BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR

ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR

Tarih 30/Nisan/2016, 14:00 Editör BİLGE BİLGE

NEDEN TESETTÜR/BAŞÖRTÜSÜ (BİR DENEME)

            " ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR"


            "ERTELEYENLER, HELAK OLDU"(Hz Muhammed sav.)

      
       Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoförleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım, ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.

    Hayır; bu, herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek, erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de, bu, bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem, benim dişiliğim değildi. Problem, cinselliğim, daha doğrusu, bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı, benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.

     Peki, ben kim olduğumu bildikten sonra, onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet, vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine, meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı, sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım, bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de, bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?

     Yaşadıklarım, beni kimliğimle ilgili sorularla baş başa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise, kimliğimin sürekli değiştiğini fark ediyordum.

ÖRTÜNME TECRÜBEM

     Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem, bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak ‘giyinerek’ dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz, uzun kollu pamuklu bir gömlek, kot, spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor, öyle de hissediyordum. Tabiî ki, gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim, çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.

     Yine de, insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını, daha önceden olduğu gibi, üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana ‘kardeş’ diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını fark ettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı, çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim, çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim. Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden, sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.

ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ

     Mağazanın dışında, birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine, “Ben Müslüman mıyım?” diye sordum. Bana, aslında nefes alan ve teslim olan herşeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime, ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında, Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim, camiye gidiyor, oruç tutuyor değildim, sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de, bütün bunlar, Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar, içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.

     Gördüm ki, kendi içimde nasıl olduğum, örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama, örtülü olmam, başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.

UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI

     Ben, erkeklerden saygı aradığım için, örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri, Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak, örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra, bu görüşün uydurma, kasıtlı, ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra, tesettür hiç de zulüm filan değildi.

     O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve, hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi, kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın, başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu, kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense, fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki, tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil, cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi, diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.

     (Bu yazı, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib’de Ekim 1994’te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin, üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.)

KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜNÜ EMREDEN ,NUR SURESİ 31. AYET "

         "  Mü'min kadınlara da söyle: Hain bakışlardan sakınıp, zerâfetlerini koruyarak önlerine baksınlar. Namus ve iffetlerini muhafaza etsinler, bellerine sahip olsunlar. Açık olması zaruri olan yerleri (el ve yüzleri) hariç, cezbedici güzelliklerini göstermesinler. Başörtülerini, gerdanlarını, gerdanlıklarını açıkta bırakmayacak şekilde göğüslerinin üzerine sarkıtarak örtsünler.
       
          Zînetlerini, cezbedici güzelliklerini yalnızca kocalarının, babalarının, kocalarının babalarının, oğullarının, kocalarının oğullarının, erkek kardeşlerinin, erkek kardeşlerinin oğullarının, kız kardeşlerinin oğullarının, hemcinsleri olan kadınların, meşrû şekilde sahip oldukları, üzerlerinde meşrû hakları ve otoriteleri, kendileriyle düzgün insanî münasebetleri olan câriyelerin, kadına ihtiyacı kalmamış cinsî güçten düşmüş erkek hizmetkârların, yahut henüz kadınların mahrem yerleriyle ilgilenmeyen, farkında da olmayan çocukların yanında açabilirler.

          Gizlemekte oldukları güzellikleri, takıları anlaşılsın diye ayaklarını yere vurarak erkekleri tahrik etmesinler.

        Ey mü'minler, hepiniz birden günah işlemekten vazgeçip Allah'a itaate yönelerek tevbe edin ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz. 
     "


Sorularla İslamiyet







Başörtüsünün Psikolojik Boyutu
Nihat Kaya, Psikiyatr

Makalemizde aşağıdaki konulara değinerek, sıralanan sorulara cevaplar bulmaya çalışacağız. Bu yazının bütünü tamamen kendi gözlem ve düşüncelerimle ulaştığım tespitleri ifade etmektedir.

1. Neden bazı kadınlar örtünüyor?
2. Neden farklı örtünme şekilleri var?

Diğer yandan, özgür iradesiyle giyim tarzını belirleme hakkını kullanmak temel bir insanî haktır. Örtünen ya da örtünmeyen bir hanıma tercihi konusunda eleştiri yapmak, yadırgamak, baskı yapmak, dışlamak, tercihini değiştirmeye zorlamak insan hakları ihlalidir. O kişinin kişilik haklarına, psikolojisini bozmaya yönelik bir müdahaledir.

İnsanların iradeleriyle yaşam biçimlerini belirlemeleri doğal bir durumdur. Nitelikli, özgüvenli, girişimci, sorgulayıcı insanların çoğalması için özgürlükçü ortamlara ihtiyaç vardır.

Örtünen insana yapıldığı gibi, örtünmeyen insana da baskı yapılması antidemokratiktir; kişilik haklarına saldırıdır. Biliyoruz ki, özgür iradeyle ortaya çıkmayan bir ibadet/davranış biçimi muteber değildir. Böyle durumlarda zorlama/ikiyüzlülük sözkonusu olacağından bireylerde psikolojik tahribatlar yapar. Tercihlerinin hangi şekilde olacağına bireyler kendileri karar vermelidirler.

Başlangıçtaki "Neden bazı kadınlar örtünüyor?" sorumuza dönersek, amacı ne olursa olsun bu, onun tercihi veya davranışıdır. Kişi kendisini nerede konumlandırıyorsa oradadır. "Hayır yerin orası değil, bizim göstereceğimiz yerdir." demek ilkel ve çağdışıdır.

Başkalarını örtünmeye zorlamamak şartıyla, nasıl örtünürse örtünsün bana ne, sana ne, ona ne, kime ne?


5. Örtüye verilen anlamlar ve örtünün bazı kadınlarda oluşturduğu psikolojik etkiler nelerdir?
6. Bazı olaylar/durumlar sonucu örtünenler ve bunun sonuçları nelerdir?
7. Başörtüsü yasağının bireylerde ve toplumsal yaşamda psikolojik ve sosyal yansımaları nasıldır?

1. Neden Bazı Kadınlar Örtünüyor?

Örtünme davranışı, daha çok Müslüman ülkelerdeki kadınlar arasında yaygındır. Örtünen bir kadına, "Niçin örtünüyorsun?" diye sorarsanız size, "inancımın gereği", "geleneklerim gereği", "ailemin isteği üzerine", "kocamın/abimin zoruyla", "ortamın gereği..." gibi cevaplardan birini verebilir. İster isteyerek, isterse baskıyla örtünsün ortaya bir davranış biçimi çıkmaktadır.

İnsanların davranışlarını neler belirler?

1. Genetik yapı,
2. Fiziki/coğrafi çevre ve şartlar, 
3. Yaşadığı toplumun gelenek ve görenekleri,
4. İnançlar ve din anlayışları,
5. Günümüzde kitle iletişim araçları ve popüler kültür,
6. Aldığı aile-toplum-okul eğitimi ve öğretimi

Bir kadının kendi iradesi ya da başkasının zorlamasıyla örtünmesinin arkasında bir düşünce/inanç/gelenek/anlayış yatmaktadır.

Dini inanç gereği örtünen bir insanın kişiliği ağırlıklı olarak din eksenli oluşur. Dinin öğretileri yaşamında belirleyici temel unsurlardır. Dolayısıyla, "İnancım gereği örtünüyorum." diyen bir insanın inancını sorgulayamazsınız. Çünkü, o inanç ve inancın pratik yaşama yansıyan davranışları, o insana bir kimlik/kişilik kazandırmıştır. Örtüsü sorgulanan, reddedilen bir kadın, kişiliğini koruma güdüsüyle hemen savunmaya ve kendisini korumaya çalışacaktır. Örtü, kişiliğin ayrılmaz parçasıdır. Örtüye de, kişiliğe de yapılan eleştiriler inancına yapılmış olarak algılanabilir.

Diğer yandan, özgür iradesiyle giyim tarzını belirleme hakkını kullanmak temel bir insanî haktır. Örtünen ya da örtünmeyen bir hanıma tercihi konusunda eleştiri yapmak, yadırgamak, baskı yapmak, dışlamak, tercihini değiştirmeye zorlamak insan hakları ihlalidir. O kişinin kişilik haklarına, psikolojisini bozmaya yönelik bir müdahaledir.

İnsanların iradeleriyle yaşam biçimlerini belirlemeleri doğal bir durumdur. Nitelikli, özgüvenli, girişimci, sorgulayıcı insanların çoğalması için özgürlükçü ortamlara ihtiyaç vardır.

2. Neden Farklı Örtünme Şekilleri Var?

İnancın gereği olarak örtündüklerini söyleyen bayanların hepsi aynı tarzda örtünmüyorlar. Yöresel, coğrafi, hatta ülkelerarası farklılıklar dikkat çekiyor. Bunu nasıl izah edebiliriz? Şöyle ki;

a. Bireysel olarak, ana kaynakları, öğretileri yorumlamak ve kendisine uygun gelen biçimi oluşturmak.
b. Yaşadığı ortam ve kültürden etkilenmek.
c. Kendisine "dayatılan" formata bürünmek (İran, Taliban örneği).
d. Mensup olduğu dini cemaat veya tarikatin öngördüğü tarzı benimsemek.
e. Coğrafi-fiziki iklim durumlarına göre örtünmek.
f. Egemen kültürün etkisinde kalmak (buna popüler kültür de dahildir).

Farklı örtünme şekillerinin olması da çeşitlilik ve çoğulculuktur. Bu aynı zamanda "dini dogma"ların da değişik algılandığının bir göstergesidir. Diğer yandan örtünün şekli, o kişinin değer yargılarını, kişiliğini, sosyo-ekonomik-kültürel seviyesini de yansıtabilir.

c. Koyu renkli pardösü ve koyu renkli başörtüler tercih etmek ne anlamlara gelir?

"Tesettür anlayışım bu."
"Dikkat çekmemeliyim, cazip olmamalıyım."
"Tacizlerden bu şekilde sakınabilirim."
"Kendimi böyle daha özgür hissediyorum."
"Renk uyumundan ve estetik zevklerden bihaberim."
"Kadınlığımı ve cinselliğimi baskılamalıyım."
"Bana böyle yakıştığı için tercih ediyorum."
"Depresifim, içim karanlık"

d. Farklı canlı renklerde eşarp ve pardösüler ne anlamlar içerir?

"Tesettür anlayışıma bu şekil uygundur." 
"Açık renklerle daha rahat ediyorum."
"Örtünüyorum, ama renkleri ve desenleri uyduruyorum, estetik değer ve zevklerim var."
"Canlı ve dışa dönüğüm."
"Benden çekinmeyin benimle iletişim kurabilirsiniz."

e. Başörtülü/türbanlı, fakat diğer giysilerini çoğunluğun giysilerinden tercih edenler. (Pantolon, üstü bluz, gömlek, kot)

"Sizlerden farkım sadece saçlarımın örtülü olmasıdır."
"Bana göre baş örtüldükten sonra gerisi önemli değil."
"Başım kapalı, ama her yerimi kapatmak istemiyorum, zorlanıyorum, daha hazır değilim."
"Eşim, ailem vs... istedi diye örtünüyorum. Başörtüm dışındaki kıyafetim, zaten böyle olduğunu size söylüyor."
"Bu şekilde sizlere daha yakınım, beni farklı görmeyin, dışlamayın, her ortamınızda bulunabilirim."
"Hayatın içindeyim, dışa dönüğüm."

b. Özgür iradesiyle örtünen kadın psikolojisi ve davranışı:

Okuduğu kaynaklardan ve aldığı eğitimden; gördüğü telkinlerden, örnek aldığı modellerden etkilenerek bir insan örtünebilir. İnanarak, iman ederek tesettüre giren bayan, ne yaptığından emin ve özgüvenli olur.

Her türlü eleştiriye, baskıya rahatlıkla karşı koyabilir. Gerekiyorsa, tesettürü için fedakarlıkta bulunabilir.

Örtünme şeklinde "tesettürün ruhuna" uygun neyse onu kabul eder. Bunun estetik bir hale gelmesine de dikkat eder. Olumlu veya olumsuz bir aşırı dışavurumdan kaçınır.

Davranışlarında "tesettür" anlayışını göstermeye gayret eder. Bulunması gereken ortamlarda olur. Başka arayışlara girmez.

Tesettürün aynı zamanda bir ibadet olduğu inancıyla hareket eder.

4. Örtünmeyen bayanların örtünenlere farklı bakış ve davranışları

Örtünmeyen, ama ailesinde örtünen bayanların olması durumunda sıcak karşılama olabilir. Şayet kendisine örtünme konusunda baskı yapılmışsa, tepki duyup karşı durabilir. İçinde günün birinde örtünme meyli olanlar, genelde çok ılımlı ve sıcak yaklaşırlar. Örtünen bayanlarla aynı ortamda olan ve olumlu etkilenenler de pozitif düşünebilirler.

Örtünme olayına "kişisel", "insani tercih", "demokratik hak" olarak bakanların bir kısmı tesettüre karşıdır, fakat onun kullanılmasına karşı değillerdir. Yasaklamaya karşıdırlar. (Örn: Gülay Göktürk, Canan Barlas)

Dini inancı olmayan ya da zayıf olan bayanların bir kısmı, tesettürün hatırlattığı dini mesajlardan rahatsız olurlar. "Gerçekten din varsa, bazı kurallar varsa"nın çelişkisiyle yüzleşmek rahatsız ettiği için tesettürle karşılaşmak istemezler.

Kendisini kadın hakları savunucusu olarak tanımlayan bayanların bir bölümü bunu demokratik, inanç eksenli bir hak olarak görür. Diğer bölümü ise, "çağdışı anlayışlarla" "baskı altında kalan, kuşatılan, beyni yıkanan, zorla örttürülen" bayanları "esaretten" kurtarmak için tesettüre karşıdırlar ve yasaklanmasından yanadırlar.

Siyah çarşafı, estetik olmayan bazı örtü biçimlerini sırf estetik açıdan hoş bulmadıkları için karşı olan bayanlar da vardır.

Örtünün bir "simge, sembol" ve yaşam biçimi, ideoloji dayattığına inanan bayanlar da şiddetle örtüye karşıdırlar.

Örtünün kadını geri plana attığına, baskıladığına, erkeğe "kul" yaptığına inanan bayanlar da şiddetle örtüye karşıdırlar.

"Beni zorlamadıkça, karışmadıkça nasıl giyinirlerse giyinsinler" diyenler de vardır.

5. Örtüye/Örtünmeye Verilen Değişik Anlamlar ve Psikolojiler

Ailesinde dini yoğunluk yaşayan ve doğal sonuç olarak örtünen bayan, geleneksel yapının davranışını sürdürür; "anormal durum yoktur."

Araştırarak, içselleştirerek örtünen bayan sonucu "olması gereken" sıradan bir olay olarak görür.

Bazı bayanlar örtünerek Allah'a daha çok yaklaştıklarını düşünürler, manevi bir iklim yaşarlar. Bir kısmı, örtünmenin bir "ayrıcalık", "nitelik" olduğuna inanır. Örtünmeyen bayanlara acıyarak bakanlar olduğu gibi, onlar için dua edenler de olur.

Kendi yaşadıklarını, elde ettiklerini hemcinsleri de yaşasın diye onlara telkinde bulunan, "tebliğ" yapanlar da vardır.

Örtünün kesin bir "farz/emir" olduğunu kabul eden bayanların bir bölümü, hemcinslerine tebliğ yaparlar, Cenneti Cehennemi anlatırlar. Örtünmeye zorlarlar. Böylesi bir devirde örtünerek "büyük bir görev" yaptığına inanan kadın kendisini büyük mükâfatların beklediğine inanır. Allah'ın kendisini Cennete göndereceğini düşünür.

6. Bazı Olgular/Durumlar/Ani Gelişmeler Sonucu Örtünen Kadınlar ve Davranışları

İnsan hayatında ani kayıplar, kazalar, hastalıklar, aşklar, ihanetler, terk edilmeler gibi beklenmedik olaylar meydana gelebilir. Bunlar gibi zayıf, aciz, çaresiz duygulanım içerisindeki bir çok insan "dine yönelir." Kadınların bazıları bu durumda örtünmeye ve dini vecibelerini yerine getirmeye başlarlar.

Örneğin, ebeveynlerinden birini kaybeden bir bayan, onların hayattayken örtünme yönündeki telkinlerine uyarak, onları "mutlu" etmek için örtünebilir. Veya ölüm gerçeğiyle yüzleşen bir insan aniden örtünebilir.


7. Başörtüsü Yasağının Bireylerde, Toplumsal Yaşamda, Psiko-sosyal Yansımaları

Özellikle, 28 Şubat 1997'den sonra; ciddi ve kararlı bir şekilde başörtüsü birçok alanda yasaklandı. En büyük yasaklama üniversite öğrencisi kızlara uygulandı. Kamuda ve özel sektörün birçok kolunda bu yasaklama uygulamaları tatbik edildi. Öğrencilerin büyük çoğunluğu okullarını bırakmak zorunda kalırken, bir kısmı başını açarak ya da peruk takarak okuluna devam etmeyi tercih etti.

Maddi durumu iyi olan bazı kızlar da yurtdışında başörtüleriyle eğitim görebilecekleri ülkelere gittiler.

Diğer yandan toplumda daha önce olmadığı kadar kutuplaşmalar/ayrışmalar başgösterdi. Toplum, başörtüsü/türban takanlar ve takmayanlar, türbandan yana olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye bölündü.

28 Şubat’ın gerek teorisyenleri, gerekse uygulayıcıları "toplumsal mühendislik" yöntemleriyle çalıştılar. Medyanın büyük çoğunluğu sivil toplum kuruluşlarının ekseriyeti, üniversite öğretim görevlilerinin çoğunluğu bu projede yer aldı. 28 Şubat öncesi iktidarda olanların da, gerek bazı özellikleriyle gerekse davranışlarıyla bu sürece zemin hazırladığı dikkat çekti.

Bütün propaganda araçları aynı anda devreye sokularak "türbanın laikliğe aykırı olduğu" tezi işlendi. Sosyo-ekonomik-kültürel seviyesi yüksek kesimlerde bu tez büyük ölçüde makes buldu. Gerçi, yapılan bütün kamuoyu yoklamalarında toplumun % 70-75'lik ekseriyeti yasağa karşı olduklarını hep beyan etmişlerdi. Lakin, sivil-askeri bürokrasi kararını "yetkilerine" dayanarak vermişlerdi ve anketleri dikkate alacak durumda değildi.

Bu sürecin başörtülü kızlarda, onların ailelerinde ve toplumsal hayatta önemli etkileri olduğu görüldü.

Kutubun diğer yanında olanlarda, başörtülüleri rejim için tehlikeli "mahluklar" olarak görmeye başladılar. Yolda, değişik mekânlarda tesettürlü/türbanlı bayanlar yer yer aşağılanır oldu. Lüks araba kullanan tesettürlü hanımların arabaları tekmelendi, laflar atıldı. Kaliteli mekânlarda görülmeleri yadırgandı. Bazı askeri mekanların önünde diğer sivil halkla beraber balık tutmalarına müsaade edilmeyen durumlar yaşandı.

Kendilerine ait özel plajların muhafaza perdeleri, ayıraçları kaldırıldı.

Neticede, başörtülülerin yaşamı, geleneksel "ataerkil" anlayış çemberine sokulmaya çalışıldı.

Bazı başörtülü kızların aileleriyle ciddi çatışmaları/sorunları oldu. Maddi, manevi büyük emek vererek okuttukları kız evlatlarının eğitimlerini yarım bırakmamalarını istediler.

Kimi aile, "başını aç", "şeriatın kestiği parmak acımaz", "günahı onların boynuna" anlayışıyla hareket etti. Bazı kızlar ya başını açtı, ya da perukla okula devam etti. Bir kısmı da ailesine direndi. Önemli çatışmalar/gerilimler yaşandı. Kimisi evi terk etti. Kimisi ciddi depresyonlar yaşadı, intihara kalkıştı. Bazı aileler ise kızlarının kararının yanında yer aldı.

Başını açarak ya da perukla okula giden kızlar da rahat olamadılar. Yeni durumlarından dolayı, herkesin dikkati onların üzerinde oldu. Bazen hiç kimselere görünmeden sessiz sedasız okullarına gidip en arka sıralarda ders dinlemeye çalıştılar.

Başörtüleri çıkmış olsa da "kafa yapıları" aynı olduğu düşüncesiyle bazen dışlananlar, izole edilenler de oldu.

Bazı kızlar "onlardan" olduklarını göstermek ve kendilerini "onlara" sevdirmek için "onlar" gibi makyaj yapmaya, süslenmeye başladılar. Bir süre sonra bu yeni yaşam daha cazip geldi ve artık böyle "mutluydular".

Başörtüsünü çıkarmadığı için okulundan ve işinden olanlar büyük bir boşluk yaşadılar. Güven duygusunu kaybedenler oldu. Devletine, milletine olan güven ve bağlılıkları ciddi yara aldı. Bir kısmı kızgınlık, öfke, agresif duygular beslemeye başladı. Vatanlarında çaresiz, kimsesiz, güvensiz, yalnızlık çeken insanlar oldular. Dışlanmışlık, değersizlik duygusu bir çoğunda depresyonlar, panik-ataklar ve diğer psikolojik sorunlar ortaya çıkardı.


Kaynak: Köprü Dergisi, 2003, 84.Sayı



Mustafa Özcan
Yeni Asya Gazetesi yazarı

Bu haber 685 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SORULANLARA CEVAPLAR

KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI? (Nur, 31)

KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI? (Nur, 31) KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI?

REENKARNASYON OLABİLİR Mİ?

REENKARNASYON OLABİLİR Mİ? Reenkarnasyon (Ruh Göçü/Tenasüh) Mümkün müdür?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1057
Yorum 115
Haber Okuma 1915886
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi