BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

"KALPLER ALLAH I ANMAKLA HUZUR BULUR”

Tarih 09/Kasım/2017, 23:07 Editör BİLGE BİLGE

HER GÜZELLİK ULAŞILDIĞINDA BÜYÜSÜNÜ KAYBEDER!HEP REVAÇTA OLAN ALLAH AŞI VE SEVGİSİDİR.

“  KALPLER ALLAH I ANMAKLA HUZUR BULUR” L3 s30

“Zikir,Halk içinde Hak ile olmaktır"

S-1-Zikir ne demektir?Tanımlayarak tanımındaki ana ögeleri ve önemini yazınız?         

              Kelime mânâsıyla hatırlama. Allahı hatırlatan her olay, her işaret levhası(Biyolojide,coğrafya da,Psikolojide öğrenilenler…) her ilmî/bilimsel eser birer zikir vesilesi. Kalp, bir fabrika, bir saray, bir misafirhane olan şu muhteşem kâinatın ancak Allahın emir ve iradesiyle var olduğunu bilmekle tatmin olur.

     Beden ruhun evi ise, kâinat da onun şehridir. Kalp hem bu haneyi sever, hem de o şehri. İkisini de Allah’ın mülkü bilir. Onun kutsal sıfatlarının bütün eşyayı kuşattığına inanmakla hem bedende rahat yaşar, hem kâinatta. Bedeni de huzurla terk eder, kâinatı da.

       Zikir gereksiz düşünce ve kuruntular yerine Allah’ı bilme, takdir etme, ona ger-çek kul olma şuurunu kazandırır. “Her canlı, ölümü tadacaktır” mealindeki ilahi ferman da (Âl-i İmrân, 185) hemen  herkesin malumudur her fani bu acı sondan haberdardır. Gelin görün ki,bu gerçeği dikkate alarak hazırlanan çok az inançlı er vardır. Her An O’nunla Olmak En yalın anlamıyla, anmak, hatırlamak, hatırda tut-mak, dile getirmek anlamına gelen demektir zikir,Kur’an’ın en temel kavramlarından biridir. zikir, bir müminin daima Allah’ı hatırında tutması, O’nu anması, diliyle, kalbiyle, hâliyle, kâliyle Rabbiyle   beraber olması demektir. Aslında zikir, her an yaratıcıyı hatırlamak, O’nun görüp gözettiği bilinciyle yaşamaktır. Rasul-i Ekrem’in “İhsân” kavramıyla ifade ettiği üzere, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk sergilemektir. Biz O’nu göremesek de,O’nun bizi gözettiği bilinciyle davranmaktır.(Buha-ri, İman, 37)

Bu hakikati: “Kalpler ancak Allahın zikriyle mutmain olur.” âyet-i kerimesi ders verir.

    Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusudur. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile, midenin ki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.

           Bunu anlamayan ve kalplerinin gıdasını ihmal eden insanlarda, bu ihmâlin peşin cezası olarak, hemen huzursuzluk, sıkıntı, tatminsizlik, korku, endişe gibi hastalıklar kalbi sarar.

     Midenin açlığını elbisenin güzelliği, yahut gömleğin kalitesi gideremiyor; o ancak rızık(Yiyecek) istiyor. Kalbin boşluğunu da hiçbir rütbe, hiçbir sosyal makam, hiçbir insanı iltifat(Kazanılan madalyalar) ve hiçbir fâni hedef doyuramıyor.

Kalbin Rabbi, onun ancak zikirle tatmin olacağını bildiriyor bize.

--İnsan dışındaki varlıklar da secde ederler.Onlar Allah ın koyduğu evrensel yasalara uyarlar...

--Rüku imandır,secde teslimiyettir.

    S-2-"Zikir,Her an O'nunla olmaktır" nasıl gerçekleşir?(Sosyal hayatta-İşte,Evde,Otobüste,yolda,Ticarette,Okulda,Yani hayatın her anında Allah ile nasıl olunur)  

   Aklın, fikrin vekalbin birlikte yoğunlaşmasıyla ruhun ibadetidir zi-kir. Bu hususu Yüce Allah şöyle ifade buyurur:“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündü-zün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahibleri içindeliller vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanyatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılı-şını düşünürler.” (Âl-i İmran, 190-191)

S-3-İHSAN ne demektir?İhsanın hayatımıza yansıması nasıl olur,Bunun sonuçları nasıl ortaya çıkar?                                                                                                                                                                            S-4-İnsanın Piskolojik yapsında ve sosyal yapısında “kalplerin Allah ı anmakla huzur bulması”nasıl gerçekleşir?

         Yediğimiz bir meyvenin ne rengi, ne güzelliği, ne kokusu, ne tadı kalbe ulaşır. Ve kalp bunların hiçbiriyle tatmin olmaz. Ama, insan o renge hayran kaldı mı, o nimete minnettarlık hissetti mi, o tada meftun/vurgun oldu mu, işte o zaman bu mânâlar kalbe yerleşir. Bu hayret, şükrü getirirse kalp gıdasını almaya başlamış demektir.

        Yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin,hep çok uzun yıllar yaşayacağı ümidini taşır. Tûl-i emel sahibidir, hırslıdır, tamahkârdır, doyumsuzdur,bir türlü elindekine kanaat etmez. Özellikle kapitalist tüketim alışkanlıklarının da etkisiyle içinde yaşadığımız tempolu hayat tarzı, insanlara neredeyse çekilmez hale getirdi hayatı. Artık modern dönemin insanları, elde ettiği bunca lüks, konfor, servet ve imkânlara rağmen bir türlü arzuladığı iç huzuru bulamamakta. Bundan dolayıdır ki, arayış içerisindeki modern insan, genellikle stres, gerilim,şiddet, cinnet, paranoya, sapkınlık ve intihar gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıkların kurbanı olmakta. Bu durum, beraberinde bazı biyolojik hasatlıkları da tetiklemekte. İş hayatının, ekonomik sıkıntıların verdiği darlığı, yorgunluğu kimileri içki, kumar ve çılgınca eğlencelerle savuşturmaya çalışırken, kimileri ise tam aksine ruhunu terbiye etme, kalbini teskin ve tatmin etme yolunu seçmektedir. Ancak bu son seçeneğinyöntemi, niteliği ve niceliği, dinden dine, kültürden kültüre değişiklik arz etmektedir. Bazıları bunun içinmodern hayattan soyutlanarak münzevi bir hayatıtercih ederken, bazıları da farklı inanç ve kültürlerin sunduğu alternatiflere sığınabilmektedir. Oysa İslam,ne inziva hayatını, ne de “öteki”ne ait bir ritüeli tasvip etmektedir.        

         ‘’Dünyanın haline ibret alarak bakarsak görürüz ki, insanların çoğu dünyaya aşıktırlar. Mutluluğu kimisi servetin ihtişamında, kimisi siyasetin cazibesinde, kimisi de şan, şöhret ve rütbede arıyorlar. Fakat bulamıyorlar. Çünkü bunların birer gölge olduğunu bilemiyorlar. Bu uğurda gerekirse, canlarını da feda ediyorlar. Bunların bir çoğu milletimizin üstüne çöken gaflet, zulüm ve küfür bulutlarını hissedemiyorlar.’’       (Zübeyir Gündüzalp)

        (Hadid, 27; Tirmizi, Nikah, 2) İşte bu yazıda Müslümanların kalp huzuru için, gönül boyutu için dinimizin ortayakoyduğu bazı ibadet ve amellerden söz edilecektir.                                                                              

Kur'an-ı Kerimde “Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur.” buyrulmaktadır. Zikirden kasdedilen nedir? Kalbi nasıl tatmin eder ?

     Günlük hayatımızda, yer yer, “falanın kalbi bozuk” yahut,“filânca kalp ameliyatı geçirmiş” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda, kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir. Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî...

               Her ikisinin de aynı isimle yâd edilmesine değişik açıklamalar getirilmiş. Bunlardan birisine göre, insan ruhunun bedenle ilk alâkası kalpte başlıyor. Bir diğerine göre, kalbe bu ismin verilmesi mecazdır: “Maddî kalbin bedendeki rolü ne kadar önemli ise, mânevî kalbin de insanın ruhî hayatında öyle büyük bir vazifesi vardır.” Bazı zâtlar da, kalbi, ruh mânâsında kullanmışlardır.

      Maddî kalp, bedenin her yanına kan ulaştıran ve dakikada ortalama beş kilo kadar kan pompalayan harika bir cihaz. Bu kalp bütün bir kâinata muhtaçtır. Kâinat fabrikasında kan üretilecek ki kalp de o kanı bedenin her köşesine pompalasın. Kâinattan insanı süzen ve insan fabrikasında gıdaları ete, kemiğe, kana, iliğe çeviren bir kudret, o kalbi çalıştırmakta ve o kanı bedenin her köşesine sevk etmektedir.

         Evet, kalbin zâhiri(Dışa dönük-fiziksel yönü) bütün kâinata muhtaç. Ve kalp bu hâliyle Allah’ın Samed(Muhtaç olmamak) ismine âynadır. Maddî kalbin kâinata ve içindeki eşyaya olan ihtiyacını, ancak her muhtacın ihtiyacını gören ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah yerine getiriyor, Samed isminin tecellisiyle... Kalp bu yönüyle bir ağaçtan, bir çiçekten pek fazla ileri değil. Onlar da kâinatın her şeyine muhtaç. Onlar da bu ihtiyaçlarının görülmesiyle Samed ismine ayna oluyorlar.

Bu hakikati: “Kalpler ancak Allahın zikriyle mutmain olur.” âyet-i kerimesi ders verir.  Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusudur. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile, mideninki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.

 

     Ben kimin mahlûkuyum? Şu âlem kimin mülkü? Bu dünyada kimin misafiriyim? Daha sonra nereye gideceğim? Beni misafir eden zât, benden ne istiyor? İşte kalbin bâtını(İç alemimiz), bu gibi soruların cevaplarıyla tatmin oluyor. Onun talebi marifetullah (Allahı tanıma) olunca, elbette, samediyete(Başkasına muhtaç olmamaya) en büyük âyna o olacaktır. Diğer mahlûklar bu kâinatın maddesine muhtaç. O ise, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye .Bunu anlamayan ve kalplerinin gıdasını ihmal eden insanlarda, bu ihmâlin peşin cezası olarak, hemen huzursuzluk, sıkıntı, tatminsizlik, korku, endişe gibi hastalıklar kalbi sarar.

     Midenin açlığını elbisenin güzelliği, yahut gömleğin kalitesi gideremiyor; o ancak rızık(Yiyecek) istiyor. Kalbin boşluğunu da hiçbir rütbe, hiçbir sosyal makam, hiçbir insanı iltifat(Kazanılan madalyalar) ve hiçbir fâni hedef doyuramıyor.

Kalbin Rabbi, onun ancak zikirle tatmin olacağını bildiriyor bize.

Nedir zikir?

   Kelime mânâsıyla hatırlama. Allahı hatırlatan her olay, her işaret levhası(Biyolojide,coğrafya da,Psikolojide öğrenilenler…) her ilmî/bilimsel eser birer zikir vesilesi. Kalp, bir fabrika, bir saray, bir misafirhane olan şu muhteşem kâinatın ancak Allah’ın emir ve iradesiyle var olduğunu bilmekle tatmin olur.

     Beden ruhun evi ise, kâinat da onun şehridir. Kalp hem bu haneyi sever, hem de o şehri. İkisini de Allah’ın mülkü bilir. Onun kutsal sıfatlarının bütün eşyayı kuşattığına inanmakla hem bedende rahat yaşar, hem kâinatta. Bedeni de huzurla terk eder, kâinatı da. Çok iyi bilir ki, bunların ikisi de kendi mülkü değildir. Böylece ikisinden de geçer, onların hakiki sahibinin kapısının tokmağını vurur.. Dileyeceğini Ondan diler. Hiçbir olaydan sarsılmaz, hiçbir musibetten korkmaz. Çok iyi bilir ki, mutlak kudret ve irade ancak Allah ın dır. O’nun izni olmadan ne karınca bir adım atabilir, ne hava deprenebilir, ne kan dolaşabilir, ne güneş ışık saçabilir.

İşte kalp bu iman ve bu marifet ile tatmin olur.

     Yediğimiz bir meyvenin ne rengi, ne güzelliği, ne kokusu, ne tadı kalbe ulaşır. Ve kalp bunların hiçbiriyle tatmin olmaz. Ama, insan o renge hayran kaldı mı, o nimete minnettarlık hissetti mi, o tada meftun/vurgun oldu mu, işte o zaman bu mânâlar kalbe yerleşir. Bu hayret, şükrü getirirse kalp gıdasını almaya başlamış demektir.

   Kalp, bu kâinatın özüyle beslenir, mânâsıyla ilgilenir. Onun işi bu âlemle değil, onda tecelli(Sergilenen-yansıyan) eden ilâhî isimlerledir. Göz elmaya bakarken, kalp onda tecelli eden Allahın isimlerine bakar ve ancak böyle bir bakışla tatmin olur…                                              

            Bilim yapacağım diye Allah ı yok saymak değil;Allah ın emri olduğu için bilim yapmak ve bilimini yaparken bunları kötüye kullanmamak,insanlığın gelişmesine çalışmak ile kalp huzur bulur…Böylece yaptığı bilimsel eylemler ibadete dönüşür(Kadavrayı incelerken,deney yaparken,felsefe yaparken,düşünürken,sorgularken,sentezlerken…Allah ı tanıyan kimsenin bu ve diğer davranışları ibadete çevrilirken,sahibine hem bu dünya da hem de ahrette mutluluk getirir)

   O halde bilim yaparken ateist olunmalı?Din bilime engeldir?Sorgulamaya engeldir?Tarzı önyargılı,cahil ve din karşıtı kafalara kanmamak;İşik gibi görünen ama kaynağı karanlıklar olan düşüncelere meyletmemek gerekir .Aksi halde hem bu dünyamızı hem de ahretimizi kaybederiz.

        Zikir, öncelikle bir kalp eylemidir. Müminlerin kalpleri, Allah anıldığında ürperdiği gibi (Enfal, 2-4;Hac, 34-35); yine Allah’ı anarak yumuşar (Zümer, 23)ve neticede aradığı huzuru bulur.     Allah o kulunu kendisi sevdiği gibi, mahlûkâtına sevdirir.

 

          “Ben kulumun zannı üzereyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni kendi için-de zikrederse ben de onu kendi nefsimde zikre-derim. Eğer beni topluluk içinde zikrederse bende onu ondan daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir, 2)Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber “Zikir içinoturanları, melekler kuşatırlar, rahmet kaplar,üzerlerine sekinet iner ve onları Allah kendi yanın-

dakilere anar.” (Müslim, Zikir, 39)buyurmuştur

       Gerçek iman erlerini, ne ticaretleri, ne de alış-verişAllah’ı zikretmekten, O’nu hatırda tutmaktan alıkoymaz. (Nur, 37)

Zikrin yararları nelerdir?

       İşte bizim kültürümüzdeki “El kâr-da, gönül yârda” tabiri tam da bu hali ifade eder.Zikrin aksi ise, unutmak, ihmal etmektir. Nazargâh-ıilahi olan kalp, şayet Allah’ı anmaya kapanırsa, katılaşacaktır (Zümer, 22), daralacaktır (Zümer, 45), mühürlenecektir. (Bakara, 7)Allah’ı unutan gafil kalp, bunun bedeli olarak hem kendisini unutacak, (Haşr, 19)hem de   ahirette unutulacaktır. (Câsiye, 34)Unutulmamalıdır ki zikir kalplerin huzuru, ruhun gıdasıdır. Zikir, kula uyanıklılık ve bilinçli olma hali kazandırır, gönülleri gafletten korur ve neticede kulu takvaya ulaştırır. Ayrıca zikirle insan, yoksulluktan kanaat zenginliğine, yalnızlıktan ebedi ve bitmez dostluğa,mazhar olur. Zikir gereksiz düşünce ve kuruntular yerine Allah’ı bilme, takdir etme, ona gerçek kul olma şuurunu kazandırır. Bundan dolayı zikir hali, inanan insanın bütün hayatını kuşatmalı, bütün davranış-larına yansımalıdır. Bu ise, gönlü ferahlatacak, göğse genişlik verecek, kalbi huzurla dolduracaktır. Namaz: Huzur Seansları İslam’ın en önemli ibadet tarzı olan namazın, elbet-te pek çok hikmetli yönü vardır. Günde beş ayrı va-kitte kılınan farz namazlar, yorulan bedenin, gerilen ruhun rahatlaması için Müslümana sunulmuş rahatlama seanslarıdır aslında. İslam Peygamberi ve onun güzide ashabı, huzur ve mutluluğu birlikte kıldıklarınamazlarda bulurlardı. Nitekim Allah Rasulü, sevgili

müezzini Bilal-i Habeşî’ye: “Kum yâ Bilâl! Fe erihnâbi’s-salâti” “Kalk ey Bilal! Bizi namazla rahatlat!” derdi. (Ebu Davud, Edeb, 78, no: 4986) Müslümanın Rabbi ile buluşması, konuşması ve doğ-rudan iletişim içerisine girmesi demek olan na-maz/salât (sıla=bağlantı), hakkı verildiği takdirde, mâ-sivâdan ilişkiyi kesmek demekti. Beş vakit kılınan namaz, uzun yola çıkan ve saatlerce araç kullanan bir şoförün, sağlıklı bir şekilde menziline varabilmesi için belli aralıklarla yorgun bedenini dinlendirmek, dağılan dikkatini toparlamak üzere verdiğimolalara benzer. Yorgun beden buna ne kadar muh-taç ise, Müslümanın kalbi, ruhu da namazlarla rahatlamaya, sükunete ermeye o kadar muhtaçtır. Evet, namaz, Allah’ın huzuruna çıkmak, O’na yönelmek, O’nunla münacat etmek yani konuşmaktır. Kısa bir süre için, işinden, meşgalesinden el çekip, manevi enerjisini toparlamaktır. Hele bir de namazda olması istenen “huşu” hali yani “kalbî yakarış” yakalanabilirse,zihni meşgul eden dünyanın geçici sıkıntıları iftitah tek-biriyle âdeta kafadan atılır ve okunan dua ve surelerle farklı bir moda girilmek suretiyle dünyadan soyutlanılır. Burada sadece problemleri unutma, zihni boşaltma çabası yoktur. Aynı zamanda, okunan ayetlerden, yapılan dualardan hareketle zihni ve kalbi ebedi hakikatlerle, asıl gerçeklerle doldurma gibi ikinci bir durum söz konusudur. Her rekatta Fatiha suresini okuyarak karşılık gününün sahibi olan Allah ile iletişime giren Müslüman, sadece O’na kulluk edeceğini veyalnızca O’ndan yardım dileyeceğini ikrar eder. Kendisini, gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil,peygamberlerin yoluna iletmesini defalarca ifade eder. O, bunu günde en az kırk defa dile getirirken,âdeta en Yüce Makam’a sözlü dilekçeler vermiş gibi-dir. “Amin” diyerek bütün benliğiyle imza atar ve bu dileğinin, dilekçelerinin arkasında durur artık. Namaz esnasında ilahî murakabayı, kiramen kâtibini, hesabı,kitabı, mahkeme-i kübrayı tekrar hatırlar, bu bilinç  içe-risinde yapar tahiyattaki samimi dualarını. Ve katılaşmış kalbi, okuduğu ayetlerle, dualarla yumuşar, Allah korkusuyla titrer ve imanı daha bir güçlenerek  tamamlar namazını. Huzurlu bir şekilde ayrılır Rabbinin huzurundan. Bu huşu ve bilinçle kılınan namaz, artık sahibini her türlü “fahşa ve münker”den yani hayasız-lıktan ve çirkin işlerden alıkoyar. (Nahl, 90)

 

İtikaf: Yılın Muhasebesi

Evet, modern hayatta yaşanan yoğunluk sebebiyle,kendisine zaman ayıramayan Müslüman için bulunmaz bir fırsattır itikaf hali. Geride bıraktığı yılın muhasebesini yapmak, geleceği daha verimli bir şekilde planlayabilmek, ramazan ayının manevi ikliminden daha fazla yararlanmak ve “bin aydan daha hayırlıolan o kadri yüce olan Kadir Gecesi’ni” (Kadr, 1-5)Son yıllarda kimi çevrelerin, hayatın yoğun stresine  ve sorunlarına karşı, trans, meditasyon, yoga vb. bazı uygulamaları yegane çözüm gibi sunduğu ülkemizde, zikir halinde geçirilen zamanlar, huşu içinde kılınan namazlar ve itikaf içinde geçirilen mübarek günler ve geceler, sadece bir zihin boşalması değildir.Aynı zamanda bu, imanın kemale erdirilmesi gayreti, nefis muhasebesi, nefis terbiyesi ve tezkiyesidir.Bireyin kendini hatırlamasıdır,Rabbini hatırlamasıdır, hakikat aynasına bakıp kendi-ne gelmesidir... İslam’ın, insan ruhuna sunmuş olduğu bu güzelliklere rağmen, muhtaç olduğu iç huzuru “öteki” inanış,kültür ve ritüellerde arayanların durumu, Yüce Allah’ın indirdiği kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslediği İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya gelerek: “Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, salatalık,sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin” demeleri-ne ne kadar da benzemektedir. İşte biz de Hz. Musa’nın onlara dediğini demekten kendimizi alamıyoruz:“ Daha iyi olanı, daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?!” (Bakara, 57, 61

   S-5a-Takva-Muttaki ne demektir?Toplumsal hayatımızda zikirsizliğin doğurduğu sonuçlar nasıl ortaya çıkmaktadır?

S-5B-“Evrendeki her şey Allah ı zikreder,Lakin siz onların zikrini anlamayabilirsiniz”                                         Burada anlatılan Evrendeki her şey in zikretmesi:İnsan dışındaki her varlık Allah ın kendisine yüklediği görevini zorunlu olarak yapmakta ve bundan bir sn bile geri durmamaktadır;bu konuda tek özgür olan varlık Seçme özgürlüğü eline verilmiş olan İnsandır;O nun Cennete veya Cehenneme gitmesinin temel esprisi de burada yatmaktadır…

       ..Dinden Uzak Yaşamanın Sonuçları: Stres ve Depresyon -"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)

    ”Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (En'am Suresi, 125)

      Din ahlakını yaşamayan insanların Allah'a güvenip teslim olmamaları hayatlarını sürekli üzüntü, sıkıntı ve stres içinde geçirmelerine sebep olur. Bu yüzden psikolojik kökenli pek çok hastalığa yakalanırlar, vücutları çok hızlı yıpranır, kısa sürede yaşlanıp çökerler. Yaşadıkları ruhsal sıkıntının etkisi bedenlerinin her noktasında kendisini gösterir.

        Müminler ise psikolojik yönden sağlıklı oldukları, strese, üzüntüye, ümitsizliğe kapılmadıkları için bedenen de daha sağlıklı ve dinç kalırlar. Allah'a tevekkül etmelerinin, güvenip dayanmalarının, her şeye hayır gözüyle bakmalarının, Allah'ın kendilerine olan güzel vaat ve müjdelerinin sevincini sürekli içlerinde taşımanın olumlu etkisi, fiziksel özelliklerine de yansır. Tabii ki bu durum, dini tam anlamıyla kavrayan ve vicdanını tam kullanarak, Kuran ahlakını hakkıyla yaşayan kimseler için geçerlidir. Elbette ki onlar da hastalıklara yakalanır ve doğal olarak yaşlanırlar, ancak bu durum diğerleri gibi psikolojik kaynaklı bir çöküntü şeklinde değildir.

     Günümüzde çağın hastalıkları olarak isimlendirilen "stres ve depresyon", kişiye yalnızca psikolojik olarak zarar vermekle kalmayıp, bedeninde de fiziksel olarak çeşitli etkilerle kendisini göstermektedir. Stres ve depresyona bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların başlıcaları, bazı akıl hastalıkları, uyuşturucu madde bağımlılıkları, uykusuzluk, deri, mide, tansiyon hastalıkları, nezle, migren, kemiklerle ilgili birtakım hastalıklar, böbrek dengesizliği, solunum bozuklukları, alerjiler, kalp krizi, beyinde büyüme meydana gelmesi gibi sorunlardır. Tabii ki tüm bu hastalıkların oluşma sebebi, her zaman stres veya depresyon olmayabilir. Fakat bilimsel olarak da ispatlandığı gibi bunların çıkış noktası çoğu kez psikolojik kaynaklıdır.

 

       İnsanlar arasında çok yaygın olarak görülen "stres", korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların, vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur. İnsanlar strese girdikleri zaman, vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar: Kandaki adrenalin seviyesi yükselir; enerji tüketimi ve vücut reaksiyonları maksimum seviyeye çıkar; şeker, kolesterol ve yağ asitleri kana bırakılır; kan basıncı artar ve kalp atışı hızlanır. Glikoz (şeker) beyne yönlendirildiğinde kolesterol miktarı yükselir, bu da vücut için tehlike anlamına gelir.

       Özellikle kronik stres, vücut fonksiyonlarını değiştirdiğinden, çok büyük zararlara sebep olabilir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste, kortizol hormonunun yükselmesi, bazı hastalıkların -örneğin şeker hastalığı, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, kanser, ülser, solunum hastalıkları, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, bağışıklık sistemine bağlı rahatsızlıklar- erken yaşta ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kortizol yüksekliğinin beyindeki hücreleri öldürmeye kadar varan etkileri bulunmaktadır. Stresin sebep olduğu rahatsızlıklar bir kaynakta şöyle ifade edilmektedir:

       Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin sebep olduğu gerginlik, damarların daralmasına, kafanın belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kansız kalması doğrudan ağrıya sebep olur. Çünkü muhtemelen bir taraftan gergin dokunun daha çok oksijene ihtiyaç göstermesi, diğer taraftan dokunun zaten yetersiz kanla beslenmesi özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır ve hızlandırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik kaygıya, kaygı da ağrının şiddetlenmesine yol açar. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basým, s. 162.)

      Ancak stresin yol açtığı en ciddi hastalıklardan birisi kalp krizidir. Araştırmalar, agresif, telaşlı, endişeli, sabırsız, rekabetçi, kindar, asabi insanların kalp krizi oranlarının, bu davranışları az gösteren insanlardan daha fazla olduğunu göstermektedir. (Jane E. Brody, "Tool of survival is deadly for heart", The New York Times, 23 Mayıs 2002;) Bunun sebebi ise şöyledir:

      Hipotalamus'un başlattığı, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılması aynı zamanda aşırı insülin salgılanmasına ve dolayısıyla bu insülinin kanda birikmesine sebep olur. İşte bu durum sağlık açısından hayati önem taşımaktadır. Çünkü, koroner damar hastalığına yol açan şartların hiçbiri, kandaki fazla miktardaki insülin kadar kesin ve yıkıcı bir rol oynamaz. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basım, s. 159.)

      Bilim adamları, stres derecesi ne kadar yüksekse, kandaki akyuvarların tepkisinin o kadar zayıfladığını ifade etmektedirler. Oxford Üniversitesi Teknoloji Transferi Bölümü'nde görevli Linda Naylor başkanlığındaki ekibin geliştirdiği test sayesinde, stres derecesinin bağışıklık sistemi üzerindeki bu olumsuz etkisi ölçülebilmektedir.

      Stresle, bağışıklık sistemi arasında da yakın bir ilişki vardır. Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini çökertmeye çalışır. Stres altında olan beyin, vücutta kortizol hormonu üretimini artırır ve bağışıklık sistemini zayıflatır. Diğer bir deyişle beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Bu konuda uzmanlar şöyle demektedir:

       Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin hayat stresleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, 15. basım, s. 169.)

 

Kısacası, stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Bu olağanüstü durumun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Uzmanlar, stresin insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini şu temel maddeler altında toplamaktadırlar:

o       Kaygı ve Panik: İşlerin kontrolden çıktığı hissine kapılma

o       Sürekli artan terleme

o       Ses değişmesi: Kekeleme, titreyerek konuşma

o       Hiperaktiflik: Ani enerji patlamaları, zayıf diabet kontrolü

o       Uyumada zorluk çekmek: Kabus görme

o       Deri hastalıkları: Sivilce, akne, ateş, sedef hastalığı ve egzama

o       Gastrointestinal belirtiler: Hazımsızlık, mide bulantısı, ülser

o       Kas tansiyonları: Gıcırdayan veya kenetlenen dişler, çenede ağrı, sırt, boyun ve omuzlarda ağrı

o       Düşük dereceli enfeksiyonlar: Nezle vb.

o       Migren

o       Hızlı kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, yüksek tansiyon

o       Böbrek dengesizliği, su tutma

o       Solunum bozuklukları, kısa nefesler

o       Alerjiler

o       Eklem yerleri ağrısı

o       Ağız ve boğaz kuruluğu

o       Kalp krizi

o       Bağışıklık sisteminin zayıflaması

o       Beyin bölgesinde küçülme

o       Kendini suçlu hissetme, kendine güvensizlik

o       Kafa karışıklığı, doğru yorumlar yapamama, iyi düşünememe, zayıf hafıza

o       Aşırı kötümserlik, herşeyin kötüye gideceğine inanma

o       Kıpırdamadan bir yerde durmada zorluk çekme, mutlaka tempo tutma

o       Konsantre olamama veya konsantrasyon zorluğu çekme

o       Sinirlilik, alınganlık

·         Mantıksızlık

·         Kendini yardımsız, umutsuz hissetme

·         Artan veya azalan iştah

 

 

Din ahlakından uzak yaşayan kimselerin "stres" denilen sıkıntı ile yaşamaları Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir durumdur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)

Bir başka ayette ise Allah "... bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar..." şeklinde buyurmaktadır. (Tevbe Suresi, 118)

      Bu sıkıntılı -günümüz ifadesiyle stresli- yaşam, iman etmeyenlerin, imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarının sonucudur. Bugün doktorlar, stresin etkilerinden korunmak için huzurlu ve sakin bir yapıya, rahat, güvenli ve endişelerden uzak bir psikolojiye sahip olunması gerektiğini ifade etmektedirler. Huzurlu ve rahat bir psikoloji ise, ancak Kuran'ın yaşanmasıyla mümkündür. Nitekim Kuran'da Allah pek çok ayette iman edenlerin üzerine "güven duygusu ve huzur" indirdiğini bildirmektedir. (Bakara Suresi, 248; Tevbe Suresi 26, 40; Fetih Suresi, 4, 18) Rabbimiz'in iman eden kulları için vaadi ise bir ayette şöyle bildirilmektedir:

”Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. “(Nahl Suresi, 97)

  Geceyi emniyette geçiren Tarkan, polislerle yaptığı sohbette, uyuşturucu kullandığını gizlemedi ve "Size yalan söyleyemem. Her şey ortada. En çok hayranlarım için üzülüyorum. Beni örnek alıp başlayanlar olmaz inşallah. Beni örnek almasınlar." diye dert yandı.(26-2-2010 shaber.com)

    "Allah'ı Anarak Huzur Bulur Kalpler "                                                  11 sl3 ktp syf:30-31    ibadetlerin faydaları

          "Zikir,Halk içinde Hak ile olmaktır"                                                                                                

S-5b-Öğrendiğimiz Bilimsel bilgilerde,Kitap okurken,Deney yaparken O nunla olmak ne anlama gelir?

S-6-Evrende kaç türlü yasa vardır?Nelerdir?Bunları öğrenirken Hangi bilince sahip olunmalıdır?

S-7-Aşağıdaki hadis ve ayetlerden hangi mesajlar çıkarılabilir?Bu hadisleri nasıl tamamlayabiliriz? 

S-8-İnsanların Kalplerinin mühürlenmesi ne demektir?Kalpler hangi eylemlerden sonra Mühürlenir?

S-9-Zikrin yararları/Kazanımları nelerdir?

     “Dirinin nefesleri, eceline atılan adımlarıdır.” Aslında bu gerçeği bilmeyen ya da inanmayan hiçbir insan yoktur. Fakat bunun bilinciyle nefes alıp veren ya da adımlarını bu farkındalıkla atan insan sayısı da pek fazla değildir. “Her canlı, ölümü tadacaktır” mealindeki ilahi ferman da (Âl-i İmrân, 185) hemen herkesin malumudur. İnsan, ruh ve cesedden oluşan, maddi ve manevi yönü olan şuurlu bir varlıktır. Hem nefis (şehvet), hem de vicdan (kalp) sahibidir. Dünyanın fani, ahretin ise baki olduğunu bile bile, sürekli dünyaya meyleder. Yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin, hep çok uzun yıllar yaşayacağı ümidini taşır. Tûl-i emel sahibidir, hırslıdır, tamahkârdır, doyumsuzdur, bir türlü elindekine kanaat etmez.(İslam da Dünyadan El etek çekmek yoktur;İki dünya yı da dengelemek vardır)   

          Özellikle kapitalist tüketim alışkanlıklarının da etkisiyle içinde yaşadığımız tempolu hayat tarzı, insanlara neredeyse çekilmez hale getirdi hayatı. Artık modern  dönemin insanları, elde ettiği bunca lüks, konfor, servet ve imkânlara rağmen bir türlü arzuladığı iç huzuru bulamamakta. Bundan dolayıdır ki, arayış içerisindeki modern insan, genellikle stres, gerilim, şiddet, cinnet, paranoya, sapkınlık ve intihar gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıkların kurbanı olmakta. Bu durum, beraberinde bazı biyolojik hasatlıkları da tetiklemekte. İş hayatının, ekonomik sıkıntıların verdiği darlığı, yorgunluğu kimileri içki, kumar ve çılgınca eğlencelerle savuşturmaya çalışırken, kimileri ise tam aksine ruhunu terbiye etme, kalbini teskin ve tatmin etme yolunu seçmektedir.

 

        Bazıları da farklı inanç ve kültürlerin sunduğu alternatiflere sığınabilmektedir. Oysa İslam, ne inziva hayatını, ne de “öteki”ne ait bir ritüeli tasvip etmektedir. (Hadid, 27; Tirmizi, Nikah, 2) Dinimizce bu konuda sunulan reçete, zikirden tefekküre, ibadetten ahlaka kadar geniş bir yelpazeye sahiptir.

Zikir: Her An O’nunla Olmaktır

       Kalbin huzur ve mutluluğu bilmek, O’nu sevmek, O’nun zikrinden lezzet ve tat almaktır.Kalp toplumun davranışlarından etkilendiğinden,Hem meleki hem de şeytani özellikler e açıktır.Öyleyse Müslüman toplumda nasıl davranacaktır?İçsel huzuru yakalamak için gönlü,gönüller sultanının gönlü yaratanın eline vermek ve İncelik-zariflik timsali olmak gerekir.

     Allah’ı bilmek, O’nu sevmek, O’nun zikrinden lezzet ve tat almaktır. Kalp bütün diğer organlar gibi zıtlar meşheri olduğundan toplum içinde yaşayan insanın kalbi hem meleki hem şeytani tesirlere açıktır. Öyleyse mümin toplum içinde nasıl hareket edecek?Zikri unutmayacatır.Zikir ise,

 

Bu haber 41 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HZ MUHAMMED İ ANLAMA(S46-53)12/Ü3

DÜNYAYI KURTARACAK TEK AYET

DÜNYAYI KURTARACAK TEK AYET DÜNYAYI KURTARACAK AYET

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE

PEYGAMBERİ SEVME DE DENGE PEYGAMBERİN İNSAN OLMASI NE DEMEKTİR?

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

ATATÜRK VE DİN

GALERİ

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 63
Haber 1063
Yorum 115
Haber Okuma 1927064
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi