BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

FİL SURESİ TEFSİRİ 9  SINIFLAR İÇİN

FİL SURESİ TEFSİRİ 9 SINIFLAR İÇİN

Tarih 15/Şubat/2017, 01:36 Editör BİLGE BİLGE

FİL SURESİ TEFSİRİ 9 SINIFLAR İÇİN

FİL SURESİ (01-05)

           Konusu fil olayı. Aslında fil olayı üzerinden tüm zamanlar ve zeminlerde geçerli olan bir hakikati anlatmak. Nedir o? Ahlaksız gücün ibretlik akıbeti. Ahlaksız güç dedim dikkat buyurun, gücün de ahlakı olur, iktidarın da ahlakı olur. Gücün ahlakını alınca geriye zulüm kalır, geriye güç kalır ahlaksız güç. Güç sahibi olmak felaket değil, belki ahlak güçle birleşince saadettir. Ama gücün ahlakını alınca ahlaksız güç sahibi olmak felakettir. Hem buna sahip olan için, hem de onun sahip oldukları için. Böyle bir güç tarafından yönetilmekte felakettir. Güçlüyüm haklıyım. Niye haklısın? Çünkü güçlüyüm diyen her gücün akıbetini bu surede görüyoruz fil suretinde. Hayır, güçlülük insanı haklı kılmaz ama haklılık güçlü kılabilir, Kur’an ın verdiği cevap bu.

             Fil; surede büyüklük tutkusunu sembolize eder. Hayvanların en irisidir en büyüğüdür ya hacımca, büyüklük tutkusunu. Aslında en irisidir ama canlılar dünyasının küçük bir canlısı olan, kendisinden kat kat hacımca küçük kiloca az olan insan tarafından bir fil sürüsü yönlendirilir. Bir tek insan 1.000 fili yönetir, götürür ama bin fil bir insanı yönetemez, götüremez. Orada aslında büyüklük tutkusunun insanı nasıl insanlıktan çıkarıp hayvanlığa o derekeye düşürdüğünün de zımni bire ifadesi var. Zaten surenin fil ordusu ibaresi.

          Her hesabın üstünde bir hesap vardır fil suresi bize bunu söyler. Her hesabın üstünde Allah’ın hesabı vardır. Yer yüzünde büyük güçler her zaman olmuştur. Ama büyük güçlerin hesap edemediği kendilerinden daha büyük bir gücün olduğudur, işte bunu hesap etmezler. Bunu hesap edemediklerinde sahte tanrılığa kalkışırlar fakat sonunda helak olup giderler.

             Bakın insanlık tarihine Nemrut’un kurduğu o imparatorluk nerde. İbrahim’i ateşe atan Nemrut’u. Nerede o imparatorluk. Firavunların kurdukları imparatorluklar nerede. Musa’ya yer yüzünü dar getireceklerdi, Musa’nın adı göndere çekilmiş ama onlar neredeler. Hani kurdukları o görkemli krallıklar nerede.Evet, Roma nerde, İskender nerde, İskender’in devleti nerde. Pers imparatorluğu nerde, kisraların o büyük dağları ben yarattım küçükler babamdan kaldı havasıyla talan ettikleri dünya nerde ve o güç gösterisi nerde, Bizans nerde, bütün bunlar nerde. İşte bakın etrafınıza 5 – 6 – 7 – 8 metre surlar, bu surları yapan insanlar acaba ne düşünüyorlardı. Titanik’i yapan usta gibi düşünüyordu; Bunu tanrı bile batıramaz haşa diyordu herhalde. Hayır, nerdeler şimdi? Dolayısıyla bize bu soruyu sorduruyor aslında fil suresi.

            Tarihi bir arka plan var surenin dayandığı. Bizans ve Pers rekabeti vahyin indiği yüzyılda, hatta bir önceki y.y. da, yani miladi 6. y.y. da kızışmıştır, zirvesine çıkmıştır. Yemen üzerinden bölgeyi nüfuz altına alma yarışına girişirler Bizans ve Pers imparatorlukları. Dönemin iki süper gücüdür bunlar. Biri Hıristiyanlığa, diğeri ise zerdüştizme dayamıştır arkasını. 6. y.y. rekabetin zirvesini ifade eder. Ve Allah resulünün doğumundan yaklaşık 50 gün önce olan bu fil hadisesinin öncesinde de, yani 570 lere doğru bu rekabet kızışır ve İran nüfuzu bölgede hakim unsur olur ve Habeşistan üzerinden Yemen’i ele geçiren ve bir ordu darbesiyle orduyu ele geçiren Ebrehe isimli Habeşistan’a, dolayısıyla Habeşistan’ın da bağlı olduğu Bizan’sa bağlı olan Ebrehe isimli bir komutan Mekke’nin elinden ticari üstünlüğü alıp san’a ya vermek istemekte ve San’a yı bölgenin ticaret merkezi haline getirmek istemektedir. Bunun için bir kilise yapar, kaynaklarımızda kulleys diye anılan, aslında kaliys, kulleys, nasıl okunduğu konusunda ihtilaf var, aslında kilise nin bozulmuş şekli gibi geliyor. Hatta Ebrehe ismi de İbrahim isminin Habeş’çe söylenişi gibi geliyor. Yani Allahu alem öyledir.

            İşte bu zat, bu komutan Mekke’den ticaret merkezini San’a ya kaydırmak için San’a ya bir büyük kilise, katedral inşa ettirir. Mekke’liler ve Mekke’nin civarında ki insanlar bu teşebbüsü hoş karşılamazlar, hatta iki kişi gizlice anlaşarak giderler sabotaj düzenlerler ve kirletirler o kiliseyi bir gece. Bunu gören Ebrehe haddini bildirmek için zaten bahaneye bakmaktadır. Fillerden oluşan ve fillerin de içinde bulunduğu büyük bir ordu hazırlar ve Yemen’den Mekke’ye doğru yola çıkar.İşte 570 lere doğru gerçekleşen bu olay üzerinde bu sure iner. Ki ticaret Mekke’nin aslında can damarıdır ve bu can damarını kesmeyi amaçlamaktadır Ebrehe. Sabotajı bahane ederek Kâbe’yi yıkmaya yürüdüğünde şöyle bir olay nakleder kaynaklarımız Ebrehe ile AbdülMuttalip arasında. Mekke’nin reislerinden biri veya 1. reisidir AbdülMuttalip. 200 devesi kırda otlamakta iken Ebrehe’nin adamları deve sürüsünü toplayıp ordugâha getiriler. AbdülMuttalip bunu haber alınca develerini istemek için Ebrehe’nin çadırına gider ve aralarında şu mükaleme geçer;

– Ben develerimi almaya geldim.– Sen kimsin?– Ben Mekke’nin reisiyim.– Mekke’nin reisi bizden Kâbe’yi yıkmama ricasında bulunacağına develerinin peşine mi düşüyor. Diye tarizde bulunur, hatta alaya alınca Ebrehe, Abdül Mttalip’in verdiği cevap dillere destandır.

– Kâbe’nin rabbi var, rabbi Kâbe’yi korur, sen benim develerimi ver. Gerçekten de Rab Kâbe’yi koruyacaktır ve sonuç Allah’a karşı güç gösterisinde bulunanlar yenilmiş ekine döneceklerdir. ke’asfin me’kûl (5) yenilmiş ekine döneceklerdir.

BismillahirRahmanirRahıym

1-) Elem tera keyfe fe’ale Rabbüke Bi ashâbil fiyl;  Görmedin mi Rabbin nasıl yaptı, ashab-ı fil’e? (Fil ordusu ilginçtir, ashabul fiyl. Burada bir nükte var gibi. Ordu file nispet ediliyor. Ordunun file nispet edilmesi, hayvan sizden daha akıllıydı, hayvan Ebrehe den, askerlerden daha akılıydı gibi bir nükte içeriyor dilsel olarak, belagat olarak. Yani fili komutan seçen ordu. Filden komutanı olanların başına gelecekte budur dercesine.

            Ama fil Mekke’nin üzerine onca ısrara rağmen yürümedi. Filin bakıcısı ne kadar ısrar ettiyse hayvanı Mekke tarafına döndüremedi. Baş fil mahmud diyorlar. Belki mamutta oradan geliyor olabilir. İşte bu fili razı edemediler Mekke üzerine yürümeye. Hayvan sizden akıllıydı manasına veya nüktesini içeren bu ibare aslında gerçekten de hayvanın onlardan akıllı olduğunu gösteriyor. Onlar bilemediler ama hayvan Allah’ın beytini yıkmak için bir adım atmamıştı.

2-) Elem yec’al keydehüm fiy tadliyl;Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Elem yec’al keydehüm fiy tadliyl Allah onların entrikalarını saptırmadı mı. Yani kendi başlarına dolamadı mı fiy tadliyl aslında. tumturaklı gerekçelerin ardında gizli emeller sakladıklarını gösteriyor keyd ifadesi burada. Onların gizli emellerini, amaçlarını boşa çıkarmadı mı, amaçlarından saptırmadı mı onları, fiy tadliy bu. Dolayısıyla Ebrehe kiliseye yapılan sabotajı bahane etmişti. Fakat Ebrehe’nin zihninin arkasında Kâbe’yi yıkıp Kâbe’nin ticari potansiyelini San’a ya aktarmak vardı. Burada ki keyd kelimesi bize bunu veriyor aslında.

          Barış operasyonu falan derler ya hani günümüzün süper güçleri. Giderler konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan silahlarıyla mahvederler, altını üstüne getirirler, binlerce, on binlerce masumu öldürürler adına da barış operasyonu koyarlar ya onun gibi. İşte keyd bu aslında. Entrika, hile, görünenin arkasında görünmeyen sebepler var, gizli gayeler var, gizli niyetler var. Ama ne yaptı Allah o gizli niyetlerini başlarına doladı yani kendi, kendilerinin kazdıkları kuyuya düştüler.

3-) Ve ersele aleyhim tayren ebâbiyl;İrsâl etti üzerlerine tayrân ebabil’i (Ebabil kuşları). Ve ersele aleyhim tayren ebâbiyl ve O, Allah onların üzerine ebabil kuşlarını gönderdi. Aslında tayr; kuş diye çevrilebilir mi buna bakalım. Tayr havada intikal eden herşey demektir. Peki ille de kuş mu diyeceğiz? Hayır, tayr dan sadece kuş anlaşılmadığı 6. surenin, yani En’am/38. ayetinde ayrıca kanat zikredildiğinden anlıyoruz. Demek ki kanat şart değil burada. Ayrıca kanat zikredilmediğine göre bu ayette kanatlı olması şart değil, havada intikal eden her şey, küçük veya büyük. Havanın içinde intikal eden her şey akla gelir.

         Ebabil; Aslında bu kelime bülbülü de çağrıştırıyor, ki bülbül de Arapça bir kelime belbele den geliyor. Yani böyle bir yakınlığı var sadece dikkat çekmek istedim.Aslında; Ve lillâhi cünudüs Semavati vel’Ard. (Fetih/7) göklerin ve yerin orduları Allah’ın emrindedir. Ayeti kerimesini hatırlatıyor.Yine; ve ma ya’lemu cunûde Rabbike illâ HU. (Müddessir/31) Allah’ın ordularını O’ndan başka kimse bilmez ayetini hatırlıyorum ben.

        Bu Ebabiller farklı tefsirlere konu olmuş. Bunlar kuştur denilmiş, bunlar taştır denilmiş, bunlar mikroptur denilmiş, bunlar havada intikal eden başka şeylerdir denilmiş vs. vs. Veyahut ta bir yanardağın püskürttüğü lavlardır denilmiş vs. Bütün bunlar müfessirin ufku nispetinde yaptığı açıklamalar. Ama biz bunların Allah’ın ordularından bir ordu olduğunu, Allah dilerse kendine karşı açılmış savaşta, yarattığı her şeyi istihdam edebileceğini görüyoruz. Bu da onlardan biridir.

Bizzat neye tekabül ediyor olursa olsun mesele ortadadır ve Allah’a karşı savaş açan güç helak olmuştur, hadise budur. Ebabil kuşları görünüş itibariyle kırlangıçlara benzer. Hatta birçok kişi ebabil kuşlarıyla kırlangıçları karıştırmaktadırlar.

4-) Termiyhim Bi hıcâretin min sicciyl;Atıyorlardı onlara, kurumuş çamurdan taşlarını. Termiyhim Bi hıcâretin min sicciyl onlar sicciyl den taşlar atıyorlardı, fırlatıyorlardı. Sicciyl; Taş kesilmiş balçık türü şeylerdir diye çevirebilirim. O zaman ayeti şöyle manalandırmalıyım; Onlar taş kesilmiş balçık türü tanımlanamayan cisimler veya tanımlanamayan şeyler atıyorlardı diye çevirmeliyim. Neden? Bi hıcâretin; bu bildiğimiz taş olsaydı eğer Bil hıcâra, “lam” ı tarifle marife gelirdi. Belirlilik takısıyla gelirdi. Bildiğimiz taş değil bunlar. Bi hıcâretin diyor, belirsiz, tanımlanamayan, yani taş türünden, ama tanımlanamayan şeyler. Demek ki bizim bildiğimiz cinsten değil bunlar.

Aslında tesciyl den geliyorsa sicciyl, tesciyl mastarından üretilmişse güdümlü, adrese teslim manasına gelir.

5-) Fece’alehüm ke’asfin me’kûl;Nihayet onları yenmiş ekin yaprağı gibi kıldı. Fece’alehüm ke’asfin me’kûl ve Allah onları yenilmiş ekine, yenilmiş, biçilmiş, yeri de yakılmış hatta ekine çevirdi. Tarihçilerimiz ve kaynaklarımız ilk defa o bölgede çiçek hastalığının bu olaydan sonra görüldüğünü söyler. Ordu öylesine, daha saldıramadan dağılmış ki, ordunun içerisine salgın bir hastalık gibi veya ölümcül bir, sanki kıran girmiş derler ya böyle bir tabirimiz vardır ya Türkçede Kıran girme, kıran girmişti. Hatta Hz. Aişe; ben diyor filin seyisini Mekke’de kör bir halde, kör ve kötürüm, eli ayağı tutmaz, yürüyemez bir halde dilenirken gördüm diyor.

            Demek ki o, o zamana kadar yaşamış. Ebrehe de zaten yine bu kıran sırasında hastalanıyor ve yolda ölüyor. Dolayısıyla bir şeyler oluyor. Ortada kesin olan sonuç bu ordu Kâbe ye saldıramadan kırılıyor. Ta Yemen’den Mekke’ye geliyor, fakat Mekke’nin önünden Kâbe’ye gelemiyor, saldıramıyor.

            Hatta çok ilginçtir Taif’ten birileri bu ordunun yolunu gösteriyorlar, yani rehberlik yapıyorlar. Taif’e saldırmasınlar diye onlara şirinlik gösterisinde bulunuyorlar ve birileri kendi bölgelerine ihanet etme pahasına kısa ve kestirme yolu onlara göstermek maksadıyla önlerine düşüp Mekke önlerine kadar getiriyorlar. Fakat ilginç, dün Ebrehe’nin Kâbe’ye yaptığını bugün kendileri Kâbe’nin inancını, itikadını, Kâbe’yi bina eden İbrahim peygamberin itikadını temsil eden Muhammed A.S. a yaparlar. Yani nasıl Ebrehe Kâbe’ye saldırmışsa onlarda peygambere saldırırlar. Bu sure aslında şunu söylüyor; Ebrehe Kâbe’yi nasıl yıkamadıysa siz de Muhammed’i öyle yıkamaz. Eğer bunda ısrar ederseniz sizi de yenilmiş ekine çevirir. Başınızda ki o fillerinize bakmaz, fil gibi reislerinize bakmaz hepinizi yenilmiş ekine çevirir. Allah’ın ordularının sayısını O’ndan başka kimse bilmez. İbret alın, ders alın manasına geliyor.

            Sadece onlara mı? Hayır, hepimize, tüm çağların Ebrehe’lerine. Çağında kutsallara saldırı için harekete geçen, dokunulmaz şeylere, masum canlara -ki onlar kutsaldır-. Masum canlar, çocuklar, kadınlar yaşlılar, mabedler kutsaldır. İşte masum ve dokunulmaz olan şeylere saldırı için harekete geçen her çağın Ebrehe’leri, ordunuzun en önünde fillerde olsa, filler gibi hiç kimsenin tahrip edemeyeceği tanklar da olsa, uçaklar da, bombalarda olsa fark etmez. Allah’ın orduları vardır, eğer Allah’a savaş açarsanız sizinle baş eder ve yenilmiş ekine dönersiniz. Mesaj budur aslında. Bu mesajı alırsak bu sureyi gerçekten okumuş oluruz.

       Yukarıdan atılan şeylerle başarının geldiğinin  yaşanmış  ispatı olan  bu  sure bize kucuk şeyler  atan alet edavat geliştirin,demek  istemektedir.

{ve ahıru da’vahüm enil Hamdu Lillâhi Rabbil alemiyn. (Yunus/10)}    Dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.” diye şükretmek olacaktır.(Elmalı)}

Bu haber 629 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KUR'AN-I KERİM DERSİ

KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN

KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN KUR'AN-IN YAZILMASI VE KİTAPLAŞTIRILMASI 10 KURAN

ADİYAT SURESİ 10 lara

ADİYAT SURESİ 10 lara ADİYAT SURESİ 10 lara

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 57
Haber 1118
Yorum 117
Haber Okuma 2269858
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi