BİR PİRİNÇ TANESİ NE ANLAMLAR TAŞIYOR?


Açıklama: BİR PİRİNÇ TANESİ VE İSRAF
Kategori: İBADETİN TANIMI ÇEŞİTLERİ VE ÖNEMİ
Eklenme Tarihi: 22/Mayıs/2018
Geçerli Tarih: 18/Temmuz/2018, 19:35
Site: BİLGECE BAKIŞ
URL: http://www.bilgecebakis.com/yeni/haber_detay.asp?haberID=2135


BİR PİRİNÇ TANESİ HİKAYESİ
  Beş yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu.
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk
çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri,
emeği, çilesi var biliyor musun?'

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.Alain'in proposlarini okuyorum.Birden irkildim.Babaannemi hatırladım.Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün  uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,göz nuru, el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.Bir otele indim.Geceydi.Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında  ilginç bir not gördüm.'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine  yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini  istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
bulunuyordu.

    İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.


        Zamanın başbakanı meclisi toplar.
       Kürsüye çıkar.Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
- Şu andan itibaren der,
- Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
- Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan   kaçınma kampanyası açılır.


       Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

    *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere
akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey  o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü  hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir,
hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir sorumluluk duygusu, edep ve incelik vardır.


Alıntıdır.

Kaynak: Hayatimdegisti.com Telkinli subliminal Kişisel Gelişim Cd'leri



Muhteşem Bir Hikaye Pirinç Tanesi ibretle okuyunuz...
Prof.Dr. Saffet Solak anlatıyor :

Amerika'da master yaptığım yıllarda, çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Herkes dilediği yemekten istediği kadar alabiliyordu.

... Yemekhanenin kapısında "Take what you need.Eat what you take" (Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye) diye yazmakta idi.
Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki: "Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun?

Bırak tabakta kalsın." Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü: "Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusu ile çarp bakalım, kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir ülkeyiz, israf etme lüksümüz yoktur." dedi.

Yine denemek için dedim ki: Şu anda Çin'de değil Amerika'dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin'i değil, Amerika'yı zarara uğratacaktır.? Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi: "Yaşadığım ülke olan Amerika'yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz."

Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim ve düşüncesini paylaştığımı söyledim. İslam dininin bu konudaki, "Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez" buyruğunu açıkladım.

Çok hoşuna gitti. Tam o sırada, Müslüman bir arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş onu göstererek:

"O Müslüman değil mi? dedi.

O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim