BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
İSLAM NEDEN DOGMATİK BİR DİN DEĞİLDİR

İSLAM NEDEN DOGMATİK BİR DİN DEĞİLDİR

Tarih 14/Mart/2016, 23:22 Editör BİLGE BİLGE

İslam dogmatik bir din mi? İslam günümüz meselelerine hitap edebilir mi?

            İSLAM,DOGMATİK BİR DİN Mİ?

İslam dogmatik bir din mi?

  İslam günümüz meselelerine hitap edebilir mi?

 “Dogma” mahiyeti itibarıyla “kesin bilgi ve tartışılmaz doğruyu koyan bildirim”dir; bunu beşer /İnsan zihni koyar ve tartışılmasını yasaklar. Bir bilgi veya hüküm açık müzakere/fikir alışverişi, tartışma, tefsir(yorumlama) ve tevile/açıklamaya açık değilse dogmadır. Sonuçta denen şudur: “Bu böyledir, böyle düşünmek ve inanmak zorundasınız. Aksi yönde görüş beyan edecek olan cezalandırılır.” 

                                                                                                                                          .    http://www.youtube.com/watch?v=B7NjndLHAG4

   İslam düşünce geleneğinin parametresi “dogma” değil, “nass(ayet –hadis)”tır.

   Nass, tefsire, tevile(yoruma), müzakere(tartışma) ve ictihada(akıl yürüterek yeni fikirlere ulaşmaya) açıktır. Düşünme ve ifade özgürlüğü, nassın hikmetini ve maksadını anlamak bakımından kısıtlanması mümkün olmayan bir hakkın kullanımıdır. Ve genellikle bir nassın birden fazla ve üstelik birbirine aykırı yorumları olduğundan bu sayede birden fazla mezhep, fırka/grup ve ekol oluşmuştur.

        Dinin esası vahiydir. Vahiy olmadan insanlar akıl ile dinin hakikatlerine(cennet,ahiret) ulaşamaz. Akıl ise bu vahiy mahsulü olan dini anlamada kullanılır. İşte din vahyin ve aklın birleşmesiyle anlaşılır ve yaşanır. İşte hadisi şeriflerde meselenin bu iki yönüne vurgu yapılmıştır. Allah Teala, insana akıl ve fikir vererek Onun yaratıkları arasında seçkin ve ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını temin etmiştir. İnsan hayrı şerden, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, güzeli çirkinden, hakkı batıldan ayırt eder. Aklın tanımlarından biri: “İyiyi kötüden ayırt eden bir meleke”, diğeri: “(bk. Gazali, İhya, Kahire, 1938, I, 90)

           Burada şu soruyu sormak öteden beri âdet olmuştur: Madem ki ulu Allah insana hayrı, faydalıyı ve hakkı şerden, zararlıdan ve batıldan ayırt etmeye yarayan bir akıl vermiştir, peygamber göndermeye ve kitap indirmeye ne lüzum vardır? İnsanlar akıllarıyla dünyada hayatlarını düzenleyip mutlu bir şekilde ve huzurlu olarak yaşayamazlar mı? Ateistler, deistler ve vahye dayalı olmayan Brahmanizm ve Hinduizm gibi beşeri dinler dünyada mutlu bir hayat yaşamak için insana aklın yeterli olduğunu savuna gelmişlerdir.

       İslam alimleri ise çok önemli bir bilgi edinme aracı olmakla beraber aklın yeterli olmadığını, vahiy ile desteklenmesi ve tamamlanması gerektiğini ispat etmeye çalışmışlar, bu maksatla bu konuda çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bazıları kısaca şöyledir. Vahiy gelmemiş olsaydı bile dinde emredilen şeylerin güzel, yasaklanan şeylerin çirkin ve kötü olduğunu akıl bilebilirdi ama bunların tümünü bilemezdi. Mesela Allah Teala’yı bilirdi, fakat Onun sıfat, fiil ve isimlerini tam olarak bilemez, bu konuda herkes aklına göre farklı bir şey söyler, doğru ve gerçek olan bilinmezdi. İnsan Allah Teala’nın varlığını akılla bulur; ama Ona ibadet edip etmeyeceğini, ibadet edecekse hangi şekilde ibadet edeceğini kestiremez, herkes kendi aklına göre değişik bir ibadet şekli ortaya koyar, bu da çekişmelere ve karışıklıklara yol açardı. (bk. F. Razi, el Muhassal, Kahire, 1323. s. 156.) Razi, Peygamber göndermenin vahiy ile bildirilmemiş olsaydı insanlar ölümden sonra yeni bir hayatın bulunduğunu tam ve kesin bir şekilde akılla bilemezlerdi. Nelerin ahirette ecir ve sevap almaya, nelerin ceza görmeye ve azab çekmeye vesile olduğunu akıl ve fikirle kavrayamazlardı. Özellikle Allah ve ahiret konularında akıl yetersizdir. Vahiyle aklın aydınlanması şarttır. Gazali’nin de dediği gibi akıl temel, vahiy bu temel üzerine inşa edilen bina gibidir. Akıl göz, vahiy ışıktır. Ya da akıl lamba, vahiy onun yağıdır. Hak Teala “Nur üstüne nur” (Nur, 35) derken akıl ve vahiy nurlarına işaret ediyor. Akıl insanın içindeki şeriat, şeriat ise insanın dışındaki akıldır. Kur’an’da (bk. Rum, 30/30) akla din ismi verilmiştir. Fıtrat sağlam bir dindir. (bk. Gazali, Mearicu’l-Kuds, Kahire, 46)

           Akılla aydınlanmayan bir din hurafelere boğulur, taassup ve batıl inançlara saplanır. Vahiy ile desteklenmeyen akıl ise sapıtır, azgınlaşır, kudurur, sefahet ve ahlaksızlık bataklığına yuvarlanır, tanrılık iddia eder. Şu halde akli ve fikri hayatın vahiyle desteklenmesi bir zorunluluktur. Her toplum için dinin zorunlu olmasının sebebi budur. Cehenneme atılacak olanlar diyecekler ki: “Eğer vahye kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık, Cehennemlik olmayacaktık.” (Mülk, 10) Vahiy de, akıl da rehberdir.

      Kısacası akıl-vahiy ilişkisi şöyle ifade edilir:                                                                                         

      a) Aklı aşan ve akılla bilinemeyen ibadet ve ahiret konularında vahiy insana sağlıklı ve güvenilir bilgiler verir, ebedi mutluluğa giden yolu gösterir.

     b) Akılla bilinen ziraat, sanat, ticaret, iktisat, siyaset, hukuk ve ahlak konularında, vahiy akla yardımcı olur, onu destekler ve tamamlar.

     c) Sırf akılla bilinebilen aritmetik, geometri, fizik, kimya, mantık, astronomi, tıp gibi akli ve tecrübi ilimleri vahiy tavsiye ve teşvik eder. Daha önemlisi bu ilimlerin insanlığa zararlı olacak şekilde kullanılmasını önler. Bu üç alan nübüvvet bakımından önemlidir. Birinci alanda akıl vahye tabidir. İkinci alanda geniş ölçüde akıl hür ve serbest, üçüncü alanda ise tamamıyla hür ve serbesttir. Bu hiyerarşinin korunması halinde ne kadar hür ve serbest olursa olsun akıldan ve onun ürünü olan ilimlerden fertlere ve topluma zarar gelmez.

       A-İnsan aklının anlayabildiği(yoruma açık-şuhudi bilgi )alanlar: İslamın dogmatik olduğunu iddia edenlerin görüşleri:Varlıklar ,ayaltı(görünen) ayüstü(görünemeyen-Metafizik-aşkın)varlıklar olarak ikiye ayrılır.İnsan ,ayaltı(görünür )alemi kavrayabilir,algılayabilir ancak aşkın varlıklar alemini kavrayamaz çünkü insan fizik ötesi varlıkları kavrayacak potansiyelde yaratılmamıştır…Aşkın varlığın (İnsan varlık resmininin  tamamını göremez.Bütün akılları yaratan varlığın, söyledikleri aşkındır…işte İnsan bundan dolayı varlığı tam kavrayamadıgından islam dinine ve onun dusunmeyı ,OKU!(evrende ki varlıkları araştır çöz gibi emirlerini anlayamadıgı için ona dogmatik diyebilir) dogmatik diyebilir.)Allah evrende ki kader kanunlarını (biyolojik,fiziksel,toplumsal yasaları -kaderleri yaratan ve yöneten oldugundan )söyledikleri de doğal olarak söylenecek en son nokta ve en kapsayıcı olacaktır…

      ”Allah’ın nasıllığı “ konusu aklın kavrayabileceği alanlar arasında değildir,akıl kendisine bu konuda verilenleri anlayabilir…Allah’ın varlığının delilleri konusu olunca aklı bu alanda işlevsel olabilir –olması gerekir de..Sorun burada ortaya çıkmaktadır.İnsanın aklının alamadığı-akıl üstü-aklın sahasına indirgeyemediği konuları dogmatik diyerek reddetmesi veya ön yargı oluşturması ne derece doğrudur? Çünkü "Allah olarak akla gelen her resim şekil Allah değildir,çünkü Akıllar onu kavrayacak özellik ve potansiyelde yaratılmadıgından ;Aklın görevi onun yarattıklarını anlamak ve çözmek ve evrenı anlayıp ,deney ve gözlem yapmak ,sonuçlar çıkarabilmek vede burdan harektle evreni güzelleştirmek vede GÖRDÜĞÜ DÜZEN VE SANATTAN ,SANATIN SAHIBİNİ ANLAMAKTIR.Görünenin ardın daki görünmeyen eli anlamaktır.

        B-Aklın anlayamadığı alanlar(gaybi bilgi): Dogmatik,tartışılmaz,yoruma kapalıdır…Bir konuda evrensel aklın söylediği nihai doğrular hep aynıdır,bunları tartışmak ;onları bulundukları konumdan ileriye götüremeyeceği gibi daha doğrusunu ortaya çıkarmaz…Örneğin,”Hırsızlık yapmayın,dürüst olun,gökler yedi katmandır …gibi dinin ortaya koyduğu doğrular akılla anlaşılır ancak akıl, bunlardan daha doğrusunu ortaya koyamaz ,sadece bu doğruları daha anlaşılır hale getirebilir.

         Akıl üstü başka dır,akıl dışı başka! “ O gün zalim, parmaklarını ısırır 

       "Eyvah! der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ân’dan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır."(Furkan27)

       İslamın dogmalara karşı mücadelesi: . Bu Mücadele insanlığın varoluşuyla başlamıştır…İnsan aklı zaman zaman ipek böceği gibi kendisine koza örmekte ve kendi hayatını bozmaktadır.işte bu noktada içine düşülen bu dogmatizme Allah tarih boyunca hep müdahale etmiş ,kitaplar ,peygamberler göndermiştir…Peygamberlerin en çok mücadele ettikleri de bu tarz dogmatizmi savunan insanlar olmuştur…Lut kavmi içinde bulundukları dogmatizmin doğurduğu yanlışları o kadar kanıksamışlar ki bu konuda peygamberlerin sundukları akli delilleri dahi reddeder olmuşlardır…İbrahim peygamberin DOGMATİZME karşı tüm toplumla ve devletin başındakilere verdiği mantık mücadelesi ,Allah’ın ve İslamın-peygamberlerin dogmatizmle ne kadar mücadele ettiklerini gösterir. .

1-      ”Kendilerine: "Gelin, Allah’ın indirdiği buyruklara uyun!" denilince:"Hayır, biz babalarımızdan ne görmüşsek onu uygularız, sadece onlara uyarız" derler. Peki şeytan atalarını o alevli ateş azabına çağırmış olsa da mı onların peşinden gidecekler?”(lOKman 21)

2-          2-*DOGMATİK AKLIN EYLEMLERİ, HZ İBRAHİM'İN "ATEŞE ATILMASI ve DOGMATİK ANLAYIŞLA MÜCADELESİ! Bir yıl Babillilerin bayramı idi. Onların âdetlerine göre; bayram gelir gelmez, küçük-büyük, kadın-erkek, zengin-fakir kim varsa, bayram yerine koşarlardı. Şehirde kimse kalmazdı. O gün, putlara hizmet edenler de bayram yerine gitmeye hazırlandılar. İbrahim'e: -Sen de gel, birlikte gidelim, dediler.

           İbrahim: -“Bugün ben, yıldızlara baktım, rahatsızım gelemem”, dedi. Nitekim Kur'ân şöyle ifade eder:"(İbrahim), yıldızlara bir bakışla baktı ve dedi ki: 'Ben hastayım.' (Kavminden olanlar), ondan, yüz çevirip gittiler." [SAFFAT(37)/88-90] O zamanın halkı, yıldızlara bakarak, hareket ederlerdi. İbrahim, hasta olmadığı halde, onları ikna etmek için, onlar gibi hastalığı ile yıldızlar arasında ilişki kurmuştu. -Sen gitmiyorsan dışarı çık, kapıyı sıkıca kapayalım, dediler. İbrahim, kavmi gidince dedi ki: "Andolsun Allah'a, sizler dönüp gittikten sonra, putlarınıza tuzak kuracağım." [ENBİYA(21)/57]

3-               Ve kendi kendine şöyle söylendi: -Siz, sağlamca kapasanız da, vallahi ben, siz gidince kapıyı açarım. Putlarınızı kırar, paramparça ederim. Puthane hizmetçilerinden birisi, İbrahim'den bu sözü işitmişti: -Bu çocuk delidir! Ne söylediğini bilmiyor. Önem vermeden gitti. O da, bekçiler gözden kaybolunca, puthaneye gitti. Kapısını açtı. İçeri girdi. Elinde balta vardı. Putlara baktı, önlerine, türlü türlü yiyeceklerin konulmuş olduğunu gördü. Kâfirlerin âdeti şu idi ki, bayram için ne yiyecek pişirirlerse, büyük puta ondan bir pay ayırırlardı. Her putun önüne de, o yemeklerden biraz koyarlardı. Sonra o yiyecekleri alarak: -İlâhlarımızın bakışı ile bereketlenmiştir, derlerdi. Onları saklar, kendileri yerlerdi. İbrahim baltası elinde, putlara şöyle seslendi: -Niçin bu yiyecekleri yemiyorsunuz? Niçin cevap vermiyorsunuz? Söylesenize! Ama doğru! Yiyemezsiniz! O halde bu halka nasıl ilâhlık edersiniz? Dedi. Baltayı sağ eline aldı.Balta ile kiminin başını kırdı. Kiminin ayağını kesti.Kimini belinden ikiye ayırdı.Büyük puta ise ilişmedi. Onu, altın bir tahtın üstüne oturtmuşlardı.Türlü mücevherlerle de o putu süslemişlerdi. Baltayı, onun boynuna astı.Kapıyı, bekçilerin kapadığı gibi kapadı. Dışarıda oturdu, bekledi. Puthane hizmetçileri geldiği zaman, o hali görünce şaşırıp kaldılar.Hemen, o saatte gidip 'Nemrut'a haber verdiler: -Putlar kırılmış! Dediler. 'Nemrut', hemen yerinden fırladı. Puthaneye geldi. O hali görünce şaşırıp kaldı. Ve: "Dediler ki: 'Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerdendir.'"[ENBİYA(21)/59) Nemrut hizmetçilere kızdı: -Bunu yapan kim ise onu bulup, getirin! Dedi. İbrahim'in: -Siz gidin. Ben de putlarınızı kırarım! Dediğini işiten bekçi, Nemrut'a: -İbrahim adlı bir gençten, putlarınızı ben kıracağım! Diye söylendiğini işittik, dedi. Nemrut: -İbrahim'i bana getirin! Eğer bu söz doğru ise, işitenler tanıklık etsinler! Ben onun cezasını veririm! Dedi. Nitekim Kur'an şöyle der:"Dediler ki: 'Onu, insanların gözleri önüne getirin. Umulur ki onlar, şahitlik ederler." [ENBİYA(21)/61] Nemrut, ne kadar kâfir ise de, iki kişi tanıklık etmeyince hüküm vermezdi. Hem de şöyle düşündü: -Bu genç, Vezir'in oğludur. Suçlu değilse cezalandırmayalım. İbrahim'i getirdiler. "Dediler ki: 'Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?'" [ENBİYA(21)/62] .

4-              İbrahim:"Bilakis, onların büyüğü bunu yaptı. Şayet konuşabilirlerse, onlara sorun." (Peygamberin Dogma ya karşı mücadelesi) [ENBİYA(21)/63] Dedi. Sonra şöyle ilave etti: -Onlar, söyleyemeyecek olursa, o büyük puta sorun! Bu işi niçin yaptığını, söylesin! "Sonra başlarını çevirdiler. 'Sen gerçekten bilirsin ki bunlar konuşamazlar!'" [ENBİYA(21)/65]

5-             Dediler. İbrahim, bu sözleri işitince, şöyle dedi: -Bu putlar, mademki konuşamaz bunu biliyorsunuz, o halde kimseye fayda ve zarar veremeyecek şeylere niçin tapıyorsunuz? İbrahim Peygamber (aley¬hisselâm) babası Azer'e şöyle demişti: "Putları mı İlah ediniyorsun? Senİ ve kavmini açık bir sapmışlık içinde görüyorum "

6-             (Sâffât, 37/95) "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyor¬sun?" (Meryem, 19/42) O zaman putları kıranın İbrahim olduğu anlaşıldı. Nemrut: -Bunu cezalandırın, işkence edin! Dedi.(dogmatizmin sonucu)

              -Halkın dogmatik anlayışı- Bundan sonra da İbrahim, peygamberliğini açığa vurdu. Halkı, hakka çağırdı. Babilliler, İbrahim'e: -Atamızın, anamızın dinini bırakmamızı mı istiyorsun? Dediler. O da: -Ana ve atalarınız da sizin gibi sapkınlık içindedirler. Çünkü öyle bir şeye tapıyorlar ki, onlara ne faydası, ne de zararı vardır! Nitekim Allah(c.c) şöyle buyurur: "Biz bu delillerimizi, kavmine karşı İbrahim'e verdik. Biz, dilediğimiz kimsenin, derecelerini yükseltiriz. Muhakkak, senin Rabb'in, Hakim'dir, Alim'dir." [ENAM(6)/ 83]

              Nemrut, İbrahim'e: -Senin İlah'ın ne yapıyor ki bende onu yapayım? Dedi. Nitekim Allah(c.c) şöyle buyurur:"Allah'ın, kendisine mülk verdiği o kimseyi, görmedin mi? Ki o, İbrahim'le Rabb'i konusunda mücadele ediyordu. İbrahim dediği zaman, benim Rabb'im O ki, diriltir ve öldürür. (Nemrut) dedi ki: 'Ben de diriltir ve öldürürüm.'"[BAKARA(2)/258] Nemrut, zindandan iki kişi getirtti. Birisini öldürttü: -İşte, dedi. Diriyi öldürdüm! Sonra ötekisinin ellerini çözdürdü: -İşte, ölüyü de dirilttim! Çünkü elleri bağlı olan öldürülecek kimseydi. Şimdi onu bağışladım, salıverdim. Böylece ona hayat verdim! Dedi. Bunun üzerine İbrahim, Nemrut'a tekrar şöyle hitap etti(dogmatik olmayan akli kanıtlar sundu!) "İbrahim dedi ki: 'Muhakkak benim Rabb'im, Güneş'i doğudan getiriyor, sen de onu, batıdan getir.' (Bunun üzerine) o hakkı örten, şaşırdı. Muhakkak Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez. " [BAKARA(2)/258] İbrahim, bundan sonra yine halkı, İslam'a çağırdı. Fakat hiç kimse, olumlu cevap vermedi. Çünkü Nemrut'tan korkuyorlardı. Nemrut: -İbrahim'i bir eve kapatınız! Dedi. İbrahim, o hapishanede, bu şekilde bir süre kaldı. Bir süre sonra, babası Azer öldü. Nemrut'ta, İbrahim'e işkence etmeye ve öldürmeye niyetlendi. Bu nedenle de ateşe atmaya karar verdiler ve şöyle dediler:"Şayet yapacaksanız, onu(İbrahim'i) yakın! Ve ilahlarınıza yardım edin!" [ENBİYA(21)/68] Sonra, Nemrut'un emrince, yüksek bir yer yapıldı. Ateş yakılacak yeri çevirdiler. Nitekim Allah(c.c) şöyle buyurur:"'(İbrahim) için bir bina yapın da onu ateşe atın!' dediler."[SAFFAT(37)/97] Ateşin çevre duvarı, yapılıp- tamamlanınca, Nemrut emretti. Ateş için odunlar taşındı. Beli bükülmüş, ihtiyarlar, hastalar sürüne sürüne giderler, dağdan sırtlarında birer, ikişer odun getirirlerdi. Bizde bir hayırda bulunalım. İlahlarımıza yardım edelim. Onların düşmanını ateşte yakalım, derlerdi. Allah(c.c.), o zaman ateşe şöyle emretti: "Biz söyledik: 'Ey ateş, İbrahim'in üzerine soğuk ve selâmet ol!'" [ENBİYA(21)/69] Dinin kılavuzluğundan uzak kalan akıl ise, güneş olmadığı için göremeyen göz gibidir. Hakikatı idrâk edemez. Allah-u Teâlâ onlardan akıl ismini almış ve Âyet-i kerime’lerde onlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara: 44) “Onların çoğunu hakikaten söz dinlerler, yahut akıllanırlar mı sanıyorsun?” (Furkan: 44)

7-           3-Firavun ve Musa peygamber kıssası ve çıkarılacak dersler, 4-Hz Muhammed ile fikirsel tartışmaya giremeyenler de kendi ataları gibi baskı-haps ve işkenceye başvurmuşlardır.

8-       

9-      BU **BASKI VE İŞKENCELER ,DEĞER YARGILARINI DİNDEN ALAN AKILDAN DEĞİL HEP DİNİN KARŞISINDA Kİ AKILDAN ÇIKMIŞ,ÇIKIYOR! Tarihe baktığımız da Allah insanları DOGMAlardan kurtarmak tekrar insani değerler üzerine çekmek için hep peygamberler kitaplar göndermiştir.Dogma inanç sahipleri ise hep Bu peygamberlerin ve kitapların ,Allah’ın düşmanı olagelmişlerdir…İşin ilginç olan yanı ise Kendileri DOGMA olan ya da DOGMA üretenler ,dogmatizmin en önemli karşıtı olan İslama dogma demişlerdir… İslamın akla-düşünmeye verdiği önem: Aklı göze benzetirsek, din güneş mesabesindedir. Göz ne kadar keskin olsa da, gece karanlığında hiçbir yeri göremez, hiçbir işe yaramaz. 

                Aklın en büyük desteği dindir. Akl-ı selim, din ile birleştiği zaman, Hakk ve hakikatı tasdik eder ve Allah-u Teâlâ’nın methine mazhar olur. “O kullarım ki, sözü işitip de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. İşte bunlar öz akıl sahiplerinin tâ kendileridir.” (Zümer: 18) Alimin uykusu,cahilin ibadetinden daha üstündür”/bir saat düşünce üretmek nafile ibadet etmekten daha üstündür.”/Bilgin insan,bir problemin cevabını bulmak için aklını kullandığında;doğru sonuca ulaşırsa iki sevap,yanlış sonuca ulaşırsa 1 sevap alır”. İslam dininin emir ve yasakları%95 oranında akılla anlaşılır ancak bir kısım emir ve kurallar akılla kavranamadığı için akıl O bölgelere ulaşamaz,o alanda kanat çırpıp uçamaz.Yani akıl dışı başkadır,akıl üstü başkadır.. Kur an ın bir çok ayetinde geçen ,insanın kendini,varlığı,gökyüzünü,kendisine söylenilenleri sorgulaması emredilmektedir. Yaptıklarını sorgula. Ve Kur’an insana yaptığı eylemler için sorgulamadan imana etmeye davet ettiği falan yok. Aklını kullan aklın imana götürür diyor. "Ne zaman onlara: ALLAHın indirdiklerine uyun' denilse onlar: 'Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız' derler. Ya atalarınız aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?..."(Bakara 170)

10-    

11-   Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.(45.suresin 5.ayeti) 40:67 - "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)." 36:68 - Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güçve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı? 29:63 - Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardındanyeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah " derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah'a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar. :190 - Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.

12-    

13-   4:5 - Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin. Andolsun onlara: “Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. De ki: “Hamd Allah’ındır.” Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (ANKEBUT SURESİ / 63) 16:12 - Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır. -“ …düşünemiyor musunuz?(Bakara 44) “..Bunu düşünemiyor musunuz?(Ali İmran 65) “ Buna aklınız ermiyor mu?(Enam 32) 24-Denizlerde yüzen, dağlar gibi iri gemileri ,yüzmesinin sistemini kuran O dur. 19- Acı ve tatlı sulu iki denizi birbiri üzerine salarak yanyana getirdi.20- Ama aralarında birbirlerine karışmalarını önleyen bir engel vardır.(Rahman suresi) 19-“ O’na düşüncesini açıklamayı öğretti.5- Güneşin ve ayın konumları ve hareketleri belirli bir hesaba dayanır.6- Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.7- O, göğü yüksek yarattı ve evrene dengeyi koydu sakın dengeyi bozmayın!.

14-    

15-    17- O iki doğunun da Rabbidir, iki batının da. 33- Ey cinler ve insanlar, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşarak kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçınız. Fakat ancak özel bir gücünüz varsa bunu başarabilirsiniz. 60- İyiliğin, iyilikten başka bir karşılığı olabilir mi? 59- Peki, Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?(Rahman) “Acaba aklınızı kullanıp düşünmeyecek misiniz?"Hud 52) Bunun yanlış olduğuna aklınız ermiyor mu?" derler.(Bakara 76) “190- Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini kovalayışında derin düşünceliler için birçok ibret dersi vardır.(Ali İmran190)

16-    

17-   “3- Yedi göğü tabakalar halinde yaratan O'dur. Rahman'ın bu uyarmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?4- Sonra gözünü iki kez daha döndür bak. Göz aradığı kusuru bulmaktan umudu keserek yorgun ve bitkin bir halde sana döner.5- And olsun biz, dünyaya en yakın göğü lambalarla donattık. 15- Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor;

18-    

19-   21- Allah, rızkını tutacak olursa size rızk verecek kimdir?

20-    23- De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz."(Mülk Suresi) “Deki,Yeryüzünde gezin sonra peygamberleri kabul etmeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.(Enam11)buyurarak geçmiş milletlerden ve medeniyetlerden kalan eserlerden ibret almamızı İslam dini düşünmeyi(tefekkürü)nafile ibadetten daha üstün saymıştır.”Alimin uykusu,cahilin ibadetinden daha üstündür”/bir saat düşünce üretmek nafile ibadet etmekten daha üstündür.”/Bilgin insan,bir problemin cevabını bulmak için aklını kullandığında;doğru sonuca ulaşırsa iki sevap,yanlış sonuca ulaşırsa 1 sevap alır”. İslam dininin emir ve yasakları%95 oranında akılla anlaşılır.. Kur’an-ı Kerim, insanları imana davet ederken hiç şüphesiz öncelikle akıllara hitap etmeyi ve insanı tefekküre yöneltmeyi ideal prensip olarak kabul etmiştir. Ve insanlar da ancak tefekkür sonrası bir olgunluk sayesinde imana ulaşıp iki cihan saadetine ulaşabilir. Böylesi insanlar Kur’an-ı Kerim’de temiz akıllı olarak zikredilmekte, dolayısıyla övülmekte ve iki cihan saadeti ile de müjdelenmektedir. Aklını kullanmayıp dalâlete düşenler ise ebediyyen kalmak üzere cehennem ile uyarılmaktadır. Üstelik aklını kullanmayıp tuğyan ve dalâlette kalmayı tercih edenler, daha bu dünyada yaratıkların en kötüleri olarak vasıflandırılmaktadır. (Bakara, 118, 219, 242, 269; Al-i İmran, 7, 190; Araf, 179, 184; Hud, 114; İbrahim, 52; Nahl, 12, 16, 41, 48, 67, 97; Rad, 4, 19; Enbiya, 30-34, 51, 67; Hac, 65; Sad, 29; Zümer, 9, 18, 21; Kaf, 6-8; Casiye, 13, 20; Enam, 6, 55, 82; Sebe, 9; Fatır, 36-37; Rum, 8; Yasin, 11, 77; Ahkâf, 33; Yunus, 64, 105; Enfal, 22; Mülk, 3, 5, 12, 19; Ankebut, 10, 44; Naziat, 27; Beyyine, 6-7; A’la, 10-11) Akıl nimetini Allah’ın istediği istikamette kullanmayanların kişilik yapısını ve akıbetlerini Kur’an-ı Kerim açık ve net olarak haber vermektedir. İşte bazı örnekler: - “Ve eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi şu alevli cehennem mahkumları arasında olmazdık diye ilâve ederler. ” (Mülk, 10-11) Bu ayette son derece önemli bir mesaj bulunmaktadır. Şöyle ki Allah’ın huzurunda günahlarını itiraf edenler, eğer bizim aklımız veya kulağımız olsaydı demiyorlar, aksine kulak vermiş olsaydık veya aklımızı kullansaydık derler. Bu da zaten kendilerine Allah tarafından verilmiş olan akıl nimetini doğru kullanmadıklarını açıkça göstermektedir. Allah’a kavuşmayı(dirilmeyi-inanmayı-dini) yalan sayanlar hiç şüphesiz ziyana uğradılar. Nihayet beklenen vakit ansızın geldiği zaman bunlar “günahlarının yükünü taşıyarak dünyadaki taksiratımızdan(günahlarımızdan), vaktimizi boş yere israfımızdan dolayı yazık bize” derler. Onların taşıdıkları yükler ne fena şeydir.” (Enam, 31) Bu ayet de aynı şekilde dünyada aklını kullanmayanların mahkeme-i kübradaki acıklı itiraflarını dile getirmektedir. İşte bu olayları haber veren Allah Teâlâ ehl-i küfür hakkında; ”Bugün özür dilemeye kalkışmayın, çünkü siz yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.” buyurmakta öte yandan Allah Teâlâ; ”Dinlemedikleri halde dinledik diyenler gibi olmayınız.” buyurmaktadır. (Enfal, 21; Tahrim, 27)

21-    

22-   - “Yoksa sen onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? ...” (Furkan, 44)İnanmak ve kabul etmek istemeyenlere ne kadar ikna edici kanıt sunulsa da inanmak istemedikleri için inanmayacakları bildirilmiştir. “Andolsun ki biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır onlarla kavramazlar, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler....” (Araf, 179) “Onları bırak, yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalasın. Yakında akıbetlerini bilecekler.” (Hicr, 3) “İşte bu Kur’an kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim, 52) “Hiç yeryüzünde gezmediler mi ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz. Fakat asıl sinelerdeki kalpler kör olur.” (Hac, 46)

23-    

24-    “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?”(akılları prangalı mı) (Muhammed, 24) “Onlar peygambere gönderilen Kur’an’ı işittikleri zaman hakkı tanıdıklarından dolayı gözleri yaşlarla dolup taşar da derler ki: ”Rabbimiz iman ettik, bizi hakka şehadet edenlerle beraber yaz. Zaten Allah’a ve bize gönderilen hakka inanmayacak ne var. Rabbimizin bizi iyi insanlara katmasını umuyoruz. ”Allah da onları bu sözlerinden dolayı içinden ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı. Onlar orada ebedi kalacaklardır. İyi işler yapanların mükâfatı budur.” (Maide, 83-85)

25-    

26-    - “De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıllı insanlar düşünür ve ibret alırlar.” (Zümer, 9) Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır. (ANKEBUT SURESİ / 35) Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? Eğer dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra da güneşi onun belirleyici göstergesi yaptık.46- Sonra onu yavaş yavaş kısaltarak kendimize çektik.(Furkan 45-46) Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Temmuz sayısında yayınlanmıştır. ”Onlara Allah’ın indirdiklerine uyun denilince,hayır biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız.”derler.Peki ya ataları hiçbir şey düşünemeyen(beyinsiz) doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi atalarına uyacaklar”(Bakara 170):İnsanın süregelen alışkanlığıdır en zor değiştirebildiği,Atalarından miras kalan düşünce,fikir,Gelenekler akıl süzgecinden geçirilmeden diğerlerine ve sonrakilere aktarılır.K.K bunu düşünerek kabul edilmesini istemektedir.Bu şekilde körü körüne taklitçilik yasaklamıştır.K.K.bir şey bilmeden körü körüne ataların dediklerini yapmayı yasaklar.

27-    

28-    S--İslam dinin objektif evrensel akla verdiği önemi bir ayetle açıklayınız? “Yeryüzünde dolaşın peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bakın”(Enam S.11/Nahl S.36)

29-    

30-   A)-Peygamberlerin getirdiği evrensel doğruları kabul etmeyen insanların düştükleri acıklı sonuç bu ayette anlatılır.( Diz üstü çökmüş olarak öldükleri, hayattayken perişan oldukları,Mekke’yi yıkmaya gelen fil ordusunun başına gelenler.gibi...) B)-Peygamberler, insanlığın mutluluğu için değişmez doğruları insanlığa ,öğretmeye çalışmışlardır.Tarihe baktığımızda,İnsanlık çoğu zaman ahlaksal ve erdemsel değerlere önem verdiklerinde mutlu,huzurlu olmuşlardır. Tarihte yaşamış medeniyet ve sistemlerde ,Allah ın dışındakiler,insanlığı mutlu etmek amacıyla ortaya çıktıkları halde hep insanlığa kan kusturmuş,milyonlarca can/hayat bir düşünce uğruna feda edilmiş/edilmekten çekinilmemiş.ahlakın ve manevi değerlerin önemsenmediği bu sistemlerde: insanlara:zülüm,baskı,işkence vs. Yapılmıştır..Çünkü insanlarda hem iyilik potansiyeli hemde kötülük yapma potansiyeli vardır.Eğer insanın aklına doğru yol gösterilmezse bu akıl evrendeki en vahşi yaratıktan daha vahşi olabilir (insanlık birbirinin kurdu olur);Eğer bu akıl erdemsel ve üstün özelliklerle donatılır,mükemmel insanı oluşturmak için kullanılırsa,işte O zaman insan meleklerden dahi üstün olabilir. Eğer insanlık iyi yönde eğitilmezse akla hayale gelmedik kötülükler ortaya çıkar

 

Bu haber 1111 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İSLAM VE ESTETİK(s94-120)11/Ü7

BİLİME KATKI SAĞLAYAN MÜSLÜMAN BİLGİNLER

BİLİME KATKI SAĞLAYAN MÜSLÜMAN BİLGİNLER MÜSLÜMAN MUCİTLER VE BİLİME KATKILARI

MERHAMET MEDENİYETİNDE:KUŞ EVLERİ

MERHAMET MEDENİYETİNDE:KUŞ EVLERİ Tarihimizdeki İlginç Vakıflar

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 58
Haber 1146
Yorum 116
Haber Okuma 2430699
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi