BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SÜNNETİN İSLAM DA Kİ YERİ  VE ÖNEMİ

SÜNNETİN İSLAM DA Kİ YERİ VE ÖNEMİ

Tarih 25/Aralık/2018, 22:56 Editör BİLGE BİLGE

PEYGAMBERİN İSLAM HUKUKUNDA Kİ ÖNEMİ

A-     SÜNNETİN TEŞRİ/KANUN KOYMADA Kİ  DEĞERİ  

    Hz. Peygamber’in fıkhını,“vahye dayalı olan” ve “ictihada dayalı olan”şeklinde ikiye ayırmak gerekir. Vahye dayalı olan kısmı da kendi içinde,“vahy-i metlüv” ve “vahy-i gayri metlüv” ya da Kur’an naslarına dayalı olan ve olmayan diye ikiye ayırmak isabetli olacaktır.

Hz. Peygamber’in sünneti, ayetlerden sonra ikinci sırada teşriî değerine sahip,fıkıh ilminin aslî kaynaklarından birisidir. Resûlullah’ın söz, fiil ve takrirlerinin İslâm fıkhının kaynaklarından birisi olduğunda bütün Müslümanlar ittifak halindendir. Sünnetin hüccet/HUKUKTA kaynak  olduğunu gösteren birçok delil mevcuttur. birçok ayette Resûlullah’a tabî olup onun emirlerine itaatin gerekliliğinin beyan edilmesi,2

 sadece Kur’an ayetlerine dayalı bir fıkhın oluşmasının mümkün olmayıp, ibadet ve muâmelat sahasında birçok meselenin ancak Hz. Peygamber’in sünnetine dayalı olarak anlaşılabilmesi, sünnetin hücceti konusunda ortaya konulabilecek delillerdendir.3

 “Allah gerçekten, mü’minlere kendi içlerinden onlara ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitap ve hikmeti öğreten  bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Şüphesiz onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmrân, 3/164) ayeti, dinin ancak peygamberin rehberliğinde doğru bir şekilde öğrenilip uygulanabileceğini beyan etmektedir. “Hayır, Rabb’in şahit olsun ki, onlar aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda seni hakem tayin edip de verdiğin hükme karşı içlerinde en ufak bir sıkıntı duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkları sürece, iman etmiş olmazlar” (Nisâ, 4/65) ayeti, Hz. Peygamber’in verdiği hükümleri kabul etmeyen bir kişinin mü’min olarak kabul edilemeyeceğini  beyan eder. Bu durum, Hz. Peygamber’in otoritesinin sıradan  bir hâkim ya da yöneticinin verdiği kararların nüfuz etkisinin çok üzerinde bir konumda olduğunu gösterir. Resûlullah’ın otoritesine teslim olmak O’nun peygamberliğine inanmanın temel bir unsurudur. Hz. Peygamber’in hükümlerinin reddinin kişiyi inkâra götürmesi verilen hükümlerin doğrudan ya da dolaylı olarak vahiy ile bağlantılı olmasından kaynaklanmaktadır.4

        Resûlullah (s.a.v), hüküm kaynağı olarak sünneti devreden çıkarma amacında olanları şu şekilde uyarmaktadır: “Şunu iyi biliniz ki; bana Kur’an ile birlikte (onun bir)  benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun, koltuğuna kurulan tok bir adamın ‘size sadece şu Kur’an lazımdır. Onda bulduğunuz helâli helâl, haramı da haram kabul ediniz (yeter)’ diyeceği günler yakındır.”5

“Allah’ın peygamberinin haram kıldığı bir şey, Allah’ın haram kılması gibidir.”6

“Her kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Her kim bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur.”7

               Hz. Peygamber (s.a.v) Yemen’e vali olarak gönderdiği Muaz b. Cebel’e “Gittiğin yerde ne ile hükmedeceksin?” diye sorduğunda Muaz b. Cebel’in “Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti ile hüküm veririm. Bu ikisinde de cevabını bulamadığım konularda ictihad ederek meseleyi çözerim.” diye cevap vermesi,8 Hz. Peygamber’in takdirini kazanmıştır. Muaz b. Cebel verdiği cevapta şerî delil sıralamasında önceliği Kitab’a, daha sonra sünnete vermiş ve Resûlullah(s.a.v) duyduğu bu cevaptan hoşnut olmuştur. Resûlullah (s.a.v) bir başka hadisinde “Ben sizleri bir şeyden nehyettiğim zaman ondan sakınınız. Sizlere bir şey emrettiğim zaman da emrimi tutunuz. Gücünüz yettiği kadar onu yerine getiriniz.” 9 buyurarak sünnete dayalı uygulamalarda gevşeklik göstermemek gerektiğine vurgu yapmıştır. Müslümanların Resûlullah (s.a.v) ile yaptıkları biat maddeleri arasında; kolay veya zor da olsa, hoşa giden veya gitmeyen hallerde dâhi, dinleyip itaat etme şartı  bulunmaktadır.10 Resûle itaat, uhrevî hayatta cennet ödülünü, isyan ise cezayı gerektirecektir.11  Burada, şu hususu özellikle belirtmek gerekmektedir ki; hüküm koymaya yetkili tek merci Allah Teâlâ’dır. Resûlün hüküm koyması mutlak bir yetki ile olmayıp Allah Teâlâ’nın izin vermesine dayalı ve sınırlı bir alanda geçerlidir. Bu çerçevede Resûlullah (s.a.v), nâzil olan Kur’an ayetlerini tebliğ ve tebyin (açıklama) etmenin yanında ayetlerde yer almayan mevzularda da hüküm beyan etmiştir. Kur’an nassı arasında yer almayıp sünnete dayalı olarak beyan edilen hükümler  bulunmaktadır. Sünnetin müstakillen hüküm kaynağı olduğu durumlara örnek olarak şu hükümleri zikredebiliriz:

*İPEK/ALTIN YÜZÜK TAKMAK:İpek giymek ve altın takmak erkelere haram, kadınlarına helâldir.12

 *EŞEK ETİ/YIRTICI YEMEK:Ehli eşek eti, yırtıcı hayvanlardan her uzun ve sivri dişli olanlar, kuşlardan yırtıcı pençeli olanlar haramdır.13

 *SÜT EMMEDEN DOLAYI NİKAHIN HARAMLIĞI:Nesepten dolayı haram olanlar, süt emmeden dolayı da haram olur.14

 *NİKAHI HARAM OLANLAR:Bir kadının halasının veya teyzesinin üstüne nikâhlanması yasaktır.15

 *Medine halkı için Zülhuleyfe, Şam ve Mısır halkı için Cuhfe, Necd ahalisi için Karnü’l-Menâzil, Yemen ahalisi için de Yelemlem, mikat mahalleridir.16

 *Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak yoktur. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar (nafile) namaz yoktur.17

 *SİT ALANI TAHSİSİ:Resûlullah (s.a.v), Medine’nin Âir ile Sevr dağları arasında kalan bölgeyi harem bölge/sit alanı ilan etmiştir.18

 *Günün sonunda en son namaz olarak vitir namazı kılınmalıdır.                                                                            *TOPRAK ÜRÜNLERİNİN ZEKATI:Toprak ürünlerinin zekâtı olarak, yağmurla sulanan araziden onda bir, taşıma sularla sulanan araziden yirmide bir oranında zekât alınır. 20

 *Revâtib sünnetler olarak bilinen beş vakit namazın sünnet namazlarını kılmak ve güneş tutulunca küsuf namazı kılmak Hz. Peygamber’in uygulaması ile sabit olmuştur. 21

 *İhramlının gömlek, şalvar, bornoz, mest giymesi ve sarık sarması yasaktır.22

 *HAYVANLARI HEDEF ALMAK:Hayvanları hedef yapıp nişan almak, canlı hayvanları atış taliminde kullanmak yasaktır.23

 *Beşten az olan devede zekât mükellefiyeti yoktur. Beş ukiyyeden az olan gümüşte zekât mükellefiyeti yoktur. Beş veskten az olan hurma, üzüm ve hububatta zekât mükellefiyeti yoktur.24

 *Ramazan ayında, fakirlerin ihtiyacını karşılamak üzere fıtır sadakası verilmelidir.25

 *NİNEYE MİRAS:Miras taksimi yapılırken nineye mirasta altıda bir hisse vardır.26

 *Ramazan ayında orucunu bilerek bozanlara, bu davranışları sebebiyle oruç  keffareti gerekli olur.27

 *DENİZDEN ÇIKAN YİYECEKLER:Denizin suyu temizdir ve ölüsü helâldir. Kara hayvanları gibi tezkiye gerekli değildir.28

* Resûlullah (s.a.v) önceleri altın yüzük takmış sonra ise onu çıkarmış ve altın takmanın erkeklere yasak olduğunu  beyan etmiştir.50                                                                                                                                               *Risaletin başlangıç yıllarında namazda konuşmak ve selamlaşmak meşru iken, daha sonra Müslümanlar namazda konuşmaktan menedilmiştir.

* Resûlullah (s.a.v) önceleri aşûra orucu tuttu ve tutmayı emretti. Ancak ramazan orucu farz kılınınca, aşûra orucunu tutmak terk olundu (isteğe bırakıldı).

* BAKIMLI OLMAK:Hz. Peygamber’in ,saçları dağınık bir adam gördüğünde saçlarını düzeltmesi için onu ikaz ettiğini ve uzun saçı olan Ebû Katâde’ye saçına iyi  bakıp her gün taramasını emrettiğini  göz önüne alarak değerlendirilirse isabetli hüküm verilebilecektir.

*ORTAKLARIN KİRAYA VERMESİ: Bir gün arazi kiralayıp anlaşamayan iki adam kavga ediyordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) “Böyle yapacaksanız kiraya vermeyin” buyurdu. Görünen o ki, Rafi b. Hadic sadece “kiraya vermeyin” sözünü duydu. Bu ve benzeri örnekler, araştırılan konu ile ilgili tüm rivayetlere ulaştıktan sonra fıkhî neticeye ulaşmanın zaruretini ortaya koymaktadır.

*SAVAŞIN HARAM OLDUĞU SİT ALANI:İslam dan sonra Mekke’(sit alanında)de kan dökmek yasaktır.

 

 

      İSLAM HUKUKUNDA PEYGAMBERİN YERİ: Netice olarak şunu ifade edebiliriz ki, Allah’ın elçisi Hz. Peygamber’in görevi sadece kendisine vahyedilen ayetleri tebliğ etmek değildir. Bunun yanında nâzil olan ayetleri tebyin etme (açıklama) görevi de vardır. Mutlakı takyid eden, âmmı tahsis eden, mücmeli müfesser eden hadisler bu kapsamdadır. Sünnetin bir başka foksiyonu ise –Allah Teâlâ’nın izni ile- şeriatın genel maksat ve hedeflerini sağlamaya yönelikolarak ayetlerde yer almayan mevzularda hüküm beyan etmektir. Bu vasıfları sebebiyle sünnet, fıkıh ilmi için vazgeçilmez bir bilgi kaynağıdır. Fıkıh/İslam hukuku  ilminde aslî şerî/islami delillerden olan sünnetin anlaşılmasında ve fıkhî hükümlere mesned/dayanak  sünnettir.

     İslam hukukçularına düşen görev,  İnsan ürünü kurallar ve  hükümler ile çağlar üstü nitelikteki hükümleri ayrı ayrı değerlendirip Hz. Peygamber’in tüm zamanlarda doğru bir şekilde anlaşılıp rehber edinilmesini sağlamaktır. İslâm’ın tüm zamanlara hitap eden bir din olma özelliği de ancak bu sayede mümkün olabilecektir.

        *YARIŞLAR:  Resûlullah’ın ancak üç şeyde de müsabaka (yarışma) vardır. Bunlar: atılcık(ok atma,silah,uçakla atma) at ve deve /binek yarışlarıdır.hadisinde geçen örnekleri o dönemde sıklıkla yapılan yarışmalardan faydalı ve yararlı olanlarının seçilmesi olarak görmek, böylece farklı zamanlarda ve farklı bölgelerde kişiye ve topluma yararlı olma esası göz önünde tutularak başka yarışmalara da meşruiyet tanımak gerekir. İlmi ve okumayı sürekli teşvik eden bir Peygamberin, ilelebet ümmî kalın, hesap ile meşgul olmayın demesi beklenemez. O halde ilmin ve teknolojinin en ince teferruatına kadar ayın hareketlerini tespit ettiği bu çağda, hesaba göre hareket etmek Hz. Peygamber’in emrine karşı gelme anlamı taşımayacaktır. Bu tür hadislerde, tarihsel nitelikteki bilgiye dayalı hüküm vermek yerine, olayın genel amacını ve maksadını yakalamak gerekir. Bu hadisteki evrensel mesaj, düşman karakterli insanlara karşı uyanık olmak, onların yaptıklarına misliyle mukabelede bulunmaktır.

 

* HIRSIZLIK:Resûlullah (s.a.v), nübüvvet vazifesi gereği olarak vahye mazhar olmuş ve aldığı vahyin tebliğ ve tebyin görevini yerine getirmiştir. Resûlullah’ın fıkhında aslî kaynak, Kur’an’dır. Ahlâkı, Kur’an ahlâkı  olan Resûlullah, Kur’an’ı en iyi anlayan ve uygulayandır. Kur’an’da beyan edilen bir hükmün tatbik edilmesinde de son derece titiz davranmış ve bu hususta bir ihmal gördüğü zaman katî bir şekilde uyarmıştır. Toplumda zengin bir kadının hırsızlık yapması üzerine Üsâme b. Zeyd’in aracı olarak ileri sürülüp cezanın uygulanmaması için çaba gösterildiğini görünce, “Kızım Fâtıma bile hırsızlık yapmış olsa tereddütsüz cezasını uygularım” buyurarak, Allah’ın hükmü olan bir konuda aksine bir davranışa asla izin verilmeyeceğini göstermiştir.

    * MİRAS:Ölenin malları hakkında soru sorulması üzerine Resûlullah (s.a.v), “Bu mesele hakkında Allah hüküm verecektir” buyurdu. Bunun üzerine miras ile ilgili ayet nâzil oldu ve miras taksimi ayette beyan edildiği şekilde gerçekleştirildi. Câbir b. Abdullah hasta yatağında iken kendisine hasta ziyareti için gelen Hz. Peygamber’e, “Geride sadece kız kardeşlerim var, bana kelâleden(Kelâle: babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirasını ifade etmektedir. Bkz. Nisâ, 4/176. ) başkası vâris olmayacak. Buna göre benim mirasımın taksimi nasıl olacak?” diye sorması üzerine, kelâlenin mirastaki taksimini açıklayan Nisâ Sûresi 176. Ayeti nâzil olmuştur.

*Adedli kadınlar: Müslümanlar, Medine’ye hicretten sonra,daha önceden Medine’ye yerleşmiş olan Yahudilerle aynı bölgede beraber yaşamışlardır. Bu etkileşimin bir sonucu olarak zaman zaman onların bir takım uygulamalarını Hz.Peygamber’e sormuşlardır. Mesela, Yahudilerin âdet dönemindeki kadınlarla  beraber yiyip içmediklerini ve ayrı oturduklarını görünce bu durumu Resûlullah’a sormuşlar, bu soruya cevap olarak Bakara Sûresi’nin 222. ayeti nâzil olmuştur.

 Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), âdet dönemindeki kadınlarla beraber yeme, içme ve oturmanın herhangi bir sakıncasının olmadığını açıklamıştır.

*Fuhşiyata karşı tutum: Mersed, bir gün Hz. Peygamber’e gelip, Yâ Resûlallah! Ben (fâhişe olan) Anâk ile evlenebilir miyim? diye sordu. Resûlullah (s.a.v) cevap vermedi. Peşinden “…

Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu müminlere haram kılınmıştır

.” (Nûr, 24/3) ayeti nâzil oldu. Daha sonra Resûlullah (s.a.v), Mersed’i çağırıp ayeti okudu ve “onunla evlenme” buyurdu.

* EŞİNE ZİNA İDDİASI ATAN KİŞİ:Karısının zina ettiğini iddia edenlerin nasıl davranmaları gerektiğinin sorulması üzerine “

Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair,  Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.” (Nûr, 24/6-7) nâzil olmuştur. Bu meselede ayetteki hüküm uygulanmıştır.

*NAMAZ DA KURAN OKUMA SESİ: Önceleri Nebî (s.a.v), Kur’an okurken sesini yükseltiyordu. Müşrikler, Kur’an okunduğunu duyunca hakaret etmeye başladılar. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), Kur’an okurken sesini alçaltmaya başladı. Ancak bu sefer de ashab okunan Kur’an’ı tam duyamadı. Bunun üzerine

“…Namazında yüksek sesle okuma. Sesini fazla da kısma. İkisinin arasında bir yol tut

.” (İsrâ, 17/110) ayeti nâzil oldu. Namazda kıraat, ayette beyan edildiği şekilde uygulandı.

*NAMAZ KILANA SELAM VE KONUŞMA: İbn Mesud (r.a.) rivayet etmiştir: Resûlullah’a selam verirdik ve namazda selamımızı alırdı. Habeşistan’dan döndükten sonra yine selam verdim fakat almadı. Çok geçmeden niçin selamımı almadı diye beni bir düşünce aldı. Namazı bitirinceye kadar oturdum. Resûlullah(s.a.v) şöyle  buyurdu: “Allah Teâlâ dilediği emrini bildirir. İşte, emirlerinden biri olarak namazda konuşmamamızı emretti.” Bir başka rivayette de Bakara Sûresi 238. ayetinin nâzil olmasından sonra namazda susmakla emrolunduğu beyan edilmektedir.

*MİRASA ÇÖKEN YAKINLAR HUKUKU: Resûlullah’ın yanına bir kadın, iki kız çocuğunu getirerek, “Bu kızların babası şehit oldu. Amcaları mallarının ve miraslarının tamamını aldı, onlara hiçbir şey bırakmadı. Bunlar ellerinde mal-mülk olmazsa asla evlenemezler. Bu hususta ne  buyurursun” demesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v),“Allah bu hususta bir hüküm verir” buyurdu. Bir müddet sonra Nisâ Sûresi’nin 11. ayeti nâzil oldu. Resûlullah (s.a.v), şikâyetçi olan o kadını çağırarak Allah’ın hükmüne göre mirası taksim etti ve kızlara mirasın üçte ikisinin kaldığını haber verdi.

*NAMAZ VAKİTLERİ TAYİNİ: Resûlullah (s.a.v) “Sabah namazında gece ve gündüz melekleri bir araya gelir” buyurduktan sonra buna delil olarak “Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl, bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir.” (İsrâ, 17/78) ayetini okumuştur.

*İBADETLERİN SEVAP MİKTARI: Resûlullah (s.a.v) “Kim her ay üç gün oruç tutarsa, ömür  boyu oruç tutmuş olur” buyurduktan sonra bu hükme delil olarak “Kim bir iyilik yaparsa, on katı sevap alır

.” (En’âm, 6/160) ayetini okumuştur.

*ZEKAT VERMEYENLERİN CEZASI: Resûlullah (s.a.v) “Malı olup da zekât vermeyen hiç kimse yoktur ki, çıplak başlı yılan onun boynuna dolandırılmasın. Kişi kaçar fakat yılan onu kovalar”  buyurdu.Bu sözüne delil olarak “

 “Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimette cimrilik gösterenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilâkis bu onlar için kötüdür. Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası  Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır”

.” (Âl-i İmrân, 3/180) ayetini okumuştur.

*Resûlullah (s.a.v) tavaftan sonra “…Siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin

…”98ayetini okumuş ve Makam-ı İbrâhim’i Beytullah ile kendisi arasına alarak iki rekât namaz kılmıştır.

*YOLCULUKTA NAMAZ VE ORUÇ: Resûlullah (s.a.v) yemek yerken onun yanına gelen bir yolcuyu yemeğe çağırdığında, o kişinin ben oruçluyum diye cevap vermesi üzerine, Hz.Peygamber (s.a.v),“Allah yolcudan orucu ve namazın yarısını muaf tuttu” buyurarak, Bakara Sûresi 184-185. ayetlerinin hükmü gereğince, o kişinin isterse orucunu bozabileceğini haber vermiştir. Bizzat kendisi de Mekke’nin fethedildiği yıl ramazan ayında oruçlu olarak Medine’den çıkmış, Kedid mevkiine gelince orucunu  bozmuştur.

*HAYIZLI KADINLA BOŞANMAK: Karısını hayız / aybaşı  halinde boşayan İbn Ömer’e Resûlullah (s.a.v) karısına geri dönmesini emretmiş ve “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, iddetleri içinde (âdet halinden temizlendikten sonra ve kendilerine yaklaşmadan) boşayın ve iddeti sayın …” (Talak, 65/1) ayetini okumuştur.

KISAS: Resûlullah (s.a.v) birinin dişini kıran kimseye kısas yapılmasına hüküm verdikten sonra Bakara Sûresi 178-179. ayetlerine işareten “Allah’ın Kitabı kısası gerektirir”  buyurmuştur.

* Oğlu, yanında çalıştığı adamın karısı ile zina ettiği için  birbiriyle hasım olan ve davalarını Resûlullah’a ulaştıran iki  bedevinin davasında Resûlullah (s.a.v), yeminle söze  başlayarak “Elbette ben aranızda Allah’ın Kitabı il e hükmedeceğim” buyurarak meselelerin çözümünde ilk ve aslî kaynağın Kitabullah olduğuna vurgu yapmıştır.

 Hz. Peygamber (s.av), Allah Teâlâ’nın salih kullara hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği ve insan kalbinden geçmeyen şeyler hazırladığını haber verdikten sonra buna delil olarak “

Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez

” (Secde, 32/17) ayetini göstermiştir.

*KUR’AN DIŞINDA DA PEYGAMBER İLE ALLAH’IN BİLGİ İLETİŞİMİ VARDIR: Ayetlerde namazın kılınış şekli açıklanmamıştır. Namazın nasıl kılınacağı vahiy ile irtibat olmaksızın akıl ile ulaşılabilecek bir bilgi değildir. Buradan çıkan sonuç, Allah Teâlâ, resulüne Kur’an vahyi dışında bir vahiyle (vahy-i gayri metlüv) namazın kılınma şeklini öğretmiştir.

*İNSANLARA BORÇLU ÖLEN ŞEHİTLER: Bir adam,“Allah yolunda sabırla, sevabı yalnız ondan  bekleyerek, önde gidip arkada kalmadan düşmana karşı savaşırken ölsem, Allah günahlarımı affeder mi?”diye sordu. Resûlullah (s.a.v) “Evet” diye cevap verdi. Adam dönüp giderken Resûlullah (s.a.v) ona seslendi. Adam çağrıldı ve sorusunu tekrarladı. Bu sefer Resûlullah (s.a.v) “Evet, fakat  borcu (kul hakkı) olanlar müstesna.Bunu bana Cibril söyledi”  buyurdu.Burada anlaşılmaktadır ki, Resûlullah’ın şehitlerin  bütün günahlarının affedileceği beyanından hemen sonra Cibril(a.s.) gelerek, kul hakkı borcunun bundan istisna olduğunu haber vermiştir.

*İPEK GİYMEK: Hz. Peygamber (s.a.v) kendisine hediye edilen ipek kaftanı biraz giydikten sonra çıkardı. Ashabın, “Onu çok az giydin” demesi üzerine “Cibril, onu giymemi yasak etti”  buyurdu.

*İNSANLARA BİLMEİDKLERİNİ ÖĞRETEN PEYGAMBER: Resûlullah’ın yanına bir gün Yahudilerden bir bilgin gelerek mahşer, sırat, cennetin vasıfları, çocukların anne karnında oluşumu hakkında sorular sormuş ve Hz.Peygamber (s.a.v) tüm bu soruları cevaplamıştır. Cevapları alan bu kişi “Vallahi! Sen bir peygambersin” diyerek gittikten sonra Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hakikaten bu adam  bana soracağını sordu. Ama ben onun sorduklarından bir şey  bilmiyordum. Tâ ki Allah, onları bildirdi.”

B-İCTİHADA DAYALI HUKUMLER:        

İSLAM HUKUKU NUN OLUŞTURULMASI SÜRECİ,PEYGAMBERDEN HEMEN SONRA BAŞLAMIŞTIR: Fıkıh usûlü ilminin gelişimi ve usûle dair ıstılâhî kavramların yerleşmesi ancak hicrî II. ve III. asırlarda mümkün olmuştur. Bu bölümde sırasıyla kıyas, istihsan, istishab, mesâlih-imürsele, seddü’z-zerâi’, şer’u men kablenâ, örf-âdet delilleri ele alınacaktır

     Sorulan sorularla veya karşılaşılan durumlarlailgili vahyin nâzil olmadığı durumlarda, Resûlullah’ın ictihad ile hüküm verdiği de vâki olmuştur.

Nitekim miras ve kaybolup gitmiş bazı mallar hakkında hasımlaşan davalı ve davacıya hitaben Hz. Peygamber (s.a.v) “Ben, hakkında bana vahiy inmemiş hususlarda kendi re’yimle hüküm veririm”

  buyurmuştur.

       * MÜNAFIKLARIN CENAZE NAMAZLARINI PEYGAMBERİN KILMAMASI: örnek olarak ölen münafıkların cenaze namazının kılınma meslesini gösterebiliriz. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey vefat ettiğinde ashaptan itirazlar olsa da, Hz. Peygamber (s.a.v) onun cenaze namazını kılmanın daha doğru olacağına karar verdi ve cenaze namazını kıldı. Ancak “Onlardan (münafıklardan) ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma. Onun kabri başında da durma. Çünkü onlar, Allah ve Resûlünü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler  “ayeti nâzil oldu. Bundan sonra Resûlullah (s.a.v) bir daha münafıkların cenaze namazını kılmadı.

Kıyas: Hakkında hüküm bulunan “el-asl”, hakkında hüküm bulunmayan “el-fer’”, “illet” ve “aslın hükmü” kıyasın rükünleridir ki, bu rükünler  bulunmaksızın kıyasın gerçekleşmesi mümkün değildir.

** Resûlullah’ın kıyas metoduna başvurduğunu gösteren rivayetlere şu örnekleri verebiliriz: Bir kadının Hz. Peygamber’e gelip, ölmüş olan annesinin bir ay oruç borcu olduğunu ve onun yerine kendisinin orucu tutup tutamayacağını sorması üzerine Resûlullah (s.a.v) “Annenin birisine borcu olsa öder miydin?” diye sormuş, kadının “Evet” diye karşılık vermesi üzerine Resûlullah (s.a.v) “Allah borcu ödenmeye daha müstehaktır” diyerek cevap vermiştir. Benzer bir başka olayda; bir adamın, vefat eden kız kardeşinin nezrettiği haccı onun yerine yapmasının mümkün olup olmadığını sorması üzerine Resûlullah (s.a.v)“Kız kardeşinin borcu olsaydı öder miydin?” diye sormuş, adamın, “Evet” diye cevap vermesi üzerine Hz.Peygamber (s.a.v) “Öyleyse Allah’a olan borcu da öde. Allah hakkı ödenmeye daha haklıdır.” buyurmuştur.

         Zikredilen her iki olayda Resûlullah’ın fer’deki illetin asıldaki illetten daha kuvvetli olduğu evlâ kıyası esas aldığı görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’de iki kız kardeşin bir nikâhta tutulması haram kılınmıştır. (Bkz. Nisâ, 4/23) Resûlullah(s.a.v) kıyas metodunu kullanarak, bir kadının halasının ya da teyzesinin üzerine nikâhlanmasını yasaklamıştır.Zira, kardeşlerin aynı nikâh altında cem edilmesini haram kılan illet burada da mevcuttur. Bilindiği üzere, hükmün ta’lili, kıyasın varlığına işaret eder.

*GELECEK TAHMINI MALIN ZEKATI: Resûlullah’ın, ağaçtaki hurmanın tahmin edilerek hesaplanması gibi asmadaki üzümün de tahmin edilerek hesaplanmasına ve ağaçtaki hurmanın zekâtının kuru hurma olarak alındığı gibi üzümün zekâtının da kuru hurma olarak alınmasına hükmederken  kıyasın temel unsuru olan ortak illet  birliğinin aynı hükme ulaştırması ilkesini esas aldığı görülmektedir.

*SARHOŞLUK VERENİN AZINI İÇMEK: Resûlullah’a bal şerbetinden yapılan bit’u adlı içeceğin hükmü sorulduğunda “Her sarhoşluk veren içki haramdır.Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır”  buyurarak aynı illeti taşıyan tüm olaylarda aynı hükme ulaşılacağına işaret etmiştir. Buradan hareketle fakihler “sarhoşluk vasfı taşıma” illetine binaen yeni icat edilen ve bu illeti taşıyan tüm içeceklere haram hükmünü vereceklerdir.

*BEYAZIN SİYAH ÇOCUK DOĞURMASI/SOYA ÇEKİM: Resûlullah’ın yaptığı kıyasa şu örneği de verebiliriz: Fezâreoğullarından bir adam karısının esmer tenli bir çocuk doğurmasını kabullenemeyerek Hz.Peygamber’e gelip “Karım siyah bir çocuk doğurdu.” dedi. Resûlullah (s.a.v) o kişiye, “Senin develerinin rengi nedir?” diye sordu. O kimse, “Kırmızıdır” diye cevap verdi. “İçlerinde yağız renkli olanlar da var mı?” diye sorduğunda da “Evet vardır” diye cevap verdi. Resûlullah’ın “Bu durumun nasıl olduğunu düşünüyorsun?” diye sorması üzerine adam, “Onu bir damar/GEN/DNA çekmiş olması mümkündür” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) “Şu halde bu dünyaya gelen çocuğu da  bir damarın çekmiş olması mümkündür” buyurarak  canlı türlerindeki soya çekim genel kuralından hareketle kıyas metoduna başvurarak meseleyi çözüme kavuşturmuştur.

*ORUÇLUYKEN EŞİNİ ÖPENİN ORUCU BOZULUR MU? Oruçlu iken eşini öpen ve orucunun bozulduğunu düşünen Hz. Ömer’e Resûlullah (s.a.v), oruçlu iken yutmadan ağzına su alıp çalkalayan kişinin nasıl orucu bozulmazsa kişinin eşini sadece öpmesi ile de orucunun bozulmayacağını  bildirmiştir.BuradaHz.Peygamber’in olayları birbirine kıyas ederek hükme ulaştığı görülmektedir.

*LEŞ YAĞI KULLANMAK: Hz. Peygamber’e leş yağını kullanmanın hükmü sorulduğunda “Hayır” diye cevap vermiş ve Yahudilerin leşlerin iç yağları yasaklanınca onu eritip satmalarını beddua ile anmıştır. Burada Hz. Peygamber (s.a.v), yenilmesinin haram olmasına kıyasen meyteyi /ÖLÜ HAYVANI satıp elde edilecek paranın da haram olacağına hükmetmiştir.

*KAFİRLERİN KIYAMETTE YÜZÜSTÜ SÜRÜNECEĞİ: Kâfirler kıyamet gününde yüzüstü nasıl haşrolunur? diye soru soran kişiye “Dünyada onu iki ayağı üzerinde yürüten Allah, kıyamet gününde yüzüstü yürütmeye kudretli değil midir? diye cevap vererek o kişinin mukayese yaparak neticeye varmasını sağlamıştır.

*VAKİT NAMAZLARININ GÜNAHLARI TEMİZLEMESİ: Resûlullah (s.a.v) beş vakit namazın insanı günahlardan temizleyeceğini anlatırken, kapısının önünden akan bir nehre günde beş defa girip yıkanan kişide nasıl kir kalmazsa beş vakit namaz kılan da böyledir buyurarak  iki olay arasında mukayese yaparak hükmü beyan etmiştir.

İstihsan:. fıkıh usûlünde, küllî bir kâideden bir meseleyi istisna edip o konuda küllî kâideye muhalif sonuca ulaşmak veya celî kıyas ile ulaşılan sonucu terk edip hafî kıyasa göre hüküm vermek diye tanımlanmaktadır. Delile dayalı istihsan kapsamına Kitap, sünnet, icmâ, örf (teâmül), zaruret ve maslahat sebebiyle yapılan istihsan türleri girmektedir.

*AV HAYVANLARI : Av araçları kullanarak sadece vahşi hayvanlar öldürüle bilir genel kuralı olmakla birlikte; vahşi hayvanlar gibi kaçtığı için bir türlü yakalanamayan devenin, ok ile vurulmasına Resûlullah (s.a.v) izin vermiştir. *MEVCUT OLMAYAN MALIN SATIMI:Mevcut olmayan ve henüz sahip olunmayan bir malın satımı caiz olmamakla birlikte; Medinelilerin hurmada bir, iki ve üç seneliğine selem akdi  yaptıklarını görünce “Hurmada selem yapan kişi belli ölçüde, belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın” buyurarak meşruiyet sınırlarını çizerek selem yapılmasına ruhsat tanımıştır.

*ORUÇTA UNUTARAK YEMEK: Oruçlunun bir şey yemesi veya içmesi hangi halde olursa olsun orucun bozulmasını gerektirir. Ancak Resûlullah’ın “Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği içtiği zaman, orucunu tamamlasın. Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” buyurması ile, unutarak yemenin orucu bozmayacağı hükmü, genel kuralın bir istisnası olarak sabit olmuştur.

*MEHİR:Mehir, kadına tanınan maddi güvence niteliğinde malî  bir hak olmakla birlikte; Hz. Peygamber (s.a.v),bir kadınla evlenmek isteyen bir kişinin mehir verecek hiçbir şey  bulamaması üzerine mehir yerine ezberindeki Kur’an sûreleri ile evlenmesine izin vermiştir. Bu uygulamada mehirin malî değer taşıması genel ilkesi, zarurete dayalı olarak uygulanmama yoluna gidilmiştir.

*KEFENLEMEK:Ölülerin kefenlenmesinde genel kural tüm vücudunun kapatılmasıdır. Ancak Hz. Peygamber’in ihramlı iken ölen kişi hakkında “Onu yıkayınız, kefenleyiniz yalnız başını kapatmayınız ve kefenine güzel kokular sürmeyiniz. Çünkü o kişi, kıyamet günü ihramlı olarak haşredilir”hadisine istinaden genel kefenleme kuralları uygulanmayıp ihramlı olarak ölen kişiler beyan edildiği şekilde kefenlenir.

*BİNEKTE NAMAZ: İstikbal-i kıble namazın farzlarındandır. Tüm namazlarda bu farzın yerine getirilmesi genel bir kural olmakla  birlikte; binit üzerinde kılınan nafile namazlarda Hz. Peygamber’in uygulamasına dayalı olarak

 bu şart gerçekleştirilmeden namaz kılmak mümkündür.

*ÖLÜ HAYVANIN DERİSİNİ TABAKLAMAK KULLANMAK: Usûlüne uygun tezkiye yapılmadan ölen murdar hayvandan istifade etmek haram hükmündedir. Ancak Hz. Peygamber’in murdar olarak ölen hayvanın derisinin tabaklanarak kullanılmasına izin vermesi   sebebiyle genel hükümden istisna olarak tabaklanan deri helâl hükmü taşımaktadır.

*EVLADA HİBEDEN VAZGEÇME: Bir malın mülkiyetinin karşılıksız olarak başkasına verilmesini ifade eden hibe akdinde, genel kural olarak rücû caiz olmamakla birlikte, Hz.Peygamber’in babanın evladına yaptığı hibeden dönebileceğini ifade etmesi istihsanen “Babanın hibeden rücû etmesi mümkündür” hükmünü vermemizi gerektirmektedir.

 

İstishab

Varlığı sabit olan bir durumun, geçen süre içinde ortadan kalktığına dair bir delil olmadıkça, varlığının devamına hükmetmek, “Bir şeyin olduğu hal üzere kalması asıldır.” Kadîm olan, kıdemi üzere terk olunur.” “Bir zamanda sübut bulan hükmün bekâsı ile hükmonulur.” kâidelerini benimsemişlerdir.

Abdestinin bozulduğuna dair vesveseye düşen kişiye Resûlullah (s.a.v) “Bir ses işitmedikçe veya koku duymadıkça namazını kesme”buyurmuştur. Helâl olduğu sabit olmasına rağmen bazı yemekleri yemekten (içinde) sıkıntı duyduğunu söyleyen kişiye Resûlullah (s.a.v), bu tereddüdünün yanlış olduğunu o yiyecekleri gönlünde hiçbir endişe doğmadan yiyebileceğini haber vermiştir.

 

“Şek ile yakîn zâil olmaz.”

 , “Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır”

şeklinde kâideleştirilmiştir. Hz. Peygamber’in “…Bir kişi babasının veya kardeşinin işledikleri cinayetle cezalandırılmaz”

ve “Şüphesiz çocuğun, senin suçun sebebiyle muaheze edilmez, sen de onun suçu yüzünden sorumlu tutulmazsın”hadisleri fıkıh ilminde

 

KAYNAK:http://www.academia.edu/34653741/HZ._PEYGAMBER%C4%B0N_FIKH%C3%8E_H%C3%9CK%C3%9CMLER%C4%B0NDEK%C4%B0_US%C3%9BL_VE_%C4%B0LKELER

Bu haber 87 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HZ MUHAMMED İN ÖRNEKLİĞİ

HZ PEYGAMBERİN MEDENİYETE KATKILARI

HZ PEYGAMBERİN MEDENİYETE KATKILARI Peygamber Efendimizin (s.a.v) Toplumsal Hayata Kazandırdığı Değerler

MUCİZELER İNSANA UFUK AÇAR

MUCİZELER İNSANA UFUK AÇAR PEYGAMBER MUCİZELERİ,İNSANLARA BUNLARA YAKLAŞMA TEŞVİKİDİR

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 57
Haber 1111
Yorum 117
Haber Okuma 2223058
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi