BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SÜNNETİN TANIMI(1) VE ÇEŞİTLERİ

SÜNNETİN TANIMI(1) VE ÇEŞİTLERİ

Tarih 09/Nisan/2011, 12:28 Editör BİLGE BİLGE

Sünnetin Kur an da ki önemi

İSLAM DİNİNİN BİLGİ KAYNAKLARI  2-SÜNNET.                                               Lise12 .5.konu

S-1a-Peygamberimizin sözleri günümüze nasıl gelmiştir?Bu konuda gösterilen titizliği anlatınız?

                Peygamberimizin sözleri kılı kırk yararcasına ince elenip sık dokunduktan sonra  ve doğru olanları ,kitaplara yazılmış,peygamberimiz adına uydurma sözler söyleyenler tespit edilmiş ve bunların yalancı olduğu ve söylediği sözler kitaplara yazılmıştır.Bir örnek verecek olursak,O zamanın şartlarında bu konuda kitap yazan bir yazar , bu konuda bir bilgiye ulaşmak için 500-600 km yolu gitmiştir.Bilgi alacağı kişinin ,atının kaçmış olduğunu ve atı yakalamak için kandırıcı davranışlar sergilediğini görünce, atı kandıran insanları da kandırır” diyerek o bilgiyi almadan geri dönmüştür.

                Ayrıca Peygamberimizden söz aktaran kişilerin hayatları araştırılmış,bu hayatlar en ince ayrıntısına varıncaya kadar kitaplara kaydedilmiştir.Örneğin:Yalancı,kötü işler yapanlar bu kitaplarda kaydedilmiştir..Mesala bir adam kabak satmak için “peygamberimiz kabağı çok severmiş”diye O nun adına söz uydurmuştur.Bu cümle kitaplarda söyleyen kimse ile ve neden,nerede söylediği ile birlikte yer almıştır.                              

S-1b-Sünnet ne demektir?Tanımını yapınız?

Sünnet; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söz, fiil ve takrirleri ile ahlâki ve beşerî tavırlarıdır. Sünnet" daha ziyade metod, yol, izlenilmesi gerekli olan çizgi anlamıyla, toplulukların bir ayırd edici özelliği olması açısından karşımıza çıkmaktadır. Bir inanç ve âkide etrafında bir araya gelen topluluğun (ümmet), inanç sisteminin, akidesinin oluşmasını temin eden yola ve metoda sünnet denilir.İnanç ayetleri amel ile açıklanmasıdır.Kur an ın açıklanması ,hayat ile açıklanmasıdır.

--Sünnet:Kur an da ki sünnet Allah için kullanılır.Allah ın yasaları demektir.O’nun İlahi geleneğidir.Buna SÜNNETULLAH denir.   ” Bu nefretlerinin sebebi yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü niyetli komplolar kurmalarıdır. Oysa kötü niyetli komplolar, sadece düzenleyicilerini tuzağa düşürür. Onlar daha önceki yoldaşları hakkında işleyen yasalardan başka bir akıbet mi bekliyorlar? Allah'ın yasasının değiştiğini göremezsin. Allah'ın yasasında herhangi bir sapma göremezsin.”(FATIR43)olduğu gibi.                                                                                        .                                                                                                                                                                                                      

S-2-Sünnetin kısımlarını tanımlayarak birer örnek veriniz?

Sünnetin kısımları:Sünneti müekke de:Peyg. in sürekli yaptığı sünnetlere denir.G.Müekke de,Peyg in arasıra terk ettiği sünnetlerdir.Sünnetin farz yerine geçirilmemesine dikkat edilmelidir.Bu Sünnetin farzlaşması,farzların sünnetleşmesi tehlikesini doğurur..Peyg. in ömür boyu hiç terk etmediği itikaf sünneti vardır…                                                                                  

S-3-Peygamberin sünnetine uymada dindarlar ile dinsizler nasıl yanlış yaparlar?

          Sünnetin yanlış anlaşılması:Temel sorun budur.Sünneti yanlış anlamak dini de yanlış anlamaya sebeptir.O zaman dindarlık yanlış zemine oturur..Kur an ın beyanı yanlış anlaşılırsa Kur an dolayısıyla Allah da yanlış anlaşılır.Peyg. :Allah ı evreni hakikati,eşyayı,tabiatı doğru anlamayı sağlamaktır.Gönderiliş amacı bu olan peyg. i yanlış anlarsak neyi doğru anlayacağız..O dönem de yapılan hatalar da hayırlı ve daha sonraki hatalar düzeltilsin diye yapılmasına izin verilmiştir.Örnek Peygamberimiz bir yıl evlerde kurban etlerinin tutulmamasını ve dağıtılmasını emrediyor.”Kurban etlerini üç günden fazla saklamayınız”diyor.Daha sonraki sene ise “Kurban etlerini saklayabilirsiniz.”diyor.Bunun üzerine sahibiler:Ya Resulellah daha önce kurban etlerini bir kısmını saklıyor,bir kısmını eve ayırıyor,diğer kısmını dağıtıyorduk.Ne dersiniz:”Ben o sene Medine ye fakirler geldiği için öyle dedim,Yoksullar gözünüzün içine bakarken saklamayın” dedim diyor..Buradan anlaşılacağı üzere Hadislerin de sebebi vürudu vardır,ayetlerin sebebi nüzulü olduğu gibi..Sünnet hayattır.Hayat, sebepsiz olmaz.O nun için hadisler hakkında a konuşurken dikkatli olmalı;Hadisleri daha iyi anlayabilmek için ,peygamberimiz  “bunu hangi olay üzerine söylemiştir”konusunu bilmek gerekir.Bunu bilmezsek hadisin anlamı kaybolur.Örneğin İlk dönemde caminin tabanı toprak iken peygamberimiz namaz esnasında terliklerini  çıkarmıştır...(Bu bize Askerde örnek almamızı sağlayabilir) O çıkarınca Cemaatte namazda iken terliklerini çıkarmıştır,bunun üzerine Peygamberimiz adeta bir şey öğretircesine “Döndü siz neden çıkardınız “dedi.Sahabiler,”Ya resulellah siz çıkardınız,izde çıkardık” dediler.O ise,Cebrail benim terliğimin altında necaset olduğunu söyledi de onun için çıkardım dedi.peygamber ise bu davranışlarını eleştirerek Yani körü körüne Taklitçi olmayınız..”dedi…diğer ayetlerde Allah ın resulünde sizler için güzel örnekler vardır..”buyrulmuştur..

 

           .Sünnet Allah resulünün  hayat tarzıdır.Mazeretlere sığınmadan her hal ve durumda Hayata aktarmaktır.Bizim ona benzemek le değil,O nun amacını taşımak için yaparız…Peyg. ile sıcak,aktüel birebir ilişki kurması gerekir.Dolaysız ilişki kurmalıdır…Son peyg. gönderilmesi,insanlık aklının çocukluk çağından çıktığını gösterir…”Şimdi ve burada” dan Allah resulüyle sıcak ilişki kurmaktır. “Peygamber burada olsa ne der”tavrıdır.Burada olsaydı tavrı şu olurdu.Siz eğer tanımıyorsanız. O nu çağa taşıyamazsınız.Peyg. yaşadı ve vefat etti.Zaman geçti…Hz Aişe ye bir rivayet getirilir:”Benim tanıdığım Peyg. bunu söylemez”der.O nun için kendi şimdi ve buradamız dan  tanıdığımız Peyg. e geçmek gerekir.Röntgenimizi Işığa tutup ondan yansıyanı yansıtmalıyız..Güneşten alınanlar dünya ya yayılmalıdır.

          Sünneti çağa taşımak:Her hal ve şartta yaşanabilir hayat tarzıdır.

    

             Sünnet karşıtlığı:1- Peygamber öğretilerini,Üretmeyi taşımayı önceleyen değil,yüceltmeyi,yaşamayı değil,O nu uçurmayı önceleyen tasavvur.peyg. tasavvurunun içi boşaltıldığında risalet ve nübüvvetin içi boşalır ,sünnet yok olur.  2-Sünnete şüphe ile bakmak.Bunda İslam düşmanlığı,sünnet düşmanlığı vardır…”Kim benim adıma kasıtlı /kasıtsız yalan uydurursa Cehennemde ki yerine hazırlansın”(H.Ş) Sünnetsiz Kur an yeter!Sünnete gerek yok!Batıniler Namazı da düşürmüşler.Namaz sabah bir Aksam bir e indirmişler.

        S-4-Müslüman toplumları diğer toplumlardan ayıran önemli unsurlar arasında sünnetin önemini belirtiniz?

           İslâm toplumunun fikrî ve davranışlarının oluşumunu sağlayan, Allah'ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur'an ile birlikte Peygambere tabı olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir.Bu şekilde bir davranış sergilemek kişinin öz benliğini korumasını ve diğer kültür sahibi toplumlarda dahi olsa Türk ve Türk kültürüne bağlı kalmasını sağlar.Kendine özgü yaşam biçimi oluşturur.

     Ve işte bu mevzuda hayatbahş(hayat veren) olan birkaç ışıktan işaret:Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyorlar:

"Ümmetimden herkes Cennet'e girecektir, girmemekte direten müstesna." "Girmemekte direten kimdir yâ Resûlal­lah?" diye sordular. Allah Resûlü şu cevabı verdiler: "Bana itaat eden Cennet'e girer; bana isyan edense Cennet'e girmemekte inat ediyor demektir."[3]                Ve yine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

           Sünnet, Allah'ın nazarında ve Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) nazarında budur. Hakikat bu iken, müsteşriklerin/oryantalistlerin(İslam ın açıklarını bulmaya çalışan batılılar)peşinde gidenlere, on dört asır Müslümanlara yol göstermiş, maden-i hakikat(Gerçek kaynağı) olmuş, Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Allah'a ulaştıran bir köprü vazifesi görmüş ve Kur'ân-ı Kerim gibi nesilden nesile, sözle ve yazıyla intikal ede ede bugünlere gelmiş bulunan Resûlullah'ın sünnet-i seniyyesine leke bulaştırmaya çalışanlara, Arapça bile bilmeden sadece Kur'ân mealleriyle her meseleyi halledeceklerini zannedenlere, Allah'ın kitabında sorulduğu gibi sormak istiyoruz: فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ "Nereye gidiyorsunuz?!"[8]Sünnet, lügat mânâsı itibarıyla, "gidişat, -iyi ya da kötü- takip edilen yol" demektir. Bu mânâyı ifade eden bir hadis-i şerifte:مَنْ سَنَّ فِي اْلإِسْلاَمِ سُنَّةً حَسَنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا وَأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي اْلإِسْلاَمِ سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَيْءٌ

            "Kim, İslâm'da güzel bir yol, bir çığır açarsa, onun ecri(sevabı) ve daha sonra o yolda gidenlerin ecri, yapanlardan eksiltilmemek üzere onundur. Kim de İslâm'da kötü bir yol, bir çığır açarsa, onun ve o yolda gidenlerin vebali, yapanlardan eksiltilmemek üzere onun sırtına yüklenecektir."[1] buyrulmaktadır.                                                      Muhaddisler, usûlcüler ve fukahâ, ıstılâhî mânâsı itibarıyla sünneti, aşağıdaki ifadelerle tarif etmeye çalışmışlardır:

Muhaddislere/hadis bilimcilere göre sünnet: "Ahkâma(Hükümlere-hukuka) ve amele(Fiillere) esas teşkil etsin etmesin, yaptıkları ve içtinap(Kaçındıkları) ettikleriyle Allah Resûlü'nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) -Hanefiler'in nokta-i nazarınca(Bakışında) farz, vacip, sünnet, müstehap ve âdâp- bize intikal eden her şeydir." Yani, Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şemâilidir, hayat tarzıdır, sîretidir(yaşamıdır).

Usûlcülerin sünnet anlayışı biraz daha farklıdır. Onlara göre sünnet: "Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) söz, fiil ve takrîr olarak sâdır(Onun uyguladığı) olan her şeydir." Yani, Resûlullah Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleri, davranışları ve ashabında görüp de men etmediği(Yasaklamadığı) veya sükutla tasvip buyurduğu hareketlerdir.

Fukahâ ise(Hukukçular), sünnete bid'at mukabilinde ve teşrie(kural koymaya), yani farza, vacibe, harama esas teşkil etmesi açısından bakarlar. Daha sonraları, Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nisbet edilen her söz, fiil ve takrîre hadis denmiştir. İbn Hacer: "Şeriat örfünde(Dini literatürde) hadisten maksat, Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) isnat(Dayandırılan) edilen her şeydir."[2] der.

Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendi sözleri hakkında hadis demeyi tercih etmiştir. Böyle demekle, kendine ait sözlerle, kendine ait olmayan sözleri birbirinden ayırmıştır.                                                                                                                                 

1. Sünnetin Çeşitleri:Bütün bu tariflerden anladığımız hususları şu üç kısma irca edebiliriz:                                                                             
   a. Kavlî Sünnet: Sünnet, Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek sözleridir; yani sünnetin bir bölümünü O'nun nurlu sözleri teşkil eder ki, bunlar, Kur'ân'da yer almayan, fakat bütün fukahâca(Hukukçularca) fıkıh kitaplarına alınıp, pek çok hükme esas kabul edilen O'na ait nurefşan(aydınlatıcı) beyanlardır ki, misal olarak şunları zikredebiliriz:

a. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): لاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ "Vârise vasiyet yoktur."[4] buyururlar. Yani, miras bırakan kimse, kendisine vâris olacak biri için mirasından vasiyette bulunamaz; şu vakfa veya bu hayır müessesesine vasiyette bulunabilir ama ayrıca kendi mirasçısına mirasından vasiyette bulunup da, "Mirasımın şu kadarı ona verilsin." diyemez.

b. Yine, usûl-i fıkıhta, fıkhın prensipleri arasında yer alan bir başka mübarek sözlerinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ "Zarar verme ve zarara zararla mukabele etme yoktur."[5] buyurmuşlardır. Yani, kimseye zarar verilemeyeceği gibi, birine zarar veren kişiye de zararla mukabele edilemez.

c. Allah Resûlü'nün bir diğer mübarek sözlerinde ise şöyle buyrulmaktadır: "Yağmurların ve akarsuların suladığı arazide öşür (onda bir), hayvanlar ile sulanan arazide öşrün yarısı (yirmide bir) zekât vardır."[6]

d. "Deniz suyuyla abdest alabilir miyim?" diye soran bir sahabisine Allah Resûlü, dünya kadar fetvalara esas teşkil edecek şu mübarek sözüyle karşılık verir: هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ "Onun suyu temiz, ölüsü de helâldir."[7]

b. Fiilî Sünnet:Resûl-i Ekrem'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) davranışları ve hareketleriyle ortaya koyduğu sünnettir ki, Kur'ân'da sarihen(Açıkça) zikredilmemiştir. Meselâ; Kur'ân-ı Kerim'de namaz emredilmiş olduğu ve bazı yerlerinde "Rükû edin, secde edin." gibi emirler bulunduğu; hatta umumî/genel bazı vakitler zikredildiği hâlde, kesin olarak hangi vakitlerde ve kaç defa namaz kılınacağı.. namazın nasıl eda edileceği.. onun farzları, vacipleri.. ve nelerin namazı bozduğu açıklanmamıştır.Bütün bu hususlarda, sünneti nazara veren Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي "Beni, nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın."[8] buyurarak, sünnetin hususî teşrî'ine(dinde kural koyuculuğuna) işaret etmişlerdir. Yine, menâsik-i hac mevzuunda(Hac kuralları); pek çok âlimler bile bu hususta yanılırlar. Hatta, hac menâsikine dair risaleler/kitaplar yazan âlimler dahi onu delilsiz, rehbersiz yerine getirememişlerdir. Hatta Hz. İmamu'l-Hümam'ın bile bu hususla alâkalı bir menkıbesini naklederler... İşte, oldukça karışık haccın menâsiki de, tıpkı namaz gibi, yine Efendimiz'in uygulamalarıyla belirlenmiştir.

c. Takrîrî Sünnet Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), ashabında gördüğü bazı hoşuna gitmeyen davranışları usûlünce tenkit buyururlardı. Meselâ minbere çıkar ve isim tasrih etmeden(vermeden), perdeyi yırtmadan: "Cemaate/topluma ne oluyor ki, falan şöyle yapıyor?!" diye ikaz ve tembihte bulunurlardı.[9] Âişe Validemiz'in ifadeleriyle: Şahsına karşı yapılan kötü muamelelerde son derece müsamahakâr olmasına rağmen, hakkın(hukukun) çiğnendiği yerde, kükremiş aslan gibi, ihkâk-ı hak edinceye(Adalet yerine gelinceye ) kadar kendisini durdurmak mümkün olmazdı.[10] Bu arada, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bazen de gördüğü davranışları men etmez ve sükutuyla/susarak onları tasvip(onaylama) buyururlardı ki, bu da sünnetin takrîrî kısmını teşkil etmektedir.

a. Meselâ; bir defasında iki sahabi sahrada(çölde) su bulamadılar ve teyemmümle namaz kıldılar. Bunlardan biri, daha sonra aynı namaz vakti içinde su buldu ve abdest alıp, yeniden namaz kıldı.. diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi de gelip, durumu Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlattılar. Allah Resûlü: "Suyu bulduğum hâlde, ben namazı iade etmedim." diyene: أَصَبْتَ السُّنَّةَ "Tam sünnete göre hareket ettin."; "Suyu bulunca, abdest alıp, namazı iade ettim." diyene de: لَكَ اْلأَجْرُ مَرَّتَيْنِ "Sana da iki mükafat var."[11] buyurdular. İşte bu, takrîrî sünnete girmektedir.

b. Yine, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Benû Kureyza'yı(kabile ismi) tedibe(eğitime) giderken: "Acele edin, namazı orada kılacağız!" buyurdular. "Acele" sözünden bazı sahabi: "Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), acele edip Kureyzaoğulları yurduna varmamızı ve namazı orada kılmamızı istiyor..." mânâsını çıkarıp, hemen yola çıktılar ve namazı orada kıldılar. Diğer bir kısım sahabi ise, "Hayır, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), acele etmemizi istiyor; yoksa namazı burada da kılabiliriz." mânâsını çıkararak, namazlarını kılıp da gittiler.[12] Mesele Allah Resûlü'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) götürüldüğünde, her iki grubun yaptığını da tasvip buyurdular. İşte, bu ve benzeri hâdiseler de takrîrî sünnete misal olarak zikredilirler.

2. Kur'ân'da Sünnet

Sünnet, hayatımızın hayatı ve ruhumuz içre de bir ruhtur. Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan(mucize kuran açıklamaların) da sünneti desteklemekte, desteklemekten de öte, onun İslâm'daki esaslı ve vazgeçilmez yerini tesbit ve tasrih(açıklama) buyurmaktadır. İşte, bu tesbit ve tasrihle alâkalı âyetler:

1. Kur'ân-ı Kerim'de birkaç yerde, birbirinin aynı veya çok az değişiği lafızlarla şöyle buyrulur: هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي اْلأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ "O (Allah) ki, ümmîler içinde kendilerinden bir Resûl gönderdi. (O Resûl), onlara Allah'ın âyetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor..." (Cuma sûresi, 62/2)

Hemen hemen büyük çoğunluğu itibarıyla muhaddisîn ve müfessirîn-i kiram, âyette geçen 'hikmet' kelimesinden 'sünnet'i anlamışlardır. Çünkü, mucize olan Kur'ân-ı Kerim'in içinde gelişigüzel sıkıştırılmış kelimeler, maksada kapalı ifadeler ve gereksiz itnab(uyarma), yani yok yere kelime dökme ve sözü uzatma olamayacağından, söz konusu âyet-i kerimede, hikmetten kasıt, kitap veya kitabın bir kısmı olamaz; zira o zaman, hikmet, kitap üzerine atıf yapılmazdı. Evet, burada kitaptan maksat, çok âyetlerde de geçtiği üzere Kur'ân-ı Kerim'dir. Hikmet ise, kitabın icmâlini(Bütünselliğini) tafsîl(Açıklama), mübhemini tefsîr(anlaşılmayanını açıklama), umumî(genelini) olanını tahsîs(özelleme) ve mutlakını(kesin olanı) takyîd bâbında(kısıtlama), Allah Resûlü'nden şerefsüdûr(gelen) olan sünnet-i seniyyedir.

2. Bir başka âyet-i kerimede, Allah (celle celâluhu), peygamberlerini onlara itaat edilsin diye gönderdiğini ifade buyurur: وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّٰهِ "Biz gönderdiğimiz her peygamberi, başka değil, ancak -Allah'ın izniyle- kendisine itaat edilmesi için gönderdik." (Nisâ sûresi, 4/64)

Allah, kendisine itaat edilsin diye peygamber gönderir. Peygambere itaat ise, onun zatından dolayı değil, ferdî-içtimaî(sosyal), maddî-mânevî aydınlığa vasıta ve vesile olması hasebiyle(sebebiyle), Allah'ın memuru bulunması itibarıyladır.

Evet: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ "Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve O'ndan yüz çevirmeyin." (Enfâl sûresi, 8/20)

              أَطِيعُوا اللّٰهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ "Allah'a itaat edin; Resûl'e itaat edin."[13]  Âyetlerde ifade olunan” Allah'a itaatle, Resûlullah'a itaat” aynı şeyler değildir. Allah'ın emir ve nehiylerinde Allah'a, Resûlullah'ın emir ve nehiylerinde, yani O'nun sözlerinde, fiillerinde ve takrîrlerinde de O'na itaat açıkça Kur'ân-ı Kerim'in emridir. Çünkü, Allah'a itaat adına Kur'ân-ı Kerim'in ortaya koyup ve Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebliğ buyurdukları emir ve nehiylerin dışında, bir de, müstakillen sünnet eksenli emirler-yasaklar, terğibler-terhibler( teşvikler-tavsiyeler) var ki, bütün bunları ifade sadedinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): أَلاَ إِنِّي أُوتِيتُ الْكِتَابَ وَمِثْلَهُ مَعَه  "Şüphesiz, bana kitab ve onunla birlikte bir benzeri, bir misli verildi."[14] buyurmaktadır.

Ayrıca, yukarıda misal olarak getirdiğimiz âyet-i kerimelerde, Allah'a ve Resûlü'ne ayrı ayrı itaat emredildikten sonra: "Resûlullah'tan yüz çevirmeyin!" deniliyor ki, bu da, sünnete ittiba etmemenin, hatta onu hafife almanın ve sorgulamanın bir nevi irtidat /dinde dikkatsizlik olduğunu ifham etmektedir.                                                                                                                                                                                               3. Bu mevzuyla alâkalı olarak, Kur'ân-ı Kerim'de geçen âyetlerden bazıları da şunlardır:

a. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللّٰهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي اْلأَمْرِ مِنْكُمْ "Ey iman edenler; Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan ulü'l-emre de (içinizden çıkan, inanç, duygu ve düşüncelerinizi paylaşan, acıda, sevinçte, kederde sizinle beraber olan büyüklerinize de) itaat edin." (Nisâ sûresi, 4/59)

Âyet, Resûlullah'tan sonra gelen emir sahiplerine ve büyüklere itaati bile emrederken, insanlık adına büyükler büyüğü, kendilerine itaat edilmesi emrolunan büyüklerin de büyüğü, melcei, mencei(kaynak ve dayanağı) Resûlullah'a itaat etmemek.. Kur'ân dışında O'nun sünnetini, yani mübarek sözlerini, fiillerini kâle almamak ve O'na ayrı bir emretme, yasaklama hakkı ve selahiyetini vermemek, acaba hangi insafla telif(uyuşma) edilir?

b. وَأَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve nizâa(Ayrılığa) düşmeyin. Aksi hâlde gevşer, zaafa dûçâr olursunuz; kuvvetiniz, nusretiniz, devletiniz gider; sabredin ha!" (Enfâl sûresi, 8/46)

             Bu ilâhî beyan, Allah'a ve Resûlullah'a itaati, nusretin(yardımın), kuvvetin, birliğin ve devletin kaynağı saymaktadır. Resûlullah'a itaatten uzaklaşıldığı zaman, yani imam bilinmediği veya kâle alınmadığı zaman, tıpkı namaz imamında olduğu gibi, kimin hangi kıbleye döneceği belli olmaz; o hâlde, nizâa(Ayrılığa) düşmemenin yolu, Resûlullah'a itaat ve iktidadır(inancıdır); nitekim, bir başka âyette: "Kendi aranızda nizâa(anlaşmazlığa) düştüğünüz zaman, Allah'a ve Resûlü'ne götürün!" (Nisâ sûresi, 4/59) buyrulmaktadır.

             Hakikat bu iken ve bizi birleştirecek, içtimaî vahdetimizi(birliğimizi) sağlayacak mercî O ve O'nun sünneti iken, O'nun kudsî âsârını(eserlerini)kötü amaçlarla sorgulamanın neye müncer/destek olacağı, acaba hiç düşünülmüş müdür?

c. قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ "De ki: 'Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.' " (Âl-i İmrân sûresi, 3/31)   Allah'ı sevmek, Resûlullah'ı sevmek; Resûlullah'ı sevmek de Allah'ı sevmek demektir. Resûlullah sevilmeden Allah sevilemez ve O'nun sünnetine ittiba(uyma) etmeden, Allah'ı sevme davasında bulunmak, boş bir iddiadır.

ç. "Allah'ı ve ahiret gününü uman ve Allah'ı çok zikredip, Allah'la irtibatını kavî/güçlü  tutan ehl-i iman için, doğrusu Resûlullah misal alınacak insandır; O'nda, misal edinme adına çok güzel şeyler vardır." (Ahzâb sûresi, 33/21)

Değişik yönlere giden yollarda istikameti/doğru yolu bulabilmek ve sırat-ı müstakîmde(Doğru yolda) istikamet üzere yürüyebilmek için, istikameti temsil eden insana ittiba(uyma) etmek, O'nun sünnetine uymak, yapılması gerekli olan biricik iştir.

d. فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ "Hayır, asla! Rabbine andolsun ki, aralarında nizâa bâdî (tartıştıkları)her meselede seni hakem olarak kabul etmedikten sonra, onlar iman etmiş olamazlar." (Nisâ sûresi, 4/65)

İşte, Peygamber'i en yakından tanıyan bir sahabinin bu mevzudaki anlayışı! Bir gün bir hanım İbn Mesud'a gelerek: "Sen, dövme yapıp yaptıran, …. yolan ve yolduran, dişlerini seyrekleştiren ve güzel görünmek için dişlerinin arasını yontan ve Allah'ın yarattığını değiştiren….leri yola getirsin(…)." der. İbn Mesud Hazretleri de: "Bu Allah'ın kitabında var." buyurur. Kadın: "Yemin olsun ki, ben Mushaf'ın iki kabının arasında ne varsa okudum, böyle bir şey görmedim!" deyince, İbn Mesud (radıyallâhu anh), Allah'ın: وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا "Resûl size ne getirdiyse, onu alın ve sizi neden nehyettiyse, ondan kaçının!" (Haşr sûresi, 59/7) buyurduğunu okumadın mı?" cevabını verir. Evet, Efendimiz: Kandırmak amaçlı"Takma saç kullanan, saçına başkasının saçını ekleyen, vücuduna dövme yapan ve yaptıran kadınları ikaz etmiştir.."[15]()

3. Hadis-i Şeriflerde Sünnet

Peygamber Efendimiz'in hadis-i şeriflerinde de sünnetin yerine ve ehemmiyetine/önemine işaret olunmuş ve bu mevzu üzerinde hassasiyetle/önemle durulmuştur. Meselâ, Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde Hz. Ebû Hüreyre'den (radıyallâhu anh) rivayet olunan bir hadis-i şerifte: "Bana itaat eden, şüphesiz Allah'a itaat etmiştir; bana isyan eden de, hiç şüphesiz Allah'a isyan etmiştir."[16] buyrulmaktadır.

       Peygamber'in yolu, Allah'ın yoludur; Peygamber'in izinde bulunmak demek, ilâhî mesajların aydınlık ikliminde yürümek demektir. Dolayısıyla sünneti kabul etmemek, onu hayattan dışlamak veya ona başkaldırmak, Allah'a isyanla aynı mânâya gelir.

Allah, insanlar içinden bir insanı seçiyor; ve her şeyi reşha(inci) gibi kusursuz ve arızasız aksettirecek nezih bir Ruh'u intihap/uyarıp edip, insanlara mesajını O'nunla gönderiyor; O da, getirdiği bu mesajı yorumlarıyla açıklıyor, önümüze seriyor. Buna karşılık bazı densizler kalkıp, o Musaffâ/temiz Elçi'ye karşı tavır alıyorsa, o zaman bunun adı, ancak ve ancak Allah'a isyan, O'na başkaldırma ve Cehennem'e istihkak kesbetme/yığınak olur. Çünkü, yine Buhârî'nin rivayet ettiği bir başka hadis-i şerifte Efendimiz bizzat:

"Girmemekte direten müstesna, ümmetimden herkes Cennet'e girer." buyurmuşlar. Ashab-ı kiramın: "Girmemekte direten kimdir, yâ Resûlallah?" diye sorması üzerine de: "Bana itaat eden Cennet'e girer; bana isyan edense Cennet'e girmemek için inat ediyor demektir."[17] cevabını vermişlerdir.

          Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin, Irbâd İbn Sâriye'den rivayet ettiği bir başka hadis-i şeriflerinde ise Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):  "İçinizden benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaf ve herc ü merç(ayrılık karışıklık) göreceklerdir. Siz sünnetime ve doğruya götüren Raşid Halifelerin (yani Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali'nin) sünnetine sarılın, yapışın. Bunlara dişlerinizle sımsıkı tutunun!" buyurmuşlardır.

          Yine, Taberânî'nin rivayet ettiği meşhur bir hadiste:  "Ümmetimin fesadı zamanında (dinin esaslarının sarsıldığı, ümmetin dağılıp parçalandığı ve İslâmî düşüncenin hedmine/yıkımına çalışıldığı bir dönemde) sünnetime, (yol adına getirip ortaya koyduğum disipline) sımsıkı sarılan, hatta onun esaslarından bir tanesini bile ihya eden, şehit sevabı kazanır."[19] Hadisin tenkide maruz rivayetinde ise "yüz şehit sevabı kazanır" buyrulmaktadır.[20]  (Tekvir sûresi, 81/26)

Sünnetin Fonksiyonu

       Sünnetin Kur'ân-ı Kerim'den ayrı bir teşrî kaynağı(kural kaynağı) olmasının ve Kur'ân gibi bazı şeyleri helâl, bazı şeyleri de haram kılarak, farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, âdâp, mekruh, müfsid adına ölçüler koymasının yanı sıra, Kur'ân-ı Kerim'in mücmelini tafsîl(zorunu açıklama), mübhemini(kapalı anlamlısını) tefsîr, umûmunu tahsîs (genel anlamlıyı özel kılma)ve mutlakını takyîd(kesin olanı sınırlama) fonksiyonu da vardır. Şimdi, bazı misallerle bu hususu da kısaca açıklamaya çalışalım:

1. Sünnetin Kur'ân'ı Tefsîri

      "İman ettiler ve imanlarına zulüm karıştırmadılar: İşte, emniyet onlar içindir ve onlar, hidayete ermişlerdir." (En'âm sûresi, 6/82) âyeti nazil olunca, ashab, had (kural)bilmemezlik ve insanın, hak ve hakikatin dışına taşması demek olan zulmün mânâsını çok iyi bildiklerinden endişeye düştüler ve Resûlullah'a gelerek: "Hangimiz var ki, zulmetmemiş olsun?" dediler. Bunun üzerine de Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), şu açıklamada bulundular: "O sizin zannettiğiniz gibi değil; O, Hz. Lokman'ın oğluna dediği gibidir.": لاَ تُشْرِكْ بِاللّٰهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ : "(Oğulcuğum) Allah'a şirk koşma; muhakkak ki şirk, büyük bir zulümdür."[1]Allah Resûlü'nün bu yorumundan anlıyoruz ki, buradaki zulüm, mücerret bir haddini bilmemezlik, bir tecavüz değil, o şirk buudlu /yollu bir haksızlık. Eğer Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), âyete böyle bir yorum getirmemiş olsalardı, biz buradaki bu mübhemin/kapalılığın altından ebediyen kalkamayacaktık.

          Âişe Validemiz ve İbn Mesud Hazretleri: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى "Namazlara devam edin (namazları hassasiyetle takip edin ve kusursuz kılın); salât-ı vustâyı da." (Bakara sûresi, 2/238) âyetindeki "salât-ı vustâ" (orta namaz)'dan maksadın 'ikindi namazı' olduğuna kâildirler/görüştediler. O kadar ki, Âişe Validemiz, âyeti âdeta: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وصَلاَةِ العَصْرِ وَقُومُوا ِللّٰهِ قَانِتِينَ şeklinde kabul etmektedir. Hizmetçisine, kendisi için bir mushaf yazmasını emretmiş ve "Bu âyete geldiğinde beni haberdar et!" diye de tembihde bulunmuştu. Sıra o âyete gelince: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَصَلاَةِ الْعَصْرِ şeklinde yazdırmış ve: "Resûlullah'tan böyle işittim."[2] buyurmuştu. "Salât-ı vustâ" konusunda değişik tefsirler varsa da, Hz. Âişe ve İbn Mesud, bunun kesinlikle ikindi namazı olduğu kanaatindedirler.

2. Sünnetin Kur’an ın  Mücmeli Tafsîl etmesi (Kur an ın  Etmesi  Mücmel: manası anlaşılamıyacak derecede kapalı ve izaha muhtaç söz, kısa ifade. özet olarak anlatılmış.kısa ve özlü.)

Sünnet-i seniyye, pek çok mübhemi/kapalılığı tefsîr etmesinin yanı sıra, pek çok mücmel/genel meseleleri de  açıklamamıştır.

1. Meselâ Kur'ân-ı Kerim'de: اَقِيمُوا الصَّلاَةَ "Namazı kılın!!" diye emredilir; fakat, namazın nasıl kılınacağı açıklanmadığı gibi, ne zaman kılınacağı da açıklanmaz. Vâkıa, bazı müfessirîn-i kiram, (Allah'ın rıdvânı üzerlerine olsun):

       "Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü güzel işler, kötülükleri giderir." (Hûd sûresi, 11/ 114) âyetinden beş vakti istinbat(çıkarım) etmekteyseler de: إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً "Namaz, mü'minler üzerine muayyen/belli  vakitlerde yazılı bir farzdır." (Nisâ sûresi, 4/103) âyetinde ifade olunduğu üzere, mü'minler üzerine belli vakitlerde farz kılınan namazın hususî /özel vakitlerini sünnet-i seniyye tayin etmiştir. Bununla alâkalı bir hadis-i şerifte, vakitlerin belirtilmesinin semavî ve Cibrail (aleyhisselâm) vasıtasıyla olduğunu öğreniyoruz:

       "Cibril (aleyhisselâm) bana Kâbe'nin yanında iki defa imam oldu. Birincide, zeval vaktinde gölge, na'linin(ayakkabısının) tasması kadar olduğu zaman öğleyi, her şeyin gölgesi kendi boyu kadar olunca ikindiyi, oruçlu orucunu bozduğu vakitte akşamı, şafak kaybolduğunda yatsıyı ve oruçluya yemek içmek haram olduğu vakitte ise sabah namazını kıldı. İkincide ise, öğle namazını her şeyin gölgesi kendisinin bir misli olduğunda, ikindi namazını iki misli olduğunda; akşamı evvelki vaktinde (yani daha önce kıldığı vakitte), yatsıyı gecenin sülüsüne (üçte biri) doğru ve ortalık iyice aydınlandığı vakit de sabah namazını kıldı. Sonra da bana dönüp, 'Yâ Muhammed, senden önceki enbiyânın vakti budur ve namaz vakti, işte bu iki vakit arasıdır.' dedi."[3]

           Allah Resûlü, namaz vakitlerini bu şekilde ümmetine talim/öğretim buyurduğu gibi, namazın farzları, vacibleri, müstehabları, mekruhları, müfsidleri, rükûu, sücûdu, kıraati, tahiyyâtı ve selâmla namazdan çıkılmasında biricik kaynaktır. Evet, mücmel/genel olarak gelen, "Namazı /kılın!" emrinin mufassılı ve müfessiri(açıklayıcı ve tefsircisi) O'dur. O bu büyük ve bu arîz tafsilâtı /geçici açıklamayı yaptıktan sonra, Buhârî'nin rivayet ettiği hadiste şöyle buyurur: صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي "Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, işte öyle kılın."[4] Eğer Kur'ân-ı Kerim, sünnetteki şekliyle namazın tafsîline(açıklamasın) girişseydi, sadece namaza ait meseleler şimdikinin birkaç katı şişerdi. Kur'ân, bunları ilâhî maksatları gerektiği gibi anlayacak o büyük fetanete/akla bırakmış ve O da, vahy-i gayr-i metlüvle/Sünnet ile bize gereken tafsîlde/açıklama da bulunmuştur; aklın aklı aşmışlığı, akla kapalı olan yerleri ilhamla aydınlatmışlığı demek olan fetanetiyle/akılla yapmıştır bunları.

       Namaz gibi, hac menâsikini/kurallarını açıklayan yine sünnettir. Vâkıa Kur'ân-ı Kerim, bir iki yerde meseleyi ele almış ve bir hayli izah etmiştir ama, bu yerlerde anlatılan menâsik-i haccın(haccın kurallarının) sadece bir kısmıdır. Hac menâsiki büyük çoğunluğu itibarıyla, sünnetle açıklanmış  ve bu menâsikin hadis yörüngeli olanı, Kur'ân'la anlatılanın kat katıdır. O, hayatında bir defa hac yaptı. "Veda" denilen ve ashabıyla müvâdeayı (vedalaşmayı) ifade eden bu haccında O, bizzat bindiği merkûbun/bineğin üzerinde ve herkesin görebileceği şekilde menâsiki îfâ/(öğretti) buyurdu. Rehber-i Küll ve Mukteda-yı Ekmel(Mükemmel ve her yerde güzel örnek) olarak, her şeyi hem söyledi hem de fiilen gösterdi. O kadar ki, oruçlu olup olmadığını iş'âra(göstermeye) varıncaya kadar, haccın bütün menâsikini gözler önüne serdi. Sonra da: "Menâsikinizi alın(din kurallarını benden alın)."[5] diyerek söz ve davranışlarının teşrîdeki /dindeki yerine dikkati çekti. Şüphesiz, Kur'ân-ı Kerim, eksik gelmemişti ama, Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile, yani tebliğcisi ve müfessiri ile kendisini insanlara takdim edecek, anlatacak, haşiyelere(dipnotlara) açık bir derinlikle gelmişti.

3. Sünnetin Bazı Hükümleri Tahsîsi

Aynı şekilde: اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ "Kâtil mirasçı olamaz."[7] hadisi de, kâtilin mirasçı olamayacağını, meselâ, babasını öldürenin babasından, amcasını öldürenin amcasından, dayısını öldürenin dayısından, kardeşini öldürenin de kardeşinden miras alamayacağını hükme bağlayarak, Kur'ân-ı Kerim'in mirasla alâkalı umumî hükmünü bu noktadan tahsîs(özelleştirmiştir.) etmiştir.(Bak 1980 Anayasası)

4. Sünnetin Bazı ayetleri açıklaması:

          Meselâ, Kur'ân-ı Kerim'de: وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِ "Erkek ve kadın hırsızın, yaptıklarına ceza verin" (Mâide sûresi, 5/38) buyrulur. Bu kesin bir emirdir. Ancak, hangi şartlarda ve ne miktarda hırsızlığın böyle bir ceza ile cezalandırılacağı açık olmadığı gibi, cezanın nasıl uygulanacağı belirtilmemektedir. İşte bunu sünnet açıklamaktadır..

İşte, hırsızlık suçu karşısında cezanın nasıl ve ne şekilde verileceğini bize anlatan ve bu şekilde Kur'ân-ı Kerim'in mutlak bir hükmünü açıklayan sünnettir. Keza: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ "Mallarınızı aranızda (çalıp çırparak,ihtikârla, irtişâyla, riba ile) bâtıl bir surette yemeyin; ancak anlaşma ve karşılıklı rızaya dayalı ticarî mübadeleyle yiyin." (Nisâ sûresi, 4/29)   "Meyveleri, tam belirli hâle gelinceye kadar satmayın."[9] diyen Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), âyette anlatılan hususa ayrı bir kayıt daha getirmiştir.

         Başta da ifade ettiğimiz gibi, sünnet-i seniyye Kur'ân'da bulunmayan hükümler koyma noktasında müstakil teşrî'e(kural koymada) esas olduğu gibi ki; ehlî merkeplerin(eşek) etinin haramlığı, yırtıcı hayvanların etlerinin yenemeyeceği ve bir kadının halası veya teyzesi üzerine nikâh edilemeyeceği gibi dini(şere) hükümler, bu cümledendir.

          Kitabın yanında, başlı başına müstakil bir teşrî kaynağı olarak sünnet, Kur'ân-ı Kerim'in inmeye başladığı andan itibaren fonksiyonunu icraya başlamış ve hep Kur'ân'la içli dışlı olmuştur. Ne var ki, dünden bugüne cumhur-u ümmet (Bilginlerin coğu)ve ulemâ tarafından böyle kabul edilegelmiş olan sünnet, Yunan felsefesinin tesiriyle Nazzam gibi birtakım Mutezile imamları ve daha sonra da garazkâr ve İslâm'ı temelinden dinamitlemeye çalışan bir kısım batılı müsteşrikler/oryantalistler, bu dupduru kaynağı kendilerince hep bulandırmaya çalışmışlardır. Ne yazık ki, bir iki asırdır batı ve müsteşrikler karşısında aşağılık duygusuna kapılan birtakım Müslüman ilim adamları da, meseleye böyle bir kompleks içinde yaklaşarak, kısmen müsteşriklerin oyununa gelmiş .Ancak, açık İslam dini, İslâm adına, Kitab ve Sünnet adına selef-i salihînin çalışmaları ve çalışmalarının semeresi sayılan bıraktıkları eserler, o kadar muhteşem ve parlaktır ki, sünnete bulaştırılmaya çalışılan lekelerin, bu dupduru kaynak üzerinde hiçbir tesiri olmayacaktır.                    S-5-Hadis ve bu alandaki çalışmalar nelerdir?

                . Hadis Ne Demektir?

 

Hadis, İslam dininde, Hz .Muhammed'in(s.a.v.) değişik olaylar ve sorunlar karşısında inananları aydınlatmak, Kuran'ın bazı ayetlerini daha açık bir dille ifade etmek için söylediği sözler bütünüdür. Hadis asıl içerik olan 'Metin' ve Ravi (rivayet edenler)'nin adları 'İsnâd' olmak üzere iki bölümden ibarettir. Hadis alimleri Hadis kavramını "Peygamber'in söz, fiil ve takrirleri" şeklinde tarif ederler.

HADİSİN KAPSAMINA NELER GİRER

 

1. Muhammed'in (Kur'ân'da tesbit edilmiş olan vahyin dışında) söylemiş olduğu rivâyet edilen sözleri,

2. Onun yazdırmış olduğu mektuplar ve evrâk,

3. Muhammed'in vasıflarını haber veren rivâyetler,

4. Muhammed'in bir olay karşısında tutum ve tavrını anlatan rivâyetler,

5. Muhammed'in hayâtında gerçekleşen bir olaya şâhid olanların rivâyetleri, hadis ilminin ve hadis teriminin kapsamını oluşturur.

 HADİS TÜRLERİ

Hadis ilminde hadisler ravisine (rivayet edene), hadisin içeriğine, doğruluğuna, geliş şekline göre sınıflara ayrılır. Esas olarak üç hadis türü vardır:

 Sahih hadîs: Doğruluk açısından gerekli bütün şartları (akla uygunluk, Kurana uygunluk, İslam'ın ruhuna uygunluk, fıtrat ve tabiata uygunluk, tarihe uygunluk) taşıdığı tespit edilen hadislerdir. Bu hadisler iman, ibadet ve genel dini konularda

kullanılır.

. Hasen hadîs: Yazılışında kusur bulunan; Sahih hadis ile Zayıf hadis arasında olan, sahih hadise daha yakın hadislerdir.

. Zayıf hadîs: Senedinde ve metninde bir kusur bulunan; Sahih ve Hasen hadisin taşıdığı şartları (akla aykırılık, Kurana aykırılık, İslam'ın ruhuna aykırılık, fıtrata ve tabiata aykırılık, tarihe aykırılık) taşımayan hadislerdir. (Bu hadislerle amel edilmez.)

 

Uydurulmuş sözlere ise mevzu denilmektedir.

Hadis, Kur'an'dan sonra ikinci kaynaktır. Kur'an'ın tefsirinde hadis başlıca kaynaktır. Hadis, sünnetin yaslandığı kaynaktır.

 

Hadis Kaynaklarının Türleri

- Edebiyat ve içerik bakımından III. Asır Hadis Tarihinin altın çağı kabul edilir.

 - Bu dönemde, hadis aktarma konusunda eski yöntemler terk edilerek her tasnifçi, eserini neredeyse tamamı yazılı olarak kaydedilen sayfalar ve kitaplara göre düzenlemişlerdir.

- Kütüb-ü Sitte olarak şöhret bulan Altı Büyük Hadis Kitabı III. Asrın birinci ve ikinci yarısında derlenmiştir.

 

Hadis Kaynaklarının Türleri:

1- Cami: İman, ibadet, İslam Hukuku, Tefsir (Kuran’ın Yorumu), ve Siyer (Peygamber’in Hayatı) gibi dinle ilgili hemen hemen her konudaki hadisleri toplayan kaynaklardır. Örnek: “Buhari’nin Sahih-i Buhari adlı eseri” “Muslim’in El-Cami adlı eseri”

2- Sünen: Yalnızca temizlik, abdest, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadet konularındaki hadisleri içeren kitaplardır.

Örnek: “Ebu Davud’un Sünen adlı eseri” “Nesai’nin Sünen adlı eseri”

 “Tirmizi’nin Sünen adlı eseri”

3- Müsned: Hadislerin, onları rivayet eden (aktaran) sahabe adlarına göre gruplandırıldığı kitaplardır.

Örnek: “Ahmed b. Hanbel’in Müsned adlı eseri” “Humeydi’nin Müsned adlı eseri” “Ebu Davud et Tayalisi’nin Müsned adlı eseri”

 ** Hadis kitaplarının doğruluk açısından en kuvvetli olanlarına “Kütübü Sitte” (Altı

Kitap) denilir. Bunlar:

1. İmam Buhari: Sahih-i Buhari 2. Müslim: Sahih-i Müslim

3. Ebu Davud: Sünen-i Ebu Davud 4. Tirmizi: Sünen-i Tirmizi

 

 

5. Nesai: Sünen-i Nesai 6. İbni Mace: Sünen-i İbni Mace

Başlıca Hadis Kaynakları (Kütübü Sitte)

Sahih-i Buhari: Buhara’lı bilgin Muhammed b. İsmail tarafından derlenmiştir. Eser on yılda tamamlanmıştır. 97 kitap, 3730 konu başlığı ve tekrarlar dahil 7275 (tekrarlar olmadan da 4000 civarı) hadisten oluşur.

Sahih-i Müslim: Müslim b. Haccac’ın hazırladığı hadis kitabıdır. 54 bölüm ve 1322 başlıktan oluşan kitap 300.000 hadisten seçilen 3033 hadis içerir.

Sünen-i Ebu Davud: Süleyman b. Eşas tarafından hazırlanmış bu eser 40 kitap, 1889 başlık ve 4800 hadisten oluşmaktadır.

Sünen-i Tirmizi: Muhammed b. İsa tarafından derlenmiştir. 46 kitap 2496 bölüm ve 3956 hadisten oluşur.

Sünen-i Nesai: Ahmed b. Şuayb tarafından hazırlanmıştır. Büyük sünen kitabından derleyerek bu hadis kitabını hazırlamıştır. 51 kitap ve 2400’e yakın alt başlıktan oluşur.

Sünen-i İbni Mace: Muhammed b. Yezid tarafından hazırlanmıştır. Özellikle İslam hukuku bölümleri âlimler arasında çok kabul görür. 37 kitap, 1515 konu başlığı ve 4341 hadisten oluşur.

 

 

1] Lokman sûresi, 31/13; Buhârî, tefsir (31) 1.[2] Tirmizî, tefsiru'l-Kur'ân 2.[3] Tir[mizî, mevâkît 1; Ebû Dâvûd, salât 2.[4] Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53.[5] Nesâî, menâsik 220; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/318, 366.[6] Buhârî, i'tisâm 5, humus 1; Müslim, cihad 49-52; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/463.[7] Tirmizî, ferâiz 17; Ebû Dâvûd, diyât 18.[8] Bkz.: Mâide sûresi, 5/6.[9] Buhârî, büyû 82; Müslim, büyû 49-56.[1] Müslim, zekât 69; Tirmizî, ilim 15. (Lafız Müslim'den)[2] Bkz.: İbn Hacer, Nüzhetü'n-nazar, s. 37; Ali el-Münâvî, el-Yevakît ve'd-dürer, 1/228.[3] İbn Mâce, mukaddime 7.[4] Tirmizî, vesâyâ 5; Ebu Davud, vesâyâ 6.[5] İbn Mâce, ahkâm 17; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/326.[6] Buhârî, zekât 55; Tirmizî, zekât 14.[7] Tirmizî, tahâret 2; Ebû Dâvûd, tahâret 41.[8] Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53.[9] Bkz.: Buhârî, salât 70; Müslim, nikâh 5.
[10] Buhârî, hudûd 10; Müslim, fedâil 77-79.[11] Ebû Dâvûd, tahâret 126; Dârimî, tahâret 65.[12] Buhârî, megâzî 30; havf 5.
[13] Nisâ sûresi, 4/59; Nûr sûresi, 24/54...[14] Ebû Dâvûd, sünnet 5; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/130.[15] Buhârî, tefsiru'l-Kur'ân (59) 4; Müslim, libâs 120.[16] Buhârî, ahkâm 1; Müslim, imâre 32-34.[17] Buhârî, i'tisâm 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/361.[18] Tirmizî, ilim 16; Ebû Dâvûd, sünnet 5; İbn Mâce, mukaddime 6.[19] Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, 5/315.[20] Deylemî, Müsned, 4/198; Beyhakî, Kitabü'z-zühdi'l-kebîr, 2/118.[1] Buhârî, fedâilü'l-ashab 1; Müslim, fedâilü's-sahabe 210-212.[2] Müslim, cuma 43; Nesâî, iydeyn 22; İbn Mâce, mukaddime 7.[3] Buhârî, i'tisâm 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/361.[4] Buhârî, rikâk 26; Müslim, fedâil 17-18.[5] Tirmizî, ilim 10; Ebû Dâvûd, sünnet 5; İbn Mâce, mukaddime 2.[6] Tirmizî, ilim 16; Ebû Dâvûd, sünnet 5; İbn Mâce, mukaddime 6.[7] Muvatta, kader 3.[8] Tekvîr sûresi, 81/26.

 

1-Kur'ân-ı Kerîm ve Meâli
2-Hatemü’l-Enbiya (Hz. Muhammed`in Hayatı)Osman Keskioğlu Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
3-Seçme Hadîsler,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
4-İslâm İlmihâli,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
5-Ahmed Hamdi Akseki,İslâm Dîni
6-250 Hadîs Terceme ve İzâhı,Ali Himmet Berki,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
7-Prof.Dr.Hayrettin Karaman,Helâllar Haramlar
8-Prof.Dr.Muhammed Hamidullah İslâm Peygamberi
9-İslâm Ansiklopedisi,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları                                                                                                                                                   10- 40 Hadis - Diyanet İşleri Başkanlığı ve T.C.Diy.işl.bşk.İslam Ansklopedisi ve İslam ilmihali/Din kül kitabı Meb yay/Dini terimler sözlüğü Meb/TDİ Sözlük

 

Bu haber 2712 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HZ MUHAMMED İ ANLAMA(S46-53)12/Ü3

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE PEYGAMBERİN İNSAN OLMASI NE DEMEKTİR?

İSLAM VE TIP

İSLAM VE TIP TIBBIN NEBEVİ

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 49
Haber 867
Yorum 120
Haber Okuma 1183507
Editör 5


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi