BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

MELEK İNANCI VE GEREĞi

MELEK İNANCI VE GEREĞi

Tarih 22/Aralık/2010, 17:46 Editör BİLGE BİLGE

MELEK İNANCI

İSLAM DİNİNE GÖRE MELEK İNANCI 10/17 ve 12/31

 

S-1-Varlıkları özelliklerine göre sınıflandırınız?1-Görünen varlıklar:Yiyen içen ölümlü:İnsan,hayvan

  2-Görünmez varlıklar:Yemez içmez,ölümsüz:Melek

3-görünmez varlıklar,yer,içer,ölümlü,çoğalır:cin

S-2-Melek inancının kaynağı nedir?

meleklere inanmanın kaynağı:Kur’an-ı Kerim, peygamber efendımızın sözleri ve islam bilginlerinin  bu konudaki sözleridir.

 

S-3-Melek inancının inanç esasları arasındaki önemini belirtiniz?

İslamın inanç esasları bütündür,birinin kabul edilmemesi hepsinin kabul edilmemesi anlamına gelir,melek inancını kabul etmeyen bir insan, kendisine vahiy/Kutsal kitap getirilen peygamberi/kutsal kitabı zaten kabul etmemiş olmaktadır,dolayısıyla inanç sistemi bir bütün olup,bütüncül yapının hepsi birden kabul edilmelidir..

 madem Allah vardır, o hâlde meleklerin varlığı da zaruridir. Şöyle ki:

Hiç mümkün müdür ki, bu kâinatın sahibi olan Allah-u Teâlâ mahluklarını yüz bin dillerle konuştursun, onların konuşmalarını işitsin, bilsin de kendisi konuşmasın. Hâşâ! Çünkü konuşmamak kusurdur. Allah ise kusurdan mukaddestir, münezzehtir. O hâlde madem konuşacak, elbette konuşmasına muhatap olacak melekleri de yaratacaktır. Zira Allah-u Teâlâ insandan olan peygamberleriyle de melekleri vasıtasıyla konuşmuştur. Demek Allah’ı ve kelam sıfatını ispat eden bütün deliller, aynı zamanda O’nun kutsi hitabına mazhar olan meleklerin varlığını da ispat etmekte ve zaruri kılmaktadır.

Hem hiç akıl kabul eder mi ki, Allah-u Teâlâ bu kâinatı yaratsın da kâinattaki ilahî maksatlarını bir ferman ile bildirmesin? Ve âlemin muammasını açacak olan “Mahlukat nereden geliyorlar ve nereye gidiyorlar ve niçin böyle kafile kafile gelip bir parça durup göçüyorlar?” diye üç dehşetli suale hakiki cevap verecek Kur’an gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ! Elbette gönderecek. O hâlde madem gönderecek ve göndermiş. Elbette bu gönderme işinde vasıta olacak melekleri de yaratmıştır. Demek Allah’ı ve kitaplar göndermesini ispat eden bütün deliller aynı zamanda meleklerin varlığını da ispat etmekte ve vücudlarını zaruri kılmaktadır.hiç akıl kabul eder mi ki, Cenab-ı Hak bu kâinatı isimlerinin tezahürü için böyle sermedî bir kitap hükmüne getirsin, bir sayfasında bir kitap kadar, bir satırında bir sahife kadar, bir kelimesinde bir satır kadar ve bir harfinde bir kelime kadar manaları dercetsin de bu kitaptaki manaları hakkıyla okuyacak melekleri yaratmasın? Kitabını okunmaktan ve manaları anlaşılmaktan mahrum bıraksın? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Demek, Allah’ın varlığı ve bu âlemin yaratılış gayeleri meleklerin varlığını gerektirmektedir.

Hem hiç mümkün müdür ki, Cenab-ı Hak şu âlemi öyle muhteşem ayetlerle, manidar nakışlarla tezyin edip bir mescit hükmüne getirsin ve her bir köşesinde bir taifeyi, bir nevi ibadetle iştigal eder bir şekilde yaratsın da bu mescidin odaları hükmünde olan yıldızları âbidsiz ve zâkirsiz bıraksın?

Hem hiç mümkün müdür ki, Cenab-ı Hak rahmetinin güzelliğini, şefkatinin hüsnünü, rububiyetinin kemalini göstermek, insanlar ve cinleri şükre ve hamde sevk etmek için, bu kâinatı böyle bir ziyafetgâh ve seyrangâh olarak yaratsın ve hadsiz nimetlerini çeşit çeşit içinde dizsin de o ziyafetgâhtaki misafirleri ile elçileri vasıtasıyla konuşmasın? Şükür, hamd ve ibadet vazifelerini onlara bildirmesin? Ve o elçiler de meleklerden başkası olsun? Hâşâ!

Hem hiç mümkün müdür ki, bir sanatkâr sanatını sevsin, beğendirmek istesin, takdir ve tahsinlerle karşılanmayı arzu etsin ve her bir sanatıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit manevi güzelliğini göstermek isteyip kâinatı bu tarzda antika sanatlarla süslendirsin de kâinattaki hayat sahiplerinin kumandanları olan insanların büyüklerinden bir kısmı ile elçileri vasıtasıyla konuşup sanatının kemalinden haber vermesin? Güzel sanatlarını takdirsiz ve güzel isimlerini tahsinsiz ve tanıttırmasını ve sevdirmesini mukabelesiz bıraksın? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Demek, Allah’ın varlığını ve bu âlemi icadındaki hikmetleri ispat eden deliller aynı zamanda meleklerin varlığını da ispat etmektedir.

Hem hiç mümkün müdür ki, zeminin yüzünü mütemadiyen hayat sahipleriyle doldurup boşaltan ve kendini tanıttırmak, ibadet ve tesbih ettirmek için bu dünyamızı şuur sahipleriyle şenlendiren bir Sultan-ı Zülcelâl, semavatı ve yıldızları boş ve kimsesiz bıraksın? Onlara münasip ahaliyi yaratıp, o semavi saraylarda iskân ettirmesin? Ve saltanat-ı rububiyetini en büyük memleketinde hademesiz, haşmetsiz, memursuz, elçisiz, yaversiz, nâzırsız, seyircisiz, âbidsiz, bıraksın? Hâşâ, melekler sayısınca hâşâ!

Hem hiçbir cihette imkânı var mı ki? Allah-u Teâlâ bu kâinattaki hadiseleri öyle bir şekilde hıfzeder ki, her bir ağacın bütün tarihçe-i hayatını çekirdeklerinde kaydeder. Her bir otun ve çiçeğin bütün vazifelerini tohumlarında yazar. Her bir şuur sahibinin bütün hayat macerasını hardal gibi küçücük hafızasında gayet mükemmel hıfzeder. Bütün mülkünde ve saltanatında cereyan eden her ameli ve her hadiseyi muhafaza edip kaydeder. Ve adalet, hikmet ve rahmetinin tecellileri ve tahakkukları için koca cennet ve cehennemi, sıratı ve mizan terazilerini yaratır. Acaba mülkündeki küçük-büyük, âli-âdi, kıymetli-kıymetsiz her şeyi hıfzeden böyle bir sultanın, insanların kâinatı alakadar eden amellerini yazdırmaması ve ceza ve mükâfat için fiillerini kaydettirmemesi mümkün müdür? HâşâDemek, Allah’a iman aynı zamanda bu vazifeyi yapacak olan meleklere imanı da içine almaktadır.

      Hem hiç mümkün müdür ki, Allah-u Teâlâ hikmet sahibi olsun ve bu âlemi bu kadar hikmetlerle yaratıp, her şeyde bir nevi menfaat gözetsin ve faydaları takip etsin, hatta insanın et parçası hükmündeki bir ciğerine 400’den fazla vazife takmakla bu hikmetini göstersin de sonra o koca semayı boş bırakarak hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ.   Çünkü semavatın boş ve kimsesiz kalması, bir cihette “içinde oturanı olmayan binalar yapmaya” benzemektedir ki bu, hikmetsizliktir. Hikmet sahibi bir zat binayı yaptıysa elbette orada iskân edecekleri de fiilini hikmetsizlikten kurtarmak için oraya getirecektir. Madem Allah-u Teâlâ da Hakîm-i mutlaktır, elbette yüksek binalar hükmündeki semavatı melekler ile dolduracak ve hikmetini inkâr ettirmeyecektir.Hem yine hiç mümkün müdür ki, saltanatın haşmeti, ordular ile gözüksün ve gösterilsin de ezel ve ebedin sultanı olan Allah-u Teâlâ saltanatının haşmetini göstermek için meleklerden orduları yaratmasın, icad etmesin ve saltanatını haşmetsiz ve sönük bıraksın? Hâşâ
S-4-Meleklere inanmak aklen mümkünmüdür??Meleklerin varlığına neden inanmak gereklidir?

Melekleri,Allah yaratırken görünmez olarak yaratmayı dilemiş ve böyle yaratmıştır;bundan dolayı Allah’a,neden onları görünmez, bizleri görünür yarattın ?şeklinde bir soru sorulamaz.Çünkü Allah bizi yarattığı gibi yaratmayabilirdi.Şimdi melekleri neden göremediğimiz konusuna değinelim,(Görülmemek yok olmayı gerektirmez) onların görünmemeleri yok olduğu anlamına gelmez,Her görülmeyen şeye “yoktur” denilmesi yanlıştır. Aslında onlar görülebilir ama insanın gözü onları görebilecek kapasitede olmadığı için görünmezler. Melekleri peygamberler,dini hayatında samimi dindar insanlar görmüştür.Peygambermız zamanında meleklerden bir kısmı insan şekline girmiş ve insanlar da onları görmüşlerdir.Melekleri göremediğini söyleyen insanın durumu şuna benzer:Yanında duran taksinin uzaklaşınca görünmediğini gören kişinin taksi görünmüyor O halde taksi yoktur ;demesiyle melekleri göremiyoruz ;O halde melekler yoktur ,demesi aynıdır.Neden melekler görünmezler konusunu biraz daha açıklayalım:

Öncelikle islam dininin inanç konuları nedenini sormadan inanmayı gerektirir.Gayb alemi dediğimiz bu varlıklar alemi insan aklının kavrayamayacağı sınırların ötesindedir.Bu alan akla mantığa aykırı değil akıl mantık üstüdür..İnsanların bu konuları düşünerek zaman ,emek harcamaları yerine İnsanların akıllarının anlayacağı ve çözeceği alanları araştırmaları daha doğru olur.

İslam dininin emir ve yasakları ,ve islamın kendisi öncelikle akla mantığa aykırı değildir.Melek inancını akıl ve mantık kavrayamayacağı için,bu varlıklar, akıl mantık sınırlarına indirgenemez..Akıl ve mantığın her kavrayamayacağı şeyi yok saymak doğru olmasa gerektir.O  halde neleri görebiliyoruz ki melekleride görebilelim?

Cisimleri görmeye  ve renkleri ayırt etmeye yarayan fiziksel enerjiye ışık diyoruz.Her şeyi gördüğümüzü sanıyor ama fena halde yanılıyoruz!Değişik bir fiziksel enerjiyle(Işıkla) görünebilen hiç tanımadığımız,bilmediğimiz tuhaf bir böceğin elimizin üzerinde tenimizde gezindiğini bile fark edemeyecek kadar körüz belki de!Ve belki de...YALNIZCA BİZE İZİN VERİLENİ GÖRÜYORUZ!Göz denen organımız öylesine sınırlı bir fiziksel enerjiyle çalışıyor ki ,bunun dışında kalan ve pek çok değişik  ışıkla aydınlanan varlıklardan haberimiz bile olmayabilir. !Farklı ışık alanlarında yaşadığımız için onlarında bizden haberleri olmayabilir.O halde bizler ,melekleri  neden göremiyoruz:?

1-Şu an ,bulunduğunu bildiğimiz ve buna inandığımız binlerce görünmeyen madde vardır.Her ne kadar göremezsek te  buna inanırız.Aletlerle belki bu varlıkları göreceğimiz gibi, melekleri de görebilecek  aletlerimiz olmadığı için,melekleri göremeyiz.Görmemek, olmamaya delil değildir.

Meleklerin varlığını inkâr edenlerin söyledikleri tek söz: “Melekleri görmüyoruz, görmediğimiz şeye nasıl inanalım?” sözüdür. Hâlbuki bu söz sadece melekleri değil, beraberinde birçok şeyi de inkâr ettirmektedir. Zira insan bu âlemde çok az şeyi görebilmekte ve beş duyu organı ile çok az eşyayı fark edebilmektedir. Mesela:

• Gözümüz 1 mm.nin beşte biri kadar küçüklükteki cisimleri görebilir. Ama daha küçük olanları göremez. Şimdi, 1 mm.nin beşte birinden daha küçük olan cisimleri inkâr mı edeceğiz?

• Yine ışığın da ancak yedi rengini görebilmekte, diğer renkleri görememekteyiz. Şimdi, görebildiğimiz yedi rengin dışındaki renkleri inkâr mı edelim?

• Yine insan, titreşimi 0,4 ile 0,7 arasında olan ışınları görebilmektedir. Bu dalga boyundaki ışınları gözümüzün retina tabakası sinirler vasıtasıyla tanıyabilirken, bunun dışındaki yüzlerce hatta binlerce ışığı görememektedir. X, gama, morötesi, kızılötesi, radar, kozmik, röntgen ve radyoaktif ışınları bunlar arasında sayabiliriz. Şimdi, bütün bu ışınların varlığını göremediğimiz için inkâr edeceğiz ve bu inkârımızda haklı mı olacağız?

• Yine itme ve çekme kuvvetleri izn-i ilahî ile koca koca sistemleri ayakta tutarlar, ama görülmezler. Buna rağmen hiçbir bilim adamı ve aklı başında hiçbir insan bu ve benzeri kuvvetlerin varlığını inkâr etmez. Sizler hiç “Göremiyorum.” diyerek suyun kaldırma kuvvetini, yeryüzünün çekim kuvvetini, yıldızların itme ve çekme kuvvetlerini inkâr eden birisini gördünüz mü?

• Yine maddenin en küçük parçası olan atomu görebilen olmamıştır. Atom, mikroskopla da görülememektedir. Ama kimse varlığı konusunda şüphe etmiyor. Bütün bilim adamları atomu “maddenin en küçük yapı taşı” olarak tarif ediyor. Yani bütün bilim adamları görmediğine inanıyor.

• Âlemi bir kenara bırakarak sadece kendimize baksak yine göreceğiz ki, vücudumuzda olan akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenlerden kat kat fazladır.

Göremediklerimizi saymaya kalksak herhâlde bu çok uzun bir zamanı alan bir sayma işlemi olurdu. Zira insan bu kâinatın milyonda birini bile görememektedir. Acaba şimdi geriye kalan milyonda dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuzluk kısmı inkâr mı edeceğiz? Eğer inkâr edemiyorsak -ki edemeyiz- o hâlde görmediğimiz için melekleri inkâr etmenin bir mantığı kalır mı? O hâlde yol ikidir:

1- Göremediği için melekleri inkâr edecek ve bununla birlikte kâinatta göremediği her şeyi inkâra mecbur olacak.

2- Kâinatta göremediği birçok eşyayı kabul ettiği gibi, hadsiz delillerle vücudu ispat edilen meleklerin varlığını da kabul edecek.

Üçüncü bir yol olan işine geleni kabul etmek, işine gelmeyeni kabul etmemek ise bir yol değil, sadece bir safsatadır ve kişinin kendini aldatmasıdır.

Hem ”Görmediğim şeye inanmam.” safsatasının altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar, birinin görevi diğerinden beklenmez.

Mesela göz, kulağın vazifesini yapmaz. Burun, dilin görevini göremez. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların işlevlerini yerine getirmediği gibi, aklın fonksiyonunu da elbette icra edemez. Aklın vazifesini gözden beklemek, burnun vazifesini kulaktan beklemekten farklı bir şey değildir.

Sözün özü: İnsan göremediği varlıkları inkâr etmemekte, çeşitli verilerden, iddialardan, varsayımlardan yola çıkarak varlığını ispat etmekte ve onların vücudunu kabul etmektedir. Öyleyse meleklerin varlığını da kabul etmek zorundadır. Ve herhâlde kabul etmekte, bu kadar çok delil varken zor bir şey değildir.

O hâlde meleklerin varlığını inkâr edebilmek için:

1- Hâşâ binler defa hâşâ! Allah’ın hikmetini inkâr etmek ve Allah’ın –hâşâ- abesle iştigal ettiğini kabul etmek gerekir. Bu kabul edildiğinde ise, her biri binlerce hikmetle yaratılmış olan şu mahluklar ve menba-ı hikmet olan şu kâinat, parmaklarını bu kişinin gözüne sokar; kör olası gözünü çıkarır.

2- Âlemdeki kitapları inkâr etmek gerekir. Çünkü kitap olmazsa, okumak ve tefekkür vazifesi de olmaz. Yani meleklerin varlığına ihtiyaç kalmaz. Bu ise, bu kâinatı ve içindeki eşyayı inkâr etmek ve kendi vücuduyla beraber her şeyin hayal olduğunu kabul etmekle mümkündür. Bunu kabul etmek de insanın, aklını başından atmadığı müddetçe mümkün değildir. O hâlde geriye tek seçenek kalıyor ki, o da, yazılan bu hadsiz kitabı okuyacak, mütalaa edecek ve onlardaki manayı tefekkür edecek meleklerin ve ruhanilerin varlığını kabul etmektir. Bu, kitapların vücudu kadar kat’idir ve kesindir.

Âlemin kendisi ve içindeki her bir eşya bir cihette kitap olup, okuyucular ve tefekkür edicileri istediği gibi, diğer bir cihetten de her şey, sanatla yapılmış bir resimdir ve bir tablodur. İşte kuşlara bakın! Nasıl farklı farklı renklerde boyanmış. Bazen bir kuşa 7-8 farklı renk vurulmuş. İşte kelebeklere bakın! Nasıl da ziynetlendirilmiş ve süslendirilmiş. İşte ağaçlar! Nasıl da hepsi çiçeklerle, yapraklarla ve meyvelerle güzelleştirilmiş. Bunları gördükten sonra hiç meleklerin varlığından şüphe edilebilir mi?

Basit bir resim bile seyir ve temaşa edeceklerin varlığını isterse ve temaşa edenler olmadığında o resmin yapılması abes olursa; hiç mümkün müdür ki, şu son derece sanatlı resimler hükmünde olan âlem ve içindeki eşya, seyircilerin ve temaşa edicilerin vücudunu istemesin? Elbette isteyecek!

Madem bir resim temaşa edilmesi için çizilir ve temaşa eden olmaksızın bir resmi çizmek hikmete uygun değildir. Herhâlde Allah da çizmiş olduğu bunca resmi seyircisiz bırakmayacak ve onları meleklere seyrettirecektir. Bunu inkâr edebilmek için:

1- Âlemdeki bu resimleri ve sanat eserlerini inkâr etmek,

2- Ya da bu sanat eserlerinin sahibi olan Allah’ı –hâşâ- hikmetsizlikle itham etmek gerekir ki, bu iki şık ta mümkün değildir.

O hâlde geriye tek bir şık kalıyor ki, o da, bu âlemdeki her bir eşyayı böyle müstesna bir sanat eseri hükmünde yapan Allah-u Teâlâ, elbette bu resimleri temaşa edip “maşallah,bârekallah, ne güzel yapılmış!” diyerek kendisini ve sanatını takdir edecek, tahsin edecek varlıkları yaratacaktır. Zira yaratılışın en yüce gayesi budur. Bu vazifeyi yapacak olanlarda meleklerden ve ruhanilerden başkası değildir.

Âleme bir kitap nazarıyla baktığımızda, nasıl onu okuyup mütalaa edecek ve ondaki manaları tefekkür edecek meleklerin varlığı lazımdır! Ve yine âleme sanatlı bir resim gözüyle baktığımızda, nasıl o resmi temaşa edip sanatkârını takdir ve tahsin edecek meleklerin varlığı gerekmektedir! Aynen bunun gibi, bu âleme bir çarşı ve sanat eserlerinin bir sergisi gözüyle baktığımızda da bu çarşıyı şenlendirecek ve bu sergide seyir ve gezinti yapacak meleklerin varlığı gerekmektedir.Evet, nasıl ki güzellik bir âşık ister. Öyle de şu nihayetsiz güzel sanat dahi, âşıkları olan melaike ve ruhanilerin varlığını ister..

meşhur bir kaidedir. Mesela ben, “Hindistan cevizi dünyada var.” desem, sen de “Dünyada yok.” desen; ben iddiamı bir tek Hindistan cevizini göstermekle kolayca ispat edebilirim. Sen ise o şeyin yokluğunu ispat edebilmek için; bütün dünyayı ve her taşın altını araman, taraman, görmen ve göstermen gerekiyor ki, sonra “Yoktur, vuku bulmamıştır.” diyebilesin. Bunu yapmadan “Yoktur.” dersen, hakikate bakmaksızın sadece zannınla ve vehminle hükmetmiş olursun ki, bunun da kıymeti ve kuvveti yoktur.

 

İşte bu hakikat noktasında meleklerin varlığı gibi, imani hakikatlere karşı gelen kâfirlerin ve münkirlerin çokluğunun bir kıymeti yoktur. Ve müminin imanına ve itikadına hiç tereddüt veremez. Çünkü onlar inkârlarını ispat edemezler ve hakikatin kendisine bakamazlar ve bakmıyorlar ve bakamıyorlar. Zanlarınca hüküm veriyorlar.Meleklerin varlığını inkâr eden birisi, inkârını ispat edebilmesi için bütün kâinatı gezmek ve âlemin her köşesine bakmak zorundadır. Bu da yetmez, bize de baktırmak zorundadır. Hatta geçmiş zamanlara ve gelecek asırlara da gidip kontrol etmelidir ki, sonra “Yoktur.” sözünü ispat edebilsin. Bunu yapamadıktan sonra “Yoktur.” sözü, sadece onun zannıdır ve vehmidir. Yani hakikate göre değil, ona göre yoktur. O hâlde meleklerin varlığını inkâr eden binlerce filozof yan yana gelse, yine bir kişi hükmündedir ve birbirlerinin görüşlerine destek veremezler; birbirleri lehine şahitlik yapamazlar. Çünkü hepsi zanlarına ve vehimlerine göre hükmetmiştir. Hiçbiri, kâinatın her bir köşesine bakarak melekleri aramış, taramış ve bulamamış değildir.

     Bir tek meleğin varlığı ispat edilse, nevin varlığına hükmedilir. Meleklerin varlığı o tür meselelerdendir ki, bir tek ferdin vücudu ispat edilse, o nevin varlığına hükmedilir. 

O hâlde meleklerin varlığını inkâr edebilmek için ilk önce Hz. Âdem’den bugüne kadar, melekler ile görüştüğünü iddia eden insanlık nevinin medar-ı iftiharları olan peygamberleri, evliyaları, asfiyaları ve diğerlerini inkâr etmek, onların melekler ile görüştüklerine dair haberlerini tekzip etmek ve onların beyanlarına kulak kapamak gerekir. Bu ise aklı başında olan hiçbir fert için mümkün değildir.Görmüyor musun ve işitmiyor musun ki, Hz. Âdem’den ta bu güne kadar yüz binlerce fert, melekler ile görüştüğünü beyan etmiş ve mekân ve zamanları farklı olan bu fertlerin verdikleri haber birbirine muvafık düşmüştür.

Elhasıl: Madem bir tek meleğin vücudu bir zamanda görünse, şu nevin umumen tahakkukunu gösterir. Ve madem bir fert değil, yüz binler fertle Hz. Âdem’den bu yana irtibat edilmiştir.

  2-Şu an bulunduğumuz  yerde  çeşitli frekansalar mevcuttur lakin biz göremiyoruz ama bir TV.koyduğumuzda o dalgaların var olduğunu anlarız, dolayısıyla  melekleşen insanlarda melekleri görmeleri içten bile değildir..

3-Bir maddenin hızı sn de 300.000 km/saate ulaşınca,o madde görünmez olur,Kuranı Kerim de,meleklerin hızlı oldukları söylenmektedir.Meleklerin bu hızın üzerinde hareket etmeleri onların görünmemelerini sağlar.Bu durumdan dolayı bizler melekleri göremeyiz....

4-Atomun etrafında dönen proton ve nötronların hızlı olmaları sebebiyle yine biz onları aletsiz göremeyiz,Göremememiz,onların yok olduğu anlamına gelmez,melekleri de göremeyiz ama varlıklarını kabul ederiz.

5-Biz insanların melekleri görebilmemiz neden mümkün değildir:Çünkü tüm varlıklar içinde gördüğümüz toplam varlık sayısı  binde beştir.(Evren dahil edilirse 1/1000.000 lere kadar düşebilir.) Kulaklarımız 20 ila 20.000 arasındaki titreşimleri duyar.O halde bizim gözlerimiz  duyularımız sınırlıdır.Melekler bu sınırlı varlıklar alanımıza ait varlıklar olmadığından bizler onları göremiyoruz..

6-İnanmamak(ateizm) şimdi çıkmış bir olgu olmayıp; cahil Arapların hayatlarında  da görülür.Onlarda inanmak için”Melekler yanımıza gelseler onlara dokunsak da sonra inansak” demişlerdir.Ancak burda önemli olan dünyada varolan,sınav/denenme gereği,görmeden inanmaktır,gördükten sonra herkes inanır,bu durumda, davranışlarımızdan sorumlu tutulmamızın önemi/değeri(sınavın/imtihanın değeri) olmazdı....Kimisi görmeden inanıp cennete gitmeyi arzularken kimisi de inanmıyorum diyerek gitmesi gereken yeri kendisi seçmektedir…

 

7-Melek inancının insan duygularındaki temelini inkar eden kişi yapacağı kötülüklerde beni kimse görmüyor,düşüncesi ile daha rahat yapar..ama “içimden bir ses şöyle der” denilmesi,insanların içinde onları iyiliğe sevk eden içlerinden onları iyi/güzel davranışlara sevk eden varlık olduğunu bize ispat eder.Ayrıca melekler başka alemin ve farklı boyutun canlıları oldukları için onları göremeyiz.İnsan ruhunu,acıyı,sevinci,aşkı da göremez ama varlığını kabul eder o halde “görülmeyen her şey yoktur “demek akla mantığa aykırıdır.

 

S-5-Meleklerin/Allah ın varlığına inanmamanın, psikolojik temeli neler olabilir?

            İnsanlar,yaptıkları kötülüklerin başkaları tarafından görülmesini istemezler yada görüldüklerinde rahatsız olurlar dolayısıyla kötülük yapan kişi yaptığı kötülüğü “beni kimse görmüyor,karşılığını/cezasını da görmeyeceğim”düşüncesiyle daha rahat yapar.Yaptığı kötülüğü mantığına ve vicdanına ancak bu şekilde kabul ettirebilir.Bundan dolayı insanlar psikolojik olarak meleklere inanmayabilirler.

 

S-5-Dört büyük meleklerin isimlerini ve görevlerini yazınız?

 

 S-6-Münker nekir melekleri ne demektir?Görevleri nelerdir?

 

S-7-İnsan meleklerden üstün olabilir Mi?

Peygamberler,meleklerden daha üstündür.Çünkü Yüce Allah İnsan için “Halife:(Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi-Bakara s.30)tabirini kullanarak onu melekler karşısında yüceltmiş,Meleklere Hz Adem’e secde etmelerini  emretmiştir.

Meleklerin Allah’a kullukları ve iyi şeyleri yapmaları iradeleri olmadan yaptıkları şeylerdir.Halbuki insan, Allah’a kulluğunu  ve iyi işleri  kendisini doğru yoldan ayıracak pek çok engeli aşarak yapar.(iyilikleri yaptığımızda bizleri kötülüğe kışkırtan şeytan,nefis,şeytanlaşmış insanlar gibi engeller aşılarak iyilikler yapılabilir)Bunları aşarak iyilik yapan insanlar bunlarla, meleklerden üstün olabilirler.;Ama kötü işler yapan ,inancı bozuk,amelsiz,ahlaksız insan meleklerden üstün olamaz.

 

S-8-Azrail(A.s)Aynı anda ölen binlerce insanın ruhunu nasıl alır?bunlara nasıl yetişir?

1-Azrail (a.s.)gibi melekler için zaman ve mekan kavramı geçersiz olup bu varlıklar bu sınırlamaların üstündedir.2-Nasıl ki bir noktadan Tv. Dalgalarının yayın yapması sonucunda aynı anda binlerce insan aynı görüntüyü izleyebiliyorsa,Azrail (a.s.) de aynı anda bir çok kişi ye ulaşabilir. 3-Yardımcıları ile bunları yapabilir.

Bu haber 2729 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İNANÇ ESASLARI

Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan “Her Can Ölümü Tadacaktır” Ayetine Zıt Değil Mi?

Ölümsüz Denizanası (Turritopsis Dohrnii) Bu Hayvan “Her Can Ölümü Tadacaktır” Ayetine Zıt Değil Mi? ÖLÜMSÜZ DENİZANASI ,AYATE AYKIRI MI?

TEVHİT VE HAYATA YANSIMALARI

TEVHİT VE HAYATA YANSIMALARI ALLAHA İNAN SONRA ALLAH YOKMUŞ GİBİ YAŞAMA!!

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 57
Haber 1098
Yorum 115
Haber Okuma 2117027
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi