BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

İYİ İNSAN YETİŞTİRMENİN EN ÖNEMLİ SAİKLERİ NELERDİR?9/Ü1

İYİ İNSAN YETİŞTİRMENİN EN ÖNEMLİ SAİKLERİ NELERDİR?9/Ü1

Tarih 17/Eylül/2021, 21:38 Editör BİLGE BİLGE

MOTİVASYONLARı NELERDİR?(İNSAN DOĞASI VE DİN)9/Ü1

'Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan'ın
                                    Ne irfanın kalır tesiri kat'iyen ne vicdanın.'(Mehmet Akif Ersoy)s12Ü1

DOĞRU-İYİ İNSAN YETİŞTİRME DE DİN Mİ-İYİ İNSANLIK ÖĞRETİMİ DAHA ÖNEMLİ İŞLEV GÖRMEKTEDİR?NEDENLERİ NELERDİR?(İnsan-din)

 

 http://www.hamdikalyoncu.com/ozlusoz.asp

      1-Eğitimin,kanunların,hukukun amacı iyi insan yetiştirmektir.Bu ögeler ne kadar başarılı olurlarsa o kadar iyi insan yetiştirmiş olurlar.İslam ve Müslümanlık eğitimi nihai hedefte iyi insan yetiştirmeyi amaçlamıştır.İşte bu sistemler kanun ve kurallar ne kadar başarılı olurlarsa ;O oranda İslamın iyi insan yetiştirme amacına o kadar yaklaşmış olurlar...İyi insanlık yetiştirmede başarılı olunduğunda ,iyi Müslüman yetiştirilmesine yakınlaşılmış  olur..Bundan dolayı iyi Müslümanlık eğitimi içerisinde iyi insanlık eğitimi vardır;Ancak iyi insanlık eğitiminde iyi Müslüman yetiştirme olmayabilir....Her Müslüman iyi insan olmalıdır;Her iyi insan iyi Müslüman olmayabilir."                                                        

       İNSANİ OLAN İSLAMİ OLANDIR,

                                        İSLAMİ OLAN İNSANİ OLANDIR"(İsmet Özel)

  " GerÇek Bİr İnsan Olmak , GerÇek Bİr MÜslÜman Olmaktir" ( Cemİl MerİÇ )

gÜnah Yasak OlduĞu İÇİn Aci Vermez , Aci VerdİĞİ İÇİn Yasaktir " (goethe )

---“O bize geldi, biz de gidelim.” “O bizi yemeğe çağırdı, biz de çağıralım.” “Gitmezsek ayıp olur.” tarzındaki şablon, örfümüzde var. Fakat bunlar eğer müsait değilsek, her zaman uymamız gereken kesin ölçüleri oluşturmaz. Öte yandan bu gibi hususlarda da, her zaman olması gerektiği gibi, amelimizde yalnız “Allah rızası” olmalı. Yani ‘bize gelinmese de’, “O’nun rızası için gidebilmeli”, ‘çağırılmasak da’ “O’nun rızası için—müsait olduğumuzda—yemeğe çağırabilmeli”dir.

"Kim mü’min olduğu halde güzel işler yaparsa, emeği boşa gitmez. Biz onun her işini kaydediciyiz. "Enbiya: 94

  2-İyi insanlığın ölçüsü nedir?Kara ,zarara,faydaya göre mi iyilik?Burada faydacılık esas alınmıştır.Faydacılık esası dikkate alınarak iyi insan tanımı yapılırsa bazı hayvanlar insanlardan daha iyidir diyebiliriz çünkü faydacılık esasında bir çok hayvan insandan daha ileridedir.Allah rızası güdülerek yapılan iyi insanlığın gereklerinde faydacılık esas alınmaz;faydalanılmadığında da iyi insanlık özellikleri görülür…Allah ın rızasını kazanmak için bir davranışta bulunan insan,kendisine faydası dokunmayan bir durumda da iyi olabilir.Ancak Faydacılık esasına göre iyi olmayı hedefleyen insan ,kendisine faydanın dokunmadığı zamanlarda iyi olmayabilir….Acaba ucunda meslek sahibi olmak,para kazanmak amacı olmazsa kaç kişi okula devam eder?Acaba sınavlar olmazsa öğrenciler sınava çalışır ;gene bir şeyler öğrenme gayreti içinde olurlar mı?Uç örnek olarak Memurların maaşları üç ay  verilmediğinde gene aynı hassasiyetle işlerini yaparlar mı?

 

İnsanİnsanaa sadâkat yaraşır görse de ikrâh

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah"(Ziya paşa)

(Kötülük görse bile, insana doğruluk yakışır; Hazret-i Allah doğruların yardımcısıdır.)

“Sana emredildiği gibi dosdoğru ol!" (Hûd, 112            

 

      Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir

başarıya ulaşmıştır." (Ahzab suresinin 70 ve 71. ayetleri) buyrulmaktadır.

      Sahabeden bir zat bir gün Peygamberimize gelerek: “Ya Rasulellah! Bana Müslümanlığı öyle

tarif et ki, onu artık bir başkasına sorma ihtiyacını duymayayım." dedi. Peygamberimiz, ona: “Al-

lah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol." buyurdu.

    Kâinatın gözbebeği sayılmanın şuurundaki insan yüce bir varlıktır. Ona ancak doğruluk yakışır.

Sadece başkalarına yaranmak, onların takdirini kazanmak için yapılan işlerin sonunda çoğu in-

san sükût-ı hayale uğramıştır. Beklemediği bir sonuçla karşılaşan insanın, yaptığı iyilikten neda-

met duyduğu bile olur. Olumsuz sonuçlarla karşılaşan insanların diline pelesenk ettiği bazı söz-

ler vardır: Doğru söyleyeni, dokuz köyden kovarlar. Merhametten maraz doğar. İyilik et ki kö-

tülük bulasın. Ben sana hangi iyiliği ettim ki sen bana kötülük ettin?...

Beş parmağın beşi de bir değildir. Bazan yapılan iyiliklerin, güzelliklerin beklenen bir şekilde so-

nuçlanmayacağı göz ardı edilmemeli. Çünkü kimi insanlar için “çiğ süt emmiş" tabiri kullanılır.

Bu, insandan her şey beklenebilir anlamındadır. Dost bilinen düşman, düşman bilinen dost çı-

kabilir. Hiç kimseye önyargıyla yaklaşmamak, mesafeli olmak en iyisi... Onlarla ilişki kurarken de

tedbirli ve mutedil olmalı.

      Her işte olduğu gibi insanlar arasındaki ilişkide de rehber söz ve davranışlarıyla insanlara örnek

olan Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Sevdiğini ölçülü sev; bir gün düş-

manın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğz et; bir gün dostun olabilir." Hatta bize düşman olan-

lara karşı bile ölçülü davranmamız Kur’an-ı Kerim’de emrediliyor: “Olur ki Allah sizinle düşman-

larınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah, gücü (her şeye) yetendir, çok bağış-

layan, çok merhamet edendir."

(Mümtehine, 7)

Bunun en açık delili de önceleri Peygamber Efen-

dimize düşman olan Mekke ve çevresindeki müşriklerin daha sonra İslam’a girmeleri ve Allah

yolunda cihat etmeleridir..

     

   İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir; diyebir atasözümüz vardır. Bu sözün anlamı bir iyilik ya-

pıyorsan onu insanlar bilsin diye değil; Allah’ın rızası böyle olduğu için anlamındadır. Yani iyilik yapa-

nın mükâfatını verecek olan bizzat Yaratıcının kendisidir. O halde bir işi yaparken insanların teşekkürünü beklemek ya da onların takdirini kazanma

amacı yerine, Allah böyle istediği için yapıyorumdemek ve yapmak en güzelidir. İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin kârı-

dır, denir dilimizde. Y ani biri size iyilik yaptı ise sizinona kötülükle karşılık vermeniz doğru değil; fakat

    kötülük yapana da iyilikle karşılık verebiliyorsanızkâmil insan olma mertebesine erdiniz demektir.

   

       Zira kâmil insan sadece iyilik yapana değil, kendinebelki kötülüğü, zararı dokunana da iyilikle mukabe-

le eden kimsedir. İnsan için kemâl mertebesiönemlidir. İnsan-ı kâmil başkalarından gelen fenalığı iyilikle izale etmesini bilendir. İncinsen de incit-

me, felsefesiyle hareket eder onlar. Ben gelmedimdâvî için / Benim işim sevi için (Ben kavga için gel-

medim, benim işim sevgidir.) diyen Yunus Emreböyle yüce bir gönle sahiptir. Çünkü bu meşrepteki insanlar, gönlü Allah’ın mekânı bildikleri için gö-

nül kırmaktan çekinirler. 

Tarihten bir hikâye

Bizans İmparatoru Diyojen, Türkleri Anadolu’dan

atmak için ordusuyla Malazgirt Ovası’na doğru yürürken bir yandan da “Alparslan’ı atımın kuyruğuna bağlayıp sürükleyeceğim veya bir demir kafes içeri-

sinde diyar diyar gezdireceğim!" diyerek zafer hayalleri kuruyordu. 1071 yılı Ağustos’unun 25’inci(Cuma) günü iki ordu Malazgirt Ovasında karşılaşır.

Alparslan’ın ordusu düşman ordusunun dörtte biri kadar olmasına rağmen Bizans’ı yenerek Anadolu’yu ebedî yurt edinme hedefiyle, Allah’a sığındı.

Nihayet zafer Müslümanların lehine sonuçlandı. Diyojen, Alparslan’a esir düştü. Alparslan imparatoru çadırına aldırdı. Diyojen’le şöyle bir konuşma geçti

aralarında:- Beni yakalasaydınız ne yapardınız imparator? Ya atımın kuyruğuna bağlar, sürüklerdim veya bir

demir kafes içerisinde diyar diyar gezdirirdim.- Benim size ne yapacağımı sanıyorsunuz?- Ya boynumu vurduracaksınız yahut da benim size

yapmayı planladıklarımı yapacak, zaferinizle övüneceksiniz.- İşte aramızdaki fark, dedi ve devam etti Alparslan:

- Sizi serbest bırakacağım ve ülkenize güvenli bir şekilde dönmeniz için, Tokat’a kadar yanınıza çok sayıda asker vereceğim...

Ziya Paşa, her ne halde olursa olsun, çirkinlik, kötülük görülse bile bu duruma doğrulukla mukabele edilmesinden yanadır; çünkü doğruların yardımcısı

Allah’tır, inancına sahiptir...En iyi değerler, karakterler ve davranışların doğaüstü bir otoritede değil de, insanlarda olduğuna inanan düşünce sistemi. (Encarta® World English Dictionary)
  Hümanizm, tüm gerçekliğin bizzat doğanın kendisinden ibaret olduğuna inanır, evrenin temel materyali, zihin değil madde-enerjidir.... (Hümanizme göre) Doğaüstü varlıklar gerçek değildir; yani insan düzeyinde, insanlar doğaüstü ve ölümsüz ruhlara sahip değildirler ve tüm evren düzeyinde, evrenimizin doğaüstü ve sonsuz bir Yaratıcısı yoktur.  (Corliss Lamont, The Philosophy of Humanism 1977, s. 116)
  Ernest Renan: "Ancak halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." Lessing'in şu sözleri de bu düşünüyü destekler: "İnsanların olumlu bilim ve akıl ile aydınlatılmasıyla bir gün dine gerekseme kalmayacaktır." (Dr. Selami Işındağ. "Olumlu Bilim-Aklın Engelleri ve Masonluk". Mason Dergisi, yıl 24, sayı 25-26 [Aralık 76-Mart 77])
  Görüldüğü gibi, hümanizmin temeli doğrudan ateizme dayanmaktadır. Tanrı inancı yerine insan kendi nefsini, egosunu, tatmin, arzu, zevk, hazzını merkeze oturtur bu görüş. Ateist görüşten, din yerine bilim veya  hümanizm kelimelerini koyup ateizmi başka isimlerle yeniden gündeme getirmenin insanlığa kan, göz yaşı, ahlaksızlık içinde sapıklıklarla dolu bir kaybolmuş dünya hayatı kazandırmak dışında insanlığa ne katkısı (!) olmuştur ki...?!
  Günümüzde hümanizm, ateizmin diğer bir ismi durumundadır.Bu maddelerde; insanın, evrim teorisinin öne sürdüğü gibi, yani yaratılmadan var olduğu yalanı öne sürülmektedir. İnsan ruhunun varlığı reddedilmekte, insanın maddeden ibaret olduğu iddia edilmektedir. "Kültürel evrim" iddiası öne sürülmekte ve insanın "fıtratının" (yaratılıştan gelen özelliklerinin) varlığı reddedilmektedir. Dikkat edilirse bu iddialar, hak dinlere düşman olan çevrelerin hemen her zaman kullandıkları basmakalıp söylemlerin bir toplamı niteliğindedir. Bunun nedeni, hümanizmin, insanları din ahlakından uzaklaştırmanın temel çatısını oluşturmasıdır. Çünkü hümanizm, ateistlerin tarih boyunca en bilinen çıkış noktası olan "insanın kendini başıboş ve sorumsuz sanması" aldanışının bir ifadesidir.

                I.Hümanist Manifesto'nun insanlığı çatışmaya sürükleyen etkenin dini inanç olduğu şeklindeki çarpık iddiası da, tarihsel tecrübelerle çürümüştür. Hümanistler, dini inançlar ortadan kaldırıldığında insanlığın mutluluk ve huzur bulacağını öne sürmüşler, oysa bunun tam tersi yaşanmıştır. Nitekim I. Hümanist Manifesto'nun yayınlanmasından 6 yıl sonra patlak veren II. Dünya Savaşı, tamamen din-dışı bir ideoloji olan faşizmin insanlığa getirdiği felaketlerin belgesidir. Hümanist bir ideoloji olan komünizm, önce Sovyetler Birliği'nde, ardından da Çin, Kamboçya, Vietnam, Kuzey Kore, Küba ve çeşitli Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde insanlığa eşi benzeri görülmemiş bir vahşet yaşatmış, toplam 120 milyon insanın hayatına mal olmuştur. Batı tipi hümanizmin (kapitalist sistemlerin) de kendi toplumlarına ve dünyanın diğer bölgelerine barış ve mutluluk getiremediği açıktır.

             

                               

3-Hep iyi kalmanın Saikleri(motivasyonları)nelerdir?

     İnsanlar :menfeat,taktir edilmek ve Allah ın rızasını kazanmak düşünceleriyle iyi olmaya çalışabilirler.Çıkar ve taktir edilmek hissi ile yapılan iyi davranışlar hep ve devamlı olabilir ler mi?Din bunların üstünde bir”İYİ”lik tasviri yapar…Çünkü iyilik "çıkar "ve "desinler" eksenli yapılmayacak kadar yüce bir şeydir…Allah rızasıyla yapılan iyilik tasavvurunda diğer ikisi vardır;ancak Allah rızası düşüncesinden bağımsız olarak diğer ikisini elde etmek için yapılan iyilikler de Allah rızası düşüncesi olmayabilir… Kurtuluş savaşında insanları en değerli varlıklarını feda ettirme de dinsel iyilik(Cennete gitme)kavramı asla değersiz görülemez ve bu iyiliğin zirvesidir…Bu gün onca çabaya,iyilik eğitimine rağmen Vatan hizmetinden kaçanlar ile Kurtuluş savaşında hayatlarının baharında canlarını vatanları için feda edenlerin yaptıkları iyilik karşılaştırıldığında gerçek iyiliğin değeri daha iyi anlaşılır…       Yunus Emre,Rabiatül Adeviye gibi düşünürler hep çıkarsız olarak iyliği hedeflemişlerdir.Rabiatül adeviye”Allah ım eğer senin Cehenneminden korktuğum için iyilik-ibadet ediyorsam beni oraya at;yok eğer senin rızanı kazanmak için iyilik-ibadet yapıyorsam ,rızanı ver”diye dua ederlermiş.                                                                                                                                       

  4-Hep iyi kalmada ve iyiliğin devamlılığında etkili olan faktörlerin etkileri:Eğitim-ücret-ödül-dinsel faktörler etkilidir.İyi olmada din daha etkilidir çünkü devamlı ve yere zamana,çıkara göre değişmez iyiliktir.

      İyi olduğunu söyleyen insanlar ,hep iyi kalamamaktadırlar...Zira içim temiz,ben iyi insanım ,ahlaklıyım diyen insanlar ,çok para ve manfeat gördüklerinde bu özelliklerini ve fikirlerini bir kenara bırakabilmektedirler... Son 200 yılda Dünya ya hakim olanların dünya insanlığına katkılarıyla;Müslüman Türklerin dünya ya lider olduklarında dünya insanlıklarına katkıları ortadadır.Müslüman Türklerin dünya liderliğinde ;bir tane haksızlık,sömürge örneklerine rastlanamaz...Buna rastlamayı bırakınız,Adaleti sağlamaya çalıştıkları gibi ,adaletsizlikleri gidermek için çaba göstermişlerdir.

İslam Fİkre Tevhİd ,hayata İstİkamet VermİŞtİr" ( B Z Saİd )

                             Sarışın diye sokağa terkedildi

 Bebeğin kundağında "Umarım iyi kalpli insanlar bebeği çocuk esirgeme kurumuna götürür. Canım bebeğim sorumsuz bir anneyim ve sana bakacak yetenekte değilim. Üzgünüm." yazan bir not ve 3900 yuan (yaklaşık 870 lira) bulundu.     Annenin bebeği kız olduğu için ya da onu tutmak için ödemesi gereken cezayı karşılayamayacağı için bırakmış olabileceği de düşünülüyor. Nüfusu 1.3 milyarı aşan Çin'de kaynak talebini karşılayabilmek için çoğu aile sadece bir çocuk yapma hakkına sahip. Bu yüzden özellikle kızlar olmak üzere birçok çocuk terk ediliyor.

http://www.haber7.com/haber/20101125/Sarisin-diye-sokaga-terkedildi.php   

 

  İyiliğin yapılmasının motivasyonu hangi saik(etken )olursa daha kalıcı ve etkili olur?                              

Gerçek fazilet ve insanı insan yapan değerler üstü değer, ancak ve ancak insanın bütün duygu-düşünce ve isteklerini zabt u rabt altına alabilme gücüne sahip Allah korkusudur. Diğer müeyyideler geçici olarak frenleyici birer rol üstlenseler bile, bunların insanı sürekli kontrol altında tutmaları söz konusu değildir. Zira, insanların çeşit çeşit zaafları vardır ve bu zaaflar, bazen insanı öyle bir tesir altına alır ki, insanda direnecek güç kalmaz.. irade devre dışı kalır, derken insan, işte bu zayıf yanlarında biriyle istemediği herhangi bir işi irtikap eder. Bu açıdan, insanı böyle durumlarda frenleyecek öyle güçlü bir sâik lazımdır ki, insan içinde bulunduğu durumun o baskıcı atmosferinden kurtulup sâlim düşünebilsin, sâlim karar verebilsin ve ölçülü hareket edebilsin. Allah korkusunun böyle güçlü bir tesire sahip olduğu hem sübjektif, hem de objektif pek çok delille ispat edilmiş bir husustur. Sadece İslâm tarihine ve bilhassa Asr-ı Saadet dönemine bu gözle bakılması yeterli olacağı kanaatindeyim.

        Düşünün ki cahiliye insanlarından bazıları alkolik, bazıları kadına düşkün, bazıları insan öldürmeyi zevk haline getirmiş birer cani durumundaydı. Bu kabil zaaflarca ma'lul olmayan insan yok denecek kadar azdı. Bu karanlık dönemde bilhassa fuhuş öyle yaygındı ki, birkaç nezih rûhlu insanın dışında, o batağa saplanmamış bir kimse yok gibiydi. Evet toplum böylesine tefessüh etmiş ve kokuşmuştu. İşte o gün İslâm'a girenler de böyle bir toplumdan kopup gelen kimselerdi ki, bunlarda biraz evvel saydığımız zaaflardan birinin veya bütününün bulunması realite olarak gayet normal kabul ediliyordu. Oysa ki, daha sonraki durumu itibariyle o koskoca Asr-ı Saâdet'te, bir-iki zina hâdisesi, bir-iki hırsızlık ve yine ancak o kadar içki içme vak'ası tespit edilebilecektir. Bunların yarısına yakınının tespiti de yine suçlunun bizzat kendi itirafıyla olacaktır. Bir suçluya suçunu itiraf ettirecek, hem de bu itirafın bedelini canıyla ödeyeceğini bile bile, Allah korkusunun dışında hangi güç ve hangi kuvvet vardır?.. Öyleyse, hem ferdî hem de içtimaî plânda sâlah adına, bir toplum için en yararlı, en büyük dinamik 'Allah korkusu'dur denebilir. Biz buna böyle inanıyor ve toplum olarak kurtuluşun da bu inancın yaygınlaşma oranında paralel gelişeceği kanaatini taşıyoruz.'

      bebek kutusu

 Aile değerleri zayıflayan Avrupa`da 12. yüzyıla dönüş ...

       İçeriden kimsenin göremeyeceği şekilde tasarlanan kutu, bebek içine konulduğunda ... İtalya da artan bebek ölümleri üzerine geçtiğimiz yıl bir hastanede ...
www.tumgazeteler.com/?a=1796558 - Önbellek

         İslam ve Allah dayanaklı-kaynaklı yapılan iyilikler kalıcı ve devamlı olur.Ancak Allah kaynaklı olmayınca insanlar-insan dağılabilir.    

           Cennet Cennet Dedikleri, Birkaç Melek Birkaç Huri, İsteyene Ver Onları, Bana Seni Gerek Seni...(Yunus emre)                                                                                                                    

5-Müslümanlığın özellikleri diğer din mensuplarında görülebilir mi?İçselleştirilememiş dinin görüntüsü nasıl ortaya çıkar?                                                                                                               

             Şuurlu Çinli, gafil Müslüman!:Bu başlık, bir ilim adamımızın şu hatırasına dayanıyor:

“Amerika’da master yaptığım yıllarda, üniversitenin yemek salonu açık büfe. Herkes istediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin kapısında ‘Take what you need. Eat what you take’ (Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye) diye yazıyordu.

    “Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşım, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki: ‘Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın

    “Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü: ‘Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusu ile çarp bakalım, kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur’ dedi.

    “Yine denemek için dedim ki: ‘Şu anda Çin’de değil Amerika’dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin’i değil, Amerika’yı zarara uğratacaktır.’

    “Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi: ‘Yaşadığım ülke olan Amerika’yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz.’

    “Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim ve düşüncesini paylaştığımı söyledim. İslâm dininin bu konudaki, ‘Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez’ (Araf 31.ayet)buyurduğunu açıkladım.

    “Çok hoşuna gitti. Tam o sırada (...) Müslüman bir arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş ....’yü göstererek: ‘O Müslüman değil mi?’ dedi. O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim.” (Prof. Dr. Saffet Solak)

     İsraf ve iktisat mevzularında Çinli’nin duyarlığı ile Müslüman’ın gafleti nasıl izah edilebilir? Şüphesiz İslâmiyetin güzellikleri, Müslüman pazarında revaç bulmadığından küsüp, müşteri olanların çarşısına gitmiş, onlar tarafından sergileniyor!

            İsraf, saçıp-savurmak, ihtiyaç olmadığı halde rastgele harcamaktır. Siz, hangi şeyleri çöpe atarsınız? Beğenmediklerinizi! İşte israf, nimeti hafife almaktır! Size hergün yemek veren cömert biri veya aşçının gözü önünde yemeği dökseniz durumunuz nedir? İsraf, Basîr olan Yaratıcının nazarı önünde nimetleri çöpe atmaktır! İsrafın dehşetine binâendir ki, müsrifler Kur’ân’da, “İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir”(İsra26,27) diye tanımlanırlar. Müslümanın hâline bakınız ki, israfıyla ne hallere düşüyor!             

       6-Toplumdaki davranışlar kültürün yansımasıdır.Dolayısıyla yapılan bir iyilik ,o toplumun kültüründen bağımsız düşünülemez…Din de toplumdaki kültürün oluşmasında önemli etkendir…Mesala :Cenaze evlerine komşuların yemek götürmeleri,bulunan değerli şeylerin sahiplerine verilmesi gibi…Bunlar hep içinde yaşanılan kültürden yani kültüre etki eden dinden kaynaklanmıştır…

7-İslam ahlakı insanlığın ulaşacağı en nihai iyilik kodlarını hedef gösterir.O halde diğer iyilik değerleri gerçek iyi kavramına yaklaştıkları oranda dinsel iyiliğe yakınlaşacaklardır.

        8-Ahlâkı güzelleştirmenin iksiri de dindir. Dolayısıyla ahlâkın kaynağı dindir, imandır. Hattâ hukuk, ilim, felsefe, teknik gelişmelerin kaynağı da...

İnsan; gelişebilmesi, olgunlaşması için ulvî/olumlu, süflî/olumsuz duygularla yoğrulmuştur. Bu duygularını kanalize etme gücü denen “hür iradeye” de sahip kılınmıştır.

   Menfî duyguları müsbete kanalize ile, Fâtiha Sûresi'nde belirtilen “sırat-ı mustakîm” (dosdoğru yol) üzere terbiye eden peygamberlerdir. Eğer onların çağrısı ve tebliği din/iman olmazsa, dünya cehenneme döner. Kalbi işlettiren merhamet, hürmet/saygıdır. Hürmet ve merhamet insan kalbinden çıksa, akıl ve zevkler, o insanları gâyet dehşetli gaddar canavarlar hükmüne geçirebilir. Bunun örneklerini, insanlık tarihi boyunca, Kabil’den başlayıp Karun, Firavun, …gibi meşhur zalimler, I. ve II. Dünya savaşlarına sebep olanlar göstermişlerdir.

      Din, mânevî duyguları da tatmin eden, dengeyi sağlayan, ahlâkî normları yerleştiren hakikatler manzumesidir. Merhametsizlik, egoizm, bencillik, zulüm gibi kahredici duygular, hiçbir mânevî bağı tanımayan dinsizlik ve laubalilikten kaynaklanır. Ancak salt insanlık eğitimi bu ihtiyacı karşılayamaz..

     Toplum hayatının düzenini sağlamak için, İslâmın (dinin) getirdiği mânevî mükâfat olan “sevap”, caydırıcı olan cezâların  yanında mânevî itap “günah” da vardır.

     Din, hayatın buharı, ruhu, hayatın hayatıdır. Dindar toplumlarda ferd ve âile hayatının daha düzenli, daha verimli, daha üretken, daha müreffeh, daha ahlâklı, daha huzûrlu, daha mutlu olduğu; daha kolay idâre edildiği de sosyolojik bir vakıadır.

     Öte yandan, en büyük kaynaştırıcı ve birleştirici unsur dindir. Dünya, çeşitli belâ ve musîbetlerle çalkanıyor. İnsan sosyal bir varlık olduğundan, hemcinslerinin çektiği sıkıntılara ortaktır. Din, dayanışma, birlik ve beraberliği öğütler. Demek fıtrî-tabiî olan din ve nübüvvet, psiko-sosyal açıdan da zarûrîdir.

      Din; felsefe, ilim veya herhangi bir ideoloji gibi değildir. Bunlar, meselelere tek taraflı ve en nihayet bir iki yönden bakarlar. Oysa din, maddî-mânevî boyutlarıyla tetkik eder. İnsanı rûhlar âleminden alır; hayatın bütün safhalarındaki ihtiyaçlarına cevap verir. Ona mezara kadar değil; ebede dek refâkat edip yol gösterir.3

     Bin yıl önceki toplum gerçeklerinin hepsi mazide kaldı. Zenginler, hükümdarlar, ideolojiler, toplumlar, sınıflar, hattâ birçok millet tarih sahnesinden silindi. Hepsi, ama hepsi ya değişti, ya kayboldu. Fakat, din ayakta.4

    7-Tahakkuk etmiş gerçeklerdendir: Çirkin, kötü, menfi/olumsuz haslet/tutum ve duyguların yegâne törpüsü din/imân dır. Çünkü, fıtrî olan dinin sözü daha yüksek, etkisi daha büyük, hükmü daha yücedir.5 Başta vicdân olmak üzere sâir duyu ve duyguları, ancak o istikamete/doğru yola sokabilir. İman ise, gönülde ve vicdanlarda,akıllarda bir yasakçı bırakır. Böylece hayatın hayatı, hayatın ruhu, hayatın temeli ve ahlâkın esasını oluşturur.

      İnsanların mîzaç,karekter, huyları farklı, iklimler, coğrafyalar, imkânlar farklı, asırlar uzak olduğundan bir devir, toplum veya çağ için geçerli ve ilâç olan bir şey; başka millet ve devir için zehir olabilir. İstikameti, dengeyi, değişim içinde sürekliliği zamanın şart ve imkânlarına göre sürdüren, insanlığa yön veren ancak dindir. Nitekim, dini telkin, vahiy ve iman, yüzyıllar boyunca insanlığa huzûr verdi,6 ufuk açtı, mutlu kıldı.

 -Davranışın oluşmasında ve kalıcılığında-devamlılığında dinsel motivasyon ,iyi insan olma motivasyonundan daha etkilidir…

Dipnotlar: 1- Puâlar, s. 536. 2- Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, Nesil Yay., İst., 1996, 5. baskı, c. 1, s. 31. 3- İ.İ’câz, s. 168. 4- Der Spigel, 1998. 5- Münâza, s. 45. 6- Dr. Alexis Carel, Başarının Sırları, s. 108.

 

 SAVAŞLARIN ÇOĞU DİN SAVAŞI MIDIR ?
        SAVAŞLARI DİNİ- DİNSİZ DİYE AYIRMAK NE KADAR DOĞRUDUR?UNUTMAYALIM Kİ 20.YY.’DA DİNSİZLİK ADINA SOSYALİZM ADINA , FAŞİZM ADINA YAPILAN SAVAŞ VE KATLİAMLARDA ÖLENLERİN SAYISI BİNLERCE YILLIK İNSANLIK TARİHİNDE ÖLEN İNSAN SAYISINDAN DAHA FAZLADIR!AYRICA STALİN İLE TROÇKİ , LENİNİZM İLE MAOİZM , MİHRİ BELLİ İLE HİKMET KIVILCIMLI,BEYAZ PLORETAR İLE KIRMIZI PLORETAR ...MÜCADELELERİNİ HANGİ KEFEYE VE HANGİ ADLA KOYACAĞIZ?!BAZI İNSANLARIN DİN ADINA VEYA DİNSİZLİK ADINA RANT İÇİN , İKTİDAR HIRSI İÇİN YAPTIKLARI SAVAŞLARI DİN ADINA YAPIYORMUŞ GİBİ GÖSTERMELERİ DİNİN DEĞİL O İNSANLARIN SORUNUDUR.AYRICA DİN ADINA YAPILDIĞI İDDİA EDİLEN “BATIL DİNLERİN “ SAVAŞLARIDA İSLAMİYETİ İLGİLENDİRMEZ! YİNE AYRICA İLGİNÇTİR SOSYALİZMİNDE , ONUN ZIDDI OLDUĞU İDDİA EDİLEN FAŞİZMİNDE TEMEL DAYANAK NOKTASI DARWİNİZMDİR!

      PEYGAMBERİMİZDEN HAKKI OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİ ŞEYİ YÜKSEK SESLE İSTEYEN BİR ADAMA SAHABİ MÜDAHALE ETMEK İSTEYİNCE , HZ. RESUL O İNSANLARA ENGEL OLUR VE “ DURUN ! O HAKKINI ARIYOR” BUYURURLAR.

        HAK ;DOĞRU ,İYİ, GÜZEL , YARARLI , FAYDAL I OLANDIR.O DA BOZULMAMIŞ YAHUDİLİK-HIRİSTİYANLIK İLE İSLAM DİNİDİR.BATIL İSE DİĞER TÜM İDEOLOJİ , SİSTEM ,UYDURMA DİNLERDİR.AMA İSLAM ASLA İNSANLARI MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAZ ( DİNDE ZORLAMA YOKTUR ! ) BAŞKA DİNDE OLANLAR İSLAM TOPRAKLARINDA YAŞARSA CAN , MAL , NAMUS , AKIL VE DİNLERİ MÜSLÜMANLARCA KORUMA ALTINDADIR , İSLAM TOPRAKLARI DIŞINDA İSELER ONLARLA ANLAŞMA YAPILIR VE ANLAŞMAYI BOZAN TARAFTA ASLA MÜSLÜMANLAR OLAMAZ!

         İSLAM BARIŞ DİNİDİR . O'NUN OLDUĞU YERDE CAN-MAL-NAMUS-AKIL VE DİN KORUMA ALTINDADIR AMA BARIŞI KORUMAK İÇİN GEREKTİĞİNDE YUKARIDA SAYILAN NEDENLERLE DE SAVAŞ CAİZDİR . 
 

                                                             İSLAM TERÖRLE BAĞDAŞMAZ
Batılılar, umumiyet itibarıyla, İslam’ı saldırgan, savaşçı bir din, Müslümanları da inançlarını silah zoruyla yaymaya çalışan zorbalar olarak tanıtmaktalar.

Böyle bir Müslüman tasavvuru, çok eskiden beri vardır. Bu anlayışın yerleşmesinde de Hıristiyan din adamları başrolü oynamışlardır ve oynamaktadırlar...Bir defa İslam, adıyla sanıyla barış ve sükun dinidir. Kelime olarak “İslâm”, sulh, selamet, kurtuluş demektir. İnsanların neye inanırsa inansın inancı çerçevesinde huzura kavuşmalarını hedefler. İnanmayanları kendi inancına zorlamaz. Çünkü bilir ki zorlamayla kazanılan inanç, içe işlemez ve ilk fırsatta geldiği yere gider. Halbuki İslam, “Önce düşün, sonra inan.” der. Nitekim Peygamberimiz Mekke’nin fethinden sonra kendisinden tekrar Müslüman olmak için bir ay düşünme mühleti isteyen bir mürtede dört ay düşünme süresi vermiştir. Buna karşılık Hıristiyanlıkta, “Önce inan sonra düşün.” ilkesi geçerli olduğu için birtakım kilise babaları, “Saçma da olsa inanırım.” diyebilmişlerdir.

İslam, barış ve selamet dinidir

İslam’ın insana verdiği yüksek değeri, hiçbir din ve felsefe verememiştir. Kur’an, bir insanın veya bir grup insanın haksız yere ve kasten öldürülmesini, bütün insanların öldürülmesiyle özdeş görmüştür: “Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur” (Maide: 5/32) Demek ki bir insanın hayatının değeri, altı milyar insanın değerine eştir. Bundan dolayı bir insanın hayatının kurtarılması da bütün insanların toptan ölümden kurtarılmasına eşdeğer sayılmıştır. Bu sebeple Kur’an ve Hz. Peygamber, çocukların, kadınların, hastaların ve ihtiyarların öldürülmelerini menetmiştir. Buna binaen birçok komutan savaş esnasında karşı tarafın çocuklarını kurtarmış ve hatta onların okumalarını dahi sağlayanlar olmuştur. Kur’an bir mü’mini haksız yere öldürenin cezasının ebediyen cehennemde kalmak olduğunu bildirmiştir. (Nisa: 4/93) Kur’an keyif için ve sebepsiz yere savaş çıkarılmasına da karşı çıkmıştır. (Hac: 22/39) Ancak Müslümanlara saldırıldığı zaman savaşmaya izin verilmiştir. Haksız yere saldırmak ve savaş açmak, Müslümanlara da yasaklanmıştır. (Bakara: 2/190)

İslam barış ve selamet dini olduğu için sulh, daima öncelik kazanmıştır. Hz. Peygamber, savaşmadan önce daima sulh teklif etmiş, arkadaşlarının muhalefetine rağmen karşı tarafın kabulü halinde derhal sulh anlaşması imzalamıştır. Bu hal İslamî bir gelenek teşkil ettiği için Sultan Alparslan, Malazgirt Ovası’nda Romen Diyojen’e sulh teklif etmiş, fakat karşı taraftan kabul görmemiştir. Bu geleneği Osmanlı sultanları da devam ettirmiştir. İslam, her türlü işkenceyi yasakladığı gibi, kuduz bir köpeğe bile kötü davranılmasını istememiştir.

Bu sulh anlayışı bağlamında Mekke’nin fethinde müşrikler katliam beklerken Hz. Peygamber, kimsenin burnunun kanamasını istememiş ve onları serbest bıraktığı gibi emniyetlerini de sağlamıştır. Resmî sözleşme yapılmasına rağmen bu sözleşmeyi çiğneyip düşmana yardım eden Yahudilere sadece şehirden çıkarma cezası vermiştir. Belgrad’ın fethinde halka zarar verilmesini isteyen padişahın karşısına şeyhülislam dikilmiş ve halka verilecek zararın hesabını Allah’a veremeyeceğini, halkın kendisine Allah’ın emaneti olarak verildiğini söyleyerek padişahın yanlış bir iş yapmasını önlemiştir.Müslümanlar birtakım devletler ve din adına katliam yapan haçlılar gibi davransalardı, Müslümanların idare ettiği yerlerde başka din mensuplarından eser kalmazdı. Müslümanlar başka din mensuplarını daima himaye etmişler ve onların inançlarını yaşamaları için her türlü yardımı yapmışlardır. Hâlâ günümüzde Balkanlarda tek Müslüman kalmaması için Miloseviç gibiler toplu katliamlar yaparken Müslümanlar, kendilerini bile korumak imkanından mahrum bırakılıyor.

Dinî toleransın örnekleri: Osmanlı ve Endülüs

Bu vesile ile şunu aktarmakta fayda var: 1978’de Zagrep’te “Dünya Şiir Günleri” tertip edildi. Bu toplantının son günündeki müşterek yemekte bir Sırp tiyatro artisti,Yavuz Bülend Bakiler’e bakarak misafirlere şu mealde konuştu: Ben hesap ettim, siz Türkler bizi 550 sene idare ettiniz. Yine hesap ettim ki bu süre zarfında Osmanlı idaresi, her gün bir Hıristiyan aileyi ortadan kaldırsaydı, 20. asra Balkanlardan bir Hıristiyan bile gelemezdi. Üstelik bunu yapsaydı kimsenin ruhu bile duymazdı. Fakat Osmanlıların yapmadığını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Birinci Dünya Harbi’nde üç buçuk sene içerisinde yaptı.(Yavuz Bülend’in “Üsküp’ten Kosova’ya” adlı eserine bakılabilir.) Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1993’te 1-5 Şubat tarihleri arasındaki toplantısında “Demokratik Toplumda Dinî Toleransa Dair” aldığı 16 maddelik tavsiye kararları var. Bunun 6. maddesinde teokratik idarelerde bile dinî toleransın olabileceğini tarihin bize gösterdiği söylenmekte, örnek olarak Osmanlı idaresi ile Endülüs İslam Devleti’nin tutumları gösterilmektedir. Çünkü Hıristiyan dünyasında bunun örneği yoktur.

  

 

 


Bu haber 3383 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

9.SINIFLAR DİN KÜLTÜRÜ NOTLARI

DİNİN İNSAN HAYATINDA Kİ YERİ VE ÖNEMİ 9

DİNİN İNSAN HAYATINDA Kİ  YERİ  VE ÖNEMİ 9 DİN NEDEN İNSAN HAYATINDA ÖNEMLİDİR?

HZ MUHAMMED AS.DEN ÖĞÜTLER 9 SINIFLAR

HZ MUHAMMED AS.DEN ÖĞÜTLER 9 SINIFLAR 9.SINIFLAR HZ MUHAMMED S.A.V DEN ÖĞÜTLER

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 54
Haber 1241
Yorum 119
Haber Okuma 2729574
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi