BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİ DİN HİZMETLERİ   11/6

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİ DİN HİZMETLERİ 11/6

Tarih 26/Mart/2017, 23:12 Editör BİLGE BİLGE

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİ DİN HİZMETLERİ 11/6

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİ DİN HİZMETLERİ   11/6

       LAİKİĞİN DOĞMASINDA  HRİSTİYANLIK  VE İSLAM    KARŞILAŞTIRILMASI

A-     BİLİME KARŞI TUTUM OLARAK DEĞERLENDİRME

       Hıristiyanlığın bilime karşı tutumları:Hristiyanlığın  hakim olduğu batı dünyasında büyük bir mücadele sonucu doğmuş ve gelişmiştir. Bilindiği gibi Hıristiyanlıkta kilise her şeyi kendi otoritesi altında tutuyordu. Günlük işlerden bilimsel çalışmalara, ekonomiden felsefeye kadar hemen her şey kilisenin buyruğu altındaydı. Hıristiyanlıkta Katolik kilisesi tanrı adına görüş bildirmek hak ve yetkisine sahipti. Kilisenin dogmatik/yerleşik anlayışına aykırı bilgi söyleyen ve iddia  edenler ,dinden atılmak,aforoz edilmek,giyotine gönderilmek şeklinde ceza aldıkları  gibi toplumdan dışlanırdı.

             İSLAM  :DİN,DOĞUMDAN  ÖLÜME KADAR  İNSAN HAYATININ HER AŞAMASINDA ÖNEM TAŞIYAN/REHBERLİK EDEN GERÇEKLERİ BARINDIRIR(11 Din kültürü ahl.bil.kitabı syf.96)

             istişare/şura ve aklın kullanılarak doğru sonuçlara ulaşılması kuralı vardır.                                                                     Şura suresi 38.ayet   “  İman edenler, Rablerinin davetini kabul edenler, namazı âdâbına riâyet ederek aksatmadan âşikâre kılanlar, işlerini, kurulu düzenlerini, devletlerini, ekonomilerini, savunmalarını, sosyal hayatlarını aralarında, meclislerinde istişâre ile karar vererek yürütenler, kararlarını istişâre ile alanlar, yönetime katılanlar, kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten, Allah yolunda karşılık beklemeden, gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.   “  Bu ayete göre göre Kamu görevi  toplumdan seçilen akil  adamların katılımıyla olacağından toplum karar almada  etkin olduğundan ,kararların uygulanmasında  ve desteklenmesinde topumun yeri önemlidir.

      İslam dini  ile  bozulmuş dinin sonuçları aynı olamaz zira,Kur’an-ı kerim bizim Dünya ve Ahiret işlerimizi bizim yararımıza düzenlemiştir.Zira bir düzeni en iyi bilen onu kuran dır.Bu  bağlam da İslam dini,topluma,akla,mantığa,bilime,evrensel ve çevresel şartlara uygun/koruyucu olarak geldiğinden;akılla ,bilimle,gerçeklerle çelişmek yerine gerçeklere ulaşmamız için insanları teşvik  eden bir motor güç idi. İslamın aklı  kullanmayı,bilimi teşvik eden bimlerce ayeti varolup;İlk ayette  Allah’ın bilim yoluyla bilinmesinin gerçek iman olduğunu ve bilimsel çalışmalara ve akla önem vermenin dünya da lider,güçlü  devlet olma sonucunu getireceğine vurgu yapılmıştır.      “OKU!YARATAN  RABBİNİN ADIYLA OKU!   O,İNSANI AŞILANMIŞ YUMURTADAN YARATTI..”

       İnsanın fabrika ayarlarına/fıtratına,okuma potansiyeli yerleştiren Allah ayette                                                                                         Rahman suresi “  2 -Okumayı öğretti.    “  

             Ona beyanı (açıklananı ve açıklamayı) öğretti. (55-Rahmân 4)  “                                                                                                                         “              Güneş ve ay (belli) bir hesap iledir. (55-Rahmân 5)    “

                “Göğü/uzayı/atmosferi  yükseltti ve dengelerini koydu.” (55-Rahmân 7)

                “  (Allah) iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir. (55-Rahmân 17)                                                                      “  Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur. (55-Rahmân 24) (suyun kaldırma kuvvetine yer verilmiştir.)

     “-Ey (en büyük-en kalabalık) cin ve ins topluluğu. Eğer göklerin ve yerin sınırlarından (sedlerinden) aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşıp-geçin. Ancak bir sultan (güçlü bir delil-sebeb,güç) olmaksızın aşıp-geçemezsiniz. (55-Rahmân 33)   “

  B-  YÖNETİM

      HRİSTİYANLIK:  Fransız ihtilalinden önce batı devletlerinin temelini, tanrının hakları oluşturmaktaydı. Hükümdarlık yetkisini tanrıdan alan kimseler onun dışında kimseye hesap verme gereği duymamıştır. Kilise ve din adamları hükümdarın her zaman destekçisi olmuş, olağan üstü yetkilere sahip oldukları için hayatın her alanına el atmışlardır. İnsanların din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamış ve kilise merkezli düşüncelere karşı olan kimseler işkencelere maruz kalmış ve aforoz edilmişlerdir.

        Kilisenin hayatın bütün alanlarına uyguladığı acımasız ve sert tutum, öze dönüş özlemlerinin tohumlarını atmış, siyaset ve bilim adamları halkı, kiliyse ve onunla birlikte hareket eden krala karşı örgütlemeye çalışmışlardır. Nitekim bu çağrı Fransa’da ihtilali doğurmuş, egemenlik kraldan halka geçmiş ve kilisenin din istismarına son verilmiştir. Laiklik anlayışı ve uygulaması, sonuçta kilisenin ve kralların olumsuz tutumlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. (Şefik Akyüz)

       İSLAM:        http://www.sonpeygamber.info/onderlerin-sorumlulugu

        İslam dini yöneticinin şahsına  değil,kamu düzeni  ve devletle ilgili tasarruflarına yol gösterir.                                       Her önde­rin sorumluluğu, ferdî sorumluluğu ve yönettiklerinin sorumluluğundan oluşmaktadır. Bu sebeple "İmam, çobandır ve güttüklerinden (yönettiklerin­den) sorumludur” [2Buharî, Cum'a 11] buyrulmuştur.

         Aslında bilindiği gibi, dinimiz hiç kimseye sorumsuzluk ya da dokunulmazlık gibi bir ayrıcalık tanımamıştır: "Kendilerine peygamber gönderdiklerimize de, gönderdiğimiz peygamberlere de elbette hesap soracağız" [3el-A'raf (7), 6] Bu sebeple hiç bir yöneticinin kendisini kural üstü yani Kitap ve Sünnet dışı görme ve gösterme hakkı yoktur. Öte yandan "Kıyamet günü her grup kendi önderleriyle çağrılacaktır."[4el-İsra (17), 71] Bu da dünyadaki liderliğin dünyada bitmeyip ahirete de uzanan ciddi bir sorumluluk çizgisine sahip oldu­ğunu göstermektedir. Nitekim vefatından önce "kendine bir halife tayin et" dedikleri zaman Hz. Ömer, şu cevabı vermiştir: "Sorumluluğunuzu hayatımda olduğu gibi ölümümden sonra da mı üstleneyim?” [5Müslim, İmare 11]

        "Bizi takvâ sahiplerine önder kıl"[6el-Furkan (25), 74] ayeti ve "Allah’ım, beni muttekîlerin imamlarından eyle” [7Muvatta, Kur'an 43] hadisi, bu çok önemli noktaya dikkat çekmektedir. Yalnız takva sahibi olmak değil, takva sahiplerine önder olmayı istemek de her önderin düşüncesi, dileği olmalıdır. Zira her gru­bun önüne ya da başına geçilip kılavuzluk edilemez. Aynı şekilde her öne geçenin peşinden de gidilemez.

         Açık bir gerçektir ki, toplumların istikameti ve bekası, öncelikle ön­derlerin doğruluklarına, hakşinaslıklarına bağlıdır.[9Bk. Darîmi, Mukaddime; 23] Bu sebeple de önder­lerde, başta adalet olmak üzere bazı üstün niteliklerin bulunması gerekli olmaktadır. Fedakârlık bunlardan biridir: "Kim mü'minlerin yöne­timini üstlenip de onlar için samimiyetle çalışmazsa, onlarla birlikte cennete giremez"[10Müslim, İmare 22] hadisi, bunun delilidir. Yönetimi altındakilere zorluk çıkarma­mak da önemli bir yönetici sorumluluğudur. Hz. Peygamber bu noktaya şöyle işarette bulunmuştur: "Allah’ım, kim ümmetimin yönetimini üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de onu zora koş. Kim ümmetimin yönetiminden bir görev üstlenir de onlara kolaylık gösterir, yumuşak davranırsa, sen de ona ko­laylık göster."[11Muslim, İmâre 19] Öte yandan "yönettiklerini sevmek" önderlerin hayırlılıkları­nın işaretidir. Hz. Ömer'in haber verdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Önderlerinizin en hayırlı ve en şerlile­rini size haber vereyim mi? Sizin kendilerini sevdiğiniz ve sizi seven; sizin ken­dilerine dua ettiğiniz ve size dua edenler liderlerinizin en hayırlılarıdır. Sizin kendilerini sevmediğiniz ve sizi sevmeyen; sizin kendilerine la'net ettiğiniz ve size lanet eden önderler de liderlerinizin en kötüleridir." [12Tirmîzî, Feten 77]

TİCARET  “  "Ey iman edenler! Belirli bir vâdeye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu kaydedin. Aranızda doğrulukla tanınmış bir kâtip onu yazsın. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi (adalete uygun olarak) yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Üzerinde hak olan borçlu kişi akdi yazdırsın, Rabbi olan Allah’tan sakınsın da borcundan hiçbir şey noksan bırakmasın."BAKARA SURESİ 182    “

 AİLE KURMA: Kur’an, çekiştirme, çekememezlik ve anlaşmazlıktan uzak, yardımlaşma ve dayanışmayı esas alan bir kardeşlik ahlakını hedeflemektedir. Ayrıca, akrabalık görevini yerine getirenleri övmüş, aile çevresiyle ilgiyi kesmeyi münafıklık ve fasıklık olarak nitelemiştir. (Bakara, 2/27; Ra’d, 13/21, 25; Muhammed, 47/22) Akrabaya ve çevremizdekilere, manevi yardımla birlikte maddi yardımda bulunmak da gerekmektedir: “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver!” (İsra, 17/26; Rum, 30/38) mealindeki ayetlerde yardım, kesin bir emir halinde yer alan, ahlaki zorunluluktur.

BOŞANMA HUKUKU: “Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.”NİSASURESİ 35

MASUMİYET”  Suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur   “

Örnekleri çoğaltabiliriz,O halde  laiklik islama karşı  değil Hristiyanlığa  karşı tepki olarak doğmuştur.

Laiklik nedir?

Laiklik terimi ilk defa İngiltere’de XVI.yy. da papaz olmayanlarında kiliseleri yönetebilmelerini isteyen fikir akımını ifade için kullanılmıştır.

Etimolojisi itibariyle “ruhban sınıfına mensup olmayan, halktan olan” anlamında yunanca “laikos” kelimesinden türetilmiştir. “Laikos”  Batı dillerinde ‘laïque’ şeklinde geçmiş ve kelime buradan Türkçe’ye girmiştir. Laik “ruhbanlığa, kilise teşkilatına hatta dini olana ait olmayan” manasındadır. (İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul-1995, “Laiklik” md., s.61) Felsefi manada, akıl ile imanın ayrılmasını, imanın aklın sahasına müdahale ettirilmemesi gerektiğini savunana görüştür ki, daha çok esasen iman sahası diye birşey kabul etmeyen çeşitli materyalist ekollerce benimsenmiştir.

Ahlakta, ahlakın temeline aklı ve ilmi koymak isteyen ve ahlakı; dini ve metafizik temellerden kurtarmayı amaçlayanların görüş ve teklifleri de “laik ahlak” diye isimlendirilir.

Siyasi ve hukuki yönden laiklik, dini-ilahi kaynaklı bir otorite ve hukuk tanımamaktadır. Bu manada din işlerini birbirinden ayırarak devletin din karşısında tarafsızlığı veya herhangi bir din veya mezhebin iç düzenine, işleyişine ve ibadet ile erkanına müdahale etmemesi demek olur.

S-1-Laiklik neden batıda ortaya çıkmıştır? Nedenlerini yazınız.

S-2-Laikliğin ortaya çıkmasında kilise kurumunun etkisini açıklayınız. Kilise kurumuna benzer bir kurumun, İslam'da olup olmadığını araştırınız.

S-3-Ortaçağ Hristiyanlığı ile Ortaçağ Müslümanlığının bilim anlayışlarını karşılaştırınız.

CUMHURİYET DÖNEMİ  DİN HİZMETLERİ

   A-DİYANET  İŞLERİ BAŞKANLIĞININ GÖREV VE SORUMLULUKLARI

   B-CAMİ,İMAM,MİMBER,MİHRAP GİBİ CAMİNİN TANITILMASI

    C-HUTBE,MEAL,TEFSİR,TERCÜME KAVRAMLARININ TANITILMASI

   D-CUMHURİYETTEN  ÖNCE DİN HİZMETLERİ KURUMLARI

DİN, KİMLİK VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: kimlik, Müslüman kimlik, kimliğin oluşumunda dinin rolü ve din-kimlik ilişkisi, dinî kimliğin korunması ve idamesi için dinî kurumların rolü önemlidir. Kişilik ise huy ve karakterin bir bileşimidir. Huy; doğuştan gelen, genetik ve yapısal etkileri bünyesinde barındırırken karakter; öğrenilmiş psiko-sosyal yaşantıları ifade eder. Dinlerin çizdiği anlam haritaları insanlara kılavuzluk eder. Dinler, aynı zamanda gündelik hayatın tamamını kuşatan birer ahlâk düzeni sunduğu için kişiliğin oluşumuna yön verir. Yine din, bazı davranış biçimlerini diğerlerine tercih etmemizi sağlayan kültüre de şekil veren önemli unsurlardan biridir. Dil, ırk, tarih, kültür, maslahat ve coğrafya gibi kimliği oluşturan ortak aidiyetler vardır. Din bunların içinde en önemlisidir. kimlikle başka coğrafyaları vatan yapabilirsiniz, fakat kimlik kaybolduğu zaman, kendi vatanınızda, kendi coğrafyanızda dahi vatanınızı kaybedersiniz.İşte  diyanet işleri başkanlığı da bunu sağlamak içindir. İslâm, kendisini dinle özdeşleştiren hiçbir kurumu kabul etmemiştir. Bu İslâm’ın en önemli özelliğidir. Var olan kurumlara da herhangi bir kutsiyet izafe etmemiştir.

        Bu bağlamda İslâm’da dinin kaynağı ve otoritesi bilgi ve ilimdir. Bilginin kaynakları da bellidir; kitap, sünnet ve Müslümanların ortaya koyduğu gelenek ve medeniyettir. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı, dinle ilgili işleri yürütmekle görevlidir, dinin kaynağı ve otoritesi değildir. Dinî kurumların, tarih boyunca olduğu gibi bugün de Müslüman kimliğini oluşturmada, kimliğe süreklilik kazandırmada veya zedelenen kimlikleri imar etmede, onları her türlü taarruzdan korumada büyük rolü vardır.

      Ayrıca dinî ve kültürel mirasımızı tevarüs(aktarma) etmemiz, bu kurumların en önemli görevlerinden biridir.

Din hizmetleri /fetvaları:Şeyhül islam ,Meşihat,şeriye ve evkaf(vakıflar) vekaleti   tarafından yürütülürdü.

  Şeriat/meşru(hukuksal-kurala uygun): İslâm’a ait dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler bütünü anlamında bir terim.”şeriatin kestiği parmak acımaz”(kanun anlamında) şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri. Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor.

      Şeriat nedir? Şeriat ne demektir? Şeriat kanunları, Şeriat kuralları nelerdir?    

        Şeriat iki kısımdır. Birinci kısım şeriata Allah’ın koyduğu tabiat kanunları girer. Termodinamik denge, yıldızların hareketleri, Güneş’in doğuşu ve batışı, bulutların çarpışması ile yağmurun yağması, yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti gibi fiziki kanunlar şeriat kanunlarıdır. Bir bitkinin sulanmadığı takdirde kuruyup ölmesi, saatlerce ayakta duran bir insanın yorulması Allah’ın koyduğu şeriat kanunlarındandır.

        İkinci kısım şeriat “din” kelimesi ile eş anlamdadır. Kainatı yoktan var eden, fiziki kanunları yaratan, zerrelerden yıldızlara tüm kainata hâkim olan Allah’ın gösterdiği doğru yol olan İslam dininin kanunlarına şeriat kanunları denir.

Din görevlileri:Aslında her doğru işi doğru yapan kişi inanmakla birlikte Allah yolunda/din görevlisi dir.

A Sonsuz merhamet ve sonsuz adalet sahibi olan Allah, kullarının hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamaları için şeriat hükümlerini göndermiştir.

Şeriatın en önemli esasları imanın şartlarıdır. İmandan sonra en büyük hakikat ise namazdır.

        Şeriat hükümleri Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerif ve icmaya dayanır. Şeriat Allah’ın koyduğu dini ve dünyevi hükümlerin tümüdür. Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere iman etmek şeriatın en önemli kurallarıdır. İman esaslarından sonra ameller gelir. İmandan sonra en önemli hakikat namazdır. Demek ki; iman esaslarından sonra şeriatın en önemli kuralı beş vakit namaz kılmaktır. Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler, kul hakkı yememek, adam öldürmemek, zina yapmamak, faiz yememek, anne ve babaya itaat etmek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak şeriat kanunlarındandır. Mesela bir Müslüman, anne veya babasını sevindirmek maksadı ile onlara helal bir hediye alsa şeriata uygun bir şekilde hareket etmiş olur. Hastaları ziyaret etmek, fakirlere, yetimlere yardım etmek, hayvanlara eziyet etmemek şeriata uygun olan amellerdendir.

Şeriatın sadece yüzde biri siyaset ile ilgilidir.

“Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.”   Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28 (Risale-i Nur)

Dört Halife devrinde uygulanan İslam şeriatı ile İran’da Şiilerin, Suud’da Vahhabilerin, Afganistan’da Taliban’ın uygulamalarında bazı farklılıklar vardır. Medyada çıkan yalan haberler

1. “Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren 2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.”İslam’da böyle bir ceza yoktur. Suudi Arabistan’da da böyle bir ceza verilmemiştir.

2. “Arabistan’da bir kızı işaret parmağı ile gösteren adamın, işaret parmağı kesildi.”Hiçbir mezhepte böyle bir ceza yoktur. Bu haber de yalandır.

3. “Kuzeybatı İran’da (Güney Azerbaycan) Azer Türk’ü olan genç kadın, TIMES dergisinde, baş örtüsünün altından saçı göründü diye, 99 kırbaç cezası aldı.”İslam hukukunda böyle bir ceza yoktur.

Şeriatın(=dinin) iki temel kaynağının Kur’an ve sünnet olduğunu bilip de şeriatı inkar eden, şeriatı beğenmeyen kafir olur. Ancak şeriat hükümlerinin hepsini kabul edip bu hükümler ile amel etmeyen kişi günahkar olur, kafir olmaz.

       Kur’an’ın hükümlerini ve Hz.Muhammed’i (Sav) inkar eden, beğenmeyen, onlara hakaret eden kişinin Müslüman olması mümkün değildir. Ancak insan Kur’an’ın hükümlerinin tamamını kabul eder, onların hepsini beğenip Hz.Muhammed’i (Sav) de tam olarak tasdik eder ise o insan şeriat hükümleri ile amel etmese bile kafir olmaz. http://mektebisuffa.com/seriat-nedir-seriat-ne-demektir.

DİN GÖREVLİLERİ:diyanet işl bşk. Müftü,imam,müezzin kayyım,vaiz,

Dini anlamak için  bilinmesi gereken  kavramlar:Kur’an,Tefsir,Fıkıh,hutbe,meal,tercüme

Cumhuriyet dönemi yazdırılan eserler:Hak dini  Kur’an dili,sahihi buhari tercümesi,

Müslümanın Müslüman üzerinde ki hakları: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslümanın Müslüman üzerindeki altı hakkı vardır. Karşılaştığında selam verir, davetine icabet eder, aksırdığı zaman elhamdülillah derse yerhamükallah der, hastalandığında ziyaretini yapar, öldüğünde cenazesinin ardından yürür kendisi için sevdiğini o kardeşi için de sever.” (Dârimî, İstizan: 5; İbn Mâce, Cenaiz: 43)

BALIKESİR HUTBESİ: M. Kemal’in yaptığı konuşma “Hutbe” olamaz. Hutbenin Cuma ve Bayram namazlarının bir unsurudur.

       Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’ân-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir.”

       “Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lâzımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.”

 Bakara Suresi     14 – Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz.” derler.

15 – (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

Bu haber 203 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ATATÜRK VE DİN HİZMETLERİ 11

  • Bu kategoriye henüz haber eklenmedi.

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1057
Yorum 115
Haber Okuma 1914815
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi