BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE

Tarih 07/Şubat/2012, 23:01 Editör BİLGE BİLGE

PEYGAMBERİN İNSAN OLMASI NE DEMEKTİR?

 

İSLAM DİNİNİN BİLGİ KAYNAKLARI  :Kur’an-Sünnet-icma-Kıyas

PEYGAMBERİ ANLAMAK:SÜNNETİN ÖNEMİ-TANIMI-BÖLÜMLERİ-EVRENSELLİĞİ

A-Sünnetin çeşitleri nelerdir,tanımlayarak örnekler veriniz?                                                                                                                  .      1- Allah’ın sünneti (Sünnetullah:Evrene konulan yasalar): Allah’ ın yasaları demektir.İlahi geleneğidir.”Allah’ ın sünnetinde değişme ,bozulma bulamazsın” (Ahzab Suresi, 62) ayetinde olduğu gibi.

“...Biz bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)                                                                               “Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o kıyamet-saati de yaklaşarak-gelmektedir... (Hicr Suresi, 85)

  “Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?Rahman Suresi (24-25) Dışarıdan, ileriden baktığınız zaman dağlar gibi görünen gemileri, vapurları o denizlerin üzerinde yürüten, hareket ettiren, yüzdüren de Allah’tır. Onların deniz üzerinde durma yasasını, suyun onları kaldırma yasasını koyan da Allah’tır. Rabbiniz suya koyduğu o yasasını kaldırıverse, o yaptığınız gemiler hiçbir işe yaramaz. O denizler üzerinde dağlar gibi gemiler akıp giderken onlar Allah’ındır. Sizler gerek kendinizi, gerekse yüklerinizi onlarla taşırsınız.

     Havada yüzüp giden uçaklar da böyledir. Havada onların durma yasasını koyan da Allah’tır. Tıpkı kuşları havada tutan Allah olduğu gibi. O uçaklara da biniyor, çok uzak mesafeleri kısa bir sürede kat ediyorsunuz. O gemilerle de çok uzak mesafeleri aşarsınız. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? (Besairul Kur'an Tefsiri55/24-25)            2-Peygamberin Sünneti; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söz, fiil ve takrirleri ile ahlâki ve beşerî tavırlarıdır. Sünnet" daha ziyade metod, yol, izlenilmesi gerekli olan çizgi anlamıyla, toplulukların bir ayırt edici özelliği olması açısından karşımıza çıkmaktadır. Bir inanç ve âkide etrafında bir araya gelen topluluğun (ümmet), inanç sisteminin, akidesinin oluşmasını temin eden yola ve metoda sünnet denilir. Sünnet ile hadis aynı mı,ayrı mı?Sünnet ile hadisin aynı olmadığını uzmanları bilir.Hadis söylem,sünnet eylemdir… sünnet,Peygamberi anlama vesilesidir.

B-SÜNNETİN ÖNEMİ                                                                                                                                                                .       1-Dini dayanak olması bakımından sünnetin önemi,Sahabelerin hayatından  sünnetin önemi?                           Peygamberimizin arkadaşları peygamberimizden öğrendiklerini O nun vefatından sonra uygulamışlar ve parlak bir medeniyet ortaya koymuşlardır.                                                                                                                                                                                                    Hz Ömer Bir yere vali atadığında ona şu şartları koşardı.”Gösterişli bineklere binmeyin,Halkın yediğinden daha güzel yiyecekler yemeyin,Halkın giysisinden daha alımlı,gösterişli giymeyin,kapılarınızı ihtiyaçlılara kapatmayın,bunları yapmazsanız caza  alırsınız “derdi

                Gene Peygamberimizin eğitiminden geçmiş bir yönetici olan Hz Ömer,Kendisini ziyarete gelen gruplara,idarecileri sorar,”hastaları ziyaret ediyor mu?Fakirlerin davetlerine gidiyor mu?İnsanlara karşı nasıl davranıyor?İnsanları kapısında bekletiyor mu? Diye sorardı.Bu sorularına olumsuz cevap aldığında idareciyi görevden alırdı.

                Azerbeycana atadığı bir Valiye yazdığı mektupta,

                “Ey Vali ,Ananın babanın evinde ne ile karnını doyuruyorsan idarecilikte de onunla karnını doyur,Çünkü Devletin sana sunduğu imkanlar ne senin ne de babanın çalışmasıyladır.İsrafa kaçmayın,Gösteriş için devletin malını har vurup harman savurmayın. Sünnet Allah resulünün hayat tarzıdır.Yaşam sitili,yaşam tarzıdır.(ekonomi-Aile hayatı,arkadaş ilişkilerinde vs). ..”İlim Çin de bile olsa alınız”Çin de İslam yok..İlim hikmet eşittir.Çin de İslam yok ama alınız.İyi şeyleri alınız demektir.Puta tapan ve din karşıtı olarak yaşayan bir şair için peygamber şöyle demiştir:O,puta tapıyor  olabilir ama “O nun şiiri Müslüman olmuştur..”Özü itibariyle Hadis ile sünnet aynıdır ama birbirlerinin yerine kullanılmazlar..                                                                                                                                                    .         -“Namazı benim kıldığım gibi kılınız” Peygamber bir davranışı niye yaptı?En önemli anlama budur. Hz Aişe sıradan birisi olmadığı için O nun sünneti anlaması bizim için önemlidir..O Peygamber ünv. nin en büyük öğretim üyesidir.. Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün ayrılıkçılık grupların ortak özelliğidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır. "Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmet b. Hanbel, IV, 131).                                                                                            .     Bize Kur'an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: "Ahmak adam: sen Kuran’da öğlen namazının dört rekât olduğunu,namazın nasıl kılınacağını,namazda, Kuran okumanın gizli de olabileceğini, gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? ,Kuran ı Kerimde Sadece namaz kılınız buyurulmaktadır;Peki nasıl namaz kılacağız?Oruç nasıl tutacağız?/ Orucumuzun hangi durumlarda bozulur?Kur'an bize çok şeyleri anlatmamış, sünnet onları açıklamıştır."                                                                                                                .       Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün ayrılıkçılık grupların ortak özelliğidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır. "Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmet b. Hanbel, IV, 131).                                                                                                                                                .      2 - Hz. Peygamberin Kur’anı Açıklamakla Yükümlü Olduğuna Dair Ayetler:”Biz her peygamberi mutlaka o toplumun diliyle gönderdik ki,onlara(kendilerine indirileni) açıklasın.” (İbrahim suresi 4)

           3- Hz. Peygamberin Helal ve Haram Kılma Yetkisi:                                                                                               Araf suresi 157:”Onlar ki ellerinde ki Tevrat ve İncil de yazılı bulunan o elçiye,o ümmi peygambere uyarlar.O Peygamber ki kendilerine iyiliği emreder,onları kötülükten men eder;onlara temiz ve hoş şeyleri helal,pis ve çirkin şeyleri haram kılar;üzerlerindeki ağır yükleri ve kendilerini bağlayan bağları kaldırır.O peygambere iman edip,ona saygı gösterenler,ona yardım edenler ve ona indirilen nura tabi olanlar,işte kurtuluşa erenler onlardır."                                                                                                                                                                           .       Bu ayetler Allah ve Resulünün haram kıldıklarını aynen kabul etmenin zorunlu olduğunu gösterir.Burada unutulmaması gereken Hz. Peygamberde Allah’ın iradesi uyarınca bu yetkiyi kullanabilir.Allah’ın yetkisi tamamen bağımsız,Resulünün ki vahye dayalı ve ondan kaynaklanan bir yetkidir.Mesela:Kur’anda açıkça uyuşturucu maddelerin haramlığı zikredilmemiştir.Ancak haram kılınan içki ile Kur’ani naslara/delillere bakılarak hükmü verilen uyuşturucu arasında bir fark yoktur.                                                                                                                                                                          SUNNET OLMADAN YAPILAMAYACAK/ANLAŞILAMAYACAK ŞEYLER                                                                              .                                       1-5 vakit namazın kılınış şekli, ruku –secde sayı biçimi 2-Vitir,bayram,cenaze namazlarının şekli ve tekbir sayısı, 3-Cuma namazının rekat sayısı , hutbe okunması 4-Hac  ibadetini erken,esrar ve sırları 5-Hangi cins malların zekata tabii olacağı,ve bundan ne miktar alınacağı 6-Savaş ve harp hukuku, anlaşma ve sözleşme  ilgili esaslar  7-Faiz sayılan ve sayılmayan  şeyler  8-Selemin(Vadeli satışın) şartları  9-Toprak ve arazi hukuku ile ilgili hükümler 10-Orucu bozan-bozmayan şeyler  11- 12-Alışverişte , ticari şirketlerde caiz olan ve olmayan durumlar  13-Şufa(önce alım hakkı) ile ilgili kurallar 14-Özel günlerinde bulunan kadınların oruç tutmaması , namaz kılmaması15-Evlilikte süt  kardeşliğinin haramlığı ve şartları 16-İki kız kardeşi aynı anda nikahlamak ve evlendiği kadının halasını ve teyzesiyle evlenememek  ile ilgili durumlar 17-18-Mehrin  taban miktarının tespiti … 19-Varise vasiyet yoktur 20-Zarara zararla karşılık verilmez 21-Çoğu sarhoş edenin azını da içmenin haramlığı,21-Katilin hakkından mahrumiyeti…                                                                                                        KUR’ANDA Kİ PEYGAMBER                                                                                                                                                  .      Ahzab 21:Andolsun ki,Allah’ın peygamberlerinde sizin için Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için güzel bir örnek vardır.” “Kim Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”Nisa Suresi, 80                                                                                               -     “Hayır! Rabbine and olsun ki onlar, aralarında vuku bulan anlaşmazlıklarda seni hakem kılmadıkça, sonra da vereceğin hükmü gönül huzuruyla kabul edip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” Nisa Suresi, 65                                                                                                      .                                                         De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.”(Ali imra 31)

SÜNNETİN ÖNEMİ                                                                                                                                                                                                          .    Göklere giden yolu bulmak isteyenler, Allah’ın elçisinin yerdeki ayak izlerini takip etsinler… "Selahaddin Şimşek"                                              .     Hayatta iken Hz. Peygamber, hem vahiy hem de vahiy dışı alanlarda kendi sözleri ve davranışlarıyla Müslümanların tek dînî ve siyasi rehberi idi.Sahabe olayları Hz. Peygamber ile birlikte yaşadıkları için onun,neyi,niçin,hangi amaçla ve hangi şartlar altında yaptığını veya söylediğini anlamada büyük bir sorunla karşılaşmadılar.İlk dört halife de ortaya çıkan yeni sorunları Kur’an ın ve Hz. Peygamberin kendilerine öğrettiği hükümlerin ışığı altında kendi hükümlerini uygulamak suretiyle karşıladılar.Ancak sünnetin canlı şahitlerinin kalmadığı dönemlerde,sünnetin rivayet yoluyla nakledilmeye başlanması bir takım problemleri beraberinde getirdi.                                                                                                                 .      Müslümanları birleştiren unsurdur. Müslümanların,iman ailesinin ortak duygu düşünce birliğidir. Sünnet iki Milyara yakın İslam ümmet ailesini aynı duygu düşünce aynı eylem havuzuna sokan muhteşem unsurdur..Tıpkısı değildir tabii.Bunlar bize kimlik verir aidiyet duygusu verir.

Mekke müşrikleri de Kuranın kendilerine peygamber aracılığı olmaksızın,doğrudan gönderilmesini defalarca istedikleri halde bu istekleri reddedilmiştir.Bunun sebebi gayet açıktır ki,insanlığın sadece kutsal bir kitaba değil,bu kitabın içeriğini kendilerine öğretecek bir öğretmene de ihtiyaç vardır.

         “ Benimle ümmetimin misali ateş yakan adamın misali gibidir ki; hayvanlar ve kelebekler ateşin içine düşmeye başlarlar. Ben (ateşe düşmemeniz için) eteklerinizden tutuyorum; sizse onun içine atılıyorsunuz."[4]

       "Sakın herhangi birinizi koltuğuna gerilip oturmuş ve kendisine emir veya nehiylerimden biri gelir de 'Biz, onu bilmeyiz; (Allah'ın kitabı var. Sünnet diye bir şey bilmeyiz.) Kitabullah'ta ne varsa, ona uyarız.' diyor olarak bulmayayım (dediğini duymayayım.)"[5]                                              "Size iki şey bırakıyorum ki, onlara tutunduğunuz müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz: Allah'ın kitabı ve Peygamberi'nin sünneti."[7]                                                                                                                                   O,Kur‘an O nu çağa taşımaktır.Kur’an ın bak dediği yerden bakanlar onda Kur anı ,Kur anda O nu görürler.O na Kur anın aynası gibi bakarlar.    .      Peygamberi anlamak Onun,İçinde bulunduğumuz çağın karanlık yüzüne lamba olmasıdır.

         Sünnetin Kur’an gibi kural koyuculuğu

            1-Öncelikle Peygamberimizin islam dini yaşayabilmiş ve kurallarını uygulayabilmiş olması ,bu dinin insanlarca da yaşanabileceğini gösterir.                2-Peygamberimiz ,Kur’an daki bilgileri hayatıyla ve yaşayışıyla bizlere açıklamış öğretmiştir.O yürüyen islam idi.                                                             3-Peygamberimizin yaşantısı ve din konusundaki uygulamaları,İslamın bilgi kaynakları içerisinde ,Kur’an dan sonraki II. kaynaktır.Bu konuda Kur anda “Peygamberin emrettiğine uyun ,yasakladığından da çekinin”/”Allah ve peygamberinin sözünü dinleyiniz”(Enfal s.20)

                4-Kuran ı Kerim de namaz kılınız ,oruç tutunuz,zekat veriniz ,abdest alınız..gibi Allah‘ın emirleri bulunur,Ancak bunların nasıl yapılacağı konusunda bilgi verilmez,bunların uygulamasını bize peygamberimiz öğretmiştir.Eğer peygamberimiz olmasa idi insanlık bu emirleri anlayamayacaktı. Unutarak yiyip içmek orucu bozar mı?gibi soruları peygamberimizin uygulamasıyla cevaplayabiliriz.                                                    5-Kur’an ı Kerim bir çok konudan genel hatlarıyla bahsetmiştir Onların açıklamasını Sünnete bırakmıştır,Eğer Kur’an herşeyi açıklasaydı ciltler dolusu kitap olurdu.Nasıl ki öğretmensiz bir kitap pek bir şey öğretemez,öğretmensiz bir dini de insanlar uygulayamazlar.                                             6-Peygamberimiz Allah’ın izniyle ,bazen Kur anın değinmediği konularda dini kural koymuştur. -”Soğan ,sarımsak yiyen kişi, ağzındaki kokuyu gidermeden insanların yanına çıkmasın”- “Zarara zararla karşılık verilmez”-  “süt kardeşiyle evlenilmez”..(Emzirenin nesli,emene haramdır.)                  7-Kur ‘anda Allah kendi ismiyle birlikte Peygamberimizin ismini beraber söylemektedir.Resûlullah:Allah’ın peygamberi/ Leilaha illallah muhammeden Resûlullah..                                                                                                                                                                                    .           Peygamberi sevmede denge:                                                                                                                                                                  .        Peygamberimizi sevmenin en güzel örneğini onun ashabı verdi. Onlar “Peygamber, müminlere kendi öz canlarından daha önceliklidir” ayetinin ilk muhatabıydılar. Onlar, “De ki: Sizden bu çabam karşılığında bir ücret istemiyorum; istediğim tek şey içinde yakınlık olan bir sevgidir” ayetinin ilk muhatabıydılar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                  .         Sevgi hayatın en soylu, en mübarek tohumudur. Bire sonsuz verir. Fakat onu doğru zamanda, doğru yere, doğru biçimde ekmek gerekir. Ektikten sonra çekip gitmek yerine, ona bakmak, beslemek, otunu ayıklamak, dibini görmek, sulamak, beslemek, büyütmek gerekir. Böylesine bedeli ödenmiş bir sevgi, seveni, sevilenin yakınları arasına katar. Değil mi ki içinde “yakınlık” bulunan bir sevgi, seveni sevilene yakın yapar! Seven sevilene yakın olunca, “ehl-i beyt”ten olur.                                                                                                             .          “Siz beni önceki ümmetlerin ilahlaştırdığı gibi sevmeyin”(Hadisi şerif) Bedeli ödenmeyen sevgi zehirlenir. İşte Hıristiyanların Hz. İsa’ya olan sevgisi böyle bir sevgidir. Hıristiyanlar Hz. İsa’yı seviyorlar; bunu kim inkâr edebilir? Hem de o kadar çok seviyorlar ki, hâşâ onu “Allah’ın oğlu” derecesine (!) yükseltiyorlar. Kur an da bir kısım insanlar için” alçak maymunlar olun!”Yani maymunlar gibi taklide düşmeyin!Denilmek istenir.

İNSANLAR NEDEN İNSAN PEYGAMBERE KARŞI ÇIKTILAR?

     Onun “insan” olduğunu, ama “insanlığın ufku” olduğunu biliriz. Onun insan olması, bize hep umut aşılar. Melek peygamber isteyen sapmış kavimler gibi insan soyundan umut kesmemizi engeller. “O insansa” deriz, “İnsan olmak iyi bir şeydir.” Ve biz de insan olmaya çabalarız. Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?                                                                                                                                                                                  .     Kur’an’ın haber verdiğine göre, Rasulullah’ı kastederek “Bu nasıl peygamber!” diyorlardı, “yiyip-içiyor ve çarşılarda geziyor” diyorlardı. İnsan olmak serapa kusurdu bu mantığa göre. Anlaşılan insan neslinden umut kesmiştiler. Aslında onlar kendilerinden umut kesmiştiler. “İnsandan adam olmaz” demeye getiriyorlardı, fakat bilinç altında “Bizden adam olmaz” demiş oluyorlardı.                                                                                          .      “Sonra altından bir saray yapsın” dediler. “Şu dağı altın etsin”, “Şu vadiyi altınla doldursun” dediler. “Göğe merdiven dayasın”, “Bize bir melekle görünsün””Allah’ı bize göster” vs. vs. dediler.                                                                                                                     .                        .        **Onlar gerçekte bir peygamber değil, yeryüzünün tüm servetine hükmeden ihtişama gömülmüş bir imparator istiyorlardı.Niçin olacak, onların gözünde “Büyük adam” olmanın ölçüsü altındı, paraydı, güçtü, saltanattı, ihtişamdı, iktidardı da onun için. Onlar sadece bu saydıklarımızın önünde eğilirler, bu saydıklarımızla insanlara boyun eğdirirlerdi. Bunun dışında, Allah’a, “anlam”a, ahlaka, erdeme teslim olmak onların kitabında yazmazdı.                                                                                                                                                                                                              ---Eğer istekleri gerçekleşse, onlara peygamber olarak bir melek gönderilse, veya diğer talepleri yerine gelse, inanacaklar mıydı dersiniz?
..        Kur’an bu soruya açık ve net bir biçimde, “hayır” diyor. Pazarlıkla başlayan bir sürecin sonu iman değil, “alım-satım” işlemi olurdu. Onun için de Allah, onların bu tür taleplerini ciddiye almadı.  Ya Vakıdi’nin ve İbn Hişam’ın naklettiği şu örneğe ne dersiniz? Rasulullah Tebük seferinde devesini kaybeder. Allah Rasulü sebeplere tevessül ederek tüm imkanlarla devesini aratır. Bir münafık şu sözleri sarf eder: “Kendisinin peygamber olduğunu ve gökten haber aldığını söyleyen bir adam, kaybolan devesinin yerini bilmiyor, vallahi hayret!”      Alın size üçüncü örnek: Allah Rasulü vefat ettiğinde Bahreyn’de mukim Abdülkays kabilesi “Eğer peygamber olsaydı ölmezdi” diyerek dinden dönmüşlerdir.                                                                                                                                                                         .       İnsan olmaya talip olan, peygamberimizin Allah tarafından övülen insanlığını görür ve gösterir.Melekleşmeye talip olan (ki bu talebi sünnetullaha aykırı olduğu için hem gerçekleşmeyecek, hem de kendisini onulmaz yanlışlara sürükleyecektir), Allah Rasulü’nde meleklik arar Ve ortaya gerçeğiyle hiç alakası olmayan, Allah’ın seçtiğine ve Kur’an’ın tanıttığına benzemeyen efsanevi ve mutasavver(düşünce ) bir “peygamber” çıkar. Çıkar çıkmasına da, ne kendisinin onu örnek alıp ahlakını üretmek gibi bir derdi vardır, ne de davranışları üretilebilecek, adımları izlenebilecek kadar yeryüzüne ve insana yakındır.                                                                                                                                                                   Size kim, “Allah Rasul’ünü örnek alın!”, “Onu çağınıza taşıyın!”,Onun ahlakını ‘şimdi ve burada’nızda yeniden üretin!”, “Onun mirası vahiydir: ona ihanet etmeyin”, “Onun misyonu peygamberliktir, onu yerde bırakmayın!” diyorsa, onu dinleyin, ona uyun!

          Kur’ân’ın Anlattığı Peygamber&MÜSLÜMANLARA DÜŞKÜN PEYGAMBER

  “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”(Tövbe 128)                                                                                                                    Tevbe Sûresinin 128. âyeti, onu beş önemli özelliğiyle bize tanıtıyor:                                                                                                                1. O bir elçidir, bir peygamberdir.                                                                                                                                                                                    2. O bizden biridir.                                                                                                                                                                                                                 3. Bizim sıkıntıya uğramamız ona ağır gelir.                                                                                                                                                                    4. O bize çok düşkündür.                                                                                                                                                                                                     5. Mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.                                                                                                                                                 .      Bu maddeleri alt alta sıraladığımız zaman, pek büyük bir ibret tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz: Âyet,onu bir elçi olarak nitelemiştir. Bu elçi, Âlemlerin Rabbi tarafından gelen bir elçidir; izzet ve şerefi pek yüksektir. “Onun emrine uymak ve yasakladığı şeyden sakınmak, onu elçi olarak gönderen Âlemlerin Rabbine itaat etmek anlamını taşır. Ona isyan da, dolayısıyla, Allah’a isyan demektir.” Burada tasvir edilen Peygamber, biz âciz ve günahkâr kulların asla erişemeyeceği, çok uzaklarda duran, durduğu yerden de bizim ihmal ve isyanlarımızı çatık kaşlarla izleyen haşin bir gözetleyici değildir.Yahut bize bir kitap getirip bıraktıktan sonra “Benden bu kadar; ne haliniz varsa
görün”
deyip kenara çekilmiş birisi de değildir.                                                                                                                                                              .        Kur’ân’ın bize anlattığı Âhirzaman Peygamberi, her şeyden önce, bizden biridir. Bizim dünyamızda yaşamış, bizim katlandığımız sıkıntılara fazlasıyla katlanmış, yetimlikten evlât acısına kadar tatmadığı acı kalmamış, açlık ve yoksulluk çekmiş, sadakatler ve ihanetler görmüş, dostları ve düşmanları olmuş, mutlulukları ve ıztırapları bir arada yaşamış bir insandır.                                                                                                                                                                                                                        **Gün gelip de Müslümanlar güçlü bir devlet halini aldığında, o, yine bizden biri olarak yaşamaya devam etmişti. Onunla görüşmek için gelen elçiler, tahtına kurulmuş bir hükümdar yerine,yoksullarla oturup kalkan  ,   Sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelen bir peygamberdir..O size çok düşkündür.O mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.

Onun düşkünlüğü sadece kendi zamanında yaşamış insanları ve kendi akrabalarını değil, kıyamete kadar gelip geçecek bir bütün iman ehlini kucaklıyordu. Bu düşkünlüğü onu her gece uykusunun en tatlı yerinde yatağından kaldırır, sabahlara kadar ümmeti için yüreğinin derinliklerinden kopup gelen dualarla Rabbine yakarmaya sevk ederdi.Bir gün, Peygamberimiz ellerini kaldırmış, “Allah’ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail’e buyurdu ki:“Ey Cebrail! Gerçi Rabbin her şeyi bilir; ama sen git, Muhammed’e niçin ağladığını sor.“ Cebrail geldiğinde, Peygamberimiz, ona, ümmeti için ağladığını söyledi.

 Cebrail Allah huzuruna dönüp durumu anlattı.  Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz.“[1][1]                                                                                                                                 .      Yüce Allah, bize elçi olarak gönderdiği Peygamberimizi bu şekilde anlatırken, sadece onun bize şefkat ve merhametini vurgulamakla kalmıyor; onun daha ötesini de gösteriyor:Bize elçi olarak gönderilen zâtın bize olan düşkünlüğü böyle bir derecede ise, ya onu bize gönderenin biz kullarına olan şefkat ve rahmeti nasıl bir şeydir?                                                                                                                                                

YANLIŞ PEYGAMBER ANLAYIŞLARI –PEYGAMBERİ DOĞRU ŞEKİLDE ÖRNEK ALMAK                                                                                                                                                      .      Sorular bunlarla sınırlı değildi: Müslümanların tümü aynı peygambere mi inanıyorlardı? Farz-ı muhal, inandıkları peygamber kabrinden kalkıp gelse, "peygamberimiz bir" diyenler ona karşı kaç tür tavır ortaya koyardı? Bir tel alabilmek için saçına sakalına hücum edenlerin yüzdesi, bir parça koparabilmek için elbisesine üşüşenlerin oranı ne kadar olurdu?
Ya hiç tanımayacak olanların yüzdesi? Yoksa, "Benim zihnimde oluşturduğum imaj aslından daha iyi" deyip,gerçeğine sırt mı dönerlerdi? Peygamberlerini taşlayarak öldüren İnsanlar gibi taşlayanlar da çıkar mıydı?
      Her şey için geçerlidir: Bir şeyin gerçeği kaybolunca, imajı oluşturulur. Oluşturulan imaja "tasavvur" denir. Müslümanların zihninde oluşan peygamber tasavvurlarını merak edip araştırsak, birbirine hiç uymayan kaç peygamber tasavvuru çıkardı dersiniz?                                                           .      Şu bir gerçek ki, bir peygamber iki tür yaşar: Birincisi fiziki varlığıyla, ikincisi misyonuyla. Bir peygamber iki kez öldürülebilir: Birincisi fiziki varlığını ortadan kaldırarak, ikincisi misyonunu ortadan kaldırarak. Eğer peygamberin fiziki varlığı ortadan kaldırılmış fakat misyonu yaşıyorsa, o gerçekte yaşıyor demektir. Çünkü peygamberi peygamber yapan bedeni değil mesajıdır. Fakat, eğer ortadan kaldırılan misyonu ise, işte peygamber asıl o zaman ölmüş ye öldürülmüş demektir.                                                                                                                                        .     Bu yazıda  kim?" diye soracak olanlara sıralayalım:
       1. Olağanüstüleştirilip melekleştirilerek hayattan dışlanan Muhammed (asm) : O kimileri için arkasından gözyaşı dökülen anı,onlar onun arkasından ağlamayı önlerinde görmekten fazla severler.O nun sakalını misyonundan fazla severler.O tarihin konusudur.İlahi mesajı iletmiş ve misyonu tamamlamıştır..
       2. Aşağılanarak, Allah'la insan arasında postacı seviyesinde -özürle- bir 'ara kablosu' gibi algılanan Muhammed (asm).
       3. Bunların dışında ve karşısında yer alan Kur'an'ın tanıttığı ve kendisinde ahlaka dönüştüğü, sözcüğün en mükemmel çağrışımlarıyla 'insan' ve 'elçi' Muhammed (asm). Ve bütün bu farklı yaklaşım ve tasavvurlar arasında kaynayıp giden 'örneklik misyonu.'
İnsanlar sesi herkesten gür çıkan, boyu herkesten uzun görünen, teni misk ü amber kokan,abdesti şifa olan, gücü kırk erkek gücüne denk olan bir peygamberi örnek alamazlar. Böyle bir peygamber tasavvurunun amacı insanlara "örnek göstermek" değildir; sadece ıslık çaldırmak ve Peygamber'i insan elinin ulaşamayacağı bir yüksekliğe (!) sürgün etmektir.

        Böyle bir tasavvurun sahibi, "hayran" olur ama "örnek almaz"; belki "kurban olur" ama onu "hayata taşıyamaz." Zaten böyle bir peygamber tasavvuru ancak uğruna ölmeye yarar, onu ölü çağlara hayat veren bir âbıhayat gibi taşımaya, yaşamaya, yaşatmaya değil. Aslında bu iki dengesizlik, sonuçları açısından aynı gözede buluşmaktadırlar: Peygamber'i hayattan dışlamak. Amiyane tabirle bu sonuca 'topu taca atmak' da diyebiliriz. Ne var ki, peygamberi hayattan dışlama işini biri 'yüceltme' tavrı altında icra ederken diğeri 'indirme ve indirgeme' tavrı altında yapmaktadır. Neticede iki tavır da aynı kapıya çıkmaktadır.
       Oysa ki Kur'an, Hz. Peygamber'in "örnek insanlığına" vurgu yaparak bu tavırların ikisine de daha baştan set çekmiştir. Bu mesajı Hz. Peygamber de içselleştirerek şu ölümsüz uyarıyı yapmıştır: "Meryem Oğlu'nu olağanüstüleştirdikleri gibi beni de olağanüstüleştirmeyin. Ben yalnızca bir kulum. Deyin ki: O Allah'ın kulu ve elçisidir." Hıristiyanlar peygamberlerini yüceltme adına tanrılaştırdılar. Allah'ın kulu ve güzel peygamberi İsa, asıl tanrılaşınca öldü.Onu öldürenler onu tanrılaştıranların da kendileridir.Çünkü insan putlaştırılınca örnek olarak hayatın içinde yaşama imkanını yitirir.

: “CAHİLLER DİNDEN İSKONTO YAPARLAR, CAHİL SOFULAR DİNE ZAM YAPARLAR.”

     a-“BUGÜN İNSANLAR ZİHİNLERİNDE BİR MUHAMMED İMAL EDİYORLAR.”                                                                                               .       Muhammed dünyaya bir tane geldi ama biz onu üç tane yaptık. Yani onun imajı çok, hakikati tek. Onu seviyorum, onu çok seviyorum, onun üretilmiş imajları var. Bu üretilmiş imajlar O değil. Yani insanlar zihinlerinde bir Muhammed imal ediyorlar. Mesela bu Muhammedlerden birinin sırtında kaftan, altında taht, elinde altın asa, başında da altın taç var. Yani bu kral, bu sultan. “İşte Muhammed, bu!” diyor adam. Ama Muhammed, o değil. Muhammed kuru et diyen bir kadının oğlu. Kendi öyle diyor. Senin söylediğin oluşturulmuş bir imaj. Birinde buharlaştırılmış bir Muhammed var. Buharlaştırılmış, göklere çekilmiş bir Muhammed. Ancak göklere bakıp ıslık çalacaksın, ‘O nerede?” diyeceksin ve bay bay edeceksin. Onun için iki türlü imajdan söz ediyorum.                                                                                                                                                      .    b-“MUHAMMED'İN (SAV) MİSYONU, ‘ARA KABLOSU’ (HAŞA) DEĞİLDİR”

         İkincisi ise, yere geçirilen yani aşağılanan, ara kablosu seviyesine indirgenen Muhammed imajı. Geldi kabloyu taktı, biz vahyi download ettik, -haşa- Peygamber ara kablosu işlevi gördü, Allah çekti fişi, gitti. Bu bir hakarettir! Muhammed aleyhissalatu vesselamın misyonu, ‘Ara kablosu’ değildir haşa. O bir modeldir,O bir örnektir. Bir de karşıda görüş vardır. aşırı yüceltme. Hıristiyanların Hz. İsa’ya yaptığını farklı bir boyuttan bizim de Allah resulüne yapıyor olmamız. İkisinin de ortak yönü şudur, hayattan dışlamadır. Yani Muhammed ile çağdaş olma şansımızı elimizden alıyor bu iki imaj.

       Oysa ki biz, Hz. Muhammed ile arkadaş olabiliriz. Hz. Muhammed ile çağdaş olabiliriz, yan yana olabiliriz. Ben çağdaş olduğum Muhammed’i çok seviyorum, ben hemen arkasından yürüdüğüm Muhammed’i çok seviyorum. Yani arkadaş ve kardeş olabileceğim Muhammed’i çok seviyorum. Ben bu çağdan ona sahabe olunabileceğine inanıyorum. Kardeş olunabileceğine inanıyorum. Kendisi de ta yaşadığı çağdan bizim ki de dahil tüm gelecek çağlara ve kuşaklara seslenerek “kardeşlerim” dememiş miydi bizler için? Onun yaşadığı hayatın bu çağa taşınabileceğine inanıyorum. Onun örnek olduğuna inanıyorum. Üretilebilen bir şeye denir örnek diye. Üretilemeyen şey örnek gösterilemez. Allah onu örnek göstermişse, her çağda üretilebilir misyon var demektir.

         Sünnete bağlı olanlar da görülen sünnete aykırılıklar: Ben bu İslam toplumunun, dünya İslam ailemizin, büyük Müslüman ailemizin şu an hali hazırdaki durumunu kıyasıya eleştirmeyi biraz insaf dışı bulurum.Çünkü şuandaki Müslümanlar maalesef Müslümanlığa yakışmayan haller içine girebiliyorlar.

     Yani birileri din adına terörizm yapıyor(Hizbul vahşet), dağa çıkıyor, ellerine silah alıyor, sağı solu dağıtıyorlar, haksız yere insan öldürüyorlar. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok fakat öncelikle bu aileyi kim dağıttı sorusunu yok edecek tarzda bu meseleye yaklaşmak, aslında meseleyi hakkaniyetli ve adil biçimde ele almamak demektir. Yüzü, elleri pis, üstü başı pislik içinde, burnu akmış bir çocuk…Ve siz bu çocuğa bakıyorsunuz, -“Pis çocuk “diyorsunuz, fakat arkadan birisi geliyor size, -Biliyor musunuz, bu çocuğun annesi yok,babası yıllar önce öldü! biliyor musun bu çocuğun kardeşlerini kaçırdılar, kimisini evlat edindiler... Bunu duyduğunuzda ‘Pis çocuk’ sözünü bir daha tekrar eder misiniz? Etmezsiniz. Büyük ailenizin içindeki yaramaz çocukların şu andaki durumu bu.Bunların yaptıklarını kimse doğru bulmaz ancak onların bu hale gelmesinin de sebeplerini bilmek lazımdır.Ama İslam’ı bunlar temsil edemez: İslam’ın adalet simgesini, sembolünü zedeleyecek davranışlar gösteren Müslümanlar, İslam’ı temsil edemez.

        “BU TOPRAKLARIN EN BÜYÜK PROBLEMİ, BABASININ DİNİNİ ALLAH’IN DİNİ ZANNETME PROBLEMİ.” Bu çok büyük bir problem. Bu da şundan kaynaklanıyor. İnsanlar bir pantolon alacak olsalar; kapı kapı dolaşıyorlar, markasına, kumaşına, dikişine…her şeyine bakıyorlar ama bir din almaya kalktıkları zaman hiçbir şeyine bakmıyorlar.

Peygamberin her sünnetini örnek almamız gerekir mi?                                                                                                                                                    .      Allah resulünün Arap olması,dalgalı saçlarının olması sünnet değildir. Peygamberin ağlaması sünnet değildir..O, ateşli hastalık geçirmiş ama sünnet değildir.Bir gün peygambere ”Keler (çöl sürüngeni)ikram edilir,Peygamber ben yemem ama  siz yeyin.”buyurmuştur.Peygamber kabağı severdi.Sen sevmiyorsan dinden çıkmazsın.O nun yediği kabak pişirilerek yenilen değil bir tür acurdur..Arap mutfağında yemek pişirme o zaman bu kadar önemli değildi.

 Allah resulünün insan olduğu için yaptıkları,--Komutan olarak yaptıkları-Baba olarak yaptıkları,eş olarak yaptıkları-devlet başkanı olarak yaptıkları-Peygamber olduğu için yaptıkları, İnsan olduğu yaptıkları bizim için önemlidir.Onun en önemli misyonu peygamberliğidir.

PEYGAMBER VE KÖLESİ UKKAŞE :Kur'ân-ı Kerim'in nüzulünün tamamlanması ve Peygamber Efendimizin (asm) vefatının yakınlaştığını hissetmesinden sonra, Bilâl-i Habeş (ra) aracılığıyla Müslümanları toplayarak tebliğde bulundu. Konuşmasını tamamladıktan sonra ashabına dönerek, "Sizden kime bir haksızlık yapmış isem, şimdi benden hakkını alsın, ahrete bırakmasın" dedi. Bunun üzerine Ukkaşe, bir savaş sırasında, Peygamber Efendimizin değneğinin sırtına değdiği söyledi. Habibullah da, bir değnek getirmelerini ve Ukkaşe'den de gelip değnekle hakkını almasını söyledi. (Orduların komutanı-devlet başkanı peygamber..)Bu durum karşısında hayrette kalan sahabe donup kaldı. Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Ali başta olmak üzere, öne çıkıp, değnekle Ukkaşe'nin kendi sırtlarına vurmasını söylediler. Daha sonra bunlara, Peygamber Efendimizin torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin de benzer teklifte bulunarak katıldılar. Ancak, Peygamber Efendimiz bunların hiçbirine izin vermedi. Sırtını açarak (Ukkaşe, kendisine değnek değdiği zaman sırtının açık olduğunu söylediği için) Ukkaşe'ye, "hakkını al" diyerek vurmasını istedi. Ukkaşe, Peygamber Efendimizin açık sırtını öperek, "anam babam sana feda olsun Ya Resulallah! Senden hak iddia etmek benim ne haddime!" diyerek karşılık verdi. Senin sırtında ki peygamberlik mührünü görmek istedim ondan böyle yaptım,beni affet dedi. 

PEYGAMBERE UYMA DA ÖLÇÜ                                                                                                                                                                                   .         Onun için Kur’an insanlık tarihinin tecrübesini, geldiği, indirildiği ilk muhatapları olan nesle sunuyor ve diyor ki; İnsanlık tarihinin tecrübesi ile sabit. Siz den öncekiler, bir takım ek yükümlülükler yüklendiler. Zorlayarak. Talep ettiler, ama altından kalkamadılar. Sonunda beceremediler.

       Hatırlayacaksınız bu noktada daha önce geçen bir ayeti tefsir etmiştim. Ayeti kerimenin tefsiri sırasında da şu meşhur hadisi iletmiştim. “Siz yılmadıkça Allah yılmaz. Siz usanmadıkça Allah usanmaz.” Peygamberimiz böyle uyarıyor. Kendisine gelip de; biz dağa çıkacağız, ailemizi bırakacağız, dünyadan el etek çekeceğiz, geceleri sabahlara kadar ibadet, akşamlara kadar oruçla geçireceğiz, et yemeyeceğiz, bir takım zevk ve lezzet aldığımız şeylerden vazgeçip kendimize yasak kılacağız onları. Yani çileci bir hayat süreceğiz. Diye bu teklifle gelen, ya da böyle bir karar alanların kararını öğrenince onları çağırtıp onlara böyle demişti.

- Ben size güzel bir örnek değil miyim, Ben yerim, oruç tutarım. Ailemle beraber olurum, ibadet de ederim.

Yani dengeli bir hayat sürerim. Herkesin hakkını herkese veririm. Yani, çevremin hakkı var, ailemin hakkı var, nefsimin hakkı var, Allah’ın hakkı var. Bu hak ve hukuku dengeli biçimde eğer gözetmezseniz, birinin hakkını diğerine geçirmiş olursunuz. Dolayısıyla dengeyi bozmuş olursunuz. Onun için siz yılmazsanız, usanmazsanız Allah usanmaz.” Diyordu onlara.

İşte bu uyarı çerçevesinde aslında bu surede geçen o laif motif, o dip akıntısının bir devamıdır ve daima ayetler boyunca, pasajlar boyunca hep bu işleniyor. Allah’ın insana merhametli olduğu, Allah’ın kişiye, insana, insanın kendisine olan şefkatinden daha fazla şefkatli olduğunu gösteriyordu bu ayetler. Yine aynı konu ile ilgili devam ediyor müteakip ayet;

 

Kaynaklar:Kur’an-Kerim(T.C.Diy.işl.bşk.Terc. ank.)Meb Din kül ve ahlak bil.Orta öğretim,İ.Öğrt. öğretmen klavuz kitabı (2010 ank), 1999 ve sonrası Meb. din kül kitapları T.C.diy.işl.bşk.yayınları:İslam ilmihali(II cilt),İslam ansiklopedisi(42Cilt),Meb orta öğretim Lise,ilköğretim din kül kitapları,Değişen 2005 Tarihli din kül ve ahl.bil Müfredatı,1739 sayılı Milli eğitim temel kanunu(Özellikle 10.madde),Anayasanın tecziyelendirme ve kamu hakları hukuku ile ilgili maddeleri,Meb Öğretmenin görev ve sorumluluklarına dair yönerge,genelgeler. Ayetler ışığında bilim (T.C.diy işl.bşk yay.Onk Dr.Haluk Nurbaki),Atatürk’ün oluşturulmasını emrettiği Hak Dini Kur’an dili adlı Tefsir kitabı (10Cilt),T.C.İlahiyat Fakülteleri dergileri.T.C.Meb İstanbul Valiliği “Değerler eğitimi genelgeleri”(oluşturulmak istenen hedef değerler)- www.diyanet.gov.tr,Dinimi öğreniyorum (T.C.diy.işl.bşk.yay.ank.) Not: Bu yazının bir kısmı, Diyanet Aylık Dergi Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır.                                                                       Prof. Dr. Bünyamin Erul   T.C.Diyanet işleri Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi


 

 

     

 



 

Bu haber 1835 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HZ MUHAMMED İ ANLAMA(S46-53)12/Ü3

DÜNYAYI KURTARACAK TEK AYET

DÜNYAYI KURTARACAK TEK AYET DÜNYAYI KURTARACAK AYET

"KALPLER ALLAH I ANMAKLA HUZUR BULUR”

HER GÜZELLİK ULAŞILDIĞINDA BÜYÜSÜNÜ KAYBEDER!HEP REVAÇTA OLAN ALLAH AŞI VE SEVGİSİDİR.

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 57
Haber 1098
Yorum 115
Haber Okuma 2117009
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi