BİLGECE BAKIŞ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
ADALET ÖRNEKLERİ İSLAM DA

ADALET ÖRNEKLERİ İSLAM DA

Tarih 28/Mart/2021, 14:18 Editör BİLGE BİLGE

İSLAMIN ADALET ANLAYIŞI

ADALET10 (HAKLAR ÖZGÜRLÜKLER)     

    HAK :  HER ŞART VE ZEMİNDE DOĞRULUK VE GERÇEKLİĞİNİ KAYBETMEYEN KURALAR BÜTÜNÜDÜR.
    DOĞRU İSE ; GERÇEKLİĞİ VE DOĞRULUĞUNU BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLAN KURALLAR BÜTÜNÜDÜR .                .    Kur’an-ın ana konularına baktığımızda, Kur’an’ın üzerinde durduğu dördüncü ana unsur adalet ve ibadettir. Toplum halinde yaşayan insanlar ürettiklerini değiş-tokuş yaparken, yani alış veriş yaparken, insanlarla münasebetlerinde adaletin tesisine ihtiyaç duyarlar. Çünkü pratikte bu ilişkilerde bir çok haksızlıklar meydana gelir.  Kişisel ve toplumsal  yapıda dirlik ve düzenliliği, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ah­lâkî erdeme adalet denir. Adalet, Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadisler­de genellikle “Düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğ­ru yolu izleme, takvaya yönelme, dü­rüstlük, tarafsızlık” gibi anlamlarda kul­lanılmıştır. İnfitârsûresinin yedinci ve sekizinci âyetlerinde insanın fizyolojik ve fizyonomik yapısındaki uyum, ahenk ve estetik görünüm, adalet kavramıyla ifade edilmektedir.                                                                                  

  .       “Eğer hak/doğru/sistem/varlık,onların keyfî arzularına uy­saydı göklerin, yerin ve bunlarda bulu­nanların düzeni bozulurdu”(Müminun 71)  Kur'ân-ı Kerîm'de bu husus, kocaların eşlerine karşı âdil olmasını emreden âyette a çık ve gerçekçi bir şekilde belir­tilmiştir: “Allah size adaleti, ih­sanı(Yardımı,iyi davranmayı ve görüldüğünüzün farkında olarak davranmanızı) emrediyor”                                                                                                                                                                                                                                                                                    ..      Adalet genellikle, verilen ile hak edi­len arasındaki dengeyi ifade eder.- “Çocuklarını­za verdiklerinizde âdil davranın...” Malın Allah'a ait olması, insanların ve özellikle müminlerin kardeş olmaları, şahsî servetlerde fakir ve mahrumların haklarının bulunması, Allah'ın ihsanı em­retmesi gibi prensiplere dayanan ve in­sanın toplum içindeki iktisadî ve sosyal durumuna bakılmaksızın herkese insan­ca yaşama, temel ihtiyaçlarını temin et­me imkânı veren sosyal adalet anlayı­şında ise ölçü eşitlik değil, dengedir.

AYETLERDE ADALET: “ARAŞTIRMA(Bu ayetlerde verilmek istenen 4 tane Mesajı  bulunuz.)

       * “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır”(MAİDE 8)

     *“Birbirinizin mallarını aranızda haksız, meşru olmayan(şeriata/kanuna/ahlaka uymayan) sebeplerle yemeyin. Bile bile günaha girerek insanların mallarının bir kısmını yemek için hâkimlere, idarecilere, hükümetlere, iktidardakilere mallarınızı rüşvet olarak vermeyin. Bu tür malları alarak başkalarına zulmettiğinizi bile bile bunları yapmayın.”(bakara 188)

Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden kimseler olun-isterse kendi aleyhinize veya anne baba yahut yakınlarınızın aleyhine olsun. Onlar zengin de olsa, fakir de olsa, Allah onlara sizden daha yakındır. Onun için heveslerinize uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer sözü eğip büker veya şahitlikten kaçınırsanız, hiç şüphe yok ki Allah sizin yaptıklarınızdan haberdardır.”Nisa135

“Kim Müslüman kardeşinin malını haksız yere yer ve ona iade etmezse, Kıyamet günü ateşten bir parça yiyecektir.” (Sevabü’l-A’mal, s.322)

" Kim bir karış toprağı zulüm yoluyla ele geçirirse, Allah kıyamet gününde yedi kat toprağı onun boynuna tasma gibi takar" (Şevkânî, a.g.e., V, 317).

“Siz bana karşı(hakimlere ) davalarınızda kendinizi nasıl anlatıyorsanız ,ben de ona göre karar veriyorum.Haksız olduğu halde kardeşinin malını ele geçirenin kıyamet günü karnına ateş doldurulacaktır.”(Hz Muhammed.a.s)

"Rabbim adaletle davranmayı emretti… (Araf Suresi, 29)

Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar! (Casiye/21)

*“Ey insan! Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?(infitar suresi 6-7)

"Allah göğü yükseltti ve her şey için bir ölçü koydu. Siz de (Ey İnsanlar!) asla ölçüden şaşmayınız; yaptıklarınızı adaletle tartın ve ölçüyü eksik tutmayın.” (Rahman 7-8)

Soru:Müslümanların tarihinden örneklendirilen aşağıdaki  olayları anlatınız,günümüze yorumlayınız,verilmek istenen mesajları çıkarınız.

 

           MÜSLÜMANLARDA,ADALET ÖRNEKLERİ:VALİNİN OĞLU İLE KÖLENİN OĞLU

  Mısır da bir grup genç yarış yapmışlar.Bu grupta Köle ile valinin oğlunun da  vardır. Mısır valisinin oğlu kendisini geçen köleyi”Beni nasıl geçersin,ben valinin oğluyum ”diyerek döver …

         Valiye karşı arkası ve kimsesi olmayan kölenin Olayı Hz Ömer’e ulaşınca:Hz Ömer üçünü de Medine ye çağırır ve Halkın huzurunda Köleye ,Valinin oğlunu ve Valiyi aynı şekilde kırbaçlattırır…Sonra :”İnsanlar analarından hür doğdukları halde Nasıl onları köleleştirmeye kalkarsınız!diyerek Onları azarlar.. .Köle,valinin oğlunu kırbaçlarken,Ömer de valinin oğluna  şöyle hitap eder”Vur,O,valinin oğludur”.

 

          Celladına aşık olmak veya İnsan kendisini sömürene,öldürmeye gelene aşık olması!

           " ALLAH ,ADALETİ VE İYİLİĞİ EMREDER ... " ( Nahl: 90 )

Cenab-ı Hak, bu ayette bilhassa idarecilere adaletli olmalarını ve kılı kırk yararcasına tebaanın hukukuna riayet etmelerini, yeme, içme, barınma..vb. gibi her türlü durumda onların mutluluk ve refahını ön plana çıkararak onları görüp gözetmelerini emreder. İşte örnek: '(O kullar), boş ve yaramaz sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.' (Furkan, 25/72) Evet mümin fıska, fücura karşı Allah'ın gösterdiği yerde ve kararlıdır. Kur'an-ı Kerim bu âli prensipleri kendine düstur edinmiş hoşgörü ve müsamaha kahramanlarını da şu şekilde tavsif eder: 'Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile hareket eder ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) 'Selam!' der (geçerler.)' (Furkan, 25/63) 

 Açıklama/Tefsir:Allah'ın bu hoşgörü ve müsamaha âbidesi kulları, cahillerin ve gafillerin bulunduğu bir yere uğradıklarında 'selam' vererek, onları dahi Allah'ın güven-huzur ortamından  mahrum bırakmak istemezler. Kur'an-ı Kerim, bu ifadeleriyle cahil, görgüsüz, bilgisiz ve günahkâr olanlara karşı bir müminin nasıl davranması gerektiğini açıkça ortaya koyar ve başka bir din ve kitapta görülmedik şekilde, ümit, af eksenli bir genişlik sergiler.

 

    HZ ÖMER VE DEVLETİN MUMU”

         Ashab'tan Abdurrahman bin Avf, Hazreti Ömer (r.a.) halife iken onu makamında ziyarete gelmişti, selâm verip müsait bir yere oturdu. Hz. Ömer kendisiyle hiç meşgul olmuyor hattâ selâmını bile almıyordu. Hayretle neticeyi beklerken, Hazreti Ömer, işini bitirdikten sonra yanan mumu söndürdü; aynı onun gibi başka bir mum yaktıktan sonra: «Ve aleyküm selâm» deyip selâmını aldı. Ve konuşmaya başladılar.

Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Ömer (r.a.) Hazretlerine niçin o mumu söndürüp başkasını yaktıktan sonra kendisiyle meşgul olmaya başladığını sormuştu.

Hazreti Ömer (r.a.):

— Ya Abdurrahman, evvelki mum devletin hazinesinden alınmış mumdu. O yanarken şahsî işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Sizinle devlet işi konuşmıyacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım ondan sonra sizinle meşgul olmaya başladım, deyince Abdurrahman bin Avf Hazretlerinin gözleri yaşarmıştı.

Ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

— Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!

(Hz Ömer’in Adaletinden bahsedip;Ona bunu öğreten hocası,Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi unutmak haksızlık olur!)

          BUGÜN NASIL ANLAŞILIR:Devlet malları,bizi devletin verdiği alet ve edavatları kullanırken böyle davranmalıdır.

 

        -KÖLENİN KULAĞINI ÇEKTİĞİ  DEVLET BAŞKANI(HALİFE OSMAN)  

        Aradan on dört asır geçmesine rağmen onlar unutulmamakta, kendi asırlarında yaşadıkları hak ve adalet örnekleri günümüzde de hayret ve hasretle yâd edilmektedir.
       Deve devri bahtiyarlarının füze çağı insanlarına verdikleri o muhteşem örneklerini bugün bir daha inceleyince görüyoruz ki; insanlık, kuvveti ele geçirenlerin zulümleriyle inlemek istemiyorsa, saadet asrı değerlerinin farkına varıp sahip çıkacak, (kuvveti) değil de (hakkı) esas alacak, zayıf da olsa haklının yanında yer alacak, kuvvetli de olsa haksızın karşısında saf tutacaktır.
İşte saadet asrı uygulamasından kuvvetli bir Halife'nin haklı bir köle karşısında diz çöküp boyun eğişi, kuvvetliye değil de haklıya saygı duyma örneği verişi!..
***Halife Hazreti Osman (ra), görevini ihmal ettiğini düşündüğü kölesine kızarak seslenir:- Gel bakayım buraya, şu kulağını bir çekeyim de görevini ihmal etmenin cezası neymiş göresin!..
Aslında şefkat, merhamet kaynağı Hazreti Osman, önüne diz çöken kölenin kulağının yumuşağından hafifçe tutar, terbiye maksadıyla şöyle yukarıya doğru yavaşça çeker. Ancak kulağı acıyan kölenin dudaklarından dökülen sözleri de duyar. Ama nasıl sözler bunlar?
İslam'ı, Halife'nin terbiyesinde iken öğrenmiş olan köle, bakın ne diyor:
- “Çek bakalım ey Resulüllah'ın halifesi kulağımı çek!.. Nasıl olsa İslam'da kısas vardır. Burada haksız olarak kulağı çekilenler, orada haklı olarak kulak çekeceklerdir!..”
HALİFE TEKRAR EDER
- Çek bakalım ey Resulüllah'ın halifesi kulağımı çek!.. Nasıl olsa İslam'da kısas vardır. Burada haksız olarak kulağı çekilenler, orada haklı olarak kulak çekeceklerdir!... Kararını değiştirip hemen kölenin önüne kendisi diz çöker, boynunu uzatarak aynı şekilde titreyen sesiyle teklifini yapar:
- Eğer sen bu işte haklı isen, hiç gecikmeden kısasını burada yap, sen de benim kulağımı hemen burada çek, ahirete bırakma! Şunu unutma ki; sen haklıysan kuvvetlisin demektir, köle bile olsan. Ben haksızsam zayıfım demektir, halife bile olsam!..
Manzarayı geriden seyredenler, Halife'nin kararlılığını görünce kaş göz işaretiyle kölenin Halife'nin kulağını çekmesini isterler... Ondan sonra rahatlayan Halife:- Şükürler olsun, der, köle dahi olsa bir haklının önünde diz çöküp boyun eğdim, kısasımı burada yaptırdım, oraya bırakmadım, benden sonra gelenlere de kötü örnek olmadım!..
       Bu olay 'Onlar Böyleydi' kitabında 'Halife'ye Diz Çöktüren Köle' başlığıyla verilir...Demek ki insanlığı kurtaracak olan, kuvvete güvenmek değil hakka dayanmaktır. Köle de olsa haklı ise karşısında Halife diz çökecek, kuvvetine güvenip de zayıfı ezemeyecek, hatta kulağını dahi çekemeyecektir. Çekerse kısasla ödeyecektir!.. İşte böyle!..

YAHUDİYİ MÜSLÜMAN YAPAN ADALET

       Hazreti Ali Efendimiz, Sıffîne giderken yolda devesi üzerindeki heybede bulunan zırhını düşürür. Arkasından gelen bir Yahudi ise zırhı bulup alır; ama kimseciklere söylemez. Aradan zaman geçer Hz. Ali, zırhı Yahudinin elinde Kûfede görünce hemen tanır ve sahip çıkarak ister:
– Bu zırh benimdir. Nerede buldun ise bulup almışsın, zırhımı geri ver, der.
Yahudi inkâr eder: – Zırh benim elimdedir, öyle ise benimdir. Halife Hazreti Ali başkanlık nüfuzunu kullanarak zırhı alabilirdi, ama o zorla almaz da teklifini şöyle yapar:
– Ben “zırh benimdir diyorum, senin ise değil diye diretiyorsun, bunun çaresi adalete gitmektir. Buyurun birlikte gidelim mahkemeye. “
Ve Müslümanların halifesi Hazreti Ali, sıradan bir Yahudi ile yan yana mahkemeye çıkar; adalet önünde eşit şekilde ifade verir. Davayı meşhur hukukçu Kadı Şüreyh görmektedir. Sorar: – Ya Ali, bu zırhın senin olduğuna şahidin var mıdır? – Var efendim, oğlum Hasanla hizmetkârım Kanber şahidimdir.
Kadı Şüreyh hiç beklemeden cevap verir: – Oğlunla hizmetçin senin yakınlarındırlar, senin hakkında şahitlikleri geçerli değildir. Başka şahidin var mı?
– Yok efendim.
– Öyle ise zırhın sana ait olduğunu ispat edemediğinden, davayı kaybetmiş oluyorsun. Zırh kimin elinde ise sahibi odur.
Hayret ki hayret! Müslümanların halifesi Müslümanların mahkemesinde Yahudi aleyhine açtığı davayı kaybediyor; Yahudi kazanırken halife adalete boyun eğerek, itiraza yönelmiyor, rıza gösteriyor.
Manzarayı ibret ve hayretle seyreden Yahudi nihayet insafa geliyor ve gerçeği itiraf ederek şunları anlatıyor:
– Ey müminlerin emiri, bu zırh gerçekten de sizindir. Ben sizin arkanızdan giderken yolda rastladım. Sizin düşürdüğünüz kesin. Gördüğüm bu adalet karşısında daha fazla direnmiyor, ben de Müslüman oluyorum. Adaletin böylesi ile sadece Arabistanı değil bütün dünyayı idare etmek mümkündür.
Evet, İslam Dini adalet önünde daha ilk günlerden itibaren insanları eşit tutmuş; hatta sıradan Yahudi ile halifeyi yan yana eşit haklarla muhakeme ederek halifenin kaybetmesine bile hüküm çıkartmıştır. Demek bugünkü dünyanın hedefinde İslâmın ta o günlerde tesis ettiği evrensel adalet anlayışı vardır. Varabilirse ona varacak, o örnekleri yeniden tatbik ve icra edecektir. Evrensel hukuk da bu anlayışı aramaktadır bugün.  .     

     HZ ÖMER’ E “ADALETSİZLİK YAPTIN “DİYEN SAHABİ   

               Yine bir gün hutbe  okurken vatandaşın biri, topluluğun huzurunda itiraz eder: “Ben seni dinlemiyorum ya Ömer!” “Neden?” “Hepimize Beytülmal’dan(gelirlerden) ganimet bir parça kumaş düşmüştü; ben gömlek diktiremedim. Görüyorum ki, senin sırtında elbise var. Bu nereden geliyor?” Devlet reisinin çehresinde kızgınlığın hiçbir alâmeti yok. Mütebessim bir çehre ile oğluna seslenir: Hz. Ömer (ra) “Kalk, cevap ver ey Abdullah!” diye seslenince, “Payıma düşen kumaş parçasını babama verdim. O da bir gömlek diktirdi” der. Sahabî, “Şimdi konuş, dinleyeceğim ya Emire’l-mü’minîn!” der.

                       BEN NUŞİREVANDAN DAHA AZ ADİL DEĞİLİM!

              Hz. Ömer, cami yaptırmak için bir Yahudi'nin arsasını zorla kamulaştıran, yakın dostu Şam Valisi Sad b. EbiVakkas'a adaleti tek cümlelik mesajla anlattı. Valiyi titreten mesajın hikayesi ise çok çarpıcı...  Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşlarından olan Sad b. EbiVakkas (r.a.) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister.

             Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır. Sızlanır. Bana zulmedildi, der. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer,son derece adildir, elbette seni dinler, der. Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır. Hz. Ömer adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Kısa ve özlü bir cümle.

Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim,kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde.Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.” Kendi kendine böyle konuşur.Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır.

       Medine’deki halifenin size mesajıdır, der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir.Belli bir süre başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.

Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti. Merak ve dehşet içinde sorar. Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.

              Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi.Bizeyardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğinisöyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım,teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.

                 Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yerianlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.

Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.

             Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.

Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.

Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor.

Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı?

Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.

Fazla söze gerek var mı sizce? Bence hayır. Bir yerlere adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükafat dağıtırken, acaba Hz. Ömer gibi kılı kırk yarabiliyor muyuz? Sözüm elbette sadece yetkililere değil, herkese ama başta kendi nefsim olmak üzere herkese.

ALLAH’IN ADALETİ    --Burada anlatılanlardan çıkarılacak mesajları sıralayınız                                                                                                                             …      Bir Gün ;Hz Musa İbadetini Bitirdikten Sonra Bir Ağacın Altına Oturur. Hemen Yakınındaki Çeşmeyi Seyrederken , Atlı Bir Savaşçının Çeşmeye Geldiğini Görür.Savaşçı Su İçmek İçin Eğildiğinde Boynundaki Altın Kesesini Islanmasın Diye Çıkarır Çeşme Başına Bırakır. Suyunu İçtikten Sonra Altın Kesesini Unutur Ve Yoluna Devam Eder. Hemen Arkasından Hoplaya Zıplaya Bir Çocuk Gelir. Tam Su İçecekken Altın KesesinİFarkeder Ve Hiç Düşünmeden Alır ve Uzaklaşır. Çocuğun Arkasından Çok Yaşlı Bir İhtiyar inleyerek Su İçmeye Gelir. Bu Arada Altın Kesesini Su Başında Unutan Savaşçı Keseyi Almak İçin Çeşmeye Doğru Yaklaşır. Fakat Çeşme Başında Hiç Bir Şey Bulamaz...
Hemen Yanındaki Yaşlı Adamın Boğazına Sarılır Ve Altın Kesesini Vermesini İster. İhtiyar Ne Kadar "Ben Almadım" Dese de Savaşçıyı İkna Edemez.
İyice Sinirlenen Savaşçı Kılıcını Çeker Ve Yaşlı Adamı Oracıkta Öldürür.
Olan Biteni Gören Musa ''Ey Rabbim Bu Nasıl Bir Adalettir'' der..
"Ben Hiç Bir Şey Bilmiyorum.. Senin İşine sual olmaz ama ben anlamadım" Der.Bu isyana benzer açıklıktaki sözlere karşılık Rab şöyle seslenir : ''Ey Musa ;
Ben Sana Benim İşlerimi Anlayacak Kadar Akıl Vermedim ki , sen Benim hakkımda yorum Yapıyorsun?
Ama Kalbinin Yatışması İçin gerçek Şudur : Savaşçı O Küçük Çocuğun Babasının Malını Yağmalamıştı.
Ölen İhtiyar İse Gençliğinde Çok Güçlü Bir AdamdıAma Bir Hiç Uğruna Bir Köylüyü Öldürmüştü.
O İhtiyarı Öldüren Savaşçı İşte O Köylünün Oğludur.. Ey Benim Gafil Kulum Şimdi Tövbe Et Çünkü Benim Adaletim İşte Bu Kadar Açıktır."

HZ.SÜLEYMAN’IN ADALETİ    :Hz. Davud’un huzuruna iki kişi gelir. Birisi bir koyun sürüsünün sahibidir, diğeri de bu koyun sürüsünün ekinine zara verdiğini ileri süren bir kişidir. Adam koyun sürüsünün sahibini yakalamış, beraberinde getirmiş ve ekinine verilen zararın tazmin edilmesini istemektedir hem peygamber hem de kral olan Hz. Davud’dan. Hz. Davud, kararını verir; koyun sürüsü satılacak, elde edilen gelirle de ekinleri zarar gören kişinin zararı tazmin edilecektir. Bu adalettir elbette. Fakat adaletin daha incelikli, daha nazik olduğunu bilenler de vardır. Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman, itiraz eder bu karara. Ona göre, gerçek adalet, tarla ile koyun sürüsünün taraflar arasında değiş tokuş edilmesidir bir yıllığına. Bu bir yıl içinde koyun sürüsünün yeni doğan kuzuları, sütü, yünü vesairinden elde edilen gelir ekini zarar gören adama verilecek; koyun sürüsünün asıl sahibi de tarlayı yeniden ekip gelirini oradan karşılayacaktır. Hz. Davud, Allah’a şükreder oğlunun bu bilgelikle dolu kararı karşısında.

***HAK MI , DOĞRU MU , ADALET Mİ EŞİTLİK Mİ ?
   MESELA 2+2 HER ZAMAN 4 EDER.YAĞMURDA DA ,ÇÖLDE DE ,10.000 SENE ÖNCE DE UZAY ÇAĞINDA DA... ; BU HAKTIR ! AMA YAĞMURLU BİR GÜNDE ŞEMSİYE İLE DIŞARI ÇIKMAK DOĞRU İKEN BİR BAHAR GÜNÜ ,NEFİS BİR HAVADA ŞEMSİYE İLE DIŞARI ÇIKMAK YANLIŞTIR !... BU İSE DOĞRUYA ÖRNEKTİR.DOĞRUNUN GERÇEKLİLİĞİNİ KORUMASI ŞARTLARA BAĞLI İKEN ,HAK'IN GERÇEKLİLİĞİ  ZAMAN VE ZEMİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK HER ZAMAN İLERİ SÜRÜLEBİLİR !
 ÇALIŞANA DA ÇALIŞMAYANA DA AYNI ÜCRETİ VERMEK EŞİTLİKTİR AMA ADALET DEĞİLDİR !VEYA 100 KG. YÜKÜN 50 KG.INI  KADINA , 50 KG.'INI DA ERKEĞE YÜKLEMEK EŞİTLİKTİR AMA ADALET DEĞİLDİR.ADALET ÇALIŞANA ; ORTAYA ÇIKAN ÜRÜNDEKİ KATKISI ORANINDA  ÜCRETİ SAVUNURKEN YÜK TAŞINMASI  OLAYINDA DA FİZİKİ OLARAK DAHA FAZLA GÜÇ SAHİBİ ERKEĞE 70KG. YÜKLEMEYİ SAVUNURKEN , FİZİKİ OLARAK DAHA AZ GÜÇ SAHİBİ KADINLARA 30KG. YÜKLENMESİ GEREKTİĞİNİ İLERİ SÜRER!
EŞİTLİKTE ADALET YOKTUR AMA ADALETTE EŞİTLİK VARDIR !
    İSLAM  "ADALETİ VE HAK'KI " ÖN PLANA ÇIKARIRKEN DİĞER  SİSTEMLER İNSAN AKLINI .

DÜNYAYI KURTARACAK TEK AYET:

  S-1-Bu ayette anlatılanlara,neden dünyayı kurtaracak/insanlığı kurtaracak ayetler denilmiştir.?

   S-2-Avrupalı seyyahların çok beğendiği ayette vurgulanan ana öğeler nelerdir?

   S-3-Bu ayette vurgulanan ve yapılmasını istediği değerlerin toplumsal mutlulukta ve kaliteli toplum oluşturmadaki önemini anlatınız?

    S-4-Bu ayette yasaklanan ögeler nelerdir?

    S-5-Bu ayete göre yapılması istenen güzel değerler nelerdir? Önemini açıklamalı olarak anlatınız? 

    S-6-Bu ayetle ilgili 5 soru üretiniz ve cevaplayınız?

       Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu dönemde batılı seyyahlar (gezginler) Osmanlı Devleti’ni sık sık ziyaret ederek, devleti bu kadar güçlü ve yenilmez kılan noktaları öğrenmek için araştırma yapmaya gelirlermiş.

         Bu tür seyahatlerden birinde başkent İstanbul’a ulaşmak üzere yola çıkan bir seyyah grubu Edirne’yi gezerken, kendilerine yardımcı olan rehbere karşılarında duran bir tabelada ne yazdığını sormuşlar. Rehber, hat levhasındakinin Hz. Muhammed’in bir sözü olduğunu ve “Kendi nefsin için istediğini kardeşin için de istemedikçe gerçek bir mü’min olamazsın” yazdığını söyleyince, seyyahlar göz göze gelmişler. Demişler ki; “Bir ülke halkı sadece bu düsturu yerine getirse, cennetvari bir toplum yapısı oluşturmak zaten işten bile değil…”Kısacası, o kadar kanıksıyoruz ki bazen okuduklarımızı ve dinlediklerimizi…Âdet yerine gelsin diye dinliyor ve gereğini de yapıyor gibi davranıyoruz ya çoğu defa (sizleri tenzih ederim)…

Fakat işin özüne inince ve mesaja derinden kulak verince durum sahiden bambaşka…

İnsanlığı kurtaracak hazinenin üzerinde oturup da, durumdan bihaber olmak gibi bir şey aslında bu…

Ağzına sağlık Paşam…Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 12 Nisan Perşembe günü yaptığı konuşmada “sözde değil özde bağlılık” dedi ya hani…O gün bugündür düşünüyorum, özde zannedip de sözde kalan davranışlarımızı…İyi ki de hatırlattın Paşam diyorum…Meğer ne kadar da çokmuş özüne varamadıklarımız, sözde kaldıklarımız…Paşa’nın konuşmasının hemen ertesindeki ilk cuma namazında daha bir esaslıca kulak verdim dinlediklerime…

Meğer insanlığı kurtaracak tek bir ayeti bile her zaman dinlermişim de, konuyu o kapsamda düşünmezmişim…

Hani cuma günleri imamlar hutbeyi bitirirken okudukları ve minberin basamaklarından inerken de anlamını açıkladıkları o kısacık ayet var ya, ondan bahsediyorum…

 

S—7-Bu ayete göre,Sağlıklı-dengeli-Gelişen-MUTLU toplumun ana ilkeleri nelerdir?

Huzur içinde bir dünyada yaşamak için bu kısacık ayet bile tek başına yeter diye düşünürsünüz.Şimdi önce her zaman dinleye geldiğimiz o ayetin mealini yazayım, sonra ayeti açıklayan bir tefsire yer vereyim, ardından da bir iki cümle ile konuyu özetleyip son noktayı koyalım.

İşte o ayet…“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir”(NahlSûresi, 90. Ayet)

Ebu'l Al'a Mevdudi’nin “Tefhimü’l Kur'an” adlı Tefsirinde  bu ayetle ilgili şu açıklamalara yer veriliyor: Üç emir, üç yasak…

“…Bu kısa cümlede Allah, dengeli ve sağlıklı bir toplumun dayanağını teşkil eden üç önemli şeyi emretmektedir: Bunlardan birincisi adalettir.

ADALET: Sınırlama olmaksızın herkesin sahip olduğu hakları elde etmesi için gerekli olan düzenlemeleri yapmaktır. Örneğin bütün insanlar, vatandaşlık hakları bakımından eşit olmalıdırlar. Allah herkese ahlâkî, sosyal, ekonomik, kanunî olan tüm haklarının, hak ettiği ölçüde verilmesini emreder.

--- “Hakkı titizlikle ayakta tutanlardan olun”  Cenab-ı Hak, Maide Sûresinin 8. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:

      “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

       “Hakkı bilip hükmeden kadı cennetliktir.”

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde (bile bile) adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka cahilane hükümde bulunan da cehennemliktir."Hadis No: 4882-BUHARİ

 

    İHSAN: Emredilen ikinci nokta, "İhsan"dır. Bu kelime: iyi, cömert, hoş görülü, affeden, merhametli, nazik olma, bencil olmama,GÖRÜLÜYORUM,... vs. anlamlarına gelir.

      Tanım:İnsanın kendisini her zaman Allah’ın gördüğü ve insanın görüldüğü bilinciyle davranışlarına yön vermesidir. Toplumsal hayatta bu adaletten daha önemlidir. Çünkü adalet sağlıklı ve dengeli bir toplumun temeli ise ihsan onun mükemmele erişmesidir. Bir taraftan adalet, toplumun haklarını çiğnenmekten ve zulümden korurken, diğer taraftan ihsan, toplumu ,SAĞLAM-ESTETİK ÜRETMEYE ,zevkli yaşamaya değer hale getirir.

 

 SILA-I RAHİM: Emredilen üçüncü nokta ihsan'ın özel bir uygulaması olan sıla-ı rahime (yakın akrabalara) iyilik etmektir. Bu, kişinin sadece akrabalarına iyi davranması, onların acılarını ve mutluluklarını paylaşması ve onlara kanuni sınırlar içinde yardım etmesi anlamına gelmez. İslâm, akrabaları açlıktan kıvranırken zevk ve sefahat içinde yaşamayı büyük bir günah olarak tanımlar. Her bölümün kendi içindeki fakir bireyleri desteklediği bir toplum düşünün! Elbette böyle bir toplum hem ekonomik, hem sosyal, hem de ahlâkî yönden yüce ve saf bir toplum olacaktır.

S-8-Yukarıdaki ayete göre mutlu-gelişen-üstün toplumun yıkılmasına sebep olan etkenler nelerdir,anlatınız?

BU AYETTE Kİ YASAKLAR

Yukarıdaki değinilen üç iyi özelliğe karşılık Allah aynı ayette, hem bireyi hem de tüm toplumu bozan üç kötülüğü de yasaklamaktadır:

FAHŞA: Arapça fahşa kelimesi, gayrı ahlâkî, müstehcen, kötü, çirkin, adi, terbiyesiz; her şeye veya genel beğeni ve edep kurallarına uymadığı için duyulması ve görülmesi uygun kaçmayan şeyleri; zina, fuhuş,Ahlaksızlık, hırsızlık, soygun, içki, kumar, dilencilik(İhtiyacı olmadığı-geliri yettiği halde),küfretme ve benzeri şeyleri içerir. Aynı şekilde bu ahlâksızlıkları toplumsallaştırmak ve yaymak da, örneğin toplumu ahlaken bozacak yanlışların/kötülüklerin propagandası, iftira, suçların açıktan işlenmesi, ahlâksız hikâyeler,toplumun ve insanların ahlakını/birliğini/huzurunu bozacak/fitne fesat çıkaracak-kötülüğün yayılmasına sebep olacak, kötü örnek olacak filmler aynı şekilde fahşa’nın kapsamına girer.

 

MÜNKER: Genelde insanlar arasında kötü kabul edilen ve tüm diğer ilâhi kanunlar tarafından yasaklanan her şey demektir.

 

BAĞY: Genel ahlâk kurallarını aşan, Yaratıcı olsun, canlı cansız tüm varlıklar olsun, diğerlerinin haklarını çiğneyen her tür kötü davranıştır.”

Ebu'l Al'a Mevdudi’nin“ tefhim’ul Kur’an” adlı Kur’an tefsirinde Nahl süresi 90. Ayeti tefsir ederken verdiği bilgiler/ açıklamalar  böyledir..

 

 

Kaynaklar:Kur’an-Kerim(T.C.Diy.işl.bşk.Terc. ank.)Meb Din kül ve ahlak bil.Ortaöğretim,İ.Öğrt. öğretmenklavuz kitabı (2010 ank), 1999 ve sonrası Meb. din kül kitapları T.C.diy.işl.bşk.yayınları:İslam ilmihali(II cilt),İslam ansiklopedisi(42Cilt),Meb orta öğretim Lise,ilköğretim din kül kitapları,Değişen 2005 Tarihli din kül ve ahl.bil Müfredatı,1739 sayılı Milli eğitim temel kanunu(Özellikle 10.madde),Anayasanın tecziyelendirme ve kamu hakları hukuku ile ilgili maddeleri,Meb Öğretmenin görev ve sorumluluklarına dair yönerge,genelgeler. Ayetler ışığında bilim (T.C.diyişl.bşkyay.OnkDr.HalukNurbaki),Atatürk’ün oluşturulmasını emrettiği Hak Dini Kur’an dili adlı Tefsir kitabı (10Cilt),T.C.İlahiyat Fakülteleri dergileri.T.C.Meb İstanbul Valiliği “Değerler eğitimi genelgeleri”(oluşturulmak istenen hedef değerler)- www.diyanet.gov.tr,Dinimi öğreniyorum (T.C.diy.işl.bşk.yay.ank.) Diyanet Aylık Dergi

 

Bu haber 78 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER

NEDEN İNTİHAR EDİYORLAR?

NEDEN İNTİHAR EDİYORLAR? NEDEN İNTİHAR EDİYORLAR?

VEDA HUTBESİNDE Kİ İNSAN HAKLARI

VEDA  HUTBESİNDE Kİ İNSAN HAKLARI VEDA HUTBESİ VE DİĞER İNSAN HAKLARI BİLDİRGELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

GALERİ

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori 54
Haber 1234
Yorum 118
Haber Okuma 2688558
Editör 12


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi