmadı. Hadi o sesini çıkarmadı peki 1400 sene sonraki objektif!! din karşıtlarının görebildiği bir ders olayını o herşeyi dillerine dolayan şiddetli Mekkeli müşrikler nasıl oldu da hiç göremediler. Rum bir köleyi itham vesilesi yapan o müşrikler Varakayı niçin yapmadılar.Görüldüğü gibi ortaya atılan iddia rivayetin kabulüyle de, reddiyle de olduğu gibi kabul edilmeyişi ile de çelişmektedir. Buna rağmen din karşıtları bu iddiayı senaryolarının içerisine koymaktan çekinmemektedirler.

 

                                                      Haniflerden alındığı iddiası
   
Hz. peygamber devrinde mekkede parmakla sayılacak nicelikte ve toplum üzerinde etkileri görülmeyen hanifler mevcuttu. Hiçbir hanif Hz. Peygamberin İslamı kendilerinden öğrendiğine dair bir iddiada bulunmamıştır. Haniflerden bazıları ise İslamiyete kılıç ve sözle karşı koymuşlardır...Hz. Muhammed'den önce Hicaz bölgesinde hanifler denen ve Allah'ın birliğine inanan bazı kimseler vardı. Bunların bazısı İbrahim peygamberin dinine yakındır diye yahudiliğe ve hristiyanlığa meylederdi. Bununla beraber bu inanç çok yaygın değildi. Böyle düşünen çok az hatta sayılı idi.(1) Ümmi bir insanın hanifler, hristiyanlar ve yahudilerin kitabi bilgilerini kulaktan duyup sentezleyerek onların alimleri ile münakaşaya girip galip gelmesi ve bu galebenin sonunda bir kısım hristiyan alimlerin iman etmesi,(örnek; Necran hristiyanları) aynı şekilde yahudi alimlerinin grup grup gelip en müşkil sorular sorup cevaplarını almaları mümkün müdür?Düşünce bakımından hanifler çok müphem ve dağınık vaziyetteydi. Nitekim gerek eski ve gerekse çağdaş hiçbir araştırmacı bunların özel kanunlarını gerçek anlamda açıklayabilmiş ve inançlarını tanımlayabilmiş değildir. Hiç kimse bunların kainatın yaratıcısına ve öldükten sonra dirilişe ilişkin tasavvurlarını bilemiyor.Toplum üzerinde hemen hemen hiçbir etkileri görülmemektedir. Çok az sayıda bulunmaları ve halkın tamamının onların endişelerinden uzak olmaları bunu açıkça gösterir. Bunu İslam öncesi arap edebiyatında görmek mümkündür. Her sene toplanan Ukaz panayırında ve Kabe duvarına asılan Muallekat-ı Seb'a denilen en edebi şiirlerinde tek bir dini düşünceye rastlamak bile mümkün değildir.

Hanifler gerçek ve mukaddes bir dinin özlemini çekiyorlardı. Ancak bu din hakkında uzaktan da olsa Kur'an-ı Kerimin doktirinini müjdeleyebilecek hiçbir mefhuma sahip değillerdi. Bunlar arasında azmi ve bağımsızlığı ile tanınan Zeyd b. Nufeyl bile Allah'a ne şekilde ibadet edileceği hususunda bir bilgisi olmadığını itiraf etmekteydi.(2)

Haniflerin inançları özellikle de Allah'ın varlığı ve birliğiyle ilgili olanları oldukça kapalı belirsizdir. Bunlar toplu bir birlik halinde olmadıkları, davranışlarında da dini bir özellikten ziyade ahlaki bir hava ağır basmaktaydı. İnançları böylesine kararsız ve mübhem olan bir topluluğun hüküm ve icraatlarının açık, net, karışıklık ve kapalılıktan uzak ibadet ve muamelelerinde bütün insanlık için tanzim edilen öğreti ve hükümleri içeren Kuran-ı Kerim'in kaynaklarından olması mümkün değildir.Haniflerden bazıları ise İslamiyete kılıç ve sözle karşı koymuşlardır. Bunların inançları Kuran'ın getirdiği ile aynı olsaydı elbette ki ona karşı koymazlardı.Hiçbir hanif Hz. Peygamberin İslamı onlardan öğrendiğine dair bir iddiada bulunmamıştır. En azından onlardan bir tanesi “Muhammed'e inanmayın çünkü o bilgilerini bizden öğrenmiştir. Bizim kendisine öğrettiğimizi almış ve bir din haline getirmiştir.” gibi bir söz etmemiştir. Özellikle Ümeyye b. Salt susmazdı. Çünkü kendisi bizzat peygamber olmak istediği için Hz. Peygambere iman etmek istememiştir. Durum böyle iken 1400 sene sonra birileri çıkıp (bütün tarihi ve mantıksal gerçeklerle zıtlaştığı halde) haniflerden alındığını iddia ediyorsa, bu kişilerin objektiflik ve gerçekçilikle bir ilgisinin olmadığı ve tamamen önceden kabullendikleri bir düşünceye destek bulmak için iddia ortaya attıkları açık olarak görülmektedir.

Haniflikte çok gayretli insanlar bulunuyordu fakat bunların hiçbiri çıkıpta peygamberlik iddiasında bulunmadı. Çünkü peygamberlik iddiası öyle kolay bir şey değildir. Peygamber olmayıp da bu iddiayı yapanlar maskara olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Tarihten ve tarafsız, doğru akli muhakemeden çıkan netice şudur ki, hakiki bir din tesis etmek yalnız ilim ve zeka ve maharetle yapılacak bir iş değildir. Bunu yapacak olan kişi dünyaya peygamber olarak gelir. Bu mukaddes vazifeyi yerine getirmek için gerekli fevkelade bazı özellik ve meziyetler ona Allah tarafından fıtri olarak verilir. Onun muallime hiç ihtiyacı yoktur. Onlarda fıtri olarak yorulmak ve usanmak bilmeyen ve başka hiç kimsede olmayan bir azm, gayret ve metanet vardır. Hiçbir yaptıklarına hiçbir dünyevi karşılık beklemezler ve Allahtan başka kimseden korkmazlar. Bütün bunlar Hz. Muhammed (s.a.v) de açık bir şekilde görülmektedir.(1)Neşet Çağatay, İslam Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliyye Çağı   (2)İbn-i Hişam Essiretü'n-Nebeviyye

 

                                   Ümeyye b Ebi's-Salt'ı kaynak edindiği iddiası
Ümeyye b Ebi's-Salt cahiliyye döneminin Taifli bir şairiydi. Eski kitapları okur, rahib elbisesi giyer, içki ve putlardan sakınırdı. Şam'a ve Bahreyn'e gider gelirdi. İslam dini ortaya çıkıp Hz Muhammed'in peygamberliği haberi kendisine ulaşıncaya kadar orada kalmıştır.Yeni dini haber alır almaz Mekke'ye dönmüş Resulallahtan Kuran ayetleri dinlemiştir. Mekke halkı kendisine Hz. Muhammed hakkındaki görüşünü sorunca “Kuşkusuz o hak üzeredir” cevabını vermiştir. Fakat bizzat kendi ifadesi ile meseleyi iyice düşününceye kadar ertelemiştir. Daha sonra Şam'a gitmiş ve bir süre sonra müslümanlığını ilan etmek üzere Mekke'ye döndüğünde dayısının iki oğlunun kafir olarak Bedir de müslümanlara karşı savaşırken öldürülmeleri onu bu düşünceden vaz geçirmiş ve ölümüne kadar taif de yaşamıştır.* Ümeyye'nin şiirlerinde hikmetler, dini öğütler, cennet cehennem tavsifi gibi ilahi kitaplarda anlatılan hususların bulunması bunların Kuran'ın kaynağı olduğunu gösteren bir durum değildir.Öncelikle Hz. Muhammed hakkında herhangi bir şekilde şüphe uyandıran bir şey Ümeyye'ye ulaşmış olsaydı sükut etmez hemen söylerdi. Hatta bu bizzat kendisine sorulduğunda “kuşkusuz o hak üzeredir” cevabını vermişti. Müslüman olmayışı ise yukarıdaki sebepten ya da nefsine ait başka bir sebeptendir. Çünkü ondan başka da hakikatı farkedip o bazı sebeplerden dolayı o hakikata tabi olmayan insanlar çıkıyordu.

Mekkeli müşrikler ise Hz Peygamberin Mekke'de yaşayan hristiyanlar arasında bulunduğunu sandıkları bilgi kaynağını çok araştırdılar. Fakat Ümeyye ile ilgili en küçük bir iddia yapmadılar, Rum bir köle ile ilgili karalama niteliği taşıyan bir tek ithamdan başka bir suçlamada bulunamadılar. Halbuki cinlenmiş, kahin, büyücü, şair gibi ithamları yapmaktan çekinmiyorlardı. Bunları yapana kadar 1400 sene sonraki muhaliflerin tarihi kayıtlara uygun olmasa bile yaptıkları kurgular sayesinde gördükleri bir gerçeği!! nasıl göremeyip söylemediler.

*Zarikli Alam, “Ümeyye b. Ebissalt” maddesi


                            
       Kur'anın kaynağı iddialarının geçersizliğinin ortak noktası nedir?

Bu iddiaların geçersizlğinin en önemli ortak noktası o zamanın şiddetli muhalifleri olan Mekke müşriklerinin geçersizliği kanıtlanmış birçok iddiada bulunmalarına karşın böyle bir iddiada bulunmamış olmalarıdır. Böyle bir durumun vukuu halinde en önce bu iddiaya muhtaç olan onlardı. Hem de Hz Muhammed hayatını yanlarında geçirmişti. Hz Muhammed'in bütün islami ilimleri netice verecek kadar bir ilimi tahsil etmesi ve bunu yanıbaşındaki insanların görmemesi düşünülemez. Halbuki asılsız ve karalama nitelikli ithamlar yapmaktan geri durmuyorlardı. Bunları yapana kadar şahidi oldukları böyle bir ithamdan niçin geri dursunlardı.

Bu iddiaların geçersizliğini gösteren diğer bir delil ise kendisinden öğrenildiği iddia edilen kişilerin müslüman olmaları ya da olmamaları durumudur.Eğer müslüman olduysa zaten iddianın geçersizliği ortadadır. Kimse kendisinden öğrendikleri ile peygamberlik iddia eden birisine iman etmez.Müslüman olmadıysa buna en büyük tepkiyi onun vermesi gerekirdi. Fakat iddia edilen kişilerde en küçük bir tepki geldiğini tarih ve olayların gelişim süreci hiç bir şekilde göstermiyor.
     Bütün bunlara rağmen 1400 sene sonra bu konuda iddialar yapılıyorsa bu iddialarda art niyetin hakim olduğunu anlamak zor değildir...İslam Tarihine " nereden saldırabilir, nerede hata bulabilir, nereden kafalarda istifham bırakabilirim " mantığı ile yaklaşılan bu bakış açısı aslında sadece acziyet ve yenilginin ifadesi , tezahürü olmaktadır...Müflis  Yahudinin eski defterleri karıştırması iflasını engellemez !

  http://www.yaratilismuzesi.com/fosiller/

“OKU!!!Yaratan Rabbinin adıyla OKU!!! O, insani “alak”(embriyodan) dan yarattı.Oku! Senin Rabbin insana karşı çok cömert davranmıştır..Kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder(İnsanları küçümser,zulmeder-ölçüsüz davranır).Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.”(ALAK SURESİ (1-8))

  S-1-RAB nedir?Hangi anlamlara gelir?Bir ayet ile örnek veriniz?                                                                                                                                                                                                                              Yaratan-eğiten-düzenleyen-terbiye eden-programcı-dizayn eden anlamlarına gelir. Mâlik olmak; yani tasarrufu, kudreti altında bulunan her şeyin yegane sahibi ve idarecisi olmak. Rabb, Kur'an-ı Kerim'deki "Mevlâ(Veli)" kelimesiyle eş anlamlıdır.            o Rabb, her şeyi düzelten, sivrilikleri, çıkıntıları tesviye eden, tam bir şekilde halden hale geçirerek düzenleyen, terbiye edendir. insan için de kullanılmıştır. O, her şeyin rabbi, mâliki, sâhibi, efendisi, ıslâh edeni, varlıkların ihtiyaçlarını tekeffül edeni yani görüp gözeteni, ihtiyaçlarını karşılayanıdır. "...Allah'ı bırakıp da birbirimizi (kimimiz kimimizi) rabbler edinmeyelim." (Al'i Imran Suresi 64. Ayet Meali)   

       "İçinde dinlenesiniz diye geceyi, görmeniz için de gündüzü yaratan Allah'tır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler. İşte O, her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah'dır.       Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Allah, sizin Rabbinizdir.            O halde nasıl olur da Allah ı kabul etmezssiniz"Mü'min 61-65)

       “Allah bütün göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbidir. O hâlde O'na ibâdet et ve O'na ibâdet etmekte sabret... (Meryem sûresi: 65) "Eğer yerle gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Enbiya Suresi 22. Ayet Meali)                

 
S-2-Meleğin okuma bilmeyen peygamberi sıkması yla okuma(Eğitim öğretim )arasında nasıl bir bağ kurulabilir?                                          
 
S-3-“OKU…OKU”birkaç kez bu kelimeye vurgu yapılmasının sebepleri nelerdir?Okumak ne demektir?Kimler okusun?Neleri okuyalım?Neden Kur an ilk olarak “OKU”İle başlamıştır?”Oku”manın yaratanla  ve RABB ile nasıl bir ilgisi vardır?Rab neleri nasıl,yaratıp dizayn etmiştir.?Örnekleri?  

           

S-4-İncil Müjde,Tevrat emirleranlamına gelirken Kur an"OKUma parçası"-"İndirilmiş bilgi anlamınagelmektedir"!!!O haldeKur anın geldikten sonraki asırlar hakkında nelersöyleneblir?

OKU-makla Allah ın varlığının Anlaşılması arasında nasıl bir ilgi-bağ vardır?”İnsana bilmediğini Öğretti”nedemektir?

       OKU:-Araştır-incele-öğren-gör-sez-bul gibi amaçları göz önüne sunar.Neleri okumalıyız?--ÖNCE Ufuk çizgisindekileri,görebildiklerini,OKU,Evreni,Evrendeki sistemi,(Galaksileri-saman yolunu-gezegenleri-Onların Hareketlerini,boşlukta dönüşlerini,gece gündüzün oluşumunu,Dünya da ki amaçlı düzeni,Vücudunu,vücudundaki sistemi,Hayvanlardaki özellikleri,havada ve yerde nasıl yaşadıklarını,Size ne gibi yarar sağladıklarını ve bunları nasıl yaptıklarını ;En önemlisi aklı olmayan bu varlıkların hard disklerini kimin doldurduğunu öğren!!!   )Sonra Ufuk çizgisinin ötesindekileri OKU!--- 

------İleride bilimlerin gelişmesiyle ortaya çıkacak bilgileri OKU!!!İnsanın Anne rahminde nasıl oluştuğunu OKU ve Allah ın gücünü Gör!!!İnsanın fiziksel ve Ruhsal olarak nasıl dengede yaratıldığını “OKU!-----OKU”rken bunların dizaynatörünü unutarak tesadüflerle olmadığını aklından çıkarma ve onları bu sistem ve dizayn da yaratan bir varlığın olduğunu,O’nun gücünü kuvvetini-bilgisini sanatını gör!!!İddia ediyorum “Onları bu şekilde sistemli ve düzenli ben yarattım”bunu test edip sağlamasını yap ve sonrasında Allah ın varlığına-gücüne-sanatına inan!!!

.      Bunlardan,görünenden görünmeyene,bilinenden bilinmeyene var ve sınavı kazan;sana verilen aklın hakkını ver!!!İnsanın Müslümanlığının güzelliği okuyarak imanını taklidi imandan(Taklide dayanan),Tahkiki imana (Evreni-vücudunu araştırarak,neden niçin lerle sorgulayarak,,evrendeki ve vücudundaki sistemleri düşünerek)geçmesiyle gerçekleşir.Yoksa taklide dayanan iman,açıkta yanan mum gibi küçük bir rüzgarla söner.İşte bunun için imanını sağlamlaştırmak için OKU. 

      7 den 70 e herkes “beşikten mezara kadar OKU”Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkes OKUsun.Çünkü bu,insanları yaratanın Emridir,O halde bu haktan kimse mahrum edilmesin.Bu İnsanlığın eşit şekilde sahip olacağı bir şey olsun.!!!                                                                                                           

  .   Neleri OKU!İnsanlar için yararlı olan her türlü bilimi,bilgiyi(Fiziği-müziği-Edebiyatı-sanatı-OKU)İşte Allah a bunlarla vararak İmanını sağlamlaştır.Gerçek bilgilerle Allah ı kabul et.!!! 

 

    “BUNAMA”YA KARŞI “OKUMAK”

Yaşlılık  

           

                                                                       

 S-5-"Kalemle yazmayı öğretti"Ne demektir?Kalemin işlevi nedir?Kalem olmasaydı İnsanlığın seviyesi nasıl olur du?

S-6-Neden İnsanın Anne rahminde oluşum aşamaları anlatılmaktadır?Hangi mesajlar verilmektedir?İnsanın yaratılış aşamalarının her bir ana konusundan neden bahsedilmektedir?Neden ,anne rahminde oluşumun devamında İnsanın diğer özelliklerindeki Mükemmelliğe değinilmektedir?    

 

S-7-ALLAH insana karşı ne gibi iyilikler yapmıştır?O na karşı nasıl cömertlik etmiştir?Örneklerle açıklayınız?(A-Vücudmuza ait cömertlikler nelerdir:Fiziksel-biyolojik-psikolojik iyilikler B)-Vücudumuzun dışında bize yaptığı cömertlikler nelerdir?)  .                                                                                                                                     sana “OKU”MA konusu:İlk olarak “Senin nasıl var olduğunu inceleyerek-araştırarak OKU-maya başla.                                                                                                                                                                                         

 S-5-Kalemle yazmayı öğretti ne demektir?Diğer yazma şekilleri ve yetenekleri de bunun içine girer mi?İnsan da yazma potansiyelinin olması ve özellikleri nelerdir?                         

     İnsansadece öğrenseydi de yazma özelliği olmasaydımedeniyetler/bilimler/kültürler olur muydu?O halde verilen bu potansiyellerinsahibinin bilgiye/medeniyete katkıları nasılolmaktadır?                                               

.S-8-İnsanın yaratılış aşamaları ve O na verilen özellikler sonunda neden İnsanın azgınlaşarak insanlara haksızlık edeceği vurgulanır?İnsan davranışlarını etkilemesi yönlendirmesi bakımından burada O na verilenlerin zikredilmesi hangi amaca yöneliktir?                                                                      

            “12- Andolsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. 13- Sonra sperma halinde korunaklı bir yuvaya yerleştirdik. 14- Sonra spermayı embriyoya dönüştürdük. Arkasından embriyoyu et parçasına dönüştürdük, arkasından et parçasından kemikler yarattık, arkasından kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratığa dönüştürdük. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir! 15- Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz. 16- Sonra siz, kıyamet günü, yeniden diriltileceksiniz.”(Mü’minun suresi)                                                                                                                                                                                    

 “ALLAH, YERYÜZÜNÜ SİZİN İÇİN BİR YAŞAMA ALANI, GÖKYÜZÜNÜ BİR BİNA(KORUYUCU) KILDI; SİZİ SURETLENDİRDİ(ŞEKİLLENDİRDİ), SURETİNİZİ DE EN GÜZEL (BİR BİÇİM VE İNCELİKTE) KILDI VE SİZE GÜZEL-TEMİZ ŞEYLERDEN RIZIK VERDİ. İŞTE SİZİN RABBİNİZ ALLAH BUDUR. ALEMLERİN RABBİ ALLAH NE YÜCEDİR. (MÜMİN SURESİ, 64)


„
Andolsun,(Yemin ederim)ki, Biz (İlk )insanı, süzme bir çamurdan yarattık.Sonra(ki) insanı bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine (Doğumuna kadar gelişeceği uygun ortamı sağladığımız-dizayn ettiğimiz yere)yerleştirdik.Sonra o su damlasını bir alak (embriyo ya çevirecek şekilde programladık)) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğunu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. „(Müminun Suresi, 12-14)

      S-9-Bütün bunlardan sonra “İnanan inanmayan bütün insanların Allah ın emirlerine teslim olup ölerek O’na döneceğinin” vurgulanmasındaki amaçlar nelerdir?Bunların İnsan da istenilen davranış oluşturmasındaki etkisi nedir?

S-10-O halde Bilimlerin yaratanı Allah ise:Bu bilimleri Okurken hangi düşünceleri aklımızdan çıkarmamalı ve dillendirmeliyiz?Şeytanların bizi yanlış yönlendirmemesi için neler yapmalıyız?

            Kur'an'ın ilk suresi bu suredir. Ve bu sure Allah'ın adı ile başlamaktadır. Allah insanı, bu donmuş ve rahime yapışan bir damlacık kandan yarattı. İşte bu son derece sade ve küçük kaynaktan yaratılmıştır insanoğlu. Bu bir damlacık kan pıhtısı da Yaratıcının gücünü göstermekle birlikte ondan da öte O'nun keremini, ihsanını gösterir. Çünkü onun lütfu ile bu kan pıhtısı öğretilebilen ve buna dayalı olarak da, öğrenen insan seviyesine yükselmiştir. "Oku Rabbin en büyük kerem sahibidir. O insana kalemle yazmayı öğretti, insana bilmediğini öğretti."          

       Gerçekten insanın doğuşu ile vardığı son durum arasında son derece büyük bir aşamadır bu. Bu gerçeğin yanısıra, öğretme gerçeği, Rabbin insanı "Kalemle" öğretme gerçeği ortaya çıkmaktadır. Çünkü kalem eskiden olduğu gibi bugün de, insan hayatına en geniş ve en derin etkiyi yapmış ve yapan öğretim aracıdır. O zamanlar bu gerçek şu anda bizim gördüğümüz ve insan hayatında bildiğimiz biçimi ile bu açıklıkta değildi. Ama yüce Allah kalemin değerini biliyor ve insanlığa gelen en son kutsal mesajın inmeye başladığı ilk anda ve Kur'an'ın ilk suresinde kalemin önemine dikkatleri çekiyordu. Halbuki bu kutsal mesajı getiren peygamber kalemle yazabilen birisi değildi.                                                                                                                                                                                                                                                                       Şayet Hz. Muhammed bu Kur'an'ı kafasından uydurmuş olsaydı, şayet bu    Kur'an vahiy ürünü olmamış olsaydı ve eğer onun getirdiği çağrı kutsal mesaj olmamış olsaydı, kalemin önemini vurgulayan bu gerçek daha ilk anda kesinlikle ortaya çıkamazdı.

-                 İnsanın bildiği ve bileceği herşeyi, şu varlık aleminin gizemlerine, şu hayatın ve insanın kendi nefsinin bilinmezliklerine dair çözebildiği neler varsa bunların tümünün kaynağının yüce Allah olduğunu belirtiyor. İnsanın tüm bildikleri, oradan, bir başkası daha olmayan bu tek kaynaktan, aldığını ifade ediyor. Her iş, her davranış, her adım, her çalışma Allah'ın adı ile, O'nun adına yapılır. Allah'ın adı ile başlar, Allah'ın adı ile yürür, Allah'a yönelir ve sonuçta O'na varır. Allah'tır yaratan. O'dur öğreten. Doğuş ve başlangıç O'ndan dır. Öğretme O'ndan, bilgi O'ndan dır. İnsan öğrenebildiğini öğrenir. Öğretebildiğini öğretir. Ama bütün bunların kaynağı yaratan ve öğreten yüce Allah'tır. "O insana bilmediğini öğretti."                                                            

Allah'ı nimetleri ile övmesi, yüceltmesi, hamd etmesi tesbih etmesi, O'nun Allah'ı zikri demekti. Allah'tan istemesi, O'na dua etmesi, O'na yönelik sevgisi ve O'ndan korkması da Allah'ı zikri demekti. Susması hiçbir şey söylememesi Allah'ı kalbi ile zikri idi:' Kısacası Resulallah her an ve her şartta Allah'ını zikrederdi. Ayakta iken, otururken, yere uzanmışken, yürürken, binerken, yolculuk ederken, bir yerde konaklarken, bir yere giderken bir yerde kalırken… Peygamberin yanında geçirdiği geceyi şöyle anlatır: "Resulallah, uykusundan uyanınca başını gökyüzüne doğru çevirdi. Ve Al-i İmran suresinin "Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında gece ile gündüzün birbirini kovalayışında derin düşünceliler için birçok ibret dersi vardır." diye başlayan son on ayetini okudu.                                                                                                                                               

  .   Resulellah der ki: "Kim evinden çıkarken, `Allah'ın adı ile çıkıyorum. Allah'a güvendim. Ondan başka güç ve kuvvet yoktur derse, kendisine,sana doğru yol gösterildi, senin yönetilmen üstlenildi, sen koruma altına alındın, denir. Ve şeytan ondan uzaklaşır" (Hadis hasen hadistir.) Elini yemeğe uzattığı zaman, "Allah'ın adı ile başlıyorum" der, yemek yiyenlere besmele çekmesini emrederek, "Yemek yemeye başladığınız zaman, Allah'ın adını anınız. Eğer başlangıcında Allah'ın adını anmayı unutursanız hatırladığınız anda "Başında da sonunda da Allah'ın adı ile" deyiniz" derdi. (Hadis sahihtir)

        "Dönüşün Allah'a olacağı" prensibi açıklanmaktadır. Herşeyde, her İşte, her niyette, her davranışta dönüş Allah'adır. O'ndan başka dönecek ikinci bir nokta yoktur. iyi kişi de O'na dönecektir, şımarık da. itaatkâr da isyankâr da. Haklı da haksız da. Hayırlı da kötü de. Zengin de fakir de... Allah'ın insana ihsanda bulunması ve onu öğretmesi noktası. Buna karşın dönüş ve varışın hiçbir ortağı olmayan bir olan Allah'a olması. "Dönüş Rabbinedir."

 
S-11-Bütün burada değinilenlerin ve Kur an da değinilenlerin "OKU"ması yazması olmayan bir insana gelmesi ve O'na "OKU"masının emredilmesinde ,verilmek istenen mesajlar nelerdir?O nun şahsında bize verilmek istenen mesajlar nelerdir?Peygamber in OKU ma bilmemesiyle bilginlere görevler düşmesi arasında nasıl bir ilişki vardır?

            Burada irdelenmeye çalışılan ayetlerin ve  Konunun daha iyi anlaşılması için Biyoloji ve Fen bilgisi Öğretmenlerinden/Biyoloji ve Fen bilimlerinden Öğrenilmesi gereken konular: Burada irdelenmeye çalışılan ayetlerin ve  Konunun daha iyi anlaşılması için Biyoloji ve Fen bilgisi Öğretmenlerinden/Biyoloji ve Fen bilimlerinden Öğrenilmesi gereken konular:Beynin sırları ve çalışma stili-Beynin sırları(Tat ve koku),Kusursuz yönetim merkezi beyin-işitme sisteminin sırları,mükemmel sistem iskelet,kalb ve kan dolaşımı,destek sistemi,karaciğer ve görevleri,sindirim sistemi ve görevleri,yürümedeki denge,kulaktaki mucize,gözdeki mucize,kaslardaki mucize,insanın anne karnındaki yaratılış aşamaları,doğum gerçekleşen mucize ve inanılmaz olaylar.Bunları OKU erken Onların bilgisinin genel-en öz biçimde anlatıldığı KUR’AN-ı OKU-mayı unutma!!!

         "Bizim düşmanımız,Cehalet,Fakirlik ve ayrılıkçılıktır"---

"Aklın ışığı:Fen bilimleri,Kalbin ışığı din ilimleridir...Sadece Fen ilimlerinin öğretilmesinden şüphe ve hile doğabilir,Dini fen bilimlerini öğretmeksizin öğretmekten taassup doğar...Bir öğrenciye Fen ve Din ilimlerinin birlikte öğretilmesinden gerçek ortaya çıkar.

          Türkiye’de kitaba yılda harcanan para 45 sent imiş. Günde ortalama beş saat televizyon seyreden Türkler, kitap okumaya yılda altı saat vakit ayırıyormuş.

       Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap, bir İsviçreli 10 kitap, Fransız 7 kitap okurken; Türkler 10 yılda bir kitap okuyormuş.

        Türkiye’de (Nüfus 70 milyon) okuma alışkanlığına sahip ancak 70 bin kişi varmış.

          Ne yapıp edip düştüğümüz kuyudan çıkmalıyız.Çizeceğim yol haritası şudur: Aile, okul, özel sektör ve devlet bu meselede el-ele verip bir uzun vadeli program hazırlamalıdır.İhracatı ve milli geliri bir şu kadar artan, işadamlarına madalya verilen, duble yollar ile kaplı cennet vatanımızda eğer kitabı ihtiyaç maddelerinin 235. sırasından çıkarıp ilk on içine sokamamışsak boşuna şişinmeyelim. Cehaletle bir yere varılmaz. Vardığını sanır insan, düpedüz serap görür.(Mustafa Kutlu, Y.Şafak, Eylül 2009)

 

 

****KUR AN IN BİLİME TEŞVİKİ Nİ AYETLERLE ANLATINIZ.***

S-1-İslam bilim ilişkisi nedir?

S-2-Dini veya din dışı  ilim ayrımı neden yanlıştır?

S-3-

1-İslamın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim 300 civarında ayeti kerime ile düşünmeyi, aklımızı kullanmayı, araştırmayı, incelemeyi emreder. İlk inen ayet ve ilk emri ” oku” olan başka bir din yoktur.

2-İLİMLE İLGİLİ BAZI AYET ve HADİSLER

a-Ne de az düşünürsünüz!

b-Aklınızı kullanmaz mısınız?

c-Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

d-İlk emir “Oku” dur

e-İlim ve hikmet müminin yitik malı gibidir. Onu nerede bulursa alır.

f-İlim öğrenmek kadın erkeğe farzdır.

g-Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.

h-İki günü eşit olan ziyandadır, zarardadır.

I-Hem dünyayı hem ahireti isteyen ilme sarılsın...

Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi. Allah, Kendi dışında hangi şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır. (Ankebut Suresi, 41-44)

Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi, 22)

Allah, gerçekten Kendisi'nden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)

Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 162)

 

HADİS-İ ŞERİFLER ve İLİM

Peygamber efendimiz İstanbul’un bir gün mutlaka fethedileceğini bizlere haber verir. Yaklaşık bin sene sonra bu müjde gerçekleşir. 1453’te İstanbul fethedilir. Olayın diğer bir ilginç yönü İstanbul’un fethedileceğini müjdeleyen hadisin harflerinin Ebced (Arapça’da her bir harfin karşılığı bir sayıdır.) hesabına göre toplamının 1453 olmasıdır. Yani hadisi şerif İstanbul fethedilecek derken hadisin harfleri de fethedileceği tarihi vermektedir...

Peygamber Efendimiz: “Sizin sesleriniz kaybolmaz, evrende boşlukta dolaşır” buyurmuştur. İlim bunu yeni keşfetmiştir.

Not: Peygamber Efendimizin deve sidiği ile tedavi etmesini diline dolayan T. Dursun, yıllar sonra “çişteki mucize” isminde bir kitabın piyasaya çıkacağını tahmin edemezdi.

Not: Niçin bunlar Kur’an da açıkça anlatılmadı?

İslam hem 1400 sene öncesinde çöldeki bedevilere hem 2000 yılının uzay çağı insanına hitap edebilecek ortak bir dil ile (teşbih-benzetme, çok anlamlı kelimeler kullanarak...) insanlığa evrensel ve çağlar üstü bir mesaj gönderir. Kur’an 570’li yılların bilgi seviyelerine uygun, uzay çağının bilgi seviyesinin üstünde ortak bir metindir.

İnsanlara akılları seviyesine göre konuşmayı emreden dinimiz insanların bilgi seviyesi arttıkça tazeliğini koruyacak bir iç dizayna sahiptir.

                                                          DİN, AKIL VE BİLİM  

İnsan  dışında   her  canlı  dünyaya    kendi  ihtiyaçlarını  karşılayacak hazır  bilgilerle ve   iç güdü  ile ( uçmak, yüzmek , avlanmak ... )  ile  donanmış  olarak  gelir.Tüm  bunlar Allah   tarafından  hayvanlara  ve  bitkilere programlanmıştır. İnsan  ise  iyiliği  ve  kötülüğü  zamanla  öğrenir. İyilik  yapan   cennete , kötülük  yapan  Cehenneme  gider. Allah  insanları  programlamamıştır   ama  programına  uygun , tabiatla   uyum  içinde  olmasını  sağlayacak bir  program   göndermiştir.Kur’an-ı  Kerim  bu  programa  uyan  , programlanmış  kainatla  beraber  uyum  içinde  yaşar. İnsan  bu  program  sayesinde  mutlu  olur  ve  Cennete  girer.

İnsan ; melekte  olabilme  kabiliyetine   sahip , fakat  aynı  zamanda hayvanlardan  daha  aşağı  inip , şeytanlaşabilme  özelliğine   sahip   bir  canlıdır. İnsan diğer  canlılardan   düşünme , duygulanma , irade  gibi  özelliklerle   ayrılır.İnsanlar yaptıkları  icatlarla  beraber  hayatlarını  kolaylaştırırlar. Fakat  yapılan  bu  icatların  insanların  zararında  kullanılmasınaizin  vermez. Atomunc   bulunması  insanların  yararınadır , fakat  islam  , atom  bombasına  karşıdır. Çünkü  islam  insanlara  zararlı  olan  şeyleri  yasaklar .islam  uçağı  kabul  eder  , ama  savaş  uçağını  ve  onun  kötü  yolda  kullanılımını  reddeder ( Can , mal ,akıl , namus , ve  dini  korumak  hariç ).

Dinsiz  bir  biilim  , insanlara  zarara  verebilir : atom    bombası ,bio-teknik  savaşlar  ...gibi.Bilimsiz   din  ise  insanlar  tarafından  ilgi  görmez.İslam  ise  bilimle  içiçedir, bilime   yol  gösterir , öncülük  eder , hatta   bilimden  üstün  ve  ileridir.

 Kur’an’ın  ilk  emri “ OKU “ ‘dur.Kur’an’da  düşünmeyi    , aklı  kullanmayı  emreden bir  çok  ayet  vardır: “ Hiç  düşünmez misiniz ? , Aklınızı  nede  az  kullanırsınız ! , Hiç  bilenlerle bilmeyenler  bir  olur  mu ? , ....” Peygamberimizde  bilimi  teşvik  etmiştir  : “ Beşikten  mezara  kadar  ilim   öğreniniz   ,  bilim  öğrenmek  , kadın- erkeğe  farzdır, ...hem  dünyayı , hemde   ahireti  isteyen  ilme  sarılsın ...”

Kur’an ‘da  fen’ne , tıp  ve  matematiğe işaret  ve   öncülük  eden  bir  çok  ayet  vardır.  İslam  ibadeti  yapmak  için  akıllı  olmayı  ve  ergenlik  çağına  girmeyi  önşart  olarak  kabul  etmiştir

   Bilim  insanların  rahat  ve  huzur  içinde  yaşamaları  için  çeşitli  icatlar  bulmuştur ( Araba ,Uçak , sigaranın  yasak  olması , uyuşturucunun  kötü  olması ... ) Kur’an-ı  Kerim’de  aynı  amaca  yönelik  olarak  insanların  rahat  ve  huzur  içinde  yaşamaları  için  emir  ve  yasaklar  bildirmiştir. Günümüzde  bilim tıpkı   Kur’an  gibi  içkiyi  , uyuşturucuyu  , sigarayı  kötü  kabul  ederken , namaz  kılmayı   (  İsviçre ‘de  üretilen , PROSİDAN KAPSÜL  adlı   ilaç  ve  Bernald  SHOW   ve   M . LONTRA   gibi  bilim  adamları  namazı  tavsiye  eder . .. )  tavsiye   eder , orucu   tutmayı   (  Avrupa’lı  tıp  doktorları  sağlık  için  yılda  ortalama  20 – 30  gün  arası  insanlara  perhiz  yapmayı  tavsiye etmektedir. .. ) , Tanrı ‘nın  bir  olduğunu  (  Batıda  Tanrı’nın   bir  olduğunu  kabul  edenlerin  sayısı  hızla  artmaktadır. .. )  kabul  etmektedir. Batı  faizsiz  bir  sistem  arayışı  içinde  , İslamın  hoşgörüsüne  koşmaktadır. 

Kısaca   bilim , islam  dininin   emir  ve  yasaklarını   hızla  doğrulamakta  , tasdik  etmektedir.

 İnsanlık   İslama   bilim  vasıtası  ile   kavuşacaktır. O  halde  İslam  dini  insanların  ilerisinde  , Kur’an  bilimin  ulaşacağı  son  noktada  insanların  dünya  ve  ahiret  mutluluğunu   sağlamak  için  beklemektedir.
 

 

3-İLMİN BULDUĞU KUR’AN’IN İŞARET ETTİĞİ MUCİZEVİ AYETLER

Ozan tabakası

“Gökyüzünün korunmuş bir tavan kıldık” (Enbiya: 32)

Dünyamızı güneşin zararlı ışınlarından koruyan ozon tabakası gökyüzünün hemen dışarısında daire gibi gök yüzümüzü çevreler.

Ayeti kerime dünyanın tavanı olan gökyüzünün korunmuş olduğunu bizlere bildiriyor. Ne ile korunuyor Gökyüzü sorusuna cevap, ozon tabakasıdır.

Allah’u Teala çöl bedevisinin inkar edemeyeceğini fakat 2000 yılının teknolojisinin keşfedebileceği bir mucizeyi bir kelime ile bizlere bildirir.
 

Yüzey gerilimi

Furkan suresi 53. Ayet: Atlas okyanusu ile Akdeniz’in, Hint okyanusu ile Kızıldeniz’in birleşmediğini 1970-80’li yıllarda bilim teknik ile insanlık yeni bulmuşken Kur’an bunu bizlere 1400 sene önce bildirir.
 

Dünyanın dönmesi:

“Dağları yerinde durur görürsün. Halbuki onlar bulutlar gibi hareket ederler”. (Neml : 88) Dağların bulutlar gibi hareket etmesi için dağların bitişik olduğu dünyanın da dönmesi lazımdır.
 

Parmak izleri

Kıyamet suresi 4. Ayet. Parmak izlerinde ne gibi bir incelik vardır ki Kur’an onlara işaret etmektedir: Dünyadaki bütün insanların parmak izlerinin birbirinden farklı olduğu ancak 1884 yılında anlaşılmıştır. Oysa Kur’an bunu bize 600’lü yıllarda haber vermiştir.
 

Kainat genişliyor:

Zariyat suresi 47. Ayet. Big-bang, büyük bir patlama ile çevreye yayılan ve her biri birbirinden uzaklaşan gezegen güneş, yıldız kümeleri, birbirinden hala daha hızlıca uzaklaşmakta, evren genişlemeye devam etmektedir.

Yükseğe çıkıldıkça oksijen azalıyor:

En’am suresi 125. Ayet. Yüksek yerlerde oksijen azdır. Hareket halindeki bir insan az oksijen olan bir yerde ciğerlerine rahat oksijen alamadığı için daha derinden sık sık nefes alır. Bu anda kalbi daralır, sıkışır. Çölde yaşayan biri bu duyguyu bilemez, hissedemez. Fakat Kur’an-ı Kerim bunu hem Araplara hem bizlere bildirir.
 

Evren’de uyum ve düzen vardır:

Rahman suresi 5. Ayet Kainatta her şey, makro-mikro alemde bir düzen içinde hareket eder. Dev yıldız kümelerinden atom, elektron alemine tabiattan, insan vücuduna karadan denize her şeyde bir uyum, ahenk bütünün bir parçası olma özelliği vardır. Bu ahengi kuran Allah’tır.

Yağmurun oluşumu

Nur suresi 43. Ayet. Çölde hayatı boyunca bir iki kez yağmuru gören biri bunu nasıl bilebilir, Allah bildirmezse.


Aşılayıcı Rüzgar

Hicr suresi 22. Ayet Çiçek polenlerinin aşılanmasında rüzgarın büyük önemi vardır.
 

Her şey çift yaratılmıştır

Zariyat suresi 49. Ayet. Yani zıttı ile kaim olan çiftler: gece-gündüz, artı-eksi, siyah-beyaz, uzun-kısa...
 

Not: Zaman hızla ters orantılı olarak azalır veya çoğalır. Zaman, saat, gün, yıl... göreceli değişkendir. Dünyadaki bir insanın bir saati ile plütondaki bir insanın saati birbirinden farklıdır. Dişi ağrıyan bir insanın bir saati ile dostuyla sohbet eden bir insanın bir saati birbirinden çok farklıdır. Arabayla bir yere bir saatte giden biri ile aynı yere yürüyerek bir günde varan kişi için zaman çok farklıdır. En önemlisi bir cismin hızı arttıkça o cisim için zaman ters orantılı olarak azalır. Dünyadaki bir insan için bir gün uzayda seyahat halindeki bir insan için bir saat gibidir. Uzaydaki insanın sürati arttıkça dünyadaki insan ile arasındaki zaman farkı da artacaktır. Dünyadaki bir yıl uzayda bir güne tekabül edecektir.

Allahu Teala Kur’an da kainattaki iki nokta ile dünyadaki zamanı kıyaslar:

Hac suresi 47. Ayet: rabbin katında bir gün sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

Mearic suresi 4. Ayet: ....miktarı elli bin yıl olan bir gün....

Elektrik

4-İLMİN BULAMADIĞI KUR’AN’IN İŞARET ETTİĞİ AYETLER

 

Güneş sisteminde on iki  gezegen:

Yusuf suresi 4.ayet: bazı alimler on bir yıldızdan kastın on bir gezegen olduğunu vurgularlar.(Hz. Yusuf (as) ile beraber kardeşlerin sayısı - dolayısıyla gezegenlerin sayısı - on ikiye ulaşır. (17.08.2006 :3 gezegen daha bulundu,ama bir gezegen iptal edildi, kaldı bulunacak bir gezegen)
 

Işınlama (eşya nakli ):

Neml suresi 38-39-40. Ayetler. Ayeti kerime ilim sahibi kişilerin bir maddeyi bir yerden başka bir yere nakledebileceklerini bizlere müjdeler. ayet bu konuda bizlere bir referans, bir hedef gösterme yapmaktadır. Yani kıyamet kopmaz ise ilim sahipleri ışınlamayı gerçekleştireceklerdir. Yeter ki ilim yolunda ilerleyelim.
 

Hayvanlarla iletişim:

Neml suresi 16. Ayet. Günümüz araştırmacıları Balinaların seslerinden, hayvanların hareketlerinden onların duygu ve düşüncelerini çözmeye çalışmaktadırlar. Her konuda olduğu gibi peygamberler bunu teknolojik gelişmelerden çok önce başarmışlardır.

Not: Pakistanlı profesör Abdüsselam Kur’an dan hareket ederek ondan aldığı ip uçları ile ileri sürdüğü bir tezle nobel fizik ödülünü almıştır.Biz  Müslümanlar Kur’ana bakarsak ondan her konuda (iman, ahlak, ibadet, ilim, fen...) istifade edebiliriz. yeter ki “Oku” yalım.
 

5-KELİMELER MUCİZESİ

Kur’an’da hiçbir kelime gereksiz veya fazlalık olarak geçmez:

o       Yedi gök kelimesi Kur’an’da tam yedi kere geçer.

o       Ay kelimesi Kur’an’da toplam 12 kere geçer.

o       Gün kelimesi Kur’an’da toplam 365 kere geçer.

o       Melek ve şeytan kelimeleri Kur’an’da toplam 88’er kez geçer.

o       İman ve küfür kelimeleri 25’er kez geçer.

o       Dünya ve ahiret kelimeleri 115’er kez geçer.

o       Diriltmek ve Sırat 45’er kez geçer.

o       Cehennem ve azab 26’şar kez,

o       İlim ve iman 811’er kez,

o       Zekât ve bereket 32’şer kez,

o       Akıl ve nûr 49’ar kez,

o       Akıl ehli ve gönül ehli 16’şar kez

o       Şiddet ve sabır102’şer kez ...geçer.

o       İman etmek fiili Kur’an’da 811 kez geçer. Kâfir olmak fiili 697 kez geçer. Kur’an’da iman edenleri sayısı ile kâfir olanların sayısı arasındaki fark (811-697) 114’tür. Yani kâfirler ile Müslümanlar arasındaki fark Kur’an’daki sûrelerin sayısı kadardır. Kâfir olanlar (697), 114 sûreye iman edince, kabul edince iman edenlerin sayısına (811) ulaşırlar.

o       Kur’an’da Peygamber isimleri toplam 513 kere geçer. Peygamber (Resul) kelimesi de Kur’an’da toplam 513 kere geçer.

o       Kur’an’da insanın yaratılış safhaları toplam 65 kez geçer. İnsan kelimesi de Kur’an’da 65 kere geçer...

Not: Kur’an’da kelimeler mucizesi ile ilgili daha yüzlerce örnek vardır.
 

6-7- 

 

KUR’AN VE ZAMAN

Kur’an-ı Kerim, (uzayın) ilk gaz kütlesinden başlayıp, kıyamet gününe ve cennet-cehennem hakkındaki bilgilere kadar insan öncesi ve insanın son mekanı hakkındaki bilgileri bizlere verir.

“ O Kur’an çok şerefli sahifelerdedir.” (Abese: 13)

“ Kur’an’ı göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirdi.” (Furkan : 6)

Kainatın Oluşumu : Allah’ü Teala yer ve göklerden önce suyu yaratmıştır. İlk yaratılan madde sudur. Su daha sonra gaz haline dönüştürülmüştür. Gaz kümeleri kozmik çekimin tesiri ile sıklaşır. Yoğunlaşır, küçülür, toplanır. Gezegenler ve yıldızlar böylece oluşur.

Yer ve gök bir iken, gaz halinde iken Allah’u Teala bu ikisini, yer ve gökleri birbirinden ayırır. Allah’ın ayırdığı yer ve gökler, galaksiler, nebulalar ve gezegenler kozmik çekim etkisi ile sürekli dönüp, soğuyup katılaşmaya, küresel şekil olmaya başlar.

“Allah her şeyi yaratandır (Zümer : 62) “

“ Biz her şeyi sudan yarattık (Enbiya : 30) “

“ Sonra Allah duman (gaz) halindeki göğe yöneldi (Füssılat : 11)“

“ Yer ve gökler bitişik iken onları biz ayırdık (Enbiya :30) “

“ Üzerinizde yedi kat gök yarattık (Müminun 17 )”

“ Gökleri yedi kat üzerinde yaratan O’dur.Rahman olan Allah’ın yarattığında düzensizlik göremezsiniz. (Mülk : 3)“

“ Göğü gücümüzle biz kurduk ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz (Zariyat : 47 ) “

“ Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir (Rahman : 5) “

“Yeryüzünü yaratıkların oturmasına, yaşamasına elverişli kılan Allah’tır ( Taha : 53) “

“ Yeryüzünü, size boyun eğdiren O’dur (Mülk :15) “

Zaman : Kur’an da zaman, gün, yıl kelimeleri devre, çağ, dönem anlamında kullanılır.

“Sizin saydığınız bin yıllık zaman, ona bir günde yükselir (Secde 5) “

“ Miktarı elli bin yıl olan bir günde ... ( Mearic: 4) “

Tarih bilimi için önemli olan yer ve zaman Kur’an için önemli değildir. Kur’an için önemli olan olayların oluşum neden ve sonuçlarıdır.

“ Bu sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında döndürüp duruyoruz (Ali İmran : 140)”

“ Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu müşriklerdir .(Rum : 42 )

İnsan Öncesi Canlılar : İnsandan önce yer ve uzayda ateş kökenli cinler, nur kökenli melekler vardı. Daha sonraları, toprak ( çamur) kökenli insan yaratılır.

“ Can’ı (cinlerin atasını) dumansız ateşten yarattı (Rahman : 15)

“ Cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım ( Zariyat : 56)

İnsan : Her şeyi sudan yaratan Allah’ü Teala evreni gaz kütlesi halindeki sudan, insanı önce toprakla karışık su ( çamur ) dan , sonra nutfe halindeki su karışımından yaratır.

“ O (Allah ) her şeyi güzel yarattı, insanı yaratmaya çamur başladı (Secde : 7)”

“ Andolsun insanı kuru balçıktan, işlenebilir topraktan yarattık (Hicr : 26) “

“ O (Allah ), sizi merhalelerden geçirerek yarattı... (Nuh : 14 ) “

“ İnsanı nutfeden yarattı (Nahl : 4) “

“ (Sizi) nutfeden yarattı, şekil verdi ( Abese :19 )”

“ Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Kan pıhtısını bir çiğdemlik et yaptık. Bir çiğdemlik etten kemikler yarattık. Kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık. (Mü’minun : 13-14) “

“ Sonra onu şekillendirdi. Ona ruh üfledi. Size kulaklar, gözler, kalpler verdi. (Secde : 9)”

“ Sonra ona, yolunu kolaylaştırdı ( Abese : 20 )

"Ondan erkek- dişi (iki cins) yarattı (Kıyame : 39) "

" Sonra zayıflığın ardından kuvvet (gençlik) verdi. Sonra kuvvetin ardından zayıflık (ihtiyarlık) verdi (Rum : 54 )"

" Sonra bunun ardından şüphesiz ölürsünüz. Sonra siz kıyamet gününde mutlaka diriltirilirsiniz (Mü’minun : 15- 16)"

Not : Big - Bang = Evren, sonsuz yoğunluğa ve sıfır hacme sahip olan bir noktanın patlamasıyla başlamıştır. Yokluk kavramını sıfır hacme sahip bir nokta olarak tarif eden bilim, aslında bir şeyi itiraf etmektedir : Hacmi olmayan nokta “yok” demektir. Yani evren “ yoktan var “ edilmiştir.

" Allah bir şeyin olmasını isterse, ona "Ol" der, oda olur (Meryem : 35 )"

"Allah herşeyin yaratanıdır ( Zümer : 62 )"

"O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir (Enam : 101)"
 


                                                KUR’AN HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ

Prof. Ennest Renan:’Bu kitap dini bir inkılap kadar,edebi bir inkılaba da işarettir’.

Rene Basset:’Kur’an ebedi güzelliğin ezeli ve ebedi güzelliğin ezeli vs ebedi timsalidir. Meleklerde,insanlarda o mukaddes kitabın her hangi bir ayeti ayarında tek bir cümle bile yazmaktan acizdirler.’

Gustose Le Ban:’Kur’an ,insanlara zorla kabul ettirilmekten tamamen uzaktır. Ancak inanç ve kanaatle yeryüzüne yayılmıştır.’

Prof. Cement Huart:’Bütün Kur’an’da konuşan yalnız Allah’tır. Peygamber ise yalnız vahyin tebliğine vasıta olmuştur.’

Prof.İ. Goldziher:’Kur’an ismiyle bilinen ve Allah tarafından vahyedilmiş olan bu kitap aynı zamanda bütün cihan edebiyatının bir abidesidir.’

Prof. Nathan Södenblom: ‘Kur’an muayyen zamanlarda Hz-Muhammed (a.s.m) tebliğ edilmiş Allah kelamıdır.’

Jhon Davenport:’Bu Kur’an iledir ki Hazreti Muhammed (a.s.m) Resullüğünü doğrulamış O’na bir nazire getirmekten aciz bırakmıştır.’

Bertram Thomas:’Kur’an edebi üslübu da insanı vecde getiren bir güzelliktir.’diyor.

Prof. Reğis Blachere:’Arapça bilinmeyen avrupalı bir dinleyici bile bazı sureler okunurken heyecana gelmektedir. Dinleyicileri manevi bir tesir altında bırakır.

Emile Dermenghem: Kur’an Hazreti Muhammedin (a.s.m) en büyük mucizedir.’Kur’an mucizedir ve eşsizdir der.’

Arthur Pellegnin:’Kur-an’ın mukaddes metni,hiç şüphesiz ki bütün fikir hareketlerinin ilham kaynağıdır.’

Prof.Armand Abed:’ En basit kinayelerine varıncaya kadar,bütün üslübu ilahi olduğu için,insan bu kitaba hayran olur.’

Will Durant:’Kur’an saf ve sade ruhlara dünyada mevcut imanların en safını ,en açığını ;dini merasimi en sade alanını ve bilhassa putperestlik ve papazlıkla alakası olmayan şeklini etmiştir.’

Prof. Edouard Mantet:’Bu din kitabının güzelliği göklere çıkarılacak derecededir.’

Prof. Jacgues C. Rister:’Onun insanlara tesir kudretiyle manevi yüceliği,Hazret’i Muhammed’i (a.s.m) Allah’ın nuru ile azametine (büyüklüğüne) uymuş göstermektedir. Bunu hiç kimse inkar edemez.’

Prof. Guadefroy-Domomlaynes:’O eşsiz Allah kelamının heyecan verici bir tarzda yükselmesi, ondaki kuvvet ise kudretin dinleyeni sarması yegane muciceşi demektir. Resülullah’ın peygamberliğinin doğruluğu da işte bununla sabittir.’

Raymand Charles:’Öyle tasvirleri vardır ki,onların ahenkli seslerinden hasıl olan musikinin dokunaklı güzelliği insanların zihinlerini vahyin kabulüne hazır hale getirir.’

Dominigue Soundel:’Kur’an’ın başlıca özelliği,edebi bakımdan taklidine imkan olmamasıdır,der.’

Jacgues Jamier:’Kur’an üslübune tercüme imkanı yoktur.’

Baswonth-Simith:’Gerçekliğin hikmetin ve üslüp sadeliğin mucisesi,diyor.

Prens Bismarc:’Ben kur’an’ı her bakımdan inceledim,her kelimesinde büyük bir hikmet gördüm.’

Corsel: “Kur’an bütün insanlığın tılsımını çözmekten aciz kaldığı muazzam bir sır olarak yaşamaktadır.”

Kont H. De Castri: “Kur’an sonsuza dek bir mucizedir. Bu kutsal kitabın ta kendisi kaynağının ilâhi olduğunu ispata kâfidir.” 
 

Kaynak:Batılı gözü ile İslam, Batının İslam'dan öğrendikleri adlı kitaplar ve yıllarca biriktirilen günlük gazete( Zaman,Milli Gazete..) ve dergilerden (İslam, Altınoluk,Zafer...) toplanan sözlerden oluşturulmuştur!-

KAYNAK:T.C.Diy.işl.Bşk.Yay.:Kur’an ayetleri Işığında Bilim Onk.Dr.Haluk Nurbaki/İlimlerin diliyle Ayetler Lise1,2,3 Din Öğrt Rehber klavuz ktb Meb yay./Lise Dİn kül.Ders ktb

 

 

Bu haber 1530 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KUR'AN-I KERİM DERSİ

KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN

KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN

ADİYAT SURESİ 10 lara

ADİYAT SURESİ 10 lara ADİYAT SURESİ 10 lara

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1057
Yorum 115
Haber Okuma 1914889
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi