BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
EŞCİNSELLİK

EŞCİNSELLİK

Tarih 01/Ekim/2017, 09:31 Editör BİLGE BİLGE

EŞCİNSELLİK DEĞERLENDİRİLMESİ

 EŞCİNSELLİK

KAYNAK:http://www.islamustundur.com/islamin_escinsellige_bakisi.html

Öncelikle başta şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir : İnsanlar çeşitli dış etkenlerle eşcinsel eğilimlere sapar.

    Peki nedir bu dış etkenler? Başta yanlış çocuk eğitimi. Kız bebek bekleyen ailenin erkeği kız kıyafetleri ile giydirip kız gibi yetiştirmeleri, kızlarla erkek çocukları aynı yataklarda yatırmaları, erkek çocuklarının  kadınsı ortamda büyütülmeleri, ...Özellikle de babaların eşlerine- erkek çocuklarının annelerine - baskı yapmaları, dövmeleri, zulmetmeleri,...Bu durumda erkek çocuk babayı idol olarak görmediği için kendi iç dünyasında başka ideal şahsiyetler aramaya başlar.Ve bu sürecin sonu eşcinsel eğilimlere doğru rahatlıkla kayabilir!Kısaca baba dayağı da erkek çocukları eşcinsel eğilimlere yöneltebilmektedir!

     Tabii aynı durum tersi için de söz konusu.Kız  çocuk için de aynı durum söz konusu !

    Hormonlar konusu da  ayrıca ele alınması gerekir.Kendinde eşcinsel eğilim gören erkekler öncelikle hormon tedavisine girmesi gerekir.Unutmamak gerekir ki her erkekte de  %10 kadınlık hormonu, her kadında da %10 erkeklik hormonu vardır.Eğer hormon araştırması sonucu % 40- 50 kadınlık hormonu ortaya çıkıyorsa , ikinci aşama, hormon tedavisi ne geçilmelidir.Unutmamalıdır ki hormon tedavisi ile kadınlık hormonları erkekleştirilebilmektedir.

     İçe kapanık toplum ve cemaatlerde de bu konuya dikkat etmek gerekir.
 

               "Emine Şenlikoğlu okuyup eşcinsellikten vazgeçenlerimiz var!" 
   İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Okşan Öztok'a göre Türkiye'de "inançlı eşcinsel" sayısı, "özel ibadet alanları ve imam" gerektirecek kadar fazla. Öztok, "Derneğimizi ziyaret etti ve çok yardımcı oldu" dediği İslamcı yazar Emine Şenlikoğlu'na da hayran. Yeni Aktüel'in görüştüğü Şenlikoğlu ise derneğe gittiğini doğruladı: "Birçok eşcinsel ve travesti de kendiliğinden bana ulaştı. Bugüne kadar 22 tanesini eşcinsellikten vazgeçirdim. Şimdi kimi askerde, kiminden torunum var. Ama özel cami ve imam olmaz!" 
NOT:
BU KONUDA EMİNE ÖZKAN ŞENLİKOĞLU'NUN WEB SİTESİNDEN KENDİLERİNE ULAŞMALARI TAVSİYE EDİLİR

                                                     

 

                                                                       EŞCİNSELLİK GENİ !

“Eşcinsellik Geni” de Boşa Çıkmıştı... Amerikalı moleküler biyolog Dean Hamer, bundan 10 yıl kadar önce de oldukça iddialı bir çıkış yapmış bir isim. 1993 yılındaki bir çalışmasında erkeklerin X kromozomundaki bir bölgenin eşcinselliğe neden olduğunu ileri sürmüş ve bu “buluşu” medya tarafından göklere çıkarılmıştı. Ancak aynı kromozom üzerinde çalışan diğer bilim adamları, Hamer’ın bulgusunu doğrulayamadılar. Böylece “eşcinsellik geni” efsanesi boşa çıkmış oldu. Ancak Dean Hamer yılmadı ve bu kez de “Tanrı’ya inanç” için genetik bir temel bumaya karar verdi.    (Mustafa Akyol; Referans, 12 Ekim 2004)

 

 

                                                   TEDAVI OLANA KADAR NE YAPMAK GEREKIR?
   Eşcinsellik Lut kavminin helakine sebeb olan büyük günahlardandır. Bu gibi insanlar, yanlış fiilde bulunmadıkları müddetçe, bu hissi taşımaları kendilerine bir mesuliyet getirmez. islam dini, imkanat değil, vukuat ile hüküm verir. yani, bir insanın kendi içinde bir his taşıması onu mesul etmez. bu hissi fiil ortamına taşıdığı zaman mesul olur.hissi olarak bazı kadınları erkek ve bazı erkeklerin kadın hissine yakın his taşıdıkları bir vakıadır. işte bu hislerini fiil ortamına taşımadıkça ve dine zıt hareketlerde bulunmadıkça, mesul olmayacaklardır.Bu dünya imtihan meydanıdır. Herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa dünya hayatında günaha karşı sabırla mükellef olan insan zaaflarına sabretmeli ve sonsuz bir hayatta sıkıntısız bir hayatı kazanmak için çalışmalıdır.Neler yapılmalıdır: 1- evlenmek, 2- oruç tutmak, 3- bol bol Kur’an okumak veya zikir çekmek, 4- kur’an tefsiri veya islami kitap okumak, 5- Allah’ı bol bol hatırlamak 6- Ölümü hatırdan çıkarmamak.
  Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur’ân’da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Kur’ân, Lût kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lût kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilir’ imiş.
Peki, neden böyle birşey oluyor? 
   Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?

   Önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:
Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur. Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor."E, sonra?" diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:
   Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, "Baksana!" dedi, "Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslâmî yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?" Ona, "Belki garip bir örnek olacak ama" dedim, "Biliyorsun, meselâ çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabiî bir meyildir." "Evet?" dedi. "Peki sen çok-eşli misin?" diye sordum. "Tabiî ki hayır" dedi. "Neden?" diye üsteledim. "İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen." "Var aslında" dedi, "Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. Üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile." "Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte" dedim. "Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında." "Bu yönden düşünmemiştim" dedi arkadaşım.Ardından, kısa bir düşünme sonrası, "Ama" dedi, "meselâ, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tespit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?" "Peki," dedim, "O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?" Arkadaşım, "Yine haklısın" dedi. 
   Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de olabilir. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk’ oynarcasına."Çocukça bir hata" bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, "Eyvah, ben ne yapmışım?" muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp "Yoksa ben ‘gay’dım mı?" sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. "Battı balık yan gider" durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur! Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı "Yoksa ben..?" kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! Üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak’a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.
   Şimdi, gelelim konunun bizi esas ilgilendiren kısmına:
1. Bu tür hassas konuları ne yok farz etmeli, ne de kaşınmayan yeri kaşımalı. Uyanık bir sessizlik ve dengeli bir müdahale gerek.
2. Küçük yaşlardan itibaren giyim, oyuncak gibi konularda cinsiyeti vurgulayacak ve cinsel kimlik oluşmasına yardım edecek yönlendirmeler yapılmalı. Meselâ, cinsiyete göre giydirmek, uygun oyuncaklar almak gibi.
3. Çocuk, normal gelişimi içinde, özellikle belli dönemlerde, cinselliği çok merak eder; onu doğru bilgilendirmek gerekir. Eşcinselliği anlatın demiyorum. Normal, doğal, insanî merakların doyurulması ilerisi için sağlam bir temel olacaktır diyorum. Bu konularda çekinip utanmayın lütfen: Siz doğrudan utanıyorsunuz ama, birileri yanlıştan bile utanmıyor. Ve hiç unutmayın: "Çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları konuları zaten sormazlar." Çocuk bir şeyi soruyorsa mutlaka cevap vermeniz gerekir—elbette, usulünce!
4. Özellikle ergenlik çağında gençlerin kendi cinslerinden ebeveynlerle, yani babayla daha fazla vakit geçirip paylaşım içinde olması şarttır. Bunu vurguluyorum; tâ ki, "İşten eve, evden işe," ‘pijama-terlik-televizyon,’ "Hanım, sen ilgileniver, ben çok yorgunum" hastalıklarına yakalanmış babaların kulakları çınlasın!
5. Aile içinde erkeğin hafif başat ve saygın konumunun korunması lazım. Yoksa, meselâ evde kadın bariz biçimde baskın, erkekse pasif ise—ki, neredeyse ahir zaman alameti olarak çoğu evde mevcut durum maalesef budur—erkek çocuk için kadın konumu imrenilecek bir durum kazanabilir.
6. Bu tür bir problemle karşılaşıldığında aşırı tepki ve açıklamasız yasaklar merakı artırır sadece. Konuş(tur)masanız bile, gencin aklındaki soru işaretleri artarak devam eder.
7. Darda kalırsanız bir psikiyatristten yardım isteyin.
   Not: Eşcinsellik aslında sadece erkeklere has bir durum değil. Kadınlar arasında da bu problem hatırı sayılır biçimde yaşanıyor. Yalnız, bayanlardaki şekli daha belirsiz seyrediyor ve pek de dirençli, devamlı olmuyor. Normal bir cinsel hayat ve mutlu bir evlilik, problemi çözmeye yetiyor genellikle. Yine de, özellikle bayanların toplu kaldığı yerlerde dikkatli olmak gerekiyor.Maalesef biz toplum olarak kadın-erkek mahremiyetine ‘çok’ dikkat ederken, mahremiyetin erkek-erkek ve kadın-kadın arasındaki biçimlerini bazı zamanlar sanırım ihmal ediyoruz. Her iki cins açısından, problemin bir sebebi de bu. Bu noktada, biraz kitap karıştırıp erkeğin erkeğe, kadının kadına karşı mahremiyet ve tesettür ölçüsünü öğrenmeye ne dersiniz?                  
DR. YUSUF KARAÇAY

Eşcinsellik günah mı. Bu duygu nasıl kontrol altına alınabilir? Bu meyilden dolayı günah işlenmiş olmaz. Ancak bu meylin fiile dönüştürülmemesi gerekir. Psikolojik tedaviyle veya evlilik yaparak bunun önüne geçilebilir.

Hünsa: İslam hukukunda, gösterecekleri erkekimsi veya dişimsi temayüllere göre erkek veya kadın gibi kabul edilirler(Nevevî, Mecmu, I/198- el-Mektebe eş-Şamile-)). Ayrıca, iki uzvu olanlar, eğer erkek uzvundan idrar yaparsa erkek, kadın uzvundan idrar yaparsa kadın kabul edilir. Sakal erkeklik alameti olduğu gibi, kadın gibi göğüslerin olması, aybaşı görmesi ve benzeri durumlar da kadınlığın alametidir. Bu gibi insanlar bu alametler doğrultusunda muamelelere tabi olurlar(bk. Mebsut, 33/198, 221-el-Mektebe eş-Şamile-)

Fukahanın çoğuna göre, hunsâ : Erkeklik ve dişilik âleti bulunan kimsedir. Hangi aletinden idrar yapıyorsa, daha çok ona yakın bir hüküm taşır. Yani erkeklik aletinden idrar yapıyorsa, erkek; dişilik aletinden idrar yapıyorsa, dişi sayılır. (1)Her iki aletinden eşit biçimde idrar geliyorsa, o takdirde hem erkek, hem dişidir, yani ona hunsâ denilir., Bu, îmam Ebû Hanîfeye göredir. (2)İmam Ebû Hanîfe'ye göre, taşıdığı her iki aletten de idrar gelirse, o, «Hunsâ müşkil» kabul edilir. Bir aletten az, birinden çok gelmesi buna tesir etmez.Fukahanın çoğuna göre, bu durum, onun ergen olmasına kadar geçerlidir. Ergen olunca, erkeklik aleti harekete geçip evlenecek güçte bulunuyorsa, o takdirde erkek kabul edilir. Sakal ve bıyıklarının da çıkması böyledir. Bunun gibi ergenlik çağına girince göğüsleri büyür, ayhali olursa o takdirde dişi kabul edilir.Ergenlik çağına girdiği halde ne erkek olduğuna, ne de dişi olduğuna dair belirtilen alâmetler ortaya çıkmazsa, o takdirde «Hunsâ Müşkil = Eşelcins» sayılır.Sadece meni, belsuyunun çıkması yeterli değildir. Çünkü bu her iki cinsten de çıkabilir. (3)
Hunsâ Hakkındaki Hükümler :
Hunsâ müşkil (= eşcinsel durumunda olan) hakkında genel hüküm, dini hususlarda ihtiyatla âmel etmektir. Sübutunda şüphe sabit olan hususlarda ise hükmün sübutuyla hükmetmemektir.
Bu genel kaideyi açıklayalım :
Hunsâ müşkil, imamın arkasında durduğu zaman, erkeklerle kadınların safları arasında durur, yani ne erkeklerin saffında, ne de kadınların saffında yer alır, bu iki ayn saffın arasında durur.Erkeklerin saffına katılacak olursa, kadın olma ihtimâli dikkate alınarak onların namazını bozmuş olur. Kadınların saffında duracak olursa, erkek olma ihtimali mevcut olduğundan, kadınların namazını bozmuş olur.Hunsâ müşkil, kadınların saffında durup namaz kılacak olursa ihtiyaten namazını iade eder. Çünkü erkek olma ihtimali vardır. Erkeklerin saffında dahil olup namaz kılarsa, namazı tamam sayılır. Ancak o safta onun sağında ve solunda bulunan ve tam arkasında bulunan kimseler namazı iade ederler. Bunda ihtiyat vardır.Hunsâ müşkil, namazda kadınlar gibi oturur. (4)İmam Muhammed'e göre, hunsâ müşkil, henüz ergen olmadan namaz kılarken başörtüsü örtmesi uygun olur. Ergen olduktan sonra kendisinde ne erkeklik, ne de kadınlık alâmeti açık biçimde ortaya çıkmazsa, o takdirde başörtüsüz namaz kılması, caiz olmaz.Hunsâ ergen olduktan sonra mücevherat takınmaz. Bu onun için mekruhtur. Bunun gibi ipek elbise de giyinmesi mekruh kabul edilmiştir. (5)Hunsâ müşkilin hem erkeklerin yanında, hem kadınların yanında soyunup açılması mekruhtur. Yanında mahremi bulunmadığı halde bir kadının ya da erkeğin yanında tenha kalması da mekruhtur.Hunsâ müşkil, hacca gidecek olursa, yanında erkeklerden bir mahremi bulunursa -Hanefî mezhebine göre- üç günlük ve daha fazla uzak mesafelere seyahat edebilir. Safî ve Mâliki mezheplerine göre, yanında güvenilir erkek ve kadın bulunursa gidebilir.Hunsâ Müşkilin İhramı Nasıl Olmalıdır?İmam Ebû Yusuf, «bu mesele hakkında bir bilgim yok» demiştir. İmam Muhammed'e göre, kadınlar gibi giyinip hac farizasını yerine getirir. (6)
Hunsâ müşkili sünnet etmek gerektiğinde onu erkek sünnetçimi, yoksa kadın sünnetçi mi sünnet eder? Bu mesele hakkında iki görüş vardır : Ergen olmamışsa, erkek veya kadın sünnetçiden biri onu sünnet edebilir, bunda bir sakınca yoktur. İştiha çağına gelmiş fakat ergen olmamışsa, utanç yerine bakmadan, herhangi biri sünnet edebilir. Ergen olmuşsa, ne erkek ne de kadın sünnetçi onu sünnet eder.Çünkü kadın sünnetçi onu sünnet edecek olursa, erkek olma ihtimali mevcut olduğundan kadının bir erkeğin utanç yerine bakması haramdır. Erkek sünnetçi onu sünnet edecek olursa, kadın olma ihtimali bulunduğundan erkeğin bir kadının utanç yerine bakması haramdır.Hunsâ müşkil öldüğünde onu kim yıkayabilir?Bu da üzerinde önemle durulan meselelerden biridir. Fukahanın çoğuna göre, ne kadın, ne de erkek onu yıkayabilir. Sadece birisi eline bir bez parçası sarıp ona teyemmüm verir ve böylece yıkanmış kabul edilir. Eğer yıkayan onun çok yakını ise, eline bez parçası sarmasına gerek yoktur, o vaziyette teyemmüm verir.Hunsâ müşkil, henüz ergen olmadan ölürse, onu kadın da, erkek de yıkayabilir, bunda bir sakınca görülmemiştir. (7)Hunsâ Müşkil Hakkında Nikâh Meselesi :
Hunsâ müşkilin babası, o henüz ergen olmadan birine nikâh ettirirse, bu nikâh askıda bekler, ergen Oluncaya kadar bu askı devam eder. Nikâhlı çiftlerden biri ölürse, diğeri ona vâris olamaz. Ergenlik çağına girince, kadın veya erkek olduğu açık şekilde belirirse, ona göre nikâh geçerlik kazanır. Şöyleki : Hunsâ müşkil kız kabul edilip bir erkeğe nikâhlanmışsa, ergen olunca kız olduğu açıkça ortaya çıkarsa, yapılan nikâh sahih kabul edilir ve geçerlik kazanır. Erkek diye kendisine bir kız nikahlanmış ve ergen olunca erkek değil kız olduğu belirgin hale gelmişse, o takdirde yapılan nikâh hükümsüz kalır.
Hunsâ müşkil hakkında hadler ve kısas :
Bir kimse ergen olmuş hunsâ müşkile zina isnâd ederse, bundan dolayı hadd-i kazıf (seksen değnek vurulma cezası) gerekmez. Çün-ki hunsâ müşkil tenasül aleti kesik erkek ve tenasül cihazı bitişik kapalı cinsel temasa elverişli olmayan kadın hükmündedir.
Bu durumda olan kadın veya erkeğe zina isnâd edene nasıl ceza gerekmiyorsa, hunsâ müşkile de zina isnâd edene öylece ceza gerekmiyor. Ama ergenlik çağına girmiş bir hunsâ müşkil başka birine zina iftirasında bulunursa, o takdirde kendisin© şer'î ceza (seksen değnek vurulması) gerekir.Hunsâ müşkil hırsızlık ettiğinde ceza uygulanır mı?Hırsızlık konusunda, hunsâ müşkil, hunsâ olmayan kişiler gibidir. Ergenlik çağına girmişse,, çaldığı mal hakkında şer'in belirttiği şartlar gerçekleşmişse, o takdirde eli kesilir. (8)Kısas konusunda da bir ayrım yapılmaz. Yani Hunsâ müşkil ergen olduğu halde kasden vurup bir adamı öldürürse kısas gerekir. Hatâen öldürürse diyet gerekir.Hunsâ müşkil dinden dönerse, hakkında murtedd hükmü uygulanmaz. Yani tevbe etmediği takdirde öldürülmez.Hunsâ müşkil hakkında daha bir çok hükümler var. Ancak günümüzde uygulama alanı olmadığı için buraya nakletmeye lüzum görmedik. Sadece bazı önemli meselelerde sırf meraklılara bilgi olsun diye kısa bilgiler vermeye çalıştık.

1 - El-Hidâye - Merğinânî
2 - El-Kâfî - El-Mervezî
3 - El-Hidâye - Merğinânî - Fetâvâryi Hindiyye
4 - El-Kâfî - El-Mervezî
5 - Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiye
6 - El-Kâfî - Mervezî
7 - El-Cevheretü'n-Neyyire
8 - El-Muhit - Radiyüddin Serahsî 
Kaynak: Celâl Yıldırım, Kaynaklarıyla İSLAM FIKHI, 2. Baskı, Uysal Kitabevi, 4. cilt, ss. 407-410.  ( 
Sorularlaislamiyet.com )

 

        

                        

          



                                                            YETTI 'GAY'RI OTURUMU!
                                                       

 İBRAHİM BALCIOĞLU Psikiyatrist
Eşcinselliği kimlik bozukluğu  ve sapıklık olarak tanımlıyor.  'Homoseksüellerin çocuk edinmesi toplumu tehdit eden bir tehlike' diyor . Homoseksüalite, cinsel kimlik bozukluğudur ve onun sapık biçimlerinden biridir. 
SAPIKLIĞI ŞEHVET İÇİN KULLANIRLAR 
 Erkek homoseksüeller, cinsel sapıklıklarını şehvet doyumu aracı olarak benimser.  Birçoğunun fizik yapısı normaldir. Kadınlık belirtisi göstermez. Kasları atletik yapılıdır. Partnerler birbirine başta sıcak ve samimi yaklaşır. Sonra cinsellik gelişir. Deneyimli bir göz, bu kişileri hemen tanıyabilir.
PARA YEDİRİRLER, KISKANÇTIRLAR
 Yaşlanma homoseksüel kişiler için de endişe kaynağıdır. Erkek sevgililerine para yetiştirmek isterler. Kıskançlık krizi sebebiyle cinayet işleyenler oluyor. İhaneti affetmezler. 
ÜREMELERİ TOPLUM İÇİN SAKINCALI 
 Çocukların, eşcinsel çiftlerin ortamına girmesi sakıncalıdır. Bu davranış ve tutumları hoş görülmemelidir. Homoseksüellerin çocuk edinmeleri ve kuşak üretmeleri toplumun geleceğini tehdit eder. Sanat, spor ve edebiyat insanları, homoseksüelliği övmemelidir.
NEVZAT TARHAN Psikiyatrist
Eşcinselliğin onaylanmaması gerektiğini, yoksa insanlığın 50 yılda kuruyacağını söylüyor. 'Erkek düşmanı' feministlere de çok kızgın
 Eşcinsellik bütün dünyada yayılıyor. Bu, insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehlike.  Gençler arasında özgürlük gibi zannedilse de özgürlük değil, bazı değerlerin yok olması. Böyle devam ederse, 50 yıl sonra insan nesli diye bir şey kalmayacak.
EŞCİNSELLİK BİYOLOJİK OLARAK YOK
 Sorumlulardan biri de bilim dünyası. Cinsel özgürlük bilim adına destekleniyor.  Benim savunduğum ekole göre insanda biyolojik olarak eşcinsel eğilim yoktur. Eşcinsellik cinsel kimlikten sapmadır. O sebeple toplumsal olarak onaylanmamalıdır. 
FREUD YAŞASA TEZİNİ DEĞİŞTİRİRDİ 
 Freud cinselliği yaşamın tek enerjisi olarak değerlendirdi. Bu tez modernizmin kabusu oldu. Sağ olsaydı tezini mutlaka değiştirirdi.
FEMİNİSTLERİN AŞAĞILIK DUYGUSU... 
 Modernizm, kadını erkeksileştiriyor. Kadını erkeksileştirme arzusu, feministlerin aşağılık ve eksiklik duygularıyla ilgilidir. Feminizm, erkekleri düşman algıladığı için 'onlara hükmedeceğim' anlayışına sahip.  
 (Akşam:13 Kasım 2009)

 

                                               İnsanın doğasına aykırı bir durum! 
Dr. Cem Keçe/ CİSED Başkanı: 
Eşcinsellik doğuştan gelen bir şey değildir. İnsanın doğasına aykırı bir durumdur. Anne vebabanın hatası yüzünden oluşur. Çocuğun ruhsal gelişim evrelerinde yani 0-6 yaş arasındaki dönemde anne ve babası ile yaşadığı çarpık ve hatalı ilişkiler sonucunda temeli atılan ve daha sonra yaşanan tesadüfî yakınlaşmalarla pekişen gelişimsel bir kusurdur. Eşcinsellerde, geriye dönüp baktığımızda babanın yokluğu ya da babanın aşırı otoriter oluşu ön plandayken, kadınlarda da anneyle sevgi dolu yakın bir ilişkinin kurulamayışı temel sıkıntılar olarak karşımıza çıkar. 

                                                Eşcinsel doğulmaz eşcinsel olunur! 
Dr. Meliha Karayay/ Psikolog 
Bu konuda pek çok yeni çalışma var. Biz, psikoloğuz, bize gelen hastalarımızı dinleyip edindiğimiz bilgilere göre eşcinsellik sonradan edinilen bir davranış. Aile içi ilişkilerin çocuk tarafından nasıl algılandığı, bu konuda son derece önemli. Ailenin, çocuğun kimlik gelişimi dönemindeki tutumları çocuğa yansıyabilir. Model alma yaklaşımı ortaya çıkarsa, eşcinsellik ortaya çıkabilir. Cinsel kimlik modeli dört yaşında oluşmaya başlar. Ancak çocuk, cinsel kimliğini üç yaşında keşfeder ve ailesine sorular sormaya başlar.    
(Sabah,21.03.2010 )

 

                                                            
                                             Gerçekler acıdır ama çözüm için de zorunludur!

 

                                 Haydar bile...!

 


                                                       
                                                            EŞCINSELLIK KADER DEĞILDIR
Vücudumuzda her an işleyen sayısız mucizevî sistem vardır. İnsanın kendisi bir mucizedir. “... Kalpleri vardır bununla kavrayıp, anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler...” Araf Suresi’nde geçen bu cümle bu nedenle çok anlamlıdır. Kişi kendi mucizesinin farkında olmazsa; kendi hastalıklarını kendisinin yarattığının ve çözümünün de içinde olduğunun farkına varamaz. Aynı Hz. Ali’nin dediği gibi; “Senin ilacın sende olduğu halde bilmiyorsun. İlletin de gene sende olduğu halde görmüyorsun. Sen kendini küçük bir cisim sanırsın. Hâlbuki sende büyük âlem saklıdır, bilmiyorsun. Sen öyle apaçık bir kitapsın ki, gizli olan şeyler o kitabın harfleri ile meydana çıkar, okunur. Sen vücutsun, senin harice ihtiyacın yok. Sende mevcut olan şeyler, kitaba gelmez. Kâinat kitabında yazılı olan şeylerin hepsi senden çıkmıştır.” Uzun yıllar süregelen bir çalışma sonucu ortaya çıkan bu kitabın tamamını okuyarak, yıllarca süren deneyimlerle oluşan birikime, kısa sürede sahip olma şansını yakaladınız ve “bilginin etrafına duvar örmeyin, bildiklerinizi paylaşın, paylaşırken öğrenmeye gayret edin, öğrenmek ve paylaşmak, sonu olmayan keyifli bir maceradır, öğrenmenin sonu ancak sizin belirleyeceğiniz bir noktadadır” sözünün gerçekliğini kanıtladınız. Çünkü paylaşılmayan bilginin hiç bir değeri yoktur, onu değerli kılan, paylaşmak ve paylaşılmasını sağlamaktır. Bilgiyi ve bilmeyi Yunus Emre, şu şekilde tanımlamıştır: 

“İlim ilim bilmektir.

İlim kendin bilmektir.
Sen bildiğini anlamazsan.
Ya nice okumaktır.”
Başta eşcinsellik olmak üzere, psikolojik sorunlar hakkında bilgi sahip olmak; sorunu yaşayan kişinin başa çıkma becerilerine ve mahrem çevresinin onu anlama kapasitesine katkı sağlar. Sıkıntı veren sorunlarla ilgili en kalıcı ve etkili bilgi ise, bu konu hakkında ki yaşam öyküleridir. Bu nedenle kitabımızda vaka deşifrelerine yer vererek, daha önce yaşanılan hayat tecrübelerinin ve bu tecrübelerden edinilecek bilginin kalıcı olarak yerleşmesini de hedefledik.Çünkü bilgi, en başta kişinin kendini bilmesi, insan olarak kendi var oluşunu sorgulaması ve yaşadıklarını anlamlandırabilmesi için gereklidir. Kendi varlığının bilincinde olmayan kişilerin, başkaları ve kendisi hakkındaki yorumları da sıkıntı verici olacaktır. Bu nedenle, doğru ve sağlıklı bilgiyi halka taşımada ve böylece kamunun çıkarlarını korumada bilim insanlarına önemli görevler düşmektedir. Gerçekleri ve bildiğini halka anlatmayan, halkın aydınlanmasını önemsemeyen bilim insanları, zaman içinde kendileri de cehaletin bir parçası olmaktan kurtulamazlar. Bunun yerine, bildikçe, bilginin sonsuzluğu karşısında ne kadar az şey bildiğinin aczi içinde alçak gönüllülüğü yeğleyen bilim insanlarına ülkemizin her geçen gün daha fazla ihtiyacı vardır. Galileo’nun dediği gibi; “Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder.” Bu farkındalık keyifli maceradır ve bu macera ile vermeye çalıştığımız mesajlarözet olarak şunlardır:
—Eşcinsellik kader değildir.
—Eşcinsellik bir hastalıktır, eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir.
—Eşcinsellik tek bir hastalık değildir, birçok alt tipi olan bir hastalıktır. 
—Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;
A-Açık eşcinsellik
1-Gerçek eşcinsellik 2-Yalancı eşcinsellik 3-Eyleme vurulmayan eşcinsellik 4-Geçici eşcinsellik 5-Durumsal eşcinsellik 6-Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik 7-Seks işçiliği şeklinde yaşanan eşcinsellik
B-Gizli eşcinsellik
8-Homofobik tutumlarla 
kendini gösteren gizli eşcinsellik 9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik 10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik 11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik 12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik
—Gerçek eşcinsellik adını verdiğimiz alt tip bir hastalık olarak görülmemelidir. Bu nedenle eşcinsel yönelimden vazgeçip heteroseksüelliğe dönüşümü içeren bir tedavi de tıp ahlakına uygun değildir. Ancak toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan gerçek eşcinsellerin kendileri ya da yakınlarının, destekleyci terapi tekniklerini içeren bir tedavi almaları mümkündür.
—Eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımladığımız alt tipler tedavi edilebilir. Yani bu tipe giren bir eşcinsel arkadaşımız yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyuyor ve bunları değiştirmek istiyorsa, bunu başarabilir. Değişim için inanması ve istemesi yeterlidir. Çünkü her şey kişinin kendi elindedir; yenmekte, yenilmekte, başarmakta, başaramamakta.
—Ruh sağlığı profesyonelleri eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyan arkadaşlarımızı görmezden gelme eğiliminden vazgeçmelidir.
—Eşcinsel lobi gerçek eşcinsellerin haklarını ve varoluş mücadelelerini savunurken; yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyan ve değişim isteyen diğer eşcinsellerin tedavi arayışlarını da desteklemeli ve onlara “hain evlat ökkeş muamelesi” yapmamalıdır.
—Homofobi tanımı daraltılmalıdır. Eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanmasını referans noktası alan homofobi, bir insanlık suçudur.
Bu saptamaları, inandıktan ve istedikten sonra başarmayı, çarenin içte olduğunu ve eşcinsellik gerçeğini reddedenler; kibirleri akıllarına galip gelmiş kimselerdir. Bu gibi insanlar gerçekten büyük bir acz içindedir. Savaşın en kanlı günlerinden birinde, Mehmet, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altında oldukları bir gündür. Mehmet teğmenine koşar ve  “Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?” der.  “Delirdin mi?” der gibi bakar teğmen ve “Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma.” Der.Mehmet ısrar eder. Teğmen:  “Peki. Git o zaman” der.İnanılması güç bir mucize gerçekleşir. Mehmet o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır, onu sırtına alır, koşa koşa sipere geri döner ve birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan Mehmet’e döner ve  “Sana, değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş.” der. “Değdi teğmenim” der Mehmet. “Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?” der.“Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için.” diyen Mehmet, arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarlar teğmene: “Mehmet, geleceğini biliyordum!” demişti arkadaşım. “Geleceğini biliyordum!” Bu nedenle sonsözler çok önemlidir. Çünkü insan yaşamının ve varoluşunun anlamı çok derindir. İnsanın varoluşu; hayatta kalma uğruna verilen o sefil mücadelede değil, inanmak ve isteminin gücünde yatmaktadır. Değişimi gerçekleştirmek için kişi göğsünde taş gibi bir yürek taşımalıdır. Bu yürek ruhsal sıkıntılara ve çöküşe doğru giden hayatı yok etme gücünü, kişinin kendisinde bulması anlamına gelir . Böylece yükselenyeni hayat kendine bir yer bulup serpilebilir. 
    Sonsöz;
 “her şey sende gizlidir.”
                                                                          İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ  YANSÖZ  GİRİŞ  RUHSAL AYGIT DIŞ GERÇEKLİK GÜDÜ – DÜRTÜ - İÇGÜDÜ BİLİNÇ VE BİLİNÇDIŞI İD SÜPEREGO EGO DERİN EGO KENDİLİK İNSANIN RUHSAL GELİŞİMİ PREÖDİPAL DÖNEM ORAL DÖNEM ANAL DÖNEM  ÖDİPAL DÖNEM (FALLİK DÖNEM) ÖDİPAL KOMPLEKS ELEKTRA KOMPLEKSİ HADIM EDİLME KORKUSU KENDİ KENDİNİ HADIM ETME ÖDİPAL KAPSÜL VE ÖDİPAL BAĞ LATENT DÖNEM  ERGENLİK DÖNEMİ DERİN EGO’NUN SAVUNMA MEKANİZMALARI KİMLİK ve KİŞİLİK CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ EŞCİNSELLİK NEDİR? EŞCİNSELLİK RUHSAL BİR BOZUKLUK MUDUR? EFEMİNE OLMAK EŞCİNSELLİK DEĞİLDİR EŞCİNSELLİĞİN İLK BELİRTİLERİ EŞCİNSELLİĞİN GÖRÜLME ORANI BİSEKSÜALİTE EŞCİNSELLİĞİN NEDENLERİ NESNE İLİŞKİLERİ KURAMINA GÖRE EŞCİNSELLİK MARGARET S. MAHLER VE NESNE İLİŞKİLERİ KURAMI JAMES F. MASTERSON BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU BORDERLİNE YAPI VE CİNSELLİK BORDERLİNE – NARSİST AŞKI KIZLARDA NESNE İLİŞKİLERİ KURAMINA GÖRE EŞCİNSELLİK ERKEKLERDE NESNE İLİŞKİLERİ KURAMINA GÖRE EŞCİNSELLİK NARSİSTİK BİR SAVUNMA OLARAK EŞCİNSELLİK NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU NARSİSİZM VE CİNSELLİK HEİNZ KOHUT ERGENLİK BUNALIMI OLARAK EŞCİNSELLİK ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNE BAĞLI EŞCİNSELLİK BAĞIMLILIĞIN VE SALDIRGANLIĞIN CİNSELLEŞTİRİLMESİ OLARAK EŞCİNSELLİK EŞCİNSELLİĞİN DİĞER NEDENLERİ EŞCİNSELLİĞİN TİPLERİ AÇIK EŞCİNSELLİK GİZLİ EŞCİNSELLİK EŞCİNSELLİK HAKKINDA BİLGİSİZ BİR TOPLUMUZ EŞCİNSEL AŞKLAR HOMOFOBİ VE HETEROFOBİ İÇSELLEŞTİRİLMİŞ HOMOFOBİ COMING OUT NEDİR? EŞCİNSEL YAKINI OLAN AİLELER VE GENEL TEPKİLERİ ERKEK EŞCİNSELLER KADIN EŞCİNSELLER EŞCİNSEL YAŞAMIN ZORLUKLARI EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİ EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİ NEDİR? EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİNDE TERAPİST VE HASTA İLİŞKİSİ AKTARIM  AKTARIM NEVROZU KARŞI AKTARIM  DİRENÇ YORUMLAMA TERAPİNİN SONUÇLANMASI EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİNDE ELE ALINAN KONULAR VE KULLANILAN TEKNİKLER SAHTE KENDİLİKTEN KURTULMAK EGO GÜÇLENDİRME ÖFKENİN DIŞA VURULMASI VE YÖNETİMİ BAĞLANMA YAKINLIK KORKUSU VE MAHREMİYET SPOR VE EGZERSİZ YAPMA HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ FANTEZİ ÇALIŞMALARI VE GEÇİŞ FANTEZİLERİ ORGAZMİK YENİDEN KOŞULLANMA RÜYA ANALİZİ KENDİNİ TANIMA VE DOĞRU İFADE ETME REKABET KARŞI CİNSLE OLAN İLİŞKİLER HEMCİNSLERLE CİNSEL İÇERİKLİ OLMAYAN İLİŞKİLER KURABİLME SORUMLULUK ALMAK KİŞİ KENDİNİ HASTA EDER, KİŞİ KENDİNİ İYİ EDEBİLİR YAPMAK VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK GEÇMİŞİN TEKRARINI BOZMAK AFFETMEK KENDİNİ SEVMEK VE ONAYLAMAK LOGOTERAPİ BİBLİYOTERAPİ METAFORLARLA PSİKOTERAPİ GRUP TERAPİSİ DEĞİŞİM İSTEYEN EŞCİNSELLER İÇİN EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİ GERÇEK EŞCİNSELLER İÇİN EŞCİNSEL YÖNELİM TERAPİSİ SKALA ve FORMLAR CİNSEL KİMLİK FORMU CİNSEL YÖNELİM SKALASI TRAVESTİ VEYA TRANSSEKSÜELLİK ARAŞTIRMA FORMU SONSÖZ YAZAR HAKKINDA İLETİŞİM BİLGİLERİ KAYNAKLAR YAZARIN DİĞER KİTAPLARI

                                                    EŞCINSELLIK VE EŞCINSEL DERNEKLERIN ÇELIŞKISI
   Scientific American Mind isimli ünlü bilim dergisi Nisan 2010 sayısında eşcinselliğin en yaygın türü olan transseksüelliğin kültürel öğrenme ile oluştuğunu yayınladı. Bu nedenle kamuoyunu doğru bilgilendirmek için uzun tetkikler sonucu aşağıdaki bilimsel görüşümü yazdım. Cinsel Bozukluklar psikiyatri sınıflandırma sistemlerinde çeşitli isimler altında ifade edilmektedir. Eşcinsellikle ilgili iki ana tanımlama vardır. 
  1-Cinsel Kimlik Bozukluğu olarak eşcinsellik: Bir kişinin yoğun biçimde karşı cinsten olmak istemesi veya karşı cinsten olduğu gerçeğine inanması durumudur. Hasta kendi biyolojik cinsiyetinden sürekli ve aşırı olarak rahatsız olur ( Jacobson J, Jacobson A, çeviri: Kayaalp ve Doğangün 2006 Nobel yay. S.130) Bu grub hastalık sınıflandırma sistemlerinde yer alan eşcinselliğin değiştirilip yeniden tanımlanan bölümüdür. Tansvestizm, transseksüalizm olarak bilinmektedir. Tedavisi gerektiği ve kitaplarda  (DSM IV sayfa 723 sıra no:302.5) hastalık olarak tanımlandığı bilinmektedir. Onarım terapisi önerilen bilimsel bir yöntemdir.
  2-Cinsel rol ve yönelim olarak eşcinsellik: Eşcinselliğin Psikiyatri sınıflandırma kitaplarından çıkarılan hastalık olarak kabul edilmeyen sadece sosyal bir sorun olarak ele alınması önerilen bölümüdür. Cinsel yönelim olarak aynı cinse yönelim vardır. Bu kişiler biyolojik cinsel kimlikleri ile tercih ettikleri cinsel rolleri arasındaki farktan rahatsız olmazlar.
                                                        Eşcinsellik biyolojik doğada var mıdır? 
   Eşcinsellikle ilgili genel kabul gören görüşlere göre insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir. Sosyal öğrenme ile ve yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Biyolojik doğaya uymayan bir sapmadır. Heteroseksüelliğin geni vardır ancak eşcinselliğin geni yoktur.
                                                   Eşcinsellikle ilgili son bilimsel görüşler nelerdir?
   Scientific Americam Mind dergisinin Nisan 2010 tarihli sayısında “The Third Gender” yani “Üçüncü Cinsiyet” başlıklı makalede Jesse Bering Biyolojik cinsiyetinden ve cinsel kimliğinden rahatsız olan Transseksüelleri incelemiştir. Üçüncü cinsel kimlik olan transseksüelleri ikiye ayırmıştır. Açık transseksüeller, gizli trans seksüeller. Her iki transseksüel durumla ilgili bilimsel çalışmalarda genetik veri bulunamadığı vurgulanmıştır. Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim alanlarının farklı farklı değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.. Kültürel sosyal normların ve öğrenmelerin transseksüel cinsel kimlik ve cinsel yönelim oluşmasında ki ana rolünden söz edilmiştir. ( Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7 :16 Nisan 2010 
 )

 

                                                              OLAYIN ÖZETİ BİR HABER
    Habertürk'te bir haber okudum. Anne baba ayrılmış, anne tek başın , dişini tırnağına katmış, okumuş, iş sahibi olup çocuklarına bakmış.Oğlu özel okulda 16 yaşında " Anne ben erkek değilim." diyor...! Neden, çünkü rol alabileceği, örnek olabilecek bir erkek yok hayatında. Tek mücadele eden ve örnek alacağı annesi var ve o da onu örnek almış! Sonuçta da kendini onunla özleştirip, ergenlik çağı içinde ikileme düştüğü o çağda  - kendine  tek seçenek olarak sunulan -  kadın rolünü benimsiyor kendine daha yakın olarak onu benimsiyor. Çocuğun evinde ve özel okulunda kendine örnek alabileceği bir erkek bulamayınca hayatına kendi ancak bu kadar rol ve yol bulabiliyor...!  
( Bugün:17.10.2009)

 

 

 

                                                    Kötülüğün ve Sapıklığın Kaynağı Genler mi?

Medya ve yayın dünyası gün geçmiyor ki, kötü bir huyu veya gayriahlâkî bir davranışı genlerimizle ilişkilendirmesin, bu kötülüklere mazeret olarak da tabiatı ve fıtratı suçlamasın. Son ilmî araştırmalar ise, medyanın bu slogan haberlerinin doğru olmadığını göstermektedir. Söylenenin aksine genlerin kendini ifade etmesinin fizikî çevre ile birlikte sosyokültürel faktörlerle de düzenlendiği anlaşılmıştır. İnsanın fıtratının şekillenmesinde hem genlere ve buna bağlı sentezlenen hormonlara, hem de kültüre kaderî programda birlikte rol verilmiştir. Her insanın tutum ve davranışları, genetiğe ve kültüre ait faktörlerin birlikte ortaya çıkardığı motifler (nakışlar) içerisinde kendisini gösterir. 

İnsan tabiatı bir kitap olarak düşünülürse, bunun içinde şifrelenmiş genetik enformasyon, iç ve dış çevrenin bütün unsurlarıyla (biyopsikososyokültürel) mânâlı ve fonksiyonel hâle gelir. Çünkü her kitabın harflerden teşkil edilmiş görünen bir yapısı (semiotik DNA dizisi), bir de bunun belli bir çevrede açığa çıkan mânâsı (semantik örgüsü) vardır. Bu açıdan genler cebrî kodlar olarak değil, çeşitli dinamik kuvvetlerin birlikte tesir göstermesinden doğan âdeta bir ebru sanatı olarak görülmeli (suyun üzerindeki aynı boyaların küçük bir titreme ile çok farklı desenler çıkarması gibi) ve o şekilde okunmalıdır. İnsanın iradesi ve sorumluluğu da, genlerin ve kültürel faktörlerin karşılıklı tesirleriyle şekillenen fıtrat motiflerinin sunduğu reaksiyon aralığı içinde mânâ ve değer kazanır. Bu açıdan fıtrat (insan tabiatı) ve kültür birlikte değerlendirilmelidir. İnsanın tutum ve davranışlarını belirleyen faktörleri; genetik, fizikokimyevî çevre ve psikososyokültürel faktörler olarak üç ana başlık altında toplayabiliriz. Yukarıdaki her bir faktörün belirleyiciliği kısmî ve istatistikîdir. Suça eğilimli olma seviyesi, aynı cinsten kişilere cinsî yakınlık duyma temayülü, algı ve idrak keskinliği kabiliyeti, yenilik ve heyecan arama arzusu, bağımlılık meyelânı gibi özellikler sadece bir veya iki genle tanımlanamaz. Saldırganlığın ortaya çıkışına tesir eden birçok faktör (çevre, genler) vardır. Fakat bunlardan sadece birisinin yokluğu veya yeterli dozda olmayışı saldırganlığı tetikleyebilir. Meselâ monoamin oksidaz A enzimi, MAO-A geni tarafından kodlanır. Bu enzim dopamin, serotonin ve nörepinefrin gibi nörotransmitter moleküllerin (sinir hücreleri arasındaki haberleşme molekülü) yıkımını gerçekleştirir. Bu gendeki mutasyonlar veya polimorfizmlere bağlı olarak enzim yeterli fonksiyon göremez ise, bu kişilerde şiddet ve saldırgan davranışlara yatkınlık artar. Fakat kişi bu temayülü bilirse veya çevresi onu bu konuda eğitirse, bu huy kontrol edilebilir. Benzer şekilde, herkeste değişen derecelerde kansere yatkınlık genleri bulunur. Bu yatkınlık genleri, çevre faktörleriyle (sigara, beslenme, mutajenler ve karsinojenler gibi) aktifleştirilirse, kişide kanser gelişebilir. Ancak sigarayla tetiklenen kanser tipinde, kişide kansere yatkınlık genleri yoksa veya yatkınlık düşük ise, bu kişi sigara içse de kansere yakalanmayabilir. Benzer şey bağımlılık, cinsî sapıklık, şiddete ve suça eğilim genleri için de söylenebilir. Daha da önemlisi davranışla bağlantılı genler, diğer genlerle münasebeti yanında, muhteva, pozisyon ve diğer birçok şarta bağlı olarak yorumlandığında mânâ ve değer kazanır. Çünkü tutum ve davranışların ortaya çıkışında karmaşık bir sebepler ağı var. Bu yüzden davranış genetiğinin sebebi olarak gösterilen DNA dizisi, tek başına, kişinin duygu ve davranışlarını, maharetinin ve şahsiyetinin nasıl gelişeceğini kesin olarak belirleyemez. Bir başka ifadeyle fenotip, sadece genetik enformasyondan yola çıkılarak yüzde yüz kesinlikte tahmin edilemez.

Beyin ve kişilik gelişmesi çok faktörlü bir ekspozom hâdisesidir. Bu tabiri açarsak, hamileliğin başlangıcından itibaren, bilhassa okul öncesi eğitim dönemi boyunca maruz kalınan her şeyin, insanın özelliklerinin ortaya çıkmasındaki tesirine ekspozom diyoruz. Şuuraltı müktesebatı dâhil, kişinin geçmiş yaşantısına ait bütün mâzisinin bu gelişmede rolü vardır. Ortalama bir insan beyninde bulunan 1011 sinir hücresinin bağlantıları sadece genlerle belirlenmemektedir. İnsan DNA'sında 6,2 x 109 nükleotid (harf) veya enformasyon vardır. Bu ham bilginin okunması ve kullanılması, onlarca faktörün toplu hâlde kendini göstermesine bağlıdır. İç ve dış çevreden gelen uyaranlarla, nöronlar yeni bağlantılar kurabilir ve sentezledikleri nörokimyevî maddeler ve hormonlarla, sinir hücrelerinin sayısı, bağlantı ağı belirli ölçülerde değiştirilebilir. Beyindeki hücrelerin bağlantı detaylarını ve motiflerindeki ince ayarları tanımlayacak seviyedeki bilgilerin hepsi genomda yoktur. Sadece çevre faktörleri de bu eksik bilgiyi tek başına tamamlamak için yeterli değildir. Bunların dışında da pek çok faktöre beynin gelişmesinde ve işleyişinde rol verilmiştir. Beyindeki akson ve dendritlerin uçları uzarken, yol boyunca gideceği organa veya bölgeye kadar rehberlik eden nanomolekülleri tanıya­rak i­ler­ler. Bu ilerleme esnasında küçük değişiklikler, sapmalar yaparlar. Adeta belli ölçüde determinizm belli ölçüde deneme yanılmayla gelişirler. Doğru hedefe yüzde yüz kesin olmayan, fakat istatistikî bir düzen algoritmasıyla ulaşırlar. Gözden beyine doğru büyütülen aksonlar, % 1 ihtimalle optik kiazmada yanlış yola dönebilir. Dolayısıyla beyne ulaşamaz veya beynin yanlış kısmına gider. Fakat aynı zamanda beynimize bu hataları tanıyan ve düzelten sinyalizasyon sistemleri de yerleştirilmiştir. Eğer aksonlar uygun hedef nöronlardan doğru sinyali alamazlar ise, yıkıma uğrarlar. Bazen de aksona ait nöron, ölümü tercih eder. Bu gözlemler açıkça ortaya koyar ki, beyin gelişmesi önceden harfi harfine tanımlanmış bir programla değil, değişmeye ve hataya açık, esnek bir programla gerçekleştirilir. 

Bu esnek program materyalist bir bakışla doğru yerde, doğru zamanda, doğru faktörlerle birlikte olmak olarak ifade edilen şansla açıklanır. Aynı program dinî literatürde nasip, kısmet ve kader, İlâhî ikram, lütuf olarak bilinen faktörlerle açıklanır. Ayrıca irade ve şuurlu davranış öncesi, beyinde irade dışı belirli aktivasyonlar ve genetik bir alt yapı da vardır. Bu açıdan biyolojik ve genetik eğilimlerin oluşturduğu nakışlar; seçme ve tercih etme hürriyeti için, sadece bir alt yapıdır. Düşünce, his ve davranışlarımız beynin nörogenetik ve nörokimyevî yapısı içinde ortaya çıktığından, buradaki zeminin oluşturduğu motif, belli tutum ve davranışlar ve hisler için bir temayül oluşturur. Bir başka ifadeyle, beyin kimyası ile fetal dönem (anne karnında) ve erken çocukluk yıllarında yaşanan hâdiseler, insanın gelişmesinde önemli belirleyicilerdir. İnsan beyni hem iradî ve şuurlu, hem de otomatik ve şuursuz (mekanik) bir konumda çalışabilir. Kısacası genler, neyi ve neleri başarabileceğimizin alt zeminini, reaksiyon aralığını ve eşik değerlerini teşkil eder; davranışın ortaya çıkma ihtimalini belirler; ancak son noktaya ait kararların sınırı genlerle çevrenin etkileşimi neticesinde istatistikî ihtimallerle belirlenir. Dolayısıyla cebrî bir durum olmayıp, çevrenin (terbiye, inanç, ahlâkî beslenme) dinamik belirleyiciliği sınıra tesir eder. 

İnsanın cüz'î iradesi; hem ruhî, hem genetik, hem de çevre alt yapısının (endofenotip) tesiri altında işletilen, serbest seçimler ve tercihler yapabilme gücü ve kapasitesidir. İnsanın seçim ve tercihleri, metafizik dünyasına ait beslenme kaynaklarından, beyin ve sinir sistemine ait nörokimyevî ve hormonların tesirinden ve kültür çevresinden bağımsız olarak gerçekleşemez. Âyette belirtildiği gibi "Kimseye kaldıramayacağı yük yüklenmez." hususu bu açıdan değerlendirildiğinde çok mânâlıdır. Bir rahmeti ve şefkati gösteren bu düsturla bakıldığında, cüz'î iradenin faaliyet alanı ve sınırları, çok faktörlü ve hikmetli sebeplerle belirlenir. Kişinin fıtratında inşa edilen güçlü ve zayıf yanlara bakılarak fetvaların hususi şekilde verilmesi de çok hikmetlidir. Bundan dolayı da herkesin imtihanı ve tecrübesi farklı farklı olur. 

Bu yüzden insan, tanımlanmış, sınırlandırılmış şartlar altında sorumluluk sahibidir ve o şartların ve fıtratının izin verdiği aralıklar içerisinde tercihler yapabilir. Bu açıdan insanların normal ve anormal davranışları; ruhî, vicdanî ve ahlâkî beslenmesine dayalı genetik yatkınlık temelli fıtrat-kültür modeli içinde analiz edilir ve yorumlanırsa, insanın eğitim ve terbiyesinde sağlıklı neticelere varılabilir. 

Yukarıda sayılan faktörlerin her biri değişen derecelerde çocuklarda cinsiyet ayrışması ve farklılaşmasına tesir eder. Cinsiyetin gelişmesi sırasındaki davranış bozuklukları, biyolojik, psikolojik, sosyokültürel faktörlerin karmaşık bir mozayiği olarak ortaya çıkar. Bunun asıl sebebi noktasında, günümüzdeki bilim çevrelerinde tam bir mutabakat yoktur; her araştırmacı kendi uzmanlık birikimi ve ideolojik tercihleri (materyalist veya ateist veya dindar) ışığında belli bir faktörü öne çıkarmaktadır. Bununla beraber objektif gözlem ve araştırmalar, bu hususta anne-baba ve evlât arasındaki münasebetin kalitesinin oldukça tesirli olduğunu göstermektedir. Dinimizce sapkınlık olarak görülen yanlış cinsî yönelimlerin ortaya çıkışında, babanın oğluyla, annenin kızıyla onun hislerini doyuracak bir zeminde münasebet kuramaması oldukça menfi bir yer tutmaktadır. Bilhassa hayatın erken dönemlerinde bebeğin babasıyla yeterli hissî münasebet kuramaması olarak tarif edilen "zayıf baba" tipolojisi saldırgan, sinirli, asabi, öfkeli soğuk, empatik münasebet kuramayan babalarda çok daha belirgindir. Cinsî davranış bakımından alışılmışın dışında görüntü veren çocukların olduğu ailelerde baskıcı, aşırı kontrol edici bir anne modeliyle; soğuk, saldırgan şiddet uygulayıcı baba tipi, ortak bir özelliktir. Bu açıdan hastalık olarak tanımlanabilecek bu davranışlar, değiştirilemez, cebrî genetik bir fenomen olmaktan ziyade, bir gelişme bozukluğu ve yeterli ölçüde ebeveynle çok boyutlu iletişim kuramama problemi olarak görülebilir.
Çocuk gelişmesinde, farklılaşma, ayrışma sağlıklı şekilde gerçekleşmediğinde çeşitli problemler ortaya çıkmaktadır. Çocuk başlangıçta annesinin bir parçasıdır. Annesinden şefkat, ilgi ve terbiye görmeden, koparak farklılaşırsa sağlıklı şekilde benlik duygusunu geliştiremez. Bağımlı, pasif, özgüveni yetersiz bir kişilik geliştirmeye oldukça yatkın hâle gelir. Aynı şekilde gelişme esnasında çocuklarda kız ve erkek rollerinin, tutum ve davranışlarının da doğru biçimde farklılaşması gerekmektedir. Bu noktada erken dönem eğitiminde çocuğa verilen isimler, giydirilen kıyafetler, oynatılan oyunlar ve alınan oyuncaklar, verilen roller cinsiyetine uygun şekilde seçilmezse ve yeterli seviyede cinsiyet belirleyici farklar oluşturulmazsa, gelişmede çeşitli anormal davranışlar için uygun zemin oluşmuş demektir. Bu açıdan Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) çocuk terbiyesinde önemle vurguladığı elbise renkleri tercihi, erkek çocuklarının saçının uzatılmaması, yatakların ayrılması gibi düsturlara çok dikkat edilmesi gerekir. 

Yapılan araştırmalar açık şekilde ortaya koymaktadır ki, her çocuk sahip olabileceği her özellik ve davranış için, genetik ve hormonal olarak belirlenen farklı yatkınlık ve eşik değerlerde doğmaktadır. Bu potansiyel yatkınlık ve eşik değerler, maruz kalınan iç ve dış uyaranlar ve terbiye usulleriyle açığa çıkabilmektedir. Yaratılıştan birbirlerine ait hormonlara sahip oldukları hâlde, her iki cinste de, gelişme sırasında yaratılıştan kodlanmış cinsiyet genlerinin okunmasına bağlı olarak, bunlardan birisi öne çıkar. Potansiyel olarak herkes anormal cinsî yönelmeye ait çeşitli davranışları ortaya çıkarma noktasında kuru odun veya yaş odun gibi görülebilecek bir genetik yapıdadır. Kuru odun küçük bir kıvılcımla ateş alırken, yaş odun kolayca yanmaz. Fakat kuru oduna kıvılcım çakmaması için zemini sağlıklı tutma da ebeveynin ve toplumun görevidir. Kısaca özetlersek terbiyede sağlıklı (hijyenik ortam) bir çevre çok önem arz etmektedir. 

İnsanlarda yaşlanma ve hastalıklarda ve kişilik gelişme desenlerindeki arızalarda, cinsiyet davranışına ait anomalilerde, gelişim süreci içinde yaşanan maddî-mânevî her türlü beslenmenin tesiri vardır. Zamanında tedbir alındığında, potansiyel risk altındaki çocuklarda, doğru ortamlarda doğru terbiye usulleriyle ortaya çıkabilecek potansiyel olarak mevcut davranış patolojilerinin açığa çıkması engellenebilir veya azaltılabilir. Verilecek doğru rehberlik, eğitim ve terbiye usulleriyle, genlerin okunması değiştirilerek ve düzenlenerek kişinin fıtratındaki bu eğilimler baskılanabilir veya kontrol altına alınabilir. 
C. Hamza AYDIN,  
Sızıntı, sayı: 419, Aralık 2013
)

 

 

  
    GELEN  MAİLLERDEN BİRİ :
   Merhaba,ben bir eşcinselim ve İslamın eşcinselliği nasıl gördüğünü az çok biliyorum. Kimi hocalar eşcinselliğin gerek duygu anlamında gerekse de fiiliyatta çok büyük günah olduğunu söylüyorlar ki ilkine katılmıyorum. Kimileri de sadece eyleme dönüşünce günah olduğunu savunuyorlar ki bu akla daha yatkın geliyor. 
 DUYGU SU ANLAMDA ISE SIZE KATILMAK MUMKUN:O  YONE AIT ISTEK VAR AMA " YAPMAMAK!" ...BU ISTEKLERIN FIILIYATI GUNAH SINIRLARI ICINDE OLSA DA SADECE " DUSUNCE " BAZINDA KALMASI GUNAH OLARAK YAZILMASI ANLAMINA GELMEZ , AMA YINE DE TEHLIKE SINIRLARINA DOGRU EPEY BIR YOL ALINMIS OLUNUR  TABII..
Elbette cinsi münasebet günahtir, elbette livata yasaklanmıştır. Ancak heteroseksüeller için de cinsi münasebet evlilik öncesi yasak değil midir? Ama toplumda görüyoruz ki heteroseksüeller arasında da bu yasağa uymayan milyonlarca günahkar insan var - tıpkı bazı eşcinsellerin bu yasağa uymaması gibi. Öyleyse, sürekli eşcinselliği kötüleyen zihniyetin heteroseksüelliği de en az eşcinsellik kadar kötülemesi gerekmez miydi?
  ÇOK DOGRU.ERKEK YAPINCA CAPKIN, KADIN YAPINCA AHLAKSIZ KADIN,OROSPU...  FORMULU DINI DEGIL, ISLAM DISI KULTUREL BIR YAKLASIM TARZININ SONUCUDUR!
İşte kimi hocaların burada yanıldığını düşünüyorum. Eşcinsellik cinsel bir yönelimdir ve bundan eşcinsel olan birey mesul olmaz, mesul olsaydı Allah insana zulm etmiş olurdu ki Allah kuluna ne zaman zulm etmiştir?! 
  KARDESIM.BASTA SUNUN ALTINI CIZELIM: ESCINSELLIK , BASTA YANLIS EGITIM VE YONLENDIRMENIN  SONUCU ORTAYA CIKAN , BOZUK BIR PSIKOLOJIYLE GELISEN BIR CINSEL SAPMADIR! HORMONAL SORULARIN İSE ÇÖZÜMÜ TIP İLMİNDEDİR.YETER Kİ TEDAVİ OLMAK İSTEYELİM!
Kuran'da bile eşcinsellikten bahsedilmektedir, demek ki eşcinsellikten bahsetmek gayri-ahlaki değilmiş. Dolayısıyla sırf eşcinselliği kötüleyen yazılar yazmak doğru değildir. Kötülenecek ve ayıplanacak şeyler kimlikler değil, vahyin yasaklarına uymayan eylemlerolmalıdır. Bu da üstte açıkladığım gibi eşcinseller arası livatadır, heteroseksüeller arasında da evlilik öncesi gayrı meşru cinsel ilişkidir.
  KIMLIKTEN BIR AN ONCE KURTULMAK ICIN GEREK DINI GEREK PSIKOLOJIK DESTEK ALMAK SARTI ILE BU MANTIĞA KATILMAK MUMKUN!
Özetlemek gerekirse, ben kendimi bildim bileli bir eşcinselim ve bundan mesul değilim (bundan hiçbir eşcinsel mesul olamaz). Allah'ın yasaklarına ve emirlerine göre bir hayat sürmek için cihat etmeye gayret gösteriyorum ki bunun içinde livata yapmamak da var. Lütfen kimliğime bu kadar açıktan saldırılar yapmayınız, tüm eşcinselleri livata yapan o günahkarların düzeyine düşürmeyiniz.Saygılarımla...
 KARDESIM.ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN.AMA SUNU BELIRTELIM.DUNYADA BULUNUS SEBEBİMİZ İMTİHANDİR HER KUL FARKLI  İMTİHANLARA TABİ TUTULUR.BİZLERE DÜSEN KURAN VE SÜNNETİN YOLUNDAN İLERLEMEKTİR.CİNSEL SAPMA DURUMLARINDA EHİL DOKTORLAR TARAFINDAN PSİKOLOJİK  VE HORMONAL  TEDAVİ  BERABER YAPILMALIDIR. CİNSEL DURUMUNUZU KABULLENMEDEN ONCE HER TURLU TETKİKLERİN YAPILMASI PSİKOLOJİK (GECMİSİN İRDELENMESİ, ÇOCUKLUKTAKİ YETİSME TARZINIZ,ORTAMINIZ,CEVRENIZ, BİLİNC ALTINA ATILANLAR VS.) YARDIMIN ALINMASI GEREKİR.BENCE SIZ FIILIYATTA ESCINSEL OLANLARDAN COK DAHA IYI BIR KONUMDA OLSANIZDA, KULLANDIGINIZ KAVRAMLAR- MESELA CIHADI , NEFIS ILE MUCADELE ANLAMINDA KULLANDINIZ VE BU COK UYGUN DUSTU!- SIZIN DAHA DA GUZEL BIR YERE GELEBILECEGINIZI GOSTERMEKTEDİR..EVET FIILIYATA DOKULMEMESI COK GUZEL AMA SONUCTA SIZ HAYATINIZI DAHA NE KADAR BU SEKILDE DEVAM ETTIREBILIRSINIZ KI.EVLILIK BASTA  OLMAK UZERE  SIZI BIR GELECEK BEKLIYOR VE BU KIMLIK ILE ISLAMI SINIRLAR ICINDE DAHA NE KADAR DEVAM EDEBILIRSINIZ HAYATINIZA.SU AN MASALLAHINIZ VAR AMA  GELECEK NE OLACAK.YANI BU KIMLIK BAZINDAKI ESCINSELLIK BILE GELECEGINIZ ACISINDAN SIZI ACMAZLARA SOKMAYACAK MI..BENCE SIZDE BIR CEVHER VAR.SADECE ILK ADIMI ATMAK TA TEREDDÜDÜNÜZ VAR... UMARIM DETAYLI BIR DUSUNCE  SONUCU BIZE HAK VERECEKSİNİZ!ÖZETLE SIZ  IYI BIRISINIZ VE KENDINIZI MUHAFAZA ETMENIZ GUZEL AMA ILERIYE DONUK YARDIM ALMANIZ GEREKIR KARDESIM.RABBIM YARDIMCINIZDIR, SIZDEN SADECE BIR ADIM- ILK ADIM HER ZAMAN ZOR VE COK ONEMLIDIR!- ATMANIZI BEKLIYORUZ...SELAM VE DUA ILE



KAYNAK:http://www.islamustundur.com/islamin_escinsellige_bakisi.html


Bu haber 21 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SORULANLARA CEVAPLAR

KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI? (Nur, 31)

KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI? (Nur, 31) KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ VAR MI?

REENKARNASYON OLABİLİR Mİ?

REENKARNASYON OLABİLİR Mİ? Reenkarnasyon (Ruh Göçü/Tenasüh) Mümkün müdür?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1053
Yorum 115
Haber Okuma 1905704
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi